• Annelik kutsaldır.
    Öğretmenlik kutsaldır.
    ...
    Kutsallaştırma bi gereklilik midir? Maalesef bi savunma yöntemidir... Çünkü kutsallaştırılan rol sorgulamaya kapalıdır. Çoğu zamanda eleştiriyi kabul etmez çünkü en iyisini en doğrusunu " O " bilir. Oysa rol bireyin kendisinin seçtiği ne derecede başarılı yaptığı sorgulanabilir bir şeydir. Kutsallık secimden öte seçilmek odaklıdır oysa seçilen bir özne göremiyorum. Her anne veya öğretmen özne noktasında başarılı olmayabilir. Lakin bu rolün kutsallığı onu dezenfekte edip iyi biri yapacaktır. Ama rol kutsaldır öyle mi? Ekşisözlükte bir yazar arkadaş kutsallaştırma hastalığını " Çocuk oyunlarındaki dokunulmazlık hakkının yetişkin versiyonu" diye tanımlıyor haksızda sayılmaz kanımca.
  • Mesleğine aşık, derdi öğrencilerin beyni olan öğretmenlerin öğretmenler gününü kutlarım. Nişan yüzüğünün ve cetvellerin sağlamlığını öğrencilerin elleri ve kafası üzerinde tecrübe edenlerin ise bir an evvel eğitim öğretim camiasından ıskartaya çıkartılmasını temenni ederim. Öğretmen kökenli yazarlar bile vardır böyle mesela Solcuların yere göğe sığdıramadığı şair Ahmet Telli, bizim "Tekfurun kızı" Holofira'yı alamayan Orhan Gazi ruhlu şair Süleyman Çobanoğlu'nun babasının suratına müdürken zarf fırlatmış. Tavra bak... Bu tavır seneler sonra Çobanoğluna şu makaleyi yazdırmıştı:
    Bknz;
    Şu öğretmenlere yönelik pohpohlama üzerine biraz kafa yormakta fayda var.

    Yılın öğretmeni seçilmek ne demektir? Kim hangi kıstaslara göre bu sıfata hak kazanır?

    Öğretmenlerin “kutsal” olduğuna kim karar vermiştir?

    Bunları bilmiyorum.

    Eğer şu “Bana bir harf öğretenin…” düsturundan bahsederseniz ben de derim ki: Bu sözün fen ve tabiat ya da vatandaşlık bilgisi öğretmeni için söylenmiş olduğunu hiç sanmıyorum!

    ***

    İlk öğretmenlerimi zar zor hatırlıyorum. İlk sopamı ise çok iyi…

    Orta mektepte bir Ulvi Hoca vardı. Başka bir dersin hocası olduğu hâlde, boş geçen Müzik dersimizi tuttular ona verdiler.

    Ulvi Hoca, tam bir “Türkiye vatandaşı” idi. Düttürü kabilinden, flütle “baltalar elimizde” garabetini çalmayı reddederek “Bırakın lan kitapları!” dedi, “Adam gibi şarkı söyleyelim!”

    Başladık: “Ey büt-i nev eda/ Olmuşum müptela/ İltifat et bana aşıkım yar sana…”

    İşte, bu şarkı sırasında gözleri heyecanla parlayan bir temiz yürekli adam, bu “yaralı bilinç”, teneffüslerde haylazlık edenleri neyle döverdi bilir misiniz?

    Mizber pullukların tarlalara tohum akıtan hortumlarıyla!

    Bir yatılının karşı karşıya kaldığı insan, “ cemiyet içinde bir öğretmen” değildir.

    O bir belletici ile baş başadır, bütün zaaf ya da kuvveti ile çıplak bir ruhun karşısında.

    Orada akla kara belli olur.

    Veli toplantılarında el pençe divan durup akşam etütlerinde aslan kesilenler vardır.

    Komünist deyip kızanlar vardır, faşist deyip dövenler vardır.

    Ergenlik çağındaki gençlere, hayran olduğu kızın önünde sille tokat girişenler vardır.

    Adı “halkçı-toplumcu-öğretmen-şair Ahmet Telli” olup da kayıt için boyun buran babanızın suratına sarı evrak zarfını fırlatanlar vardır.

    Robert ile Tarsus Amerikan’ın öğrencileri tam makyaj gezerken sizin bir tutamı aşan saçınızın ortasından katil makaslarla tren yolu açanlar vardır.

    Darda kalana borç vereni de vardır, yere düşenin başını sıvazlayanı da.

    “Kutsal”dan bahsetmeyin.

    Öğretmen de bildiğiniz gibi bir âdemdir.

    ***

    Bu ne iğreti bir bakıştır ki öğretmen ve asker ve polis ve hatta gazetecilik kutsaldır.

    Fakat rençberlik, dülgerlik, nalbantlık, işportacılık, fırıncılık, bozacılık, hattatlık, şairlik ve çöpçülük kutsal değildir.

    Öğretmenler olmayıverse bile şu bildiğimiz bütün lüzumsuz ıvır-zıvırı bize televizyon ve gazeteler öğretirler. Ne yani, yıllarca Edebiyat ve Türkçe, Milli Güvenlik ve Turizm, Kooperatifçilik ve Coğrafya okuduk da ne oldu? 24 Kasım sululuklarına filan gerek yok. Gerçeği şu yedi yaşında kara kara Mussolini kılıkları giyen bebeler biliyor. Üniversiteyi bitirip de birden kendini işsiz güçsüz, sapkın ve kandırılmış bir toplumun içinde bulan gençlik biliyor. Bizim mekteplerin hiçbir soruya cevap vermediğini bilen herkes “kutsal”lığın ucuz olmadığını biliyor.

    Cevap gerekiyor.

    Öğretmenlik, kutsal bir tersliktir gerçekte.

    Bize, yaygın bir şerre karşı nasıl dikleneceğimizi, nasıl tersleneceğimizi öğretene “kırk yıl köle” olalım.

    Bordro mahkûmu mustarip memurlara değil
    Süleyman Çobanoğlu
  • ... hapishanede okuma yazma öğrenmesinin amacının insanlara kötülük etmek olduğunu hatırlıyordu.

    Şimdiyse amacı bir çocuğa okumayı öğretmekti

    Bu nedenle yaşlı kürek mahkumunun yüzüne meleklerin düşünceli gülümsemesi yayılıyordu.
  • 198 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    BİR YALNIZLIK DESTANI
    ~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^~^
    Hakkâri'de bir dağ köyünde görev yapan bir öğretmenin hikayesi..
    Öğretmen olmak yani “İnsan yetiştirmek” toplumun en zor işidir. Bu apayrı bir bilgi ve beceri ister. "İdealist"olmayı gerektirir, o yüzden öğretmenlik kutsaldır.
    Hele ki kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyünde ,tek başına mücadele etmek, mesleğini sevmeyen bir öğretmen için çekilmez olur diye düşünüyorum.

    Çocuklara dil öğretebilmek için ,ilk önce onların dilini öğrenen bir öğretmen..(Kendisini hem öğrenen ,hem öğreten olarak tanımlıyor )
    İlaçsızlıktan ,salgın hastalıklardan ölen bebeler ..
    Hayatlarında köylerinden başka bir yer görmemiş insanlar..
    Karın üzerinde yalın ayak gezen çocuklar..

    O kadar güzel bir kitap ki ,keşke daha önce tanışıp okusaydım diyorum. Şiir gibi bir anlatımı var .Tasvirleri, betimlemeleri harika. Okurken bazen düş ve gerçeği birbirine karıştırdım , dönüp dönüp okudum tekrar iyice anlayabilmek için. Filmi de varmış ama izlemeyi düşünmüyorum çünkü bana hissettirdikleri ,gözümde canlananlar o kadar gerçek ve o kadar etkileyici ki bunu bozmak istemiyorum.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    "Alaattin geliyor. Gece .
    Hoca, benim kardeş hasta, diyor. Ölecek.
    İlaç vereyim mi? diyorum .
    Hayır, portakal ver,diyor.
    Portakal yememiştir hiç.
    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

    Keşke mümkün olsaydı da ; her satırını, bana hissettirdiği her duyguyu paylaşabilseydim.

    Sadece okuyun diyorum :)
  • Mesleğime nankör diyenler çok haksızdırlar. Bu eşsiz zevki "öğretmenlikten" başka hiçbir meslek insana duyuramaz.
  • Uzun yıllardır öğretmenlik yapıyorum, ilk mezun olur olmaz başladım. Öğrencilerimle büyüyüp olgunlaştım diyebilirim, hatta onlardan çok şey öğrendim. Beni en çok mutlu eden ise köy okulunda çalıştığım zamanlardı. Çünkü gerçekten öğretmen olarak hissedebildiğim, verimli olduğumu bilip emeğimin karşılığını alabildiğim yegane yerdi. O uzun dolambaçlı ve karlı yollar bitmek bilmezdi. Ama yolun sonunda sizi gülerek karşılayan o köy çocukları yok mu? İçiniz sıcacık olurdu. Hala görüşürüm onlarla, ayaklarına taş değse ilk ben üzülürüm. Epeydir merkezde çalışıyorum ama hiç tadı tuzu yok öğretmenliğin. Her yeni gelen senedeki öğretmenlik, bir önceki seneleri aratıyor bende... Evet öğretmenlik, her şeye yetebilmektir. Ama en çok da, yetemediğin zamanlara üzülmektir.
    Seneler geçiyor... Ve senelerle birlikte eğitime verilen değer de tozlu raflara kaldırılıyor. Tıpkı zamanında yetemediğimiz puslu anılarımız gibi...
    Aslında sevmem özel günleri, hele ki böyle günlerde nutuk gibi konuşma yapmak da bana göre değil ama hüzünlüyüm bugünlerde. Biraz da o yüzden yazma ihtiyacı hissettim.
    Şu günde tek dileğim: Öğretmenliğin değerinin bilindiği, eğitimin kalitesinin arttırıldığı ve öğrencilerin daha verimli bir eğitim hakkına sahip olduğu aydınlık günlerin gelmesi...
    Biliyorum, her meslek kutsaldır ama öğretmenlik hariç hiç bir meslekte sizi koşarak, kucaklarını açarak karşılayan masum varlıklar yoktur.
    Tüm öğretmenlerin günü kutlu olsun. Ama başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere eğitim uğruna canını vermiş tüm eğitim şehitlerinin günü daha da kutlu olsun.

    https://youtu.be/SaahCUV4Yiw