Peşinen söylemeliyim ki; bu kitap, Türkçenin estetik ve felsefi olarak ulaşabileceği en zirve noktalardan biridir. Eseri okurken metnin size sadece bir şiir değil, kusursuz bir musiki olarak gelmesi tesadüf değildir. İçindeki pek çok şiirin ("Sessiz Gemi", "Rindlerin Akşamı"...) bugün hafızalarımıza kazınmış şarkılara ve marşlara dönüşmesi, yazarın o muazzam kelime kuyumculuğunun ve ritim duygusunun en somut ispatıdır.
Günümüz okurunun sıklıkla şikayet ettiği "aruz vezninin zorluğu" ve "kelimelerin ağırlığı" eleştirilerine kesinlikle katılmıyorum. Aruz vezni, usta bir kalemin elinde okuru yoran bir engele değil, şiiri omuzlayıp götüren doğal bir akışa dönüşür ve bu kitapta da tam olarak böyle olmuştur. Keza kelimelerin zor olduğu eleştirisi de, kendi köklerine ve tarihsel hafızasına aşina bir okur için geçerli değildir; aksine bu kelimeler o milli ve destansı havayı solumanın tek yoludur.
Yahya Kemal'i benim gözümde asıl usta yapan şey, o tarihi ve destansı ruhu bir heykeltıraş gibi kelimelere yontabilmesidir. Süleymaniye'de bir bayram sabahını veya Akıncıların o serhat boylarındaki nal seslerini edebiyatımızda böylesine sarsılmaz bir vakarla okutabilen başka bir kalem bulmak güçtür. Tarihimizi, şanlı geçmişimizi ve o devasa devlet aklımızı musiki gibi akan bir Türkçeyle okumak isteyen herkesin sığınması gereken eşsiz bir kubbedir.