Oğuzhan Güneş
mesaj-gonder
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
TAKİP ET
Oğuzhan Güneş
@oguzhan_gunes_08
Yazar instagram.com/oguzhan.gunes.08/ 1. Vitrindeki Hayallerim 2. Saatçi Çırağı 3. Y... Y... Aşağıdaki linkten kitaplarıma ulaşabilirsiniz.
meslek
Yazar
egitim
Lise
harita
İstanbul
dogum-gunu
İstanbul Türkiye, 11 Ocak
v3_profil_bos
3913 okur puanı
gecmis
05 Kas 2020 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
118 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
Gönüllerin Fethi
“Fatih’in ruhu ölmez, ebedî kalacaktır!” Fatih’in ruhu, Fatihler'de ebedî kalacaktır! Sen merak etme Üstad… Bir fetih yapıldı seneler evvel. Katman katman, ilmek ilmek bir fetih yapıldı. Kılıçla, kalkanla yapıldı fetih; kalemle, kitapla yapıldı fetih; dille, davetle yapıldı fetih; kanla, yaşla yapıldı fetih… Öyle bir fetih yapıldı ki, adı Büyük Fetih konuldu. Fethi yapan torunlarına miras bıraktı, fetihten feyiz almayı. Fethin sebebi iki dudak arasından çıkan sözlerdi. Efendimizin Hadislerinden cümlelerdi. Senelerce süren hazırlığın ardından, bir Büyük Fetih yapıldı. Fethi yapan atamız Fatih Sultan Mehmet, fetholunan İstanbul… Fetihten önce, Konstantiniye; fetihten sonra İslambul… Fatih, fethi ilk kendinden yaptı. İnsan, insana hükmedecekse; önce kendini kontrol etmesini bilmeli. Bu kontrol öyle yapılmalı ki, eksik kalan zaaflı tarafı bulunmamalı. Altı dil bilecek, şiirden anlayacak, durmayıp yazacak, sanat bilecek, sanat yaptıracak; ilme, bilme önayak olacak, tek hamlesiyle bir insanı ortadan ikiye bölebilecek kadar kuvvetlenecek, hepsinden önemlisi devriyle sınırlı kalmayıp devrinden öte bir devirde yaşayacak kadar insan kendini bilmeli, geliştirmeli. Fatih böyle bir adamdı. Kendi devrinde resim haram olarak sayılırken İtalya’dan ressam getirtip kendi portresini çizdirebilecek kadar dini bilgiye sahip, Avrupalı tarihçilerin tanımıyla: Baştan aşağı zırhlı bir askeri tek kılıç darbesiyle ortadan ikiye bölebilecek kadar kuvvetli, hiç kimse tarafından bileği yere getirilemeyecek kadar çevik, şairlere şiir öğretecek kadar şiir bilen bir adam fatih. Bildiği dillere gelirsek, adam Türkçe dışında bildiği başka dillerde düşünüp felsefe yapabiliyor. Fethettiği topraklardaki yerli halkla konuşup onları ikna edebilecek kadar dile hâkim. Dil ve felsefe üzerinde durmak istiyorum. Burada felsefeden kasıt bir dilde sadece günlük konuşmaları yapıp geçmek değil aynı zamanda o dilde düşünebilmek. Bunun ne kadar muhteşem bir şey olduğunu kavramamız zor çünkü çoğumuz Türkçe dışında başka bir dilde düşünemiyoruz. Bu bizim suçumuz değil bence çünkü gerçekten büyük çalışmalar, okumalar, araştırmalar sonucu kazanılabilecek bir meziyet. İnanıyorum ki Büyük Fethi yapan kişiyi biraz tanıdık. Elbet bizim yazdıklarım eksik. Okuduğumuz kadarını özetledik burada. Şimdi Büyük Fethe geçelim: Büyük Fetih, gönüllerin fethidir. Malazgirt’ten Viyana kapılarına kadar yapılan tüm fetihlerde büyük fetih vardır. İstanbul’un fethi de elbet bu yüzdendir. Allah davasını farklı coğrafyalarda hâkim kılmak için yapılan her şey fetihtir elbet. Bu bir cami açmakta olabilir, bir kitap yazmakta olabilir, İstanbul gibi toprak fethetmekte olabilir. “Büyük atamız Fatih’in bize bıraktığı mirası Konstantiniye’nin fethinden ibaret görmek onu anlamamaktır.” Bu cümle bize her şeyi anlatıyor. Bir fetih var ama onu sadece kandan, kılıçtan ibaret saymak büyük saygısızlıktır. Allah davasıdır bu. Bu dava için her şeyden önce gönülleri kazanmak şarttır. Eğer öyle olmasaydı İstanbul’u fetheden Fatih, yerlilerinden arındırmaz mıydı? Tabi her fetihte olduğu gibi İstanbul’un fethinden de bize miras kalan yapılar oldu. “Milliyetçiliğimizin bayrağı Fatih tarafından Ayasofya’ya çekildi.” Mirasımız Ayasofya’dır elbet… Hakkın, hak olmayana karşı zaferini temsil eder Ayasofya! Sahip çıkmamanın hak olmayandan yana durmaktan ne farkı var? “Nerede ilme, inkılâplara susamış nesiller?” Hak için çalışacaksak önce ilim lazım, irfan lazım, din lazım, akıl lazım, aşk lazım, meşk lazım. Onlar bizi inkılâplara götürecektir elbet! Haktan olan, Fatih olmaya aday olandır. Devrin ihtiyaçlarını ancak devrin ilerisinden bakarak görebiliriz. İlerleme ancak okuyarak olur, sanatla olur, edebiyatla olur, şiirle olur. İnsan, önce Fatih olacak kendini fethedecek; sonra âleme nizam verecek, Büyük Fethi gerçekleştirecek. Büyük Fetih… Gönüllerin Fethi…
kamera
Büyük Fetih
yildiz
8.7/10 · 642 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
264 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
Bu kitap varya görebileceğiniz en enteresan kitaplardan. Kitabı okurken kitabı ve yazarı sorguladım. Yani tamamen olaylar beni dehşete düşürdü. Dehşete düşmemin sebebi yazarın kurgusu. Aklına nasıl böyle bir serüven geldi? Gerçekten muazzam bir hayal gücü. Kitapta ana karakter Grenouille'nin yaptıkları anlatılıyor. Bu arkadaş tam manyak. Ama öyle bildiğimiz manyaklardan değil. Adam koklamayı seviyor. Her şeyi ama dünyadaki her şeyi koklamak istiyor. Kokluyorda. Bu arkadaş birgün bir kızı boğarak öldürüyor. Bu olay o kadar hızlı oluyor ki daha kitaba ısınmaya çalışan okur 'ne oluyor kardeşim' diyor. Aaa diyoruz, e bu katilmiş. Sonra ne yapıyor bu Gre? Kızı soyuyor manyak. Biz de diyoruz ki 'bir de tecavüzcü çıktı manyak herif' diyoruz ama öyle de olmuyor. Adam kızı kokluyor... Bu ne ya derken hemen kaçıyor Gre. Kaçıyor ve bir şehre gidiyor. Gittiği şehirde, şehrin eskiden her şeyden parfüm yapabilen parfümcüsüne giriyor. Bu parfümcü abi ama artık bitmiş adamda tık yok. Rakipleri daha iyi parfüm yapıyor. Bu Gre abi parfümcüde çalışmaya başlıyor. Tabi öncesinde bazı olaylar dönüyor. Hani dedik ya bu Gre abi bir kızı öldürdü diye. Bu arkadaş durmuyor önüne çıkan her güzel kızı öldürmeye başlıyor. Öldürmekle kalmıyor kızların saçlarını kesip kızın kokusunu sıvı hale getiriyor. Nasıl yapıyor, ne siz sorun ne ben söyleyeyim... Gre o kadar çok kızı öldürüyor ki şehrin baş belası oluyor. Bu arada bir hastalık geçirip iyileşince parfümcü ustasının yanından ayrılıyor. Başka şehire gidiyor bu cinayetleride gittiği yeni şehirde işliyor. Buradan sonrasını anlatmayacağım. Kitabın sonu inanılmaz garip. Yani nasıl denir sanki son bulunamamış gibi. Sonu güzel ona lafım yok ama böyle olaylara böyle son bence garip kaçmış. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Gerçi kitap tamamen garip... Kitabı okumaya üşeniyorsanız filmi var ama bence okuyup olayları zihninizde canlandırmanız daha güzel olur. Keyifli okumalar...
kamera
Koku
kamera
Patrick Süskind
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.3/10 · 15,7bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
432 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
Sene bitmeden okumayı başardığım mükemmel bir eser. Bu kitaba karşı tuhaf bir ön yargım vardı. Sanki çok sıkıcıymış gibi geliyordu. Hatta Maksim Gorki'ye karşı da bir ön yargım vardı. Bu yüzden aylardır elimde olmasına rağmen okumadım. Her seferinde şu kitap bitsin okuyacağım dedim ama hiç okumadım. En son yeter arkadaş nedir bu zulüm, dedim ve okudum. İyiki de okudum... Kitabın ismi ana karakterimiz Pavel'in annesinden geliyor. Gorki Ana diye hitap ediyor Pavel'in annesine sürekli. Ana'nın gerçek ismi Pelageya. Öncelikle Ana nasıl bir karakter bunu anlatmak lazım. Ana yorgun... gerçekten çok yorgun. Yıllarca çekmediği acı, görmediği zorluk, yemediği dayak kalmamış. Eşi sürekli ezmiş, dövmüş, yermiş... Ana senelerce susmuş, kaybetmiş, korkmuş... Ana böyle bir karakter. Harika bir kalbi var ama insanlar kırmış bu kalbi. Ana'nın eşi çok destansı dövüşen bir adam. Yaşadıkları yerde dövebilen yok. Tam baş belası. Bu adam birgün ölüyor. O günden sonra artık ailese ve Ana'ya bakma görevi oğulları Pavel'e düşüyor. Pavel hırçın, korkusuz, cesur bir delikanlı. Çalışkan aynı zamanda. Olaylar Rusya'da ki işçilerin başından geçiyor. Pavel de, babası da, arkadaşları da fabrika işçisi. Hakkı yenen insanlar. Pavel zamanla kitap okumaya başlıyor. Öğreniyor bir şeyler. Sürekli okuyor ama Ana oğlunun ne okuduğunu bilmiyor. Çünkü Ana okuma da bilmiyor. Pavel hırçınlığını okudukça atıp daha nazik bir beyefendiye dönüşüyor. Devrimci beyefendi... Okumak resmen adam ediyor Pavel'i. Başlarda Ana'sına karşı saygısızlık yapan bu çomar, okudukça oluyor adam Adam. Okumak insanı düzeltiyor tabi. Pavel okudukça kendilerine yapılan haksızlıkların farkına varıyor, kendini geliştiriyor, yeni arkadaşlar ediniyor, daha çalışkan ve özgür ruhlu oluyor... Zamanla Ana da okuma öğreniyor. Öğretiyorlar. Pavel sosyalist devrimci tabi. Adam okudu o kadar eşitlik adalet dedi üstüne sosyalistte oldu. Ama Pavel adamın dibi. Arkadaşları da. Ellerine silah değil kitap alıyor çünkü bu adamlar. Kitap bu sosyalist arakadaşların verdiği eşitlik ve adalet mücadelesini konu ediniyor. Kitap gerçekten farklı bir bakış açısı sunuyor insana. Okurken kimi zaman günlüğü kesilen, her tarafından yorgunluk akan, yağan karın altında evine giden bir fabrika işçisi oluyorsunuz. Kimi zaman arkasından kovalayan köpeklerden ormanın içinde gecenin ikisinde elindeki kitap ve gazetelerle kaçan bir devrimci oluyorsunuz. Duygular çok belirgin yaşanıyor. Kitap okuyucuyu yükseltiyor. Olaylar öyle yavan değil. İçine alıyor ve duygu buhranlarının içine okuru katmayı ustalıkla başarıyor. Kitabın sonundaysa unutulmaz karakterimizin başına gelenlerle başka duygular yaşıyoruz. Her sayfasında mükemmel alıntılar var bir de. Güzel alıntı paylaşmak için kitap okuyanlar var, onların işine de yarar bu kitap. Keyifli okumalar...
kamera
Ana
kamera
Maksim Gorki
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.6/10 · 21,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
238 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
Çok sevgili tarih hocam Bekir Şahin ile kitaplar hakkında konuşurken kendi yazdığım romanlarımıda eleştirip eksik yanlarını tartışıyorduk birgün. Sevgili Hocam ile olan samimiyetimizden dolayı kitaplarımdaki yanlış yapılan şeyleri rahatça konuşabiliyoruz. Kitaplarımda bulunan bir eksikliğin uzun cümlelerin azlığıydı. Büyük romanlarda uzun cümleler sıkça bulunur. Bunun sebebiyse kitaba derinlik vermektir. Kısa açıklama cümleleri ve diyaloglar haricinde romanların neredeyse yüzde doksanını oluşturan iç çözümleme ve betimleme kısımları uzun cümlelerden oluşur. Ben iç çözümleme kısmını halletmişim kısmen ama betimlemelerde yer verdiğim kısa cümleler kitapları zaaflı hale getirmiş doğal olarak. Sevgili Hocamla bunları konuşurken de bana en çok bunu tavsiye etti. Aynı zamanda günümüz yazarları okumanın bir romancı ya da yazar için geçmişteki yazarları okumaktan daha mühim olduğundan bahsetti. Edebiyattan anlayan kişilerin zaten devrin yazarlarını okumanın daha mühim olduğunu bilirler. Bu kötü bir şey değildir. Çünkü siz çıkıp devrinizden yüzlerce sene evvel yazılan kitapların seviyesinde kitap yazamazsınız. Veyahut devrin çok ötesinde kitaplar. Devir neyi gerektiriyorsa onu kendi özgünlüğünüzle dile getirmelisiniz. Misal çıkıp bugün ben romantizmi benimsedim diyemezsiniz. Yapamazsınız zaten. Hugo ile zirveyi gördü o akım yenisine hacet yok. Sevgili Hocamla sohbetimizin ertesi günü sağ olsun bana bu kitabı hediye etti. Ve kitabı bugünde bitirmek nasip oldu. Kitap gerçekten muazzam. Her şeyden evvel mükemmel bir özgünlüğü var. Yazar günümüzde en çok aranan kriterlerden birisi olan özgün konuyu çok iyi yakalamış. Kendine has sürükleyiciliği ve ani çıkışları kitabın tuzu biberi olmuş. Kitap fantastik kategorisine girer herhalde. Olaylar kurgu ve gerçek dışı öğelerde bulunduruyor. Kitapta en çok hoşuma giden şey mükemmel kurgusunun yanı sıra anlatmaya çalıştığı şey. Düşünüyorum o zaman varım. Ya da ben yokum beni birisi düşünde düşlüyor. Ya da ben birisini düşümde düşlerken onun varlığını kanıtlamaya çalışıyorum. Gerçekten karmaşık ama bir o kadarda ufuk genişletici felsefesiyle inanılmaz iyi. Normalde kısa bir özet geçerdim ama nasıl bir özet yapılabilir bilmiyorum. Bünyamin adlı karakterin bir savaş esnasında eline geçen değerli bir para yüzünden başına gelenler desem birazcık özetlemiş olurum herhalde. Kitaba bir karakterin dahil olması inanılmaz iyi ya. Mesela dünya klasiklerinde bir karakter elli sayfa filan anlatılıp kitaba dahil ediliyor kitabın üç yüzüncü sayfasından sonra filan tüm karakterler birbirini bulup ana olaya başlanıyor filan. Ama Bu kitapta hızlıca karakterin hayatı bize ustaca veriliyor, mantıklı bir şekilde olaylara dahil ediliyor ve bu bize asla abes gelmiyor. Gerçekten müthiş. Kitap okumayı seven herkese tavsiye edilir. Belli bir kitleye ayrıyeten tavsiye edilecek bir kitap değil bence herkes okumalı diye düşünüyorum. Keyifli okumalar...
kamera
Puslu Kıtalar Atlası
kamera
İhsan Oktay Anar
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.5/10 · 36,8bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
339 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
Fikir İşçisi Cemil Meriç
"Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi" Cemil Meriç Jurnal Kitabın ilk bölümünde bizi karşılayan Entelektüel Bir Otobiyografi bölümü bu sözle başlıyor. Bir fikir adamının kendini adadığı şeye, sözü ile kitaptan önce biz okurlar bilgilendiriliyoruz. "Bu sayfalarda, hayatımın bütünü  yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakâta bu kitabı yazmak için geldim: Etimin eti, kemiğimin kemiği." Diyor üstad eseri için. Gerçekten de her şeyini dökmüş ortaya. Cemil Meriç bir fikir adamı mı? Bir şair mi? Bir denemeci mi? Belki okumayı çok seven bir kitap aşığı mı? Kütüphane tozu yutmuş bir kitapçı mı? Kitabı okurken aklınızdan bu soruların tamamı geçiyor. Bence Cemil Meriç hiçbiri değil. Bu soruların cevaplarından daha ileri bir seviyede. Cemil Meriç bir fikir. Kendisi başlı başına bir fikir. Ufuk genişleten bir ansiklopedi. Yürüyen Kütüphane. Kalemi, kılıca çevirmesini bilen bir savaşçı. Her şeyden önce Cemil Meriç Bu Ülke'nin, Mağaradakiler'in, dünyanın, toplumların, fikirlerin büyük değeri. Bu kitabı okuyup bitirince kitaplığınıza fiziksel olarak 344 sayfalık bir kağıt yığını giriyor. Ama zihin dünyanız kocaman bir kütüphanenin raflarını tadıyor. Cemil Meriç o kadar fazla okumuş ki adamın her sözü sanki okunup bitirilen bir ansiklopediden sonra kaleme alınmış. Kendine has yazım stili, yer yer anlaşılmayışı, okuyanı düşünmeye iten; düşünmek istemese bile zihnini kurcalayan sözleriyle Cemil Meriç harika bir insan, yazar, fikir işçisi. Hani hep diyoruz ya, bizim derdimiz ne? Neden acı çekiyoruz? Nerede hata yaptık? Bunlara asla cevap veremiyoruz ama. Veremeyeceğiz de. Zaten verdiğimizi düşündüğümüz anda biteriz. Sıkıntılar, refah için çözüm üretmeyi sağlar. Refaha erdiğimizi düşündüğümüz anda üretmeyi keseriz: Fikirleri. Cemil Meriç'de bunu yapıyor işte. Düşünüyor, okuyor, yazıyor bir çıkış kapısı arıyor. Üretiyor. Bir fikir adamı olarak en doğru şeyi yapıyor. En doğru şey şudur demiyor asla. Mantıklıca anlatıyor, örnekler gösteriyor. Onlarca kitaptan, yazardan alıntı yapıyor. Bu yüzden de Bu Ülke kitabını okumak sadece bir tane kitap okumak gibi gelmiyor insana. Sanki yüz tane kitap okumuşsunuz hissiyatı yaratıyor. O kadar fazla kitabın hacmine sahip zaten içerik olarak. Bu kitabı okurken elinizden kaleminiz düşmeyecek. Eğer satırların altını karalamayan birisiyseniz bu kitaptan sonra artık karalıyor olacaksınız. O kadar mükemmel sözler, paragraflar var ki hangisini işaretleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Cemil Meriç öyle her yerde okunabilecek bir yazar değil onu anladım. Teneffüste, otobüste bulduğum her fırsatta okumaya çalıştım ama imkanı yok bu okumanın bir faydası dokunmaz okuyana. Sessiz bir ortamda bu kitapla baş başa kalmak lazım. Ben normalde hızlı okuyan bir insanım. Kendi kendime rekor denemeleri yaparım arada. 4 dakikada 25 sayfa okumuştum bir seferinde. Arada denerim rekoru kırmayı. Ama bu kitabın bir sayfasını en az 2 dakika da bitirdim.(tam sayfa olanları) Kitap inanılmaz uzun değil. İçindekiler çok derin. Ağır bir kitap. Ama bir okura, bir insana, bir yazara çok şey katabilecek bir kitap. Misal bir roman zevk için okunur. Bir şiir zevk için okunur. En iyileri etki yaratır. Ama fikir kitapları zevk için okunamaz. Bunun mümkünatı yok. Bu tarz kitaplarla baş başa kalıp ebedi cühelalığımızla savaşmalıyız. Hani bazı kitaplar vardır. Ufuk açan kitaplardır bu bazı kitaplar. Tarihe geçerler. İnsanı gerçekten geliştirirler. Medeni hale getirirler. Bu kitapta onlardan. Zaten içinde dünya tarihine adını altın harflerle yazdırmış insanlardan bolca alıntı var. Adam hepsini okumuş. Bir yazardan alıntı yapıyor. Okuduğum bir yazar diye mutlu oluyorum. Ama Cemil Meriç yazarın iliğini kemiğini kurutmuş. Tüm eserlerini okumuş durmamış asıl dilinden de okumuş. Yani Cemil Meriç'i gördükten sonra kendime ben kitap okumuyorum dedim. Bizimki kitap okuma oyunu filan. Okuduğumuzu sanıyoruz ya da. Bana göre kitap okumayı seviyorum diyen, yazmak istiyorum diyen, kitap aşığıyım diyen, ya da bunların hiçbirini demeyen birisiyseniz bu kitabı alıp okumalısınız. Her okurun kütüphanesinde olması gereken kitaplar listesi yapsam başa Bu Ülke'yi koyardım. Kiaptan bazı alıntılar: "Argo, kanundan kaçanların dili." 86 "Heyhat! Batı'da cinnet bile terbiyeli." 88 "Kitaptan değil kitapsızlıktan korkmalıyız." 96 "Seçiş hürriyetimizin hudutsuz olduğu tek dünya: kitaplar dünyası." 109 "Akıl doğruyu gösterir; iyi ile kötüyü ayıran, gönül." 110 "Güzel kitaplar yazar için bir son, okuyucu için bir davettirler." "Öldürülmesi gereken ölüler de var." 130 "Yaşamak için yenileşmek lazım." 133 "Türkçe konuşan birer Fransız'dık." 139 "İhtilaller faniydiler, kanla kazanılan zaferler kanla silinirdi." 143 "Düşman esareti altında kaleme alınan kitap, düşman medeniyetinin destanı." 160 "Demokrasinin ta kendisidir İslamiyet." 173 "Akıl, devlerin değil cücelerin silahı." 182 "Batı'dan gelen hiçbir 'izm' masum değildir." 190 ... Keyifli okumalar....
kamera
Bu Ülke
yildiz
8.8/10 · 16,3bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
114 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;