1000Kitap Logosu

Oğuz Atay

Filtrele
Kaan
Bir Gün Tek Başına'yı inceledi.
%60 (450/744)
"KÜÇÜK BURJUVA DUYARLILIĞI" ve TÜRKALİ'NİN ÖCALAN'A SELAMI...
Vedat Türkali’nin başyapıtı olarak gösterilen Bir Gün Tek Başına, 1960 askeri darbesine giden sürecin arka planda devam ettiği bir aşkı konu alır. Eski bir devrimci olan Kenan, bir sorgu esnasında gördüğü şiddet üzerine bu yoldan fiilen ayrılmış, peşinden evlenmiş ve bir çocuk sahibi olmuştur. Bir kitabevinde çalışmakta olup aynı zamanda eski bir öğretmendir. Kısaca dışarıda bakıldığında mutlu, huzurlu bir aile izlenimi verirler. Ancak bu görüntünün altında Kenan derin bir bunalım içindedir. Öyle ki, kendisini bir kimlik karmaşası içinde bulur. Bir devrimci midir yoksa küçük bir burjuva mı? Sadece kendi hayatına mı bakmalı yoksa toplumsal sorunlarla yakinen ilgilenmeli midir? Peki Nermin’i eskisi gibi seviyor mu yoksa bu da bir küçük burjuva duyarlılığı mıdır? Bu ve buna benzer ikilemleri bilhassa Kenan’ın içsel konuşmalarında görürüz. Kenan, açık denizde yelkensiz, pusulasız bir gemide yol alan ve her an bir buzdağına çarpabilecek müstakbel bir kazazededir. Bir açıdan İvan Gonçarov’un Oblomov’unu anımsatır ancak Oblomov, Kenan’a göre çok daha sempatik ve daha çok hayatı boşlamış bir karakterdir. Kenan, bir gün felsefe bölümünde okuyan genç bir kız olan Günsel ile tanışır ve anında aşık olur. Bir süre sonra onunla birlikte olarak eşi Nermin’i aldatır. Ancak, Kenan’ın kaybolmuş ruh hali burada da kendini bizlere gösterir: Bir yandan Günsel ile birlikte olurken akşamında Nermin’e de karşı koyamayarak, onunla da birlikte olur. Günsel, onun için sadece bir gönül ilişkisi manasına gelmemektedir, hatta ona bu kadar bağlanmasının altında bence, Kenan’a eski günlerini hatırlatması yatmaktadır. Günsel’le olunca, onun için mücadele edince, bir amaca sahip olduğu, hayatın çok daha belirli ve canlı olduğu gençlik yılları aklına gelmektedir. Kitaptaki leitmotive uygun dile getirecek olursak, Günsel’e yakın olduğu sürece “küçük burjuva duyarlılığı”ndan uzaklaşmakta ve eski devrimci günlerine dönmektedir Kenan. En azından ona yakın hissetmektedir. Buna karşın, aşkın kendisi de bir küçük burjuva duyarlılığı mıdır sorusuyla yüzleşirler. Bu noktada Günsel’in de aslında Kenan gibi kendini arayan, belirsizlik içinde yüzen bir gemicik olduğunu anlıyoruz. Bunlar yaşanırken arka planda da 1960 darbesine giden süreçten bahsedilmektedir. Ancak bunlar nispeten biraz fazla geride gitmektedir. Baba karakteri de zannımca, Vedat Türkali’nin düşüncelerini dile getiren ses olma vazifesi görüyor romanda. Romanın en sevdiğim yanı, karakterlerin içsel konuşmalarıyla çatışmalarının ve bunalımlarının okura yansıtılması oldu. Ancak bunun dışında, giderek daha çok sıkılmaya başladım, öyle ki, kitabın sonuna dair merakım da epey azaldı. Okurken bence Kenan ve Günsel’den birisi intihar edecek, diğeriyse erginleşmesini başarıyla sağlayacak dedim kendi kendime. Tabi bu tahminim doğru mu bir şey demeyeceğim. Sonuçta kitabı yarım bıraktım, daha sonra internetten tahminim doğru çıktı mı diye baktım. Türkali’nin leitmotiv olarak kullandığı “küçük burjuva duyarlılığı” lafzından bir noktadan sonra bana gına gelmeye başladı. Öyle ki, tüm o içsel konuşmalar bir noktada buraya çıkıyor, onca diyalog bir noktada buraya çıkıyor ve artık diğer sayfalardaki içsel konuşmaların veya diyalogların henüz başındayken, içimden bunların nasıl ilerleyeceğini ve nasıl noktalanacağını tahmin eder oldum ve bir elim çenemde “üff”leyerek okur hale geldim. Tutunamayanlar’ın leitmotivi Olrıc bile bir noktada okuru bu noktaya taşıyabilir; bundan dolayı bu tekniği kullanmak bence epey riskli. Bununla birlikte bence Oğuz Atay, Türkali’ye göre çok çok daha başarılı bu konuda. Bu hususta son olarak, vurgulanan sadece küçük burjuva duyarlılığı da değil, “üff ne saçma şeylerle kuşatılmışız,” gibi vurguları bizzat karakterlerin ağzından sık sık duyarız. Bence, bunu karakterlerden duymaktansa karakterlerin ruh hallerinden, bir başka karaktere olan yersiz öfkelenmelerinden, bir bakkaldan para üstünü alırken dalıp gitmesinden, sabahleyin şehrin üstünü kaplayan fabrika dumanlarından hareketle işçilerin yaşadığı zorlukların edebi bir anlatımla ortaya konmasından, işçilerdeki ve de halktaki bilinçsizliğin yarattığı sonuçları romandaki işleyişe daha organik şekilde bağlı olarak anlatılmasından ve buna benzer yol ve yöntemlerle biz okurlar, kendimiz çıkarabilmeliyiz. Öte yandan, kitabın siyasi yönünün ağırlığı fazla olduğu için verilen mesajlara da dikkat etmek gerekiyor. Dışarıdan bakan, siyasete uzak bir okur bu romanı okusa, bence, devrimcilik hakkında epey olumsuz bir izlenim edinebilir. “Türkü söylerken de emekçiydi,” benzeri pek çok diyaloğa denk gelince okurda, haliyle devrimciliğin oldukça basit, gösterişe dayanan ve adeta parka giyer gibi herkesin giyebileceği bir şey olduğu izlenimi veriliyor. Öyle ki, devrimci karakterler, devrimci gibi su içerler, devrimci gibi yemek yerler, devrimci gibi sever, devrimci gibi aldatırlar, devrimci gibi yol boyu yapıp, devrimci gibi polise bakarlar, devrimci gibi çay sigara yapıp, devrimci gibi uyurlar. Karakterlerin devrimciliğini biz okurlar, daha çok onların romanda girişecekleri eylemlerle görsek ve onların birbirleriyle olan diyaloglarında benim biraz mizahi olarak ele aldığım durumda önümüze koyulmasalar çok daha iyi olurdu. Bununla birlikte, bu ve benzeri noktalara denk gelip sayfalar geçtikçe, sanki iyi bir insan olmanın tek yolunun devrimci olmaktan geçtiği gibi bir mesajla karşı karşıya geliyoruz. Nermin gibi evine, kocasına ve evladına bağlı, düşünceli, fedakâr bir kadın sanki sırf devrimci değil diye ya da küçük burjuva duyarlılığına sahip diye kötüymüş gibi sunuluyor. Ayrıca Nermin’in, Kenan’ın isteğiyle işinden ayrılmış olduğunu da öğreniyoruz. Diğer kötü karakter diyebileceğimiz kişi, Kenan’ın arkadaşı Rasim. Bunda gerçekten kötü özellikler mevcut: kendi çıkarlarını çok önceleyip, usulsüz işler peşinde koşan biridir. Ama bence, iyi bir arkadaştır, çünkü Kenan tarafından sürekli aşağılansa da hatta zaman zaman küfür de yese hep Kenan’ın yanında duruyor. Bence Kenan gibi birine böyle bir arkadaş çok bile. Eğer Rasim, parka giyse ve sol elini yumruk yapıp havaya kaldırsa muhtemelen iyi biri olarak sunulacaktı ayrıca. Romanın dört yüz küsur sayfalarına geldiğimde Baba karakteri, mevzuyu felsefeye de getirdi, tabi olumsuz olarak. Halihazırda romandan epey sıkılmışım, artık bırakma zamanım geldiğine karar verdim. Zira, eskiden elime aldığım her kitabı ne pahasına olursa olsun bitiren bir okur olarak, yakın zamanda aldığım bir kararla artık çeşitli nedenlerle ilerlemeyen veya benim içinde ilerleyemediğim kitapları bitireceğim diye zorlamayacağım. Vedat Türkali’nin bu kitabı da maalesef bu yönde bir deneyim oldu benim için. Şunu da net ve açık şekilde söyleyeyim: kitabı beğenmeyip yarım bırakmam ve eleştirilerim sadece ve sadece romanın içeriği, verdiği mesajlar ve edebi yönü nedeniyledir. Bunu neden belirttiğimi, yazarın bazı fikirlerine değineceğim aşağıdaki kısmı okuyunca daha iyi anlayacaksınız. _____ Youtube’da bir videoyu izlerken, Vedat Türkali’nin adı geçti. Video sahibi, Çözüm Süreci esnasında HDP heyetinin Öcalan ile gerçekleşen görüşmelerinin bulunduğu bir kitaptan, Öcalan’ın Türkali’ye selam yollamasını dile getirmişti. Videonun üzerine eğildiği ana konu bu olmadığı için bununla alakalı başka bir şey yoktu. Ben merak edip araştırmak istedim. Türkali de Öcalan’a yazdığı başka bir kitabını yollamış, fikirlerini öğrenmek istediğini iletmiş. Daha sonra Türkali’nin basına verdiği demeçlere bakınca, aslında çok bilindik bir şey olduğunu düşündüm ama zannımca sitede benim gibi bunları bilmeyen pek çok insan vardır. Tahminim o ki, Türkali’nin hayatına dair başka noktalar, farklı incelemelerde dile getirilmiştir, o halde ben de değinilmeyen bu yönünü aktarmış olayım. Bu noktada şunu belirteyim: Türkali’nin romancılığı farklı bir konudur, siyasi vb. fikirleri farklı… Yine, Türkali’nin edebi eserleri, onun siyasi vb. fikirleri nedeniyle bence kötülenmemelidir, hatta bu durum tüm yazarlar için geçerli olmalıdır ama maalesef bu konuda genelde tam tersi olmaktadır. Benzer şekilde bence, bir edebi eser, yazarının siyasi vb. fikirleri nedeniyle beğenilmemeli, güzellenmemelidir. Ama maalesef, toplum olarak bu ayrımları yapamıyoruz. Herkesin internetten rahatlıkla erişebileceği Türkali’nin Öcalan, PKK konularındaki bazı düşünceleri şu şekildedir: “Kürt halkı bu süreçte de başarılı olacaktır. Kürtlerin politik olarak oldukça bilinçli bir halk olduklarını düşünüyorum. Dilerim, yakın zamanda dağdaki ve sokaktaki çocuklarımız kucaklaşırlar. Gidişatın iyi olmasında, Newroz mektubundan dolayı kutladığım ve ŞU ANA KADARKİ TUTUMUNDAN DOLAYI BÜYÜK BİR SEVGİ ve SAYGI BESLEDİĞİM ABDULLAH ÖCALAN’IN da önemli bir rolü var. Özellikle Newroz mektubunda, kimi sorunlu yerlerin bulunduğunu kabul ediyorum, ama çözüm diye bir süreçten bahsediyorsak, sonuca bakmak gerekir. Onun tutumu ve söylemleri, dağları ve yolları açacak nitelikte.” agos.com.tr/tr/yazi/16375/vedat... -Sırrı Süreyya kitabı Öcalan’a götürdü. Öcalan da teşekkür etmiş, sizi özlediğini söylemiş. Ne hissettiniz? Sırrı dedi ki “Kitabı elimle vereceğim, dediklerini de gelip aynen anlatacağım”. Gelecek herhalde… -Kürt hareketini hep desteklediniz. Çözüm sürecinden umutlu musunuz? Barıştan başka çaremiz yok. Evvelsi gün Remzi Kartal telefon etti. Çok iyi tanırım. Bir zamanlar Bağımsız Kürdistan hayali kurarlardı. Onlara dedim ki “Çocuklar, gerçekçi olun. Bağımsızlığınıza karşı değilim ama bugünkü dünya şartlarında Kürtlerin ve Türklerin mutlaka dayanışma görevleri var”. Türkiye Komünist Partisi 1925 Programında, “Biz büyük kitleler halinde yaşayan Kürtlere ve Lazlara, eğer isterlerse ayrı bir devlet kurma hakkını bahşederiz” diyor. Diyor ama bunu 1925’te diyor. -Peki, sizce Kürtler ayrı bir devlet kurmalı mı? En güzeli Türklerin, Kürtlerin ve Türkiye içindeki tüm halkların birlik içinde olması. Bunda büyük fayda var. Türkiye’de yüzlerce çeşit çiçek var. Ermeniler, Rumlar, Gürcüler, Arnavutlar, Yahudiler, Çingeneler… Hepsi bu toprağın insanları. Öcalan da aynı şeyi söylüyor, onu bu yüzden tutuyorum. “Hep beraberiz, birbirimizi destekleyeceğiz” diyor. -Ama tam aksine Öcalan’ın bölücü olduğu söyleniyor… Öcalan’ı batırmak için söylemedikleri adi yalan laf kalmadı. Bak kızım, bu Kemalistler çok adice bir oyun oynadılar. Kürtlerin ilk yanılgısı Diyarbakır’daki Kürt Said isyanıydı. Kürt Said, Mustafa Kemal’in hilafeti kaldırmasını isyan sebebi saydı. Siz “Ulü’l emre itaat etmediğiniz için başkaldırıyoruz” dedi. Halbuki “Biz Kürdüz, haklarımız çiğnendi” demeleri gerekirdi. Diyemediler. Kendileri de farkında değillerdi belki de… Yanlış orada başladı. Bu olaydan sonra Kemalistler kurnazlık yapıp, Kürt meselesinden söz edenleri irtica ile suçladılar. Hayır ulan, irtica değil Kürtler ayaklandı! (Elini masaya vuruyor…) Kürt ayaklanması Öcalan gibi bir adamın öncülüğüne geçince birlik beraberlik mümkün oldu. -Peki, ÖCALAN’IN ya da KÜRT HAREKETİNİN HİÇ HATASI YOK MU? BENİM CİDDİ ELEŞTİRİ YAPABİLMEM İÇİN YÖNETİCİ KADROYU TANIMAM, ONLARLA YAŞAMAM, ÖYLE DEĞERLENDİRMEM LAZIM. +++ Bu noktada ben araya girmek istiyorum. Türkali, Kemalist yönetim veya diğer Cumhuriyet yönetimlerinin ona göre hatalarını dile getirmek için Kemalist yönetim veya diğer Cumhuriyet yönetimlerini tanımak, onlarla yaşamak gereği duymuyorken; PKK için duymakta. PKK’nın ve Öcalan’ın kendisinin kabul ettiği katliamları bile birer hata olarak aklına getirmiyor veya bu yönde değerlendirme gereği duymuyor izlenimi veriyor. Örneğin, Türkali’den en azından birer hata olarak şunları ele almasını beklerdim: “Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Derince köyünde 21 Ekim 1993'te PKK'lı teröristlerin okul bahçesinde kurşuna dizdiği 13'ü çocuk 22 kişinin acısı aradan geçen 23 yıla rağmen unutulmadı. Henüz 3 yaşında kefene sarılı bedeni kurşunlanmış küçük Serkan'ın fotoğrafını çeken gazeteciler, terörün acımasız yüzünü dünya kamuoyuna da göstermiş oldu. Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan da bu katliamdan sonra "bebek katili" olarak hafızalara kazındı. Şırnak'a bağlı Ortabağ köyünde 22 Ocak 1987'de düğünevine bombalı saldırı düzenleyen terör örgütü PKK, 2'si çocuk, 4'ü kadın 8 kişiyi katlettikten bir gün sonra Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Gündükörte mezrasında ise 2'si bebek, 5'i çocuk 10 kişiyi katletti, 10 kişiyi de yaraladı. Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı Açıkyol köyüne 7 Mart 1987'de saldıran teröristler 6'sı çocuk 8 kişiyi kurşuna dizerek katliamlarına devam etti. Teröristler, Mardin'in Ömerli ilçesine bağlı Pınarcık köyüne 20 Haziran 1987'de düzenledikleri baskında 16'sı çocuk, 6'sı kadın 30 kişiyi hunharca katletti. Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Haraberk mezrasına 8 Temmuz 1987'de saldıran teröristler aynı aileden 7'si çocuk, 2'si kadın 9 kişiyi öldürdü. Aynı gün aynı saatlerde bir başka grup da Peçenek köyünü basarak, 16 kişiyi kurşuna dizdi. Şırnak'ın Çiftekavak mezrasını da basan PKK'lılar, 2'si hamile 5'i kadın, 4'ü çocuk 11 kişiyi katletti. Şırnak'ın Yağızoymak köyünde 28 Mart 1988'de teröristler 9 çobanı boğarak katletti. Örgüt, öldürdüğü çobanların köy korucusu olduklarını iddia etti. Aynı yıl Dargeçit ilçesine bağlı Sümer köyünü basan teröristler, 3 öğretmeni katletti, birini de yaraladı. Bölücü terör örgütü PKK, 1990 ve sonraki yıllarda da güvenlik gücü sivil ayrımı yapmadan katliamlarına devam etti. Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde 21 Mart 1990'da yol kesen teröristler, 9 mühendis ve bir işçiyi kurşuna dizdi. Aynı yıl bu kez 11 Haziran'da Şırnak'ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli köyündeki korucu evlerine saldıran teröristler, 12'si çocuk, 7'si kadın 27 kişiyi katletti.” aa.com.tr/tr/turkiye/pkknin-s... +++ "Ben bu bloğun adaylarına çok güveniyorum. Hem Türk hem Kürt adaylarına güveniyorum. Mesela Sırrı Süreyya Önder var. Çok yiğit bir oğlan, çok namuslu bir adam. Mersin adayı Ertuğrul Kürkçü var, Akın Birdal var. Kürt adaylar içinde ise en çok Leyla Zana'ya güveniyorum. Geçenlerde Diyarbakır'ın bir köyünde 'oylarınızı gerillaya verin' demiş diye ortalığı ayağa kaldırdılar. Ya baba ben de oyumu gerillaya vereceğim. Ama gerilla ölsün öldürsün diye değil, gerilla dağdan insin, silahlar bırakılsın diye oyumu veriyorum." "Biz Abdullah Öcalan'a çok uzun süre kuşkuyla baktık. Bugünlerde Cengiz Kapmaz'ın kitabını okudum. Herkese tavsiye ederim. Öcalan'ın İmralı günlerini anlatıyor. Çok sevdiğim bir Kürt var Bodrum'da 'Sayın Öcalan' demiş diye övgüden ceza almış. Bugün o kitapta görüyoruz ki, İmralı'ya gitmeyen kalmamış. Bizden başka herkes gitmiş gelmiş meğer. Genelkurmay da MİT de, polis de gitmiş... Bunların hepsi sayın değil mi? Peki bu kadar 'sayın' olan adam 'sayın' olmayan birine neden gidiyor? Ben şimdi burada 'sayın Öcalan' desem ceza mı alacağım. Vallahi razıyım, hiç umurumda da değil. Bu devlet bu kadar saçma sapan işlere vakit ayırmamalıdır. Vallahi ayıp. Bakın bu bir fırsattır, bu adam çözebilir bunu. Ben de çözmesinden yanayım. Bugün Türkiye koşullarında bu vatanı hesaba katarak, Türkle Kürtlerin barışması için her türlü çabayı gösteren adam (Öcalan) bu. Açın okuyun. Ben uydurmuyorum bunları. Benim arkadaşım akrabam falan da değil. Gerçekçi olmak lazım. BEN BU ADAMA VATANSEVER DEMEYECEĞİM DE çözüm için mağarada titreşerek bekleyen 7 tane Kürdü öldürene, öldürme emrini veren adama mı vatansever diyeceğim? Bakın diyor ki adam (Öcalan) "Başbakan bir söz söylesin ben bütün silahlı güçleri bir yerde toplayayım." Ve bu gücü de var. Ben Öcalan'ı görmek de istedim ama izin vermediler. Diyarbakır cezaevini görmek istedim izin vermediler. Öcalan'la konuşursam bu devlet ne kaybedecek ya? 12 yıldır içerde zaten. Kimseyle bir teması yok. Buna rağmen büyük irade gösteriyor. SELAM ve SEVGİ O'NA BENDEN... 'Sayın' demiyorlarmış peki bu kadar 'sayın' olan adam niye O'na gidiyor? Ben 'sayın' değil miyim? Bu Kan bitsin, Türk Kürt birbirini öldürmesin." t24.com.tr/haber/vedat-turkali... youtu.be/sLjQTDJ0fm0 Vedat Türkali, "Dağdakiler terörist değil, Öcalan da terörist değil" dedi ve ekledi: "Terörizmin işe yarayacağına hiçbir zaman inanmadım. Ama Diyarbakır Cezaevi'ndeki o binbaşı üç kurşunla vuruldu. Sevindim. Çünkü hak ettiği belaya kavuştu. Bu iş sadece askerler meselesi değil. Sivil iktidar oluşuyor. Sanıyor musunuz ki en ağırını bu sivil iktidar yapmayacak! Yapacaklar tabi ki." demokrathaber.org/guncel/vedat-turkal... Öcalan, geçtiğimiz günlerde AKP’nin başlattığı Kürt açılıma destek veren Vedat Türkali’ye gönderdiği mesajda şunu söyledi: “Kürtler ve Türkiye devrimci-demokratik hareketi arasındaki ilişkinin romanlaşması önemlidir. Bunu en iyi yapabileceklerden biri de Vedat Türkali’dir. Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye devrimci-demokratik hareketi çok daha önce bir araya gelmiş olsalardı, Türkiye’nin şu andaki hali çok başka olurdu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin geldiği konum ile Türkiye devrimci-demokratik hareketinin bulunduğu konum bellidir. Bunun en canlı örneği, abidesi Vedat Türkali’dir. Kürtlerle komünistler, sosyalistler, devrimciler, demokratlar arasındaki manevi bağı, ilişkiyi, birlikteliği, umudu ve bunun gerçekleşeceğini yazabilir.” odatv4.com/siyaset/ocalan-bayk... ___ Çoğunlukla insan, kendi ideolojisine yakın bulduğu yazarların olumsuz özelliklerini görmezden gelme eğilimindedir. Olumsuz diyorum, çünkü, bu özellikler veya sözler, bir başka yazarın olsa, yani kendi ideolojisinden farklı bir yazarın olsa, şiddetle karşı çıkar veya en azından görmezden gelmez. Buna çok sık şahit olabiliriz. Yakın zamanda ölüm yıldönümü nedeniyle gündeme düşen Yılmaz Güney özelinde olduğu gibi. Bir başkası, devletin hakimini öldürünce doğal olarak ayağa kalkan ve yıllar geçse bile bunu unutmayıp, tepki koyabilen insanlar, söz konusu katil, devrimci olmasıyla tanınmış ünlü biri olunca suspus oluyorlar veya onu oldukça mantıksız argümanlarla savunmaya çalışıyorlar. Bu noktada yine belirtme gereği duyuyorum, zira insanlar, başkalarını dinlerken de aşırı ideolojik yaklaşıp, dost mu düşman mı bu, ona göre davranayım tavrına sahip oluyorlar, Güney’in filmleri izlenebilinir, kitapları okunulabilinir ve bunlar beğenilebilinir ancak, sırf bu adam sol elini yumruk yaptı diye işlediği cinayetten sıyrılamaz, aklanamaz veya yaptığı diğer kötü işlerden… Öte yandan ben, Türkali’yi aşırı yanlı buluyorum bu açıklamalarında, bilhassa yukarıda ayrıca belirttiğim nedenle. Öcalan’ı bir vatansever olarak niteleyen, onu çok sevdiğini ve saydığını belirten bir kişiye de sempati duymam oldukça azalıyor. Ama bunlar benim onun kitaplarını okumama mani değil. Ben bunu daha önce defalarca başka yazarlar söz konusu olduğunda da belirtmiştim ve hala aynı noktadayım. Çünkü bir incelememde attığım başlıkta da dediğim gibi, “Edebi Laiklik”tir benim tavrım bu konuda. Buna karşın Vedat Türkali’nin başka bir eserini en azından uzun süre okumayı düşünmüyorum. Nedenleri, başlarda izah ettiğim üzere tarzını beğenmemem, edebi açıdan bana hitap etmemesi. Daha önce Fatmagül’ün Suçu Ne’yi okumuştum, o çok kötüydü. Haliyle okuma tercihimi, daha değerli yazar ve kitaplardan yana kullanacağım. Keyifli okumalar
Bir Gün Tek Başına
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
65