• Öğretmenlik yapan anlamaz ama öğretmen olan anlar!
    Öğrencinin zihnine girmek isteyen öğretmen, önce öğrencinin gönlüne girmeyi başarmalıdır.
    Öğretmenin gücü, öğrencinin hayatını değiştirir.
    Su hastaysa zaman içinde sudaki balıklar da hasta olur.
    Anne babanın ve öğretmenin geliştirici gücü, bir ulusun en önemli sermayesi ve geleceğinin teminatıdır.
    Öğrenciler okulun gösteri aracı değildir.
    Sevgi ve anlayışla hareket eden hiç kimse kaybetmez; veren de kazanır, alan da!
    Güler bir yüz, neşeli bir ses tonu, hafif bir dokunuş hemen algılanır ve etkisini gösterir.
    Öfkeli öğretmen eğitemez, mümkün değil; ancak davranışı kalıplar ve özü sindirir.
  • ~Öğretmenim bir bakar mısın? |Doğan Cüceloğlu ~
    〰️

    Bu Kitap öğretmenler ile öğrencileri arasında geçen anıların yazıldığı mektuplardan yola çıkılarak; nasıl bir öğretmen olmalıyı, nasıl bir öğretmen olmamayı yaşanmış olaylarla gözler önüne seriyor.
    Kitabın içinde yer alan mektupları, paylaşılan kesitleri çok beğendim, çok etkilendim. Kitapta anlatılan şey aslında öğretmenliğin gücü, bu gücün ortaya çıkarılması gerektiği. Dokunulması gereken çok yürek, çok hayat var. En önemli vurgunun da ‘’öğretmenlik yapmak’’ değil, ‘’öğretmen olmak’’ kavramları üzerinde yapılmasını çok doğru buldum.
    Kitaptan alıntılar:
    Öğretmenlik yapan anlamaz ama öğretmen olan anlar!
    Öğrencinin zihnine girmek isteyen öğretmen, önce öğrencinin gönlüne girmeyi başarmalıdır.
    Öğretmenin gücü, öğrencinin hayatını değiştirir.
    Su hastaysa zaman içinde sudaki balıklar da hasta olur.
    Anne babanın ve öğretmenin geliştirici gücü, bir ulusun en önemli sermayesi ve geleceğinin teminatıdır.
    Öğrenciler okulun gösteri aracı değildir.
    Sevgi ve anlayışla hareket eden hiç kimse kaybetmez; veren de kazanır, alan da!
    Güler bir yüz, neşeli bir ses tonu, hafif bir dokunuş hemen algılanır ve etkisini gösterir.
    Öfkeli öğretmen eğitemez, mümkün değil; ancak davranışı kalıplar ve özü sindirir.
  • Etkisi iyi ya da kötü, her ögretmenin gücü var; bu inkar edilemez bir gerçek. Kimi öğretmen gücünü biliçli seçimlerinden, kimi içinde yetiştiği kültürün alışkanlıklarından alır. Ne var ki, öğretmenin etkisi ömür boyu devam edebilir...
  • Çocukluğunda sakladığı yaralarının bir tesellisiydi bu kim bilir belki de hiçliğine...

    Yaşamak delicesine bir duygu derken hayallerini süslediği mesleğin hakkını vermek adına yola düştü Deniz.. Memleketinde olmayan bir ismin ağırlığnı taşıyordu kimsesizce. Babası bu ismi ona vermeden önce gözlerinin karalığına bakıp" deniz gibi aydın, göğün maviliği kadar umut dolu kal canım kızım" diyerek okumuştu kulağına kedersizce. Kaderi de hallice..

    Yola çıktığında heyecanını saran alacakaranlık içini kemiren fare yığınlarına dönüşüyordu. Gidiyordu işte artık. otobüse binerken pencerenin kenarında sayıkladığı gözleri buğulanmış ve elleri camın kenarından babasının yüreğine doğru sarkmıştı. Bu ilk ayrılışları da değildi oysa ama belki de ... Deniz, boğazını temizledi sakince , kendine geldi ve bir an için düşünde " Sonunda işte oldu; hem sevdiğim adamın yanına hem de çocuklarımın yanına gideceğim ve dünyanın en güzel mesleğini yapacağım" diyerek geçirdi içinden sessizce. Hatta biraz da gülümsedi. Bu gülümseme ile olgunlaştığını anladı. Çünkü bir kenarda bıraktığı ailesi bir kenarda sevdiği için çıkılan yolun sersemletici sarsıntısı ile kala kaldı öylece.. iniş mesafesine yaklaştıkça kalbi de yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Ve o anda kapının açılmasıyla birlikte beliren suret dünyanın en mükemmel şiiri gibi işledi yüreğe. İşte Aslan da tam o anda belirdi kocaman sevişiyle.. Sarılmaların ardı arkası kesilmeden mutluluk dağıldı gökyüzüne...
    Yaşam yelkovanın ucundan seyrederken saniyenin her bir geçişini Deniz ve Aslan da birbirlerinin zamanı oldular her vakitte. Kimi zaman bir yemek masasının içi şiir dolu kaselerinde kimi zaman birbirlerinin gözlerinde. Ama hep birlikte..

    Derken günlerin en şafaklı anlarından birinde okula doğru koşar adım Deniz'İn ayak sesleri doldurdu tüm memleketi. Öğrenciler etrafında ve her çocuk sesinde salıncağın iplerinden göğe doğru açılan bir uçurtma gibiydi hayat onun için. Her günleri umut dolu, eğlenceli kimi zaman ağlamaklı ama hep sarılmalı geçerdi. Bir gün müfettiş çaldığında kapıyı "Hoca hanım burada eğitim vermelisiniz oyun değil" diyerek dikmişti gözlerini kartal gibi haince.. Oysa oyunla öğrenilen bir hayatın olduğunu düşünse sözlerini nimet diye çiğner çıkarmaya utanırdı o halde... Ve yine o farkındalığın yaşandığı bir günde bir olay yaşandı kahpece..
    Deniz öğretmen pencerenin kenarından arada başını göğe çevirip tebessüm ederdi hep. Her zaman ki gibi yaklaştı pencerenin kenarına ama bu sefer göğe değil onlara doğru yönünü çeviren 3 adamın yüzlerine baktı dikkatlice. Kendi aralarında bir şey konuştukları çok belliydi ama bi tuhaflık olduğunu da sezmemek elde değildi. Adamların ellerindeki silahı görünce tedirginliği bin kat daha arttı haylice. Bir süre sonra etrafının biraz daha kalabalıkça olduğunu anladı ve hemen kötü olaya bir adım kala polise telefon etti gizlice. ve çocuklarına seslendi keder dolu içiyle.. "Çocuklar şimdi hep birlikte oyun oynayacağız herkes sıraların altına saklansın ve ben sizin isimlerinizi tahmin ederek kim olduğunuzu bulmaya çalışacağım, ama sakın ama sakın ben demeden çıkmak yok" derken bir patlama sesi .. yaşça büyük olan çocuklar bazı şeyleri daha net anlayabiliyorlardı ama yine de oyuna katılmak durumundaydılar. Öğretmen sesin tamir edilen bir yerden patladığını söyleyerek oyalamaya çalışıyordu kendince. Ve işte seslerin sesini kısamayan öğretmenin sesini kıstılar zalimce.. Evet haince vurulmuş yatıyordu öğretmen masasının köşesinde. Çocuklara arada seslenip çıkmamalarını söylesede ayağa kalkmaya gücü yetmiyordu her bir direnişinde. O anda polislerin geldiğini ve çatışmanın şiddeti ardından çocukların kurtulduğunu gördü yattığı yerden. yüzünde tebessüm ellerinde kan izi... Polislere "çocuklara öğretmenlerinin iyi olduğunu ve bir kaç gün sonra gelip oyuna kaldıkları yerden devam edeceğini bu süreye kadar hiç üzülmeden evlerinde kalmalrını söyledi." Ve evet Aslan , canından sevdiği canan.. Gözlerini artık açamıyordu ama başında bulunduğu doktora "Bir kaç günlük uykunun ardından yine geri geleceğini ve onu çok özleyeceğini "söylemesini istedi. O anda Aslan haberi almanın sersemliği ile sarsıldı ve nereye gideceğini bilmeden dağıldı olduğu yere..

    Bir kaç günün ardından gözlerini açan Deniz, Aslan'ın sesini duyuyordu sanki yıllar geçmişti aradan ve hasreti taşmış da toplayamamıştı kendini o kaldığı yerden.. Ve ardı arkası kesilmeyen tebessüm çığlıkları.. "Dememiş miydim ama Aslan'ım bir kaç günlük uykudan sonra yine hep beraberiz diye" ...


    Deniz gözlerini açtığında yanı başında Aslan'ı görünce içini derin bir rahatlık kavradı o an. Sıkıcca sarıldı ve gerçek sandığı rüyanın eşiğinden baktı gökyüzüne.. Gökyüzü ise Aslan'ın gözleriydi her seferinde... Şimdi gözlerini yeniden kapatmaya değil de aynı şeyi görmekten korkmanın acısı ile kalktı yaşamın yaşanacak olan sessizliğinden...
  • Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye anlattığı hayali

    Bir gün beni Küçükköy’e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana “malikânesini” gösterip heyecanla konuşmaya başladı:

    “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve meyve bahçem olsaydı, tarımla, meteorolojiyle ilgili dersler verebilirdim. Bir öğretmenin her şeyi bilmesi gerekir, azizim, her şeyi!”

    Birden sustu, öksürdü, yan yan bana baktı, sonra yüzüne o yumuşacık, sevimli gülümsemesi yayıldı. İnsanı her zaman karşı konulamazcasına kendisine çeken bu gülümseme, ağzından çıkan sözcüklere karşı özel, ciddi bir dikkat yaratırdı.
    “Hayallerim sizi sıkıyor mu? Bunlardan söz etmeyi seviyorum. İyi, akıllı, eğitimli bir öğretmenin Rus köyü için ne kadar gerekli olduğunu bilemezsiniz! Bizde, Rusya da öğretmene birtakım özel koşullar sağlamak gerekiyor. Halkı eğitmezsek, devletin de tıpkı kötü pişirilmiş tuğladan yapılmış bir ev gibi yıkılacağını biliyorsak eğer, bunu bir an evvel yapmalıyız! Öğretmen, işine gönül vermiş bir sanatçı olmalıdır. Bizde ise öğretmen, çocukları eğitmek üzere köye, sanki sürgüne gidiyormuş gibi giden niteliksiz bir işçi, iyi eğitilmemiş biridir. Öğretmen açtır, yılgındır, elindeki bir lokma ekmeği de yitirmekten korkmaktadır. Oysaki, onun köyde öncü olması, köylünün sorduğu bütün sorulara yanıt verebilmesi, köylülerin onun sahip olduğu, dikkate ve saygıya değer gücü kabul etmeleri, hiç kimsenin ona bağırıp çağırmaya, kişiliğini aşağılamaya yeltenmemesi gerekir. Bizde polis memuru zengin bakkal, papaz, ustabaşı, okulun koruyucusu, başçavuş ve öğretim müfettişi denilen memur dahil herkes öğretmeni aşağılıyor ama eğitimin en iyi şekilde verilmesine değil, yalnızca genelgelerin titizlikle uygulanmasına önem veriyorlar. Halkı eğitmek üzere çağrılmış bir insana kuruşla para ödemek saçmalık değil de nedir? Halkı eğitmek diyorum, beni anlıyor musunuz? Bu insanın eski püskü giysilerle dolaşmasına, rutubetli, yıkık dökük okullarda soğuktan titremesine, kömürden zehirlenmesine, üşütmesine, otuzuna varmadan larenjit, romatizma, tüberküloz hastalıklarına yakalanmasına göz yumulamaz… Bu aslında bizim ayıbımızdır! Bizim öğretmenimiz sekiz dokuz ay boyunca bir münzevi gibi yaşıyor, iki laf edecek kimsesi yok, yalnızlık içinde, kitabı, eğlencesi olmadan körelip gidiyor. Arkadaşlarını evine çağırıyor, o zaman da mimli biri olup çıkıyor. Mimli olmak… Kurnazların aptalları korkuttukları ne budalaca bir söz!.. Bunların hepsi insanı tiksindiren şeyler… büyük, çok önemli işler yapan bir insanla alay etmek gibi bir şey. Biliyor musunuz, ben bir öğretmen gördüğüm zaman, onun çekingen davranışı, sırtındaki kötü giysiler yüzünden utanıyorum, öğretmenin yoksulluğunda benim de suçum varmış gibi geliyor… Çok ciddiyim!
    Maksim Gorki
    Sayfa 101 - Yordam Kitap
  • Bugün hep okul sıralarında öğrencileri olan öğretmenler konuşuyor. Ama bir de yüreği her an görmediği öğrencileriyle atan, onları özleyen, yüreklerini hisseden atanamayan öğretmenler var. Onların temsili konuşmasını da ben yapayım:
    Doğan Cüceloğlu, "Öğretmenin gücü niyetinin saflığında gizlidir." diyor. Siz hiç okul sıralarında öğrencileri olmayan ama gücünü hep niyetinin saflığından alan her an öğretmen gibi yaşamaya çalışan her umutsuz oldugunda göz kapaklarına bir çocugun, bir çift bakışını getirip yüreği umutla dolan atanamayan öğretmen tadınız mı? Mesela, şuan ağlayan, sevinen, şaşıran, mutlu olan öğrencilerinin varlığını ve duygularını teker teker hisseden. Onlara kavuşamamanın acısını her gün ağlayarak yaşayan atanamayan öğretmen... Gücümü niyetimin saflığından alırken öğretmence düşünüp, öğretmence kalbimle yaşamayı kendime ilke edinirken gücünü maaşından alan bazı öğretmenlerden daha çok hak ediyorum bu günü kutlamayı. Görmediği öğrencilerine sevgisini gönderen, hisseden öğretmenin her gün yanında olup sevmeyen, hissetmeyen öğretmenden daha çok hakkı var bu günü kutlamaya. Öğretmenler günüm kutlu olsun.