"Sen mutlaka benden güçlüsündür, bağımsız kalma isteğin de daha sağlam. O sıralarda ben sadece gerçeklerden kaçıyor, hayal dünyasında yaşıyordum. Oysa sen, gerçeklerin karşısında dimdik durup mücadele ediyorsun. Burada çok önemli bir fark var."
Hilafetin kaldırılmasından önceki konuşmasında Mustafa Kemal, "Milletin öbür dünyada kurtuluşu ve bu dünyada mutluluğu için vicdanımızı ve her türlü karanlık ve dengesiz çıkar ve hırs oyunlarının bir aracı haline geldiği görülen siyasetten ve onun uzantılarından daha yüce olan kutsal dinî inançlarımızı özgürleştirmek için kararlı ve gecikmeksizin hareket etmek mecburi hale geldi." demektedir.
“Tanrılar aşkına be Lamora, amma da çelimsiz ve sakar bir ufaklıksın.” “Ayakta duracak kadar bile kuvvetin yok. Kahretsin, bir hamamböceğini düzmeye kalksan seni ters çevirip o senin kıçına sokar.”
Neşeli ve haşarı Bedenlenmiş Elementallere nazaran Bilgeler çok daha ağırbaşlı, karamsar ve ciddidirler. Bilgelerin uzun ve oval şeklinde suratları vardır ve saçlarını uzatmayı tercih ederler (iş sebebiy le kısa kesmeleri gerekse bile). Bedenlenmiş Meleklerin ise yuvarlak
yüzleri vardır ve genelde kısa saçlıdırlar (Bedenlenmiş Periler ve Deniz Kızları Jıariç). Erkek Bilgeler çoğunlukla saçlarını at kuyruğu yapar veya jöleyle geriye yapıştırırlar. Della Reese, Angelica Huston, Jack Nicholson ve Jimmy Smits gibi oyuncular, Bilgeler boyutunun görünüşüne ve yoğunluğuna iyi birer örnektirler,
Bilgeler, geçmiş yaşamlarını yansıtır şekilde, ayrıksı veya romantik giyinebilirler. Dişi Bilgeler koyu renkli, uzun ve rüzgarda salınan "tanrıça giysileri" giymeyi ve kristal kolyeler takmayı severler. Erkek Bilgeler ise el yapımı veya Rönesans tarzı gömlekler giymeyi severler. Ucunda kelt haçı veya Ohm nişanları gibi spiritüel anlamı olan süsler bulunan kolyeler takabilirler.
Bilgeler kostümlerini giyip Rönesans fuarlarına gitmeyi ve buralarda geçmiş yaşamlarının iyi ve kötü anlarını yeı:ıiden yaşamayı severler.
“Bilim ve teknolojiye dayanan düğme, ana dava haline geldi. Her şeye muktedir oluşumuz bir bakıma iktidarsızlık da. Çünkü, artık herkes bir düğmeye basmakla tanrı olabiliyor. Ve düğmeye bastığımız halde, makinenin içinde olup bitenlerden tamamiyle bihaberiz; elektrik akımlarından, Ohm yasasından, kütle ile enerji arasındaki ilişkilerden zerrece anlamıyoruz çünkü. Yalnızca eylemin özünden değil, onun mekanik yanından da kopuğuz. Oysa düğmeye basan ve bir şeyleri olduran biziz. Olayları başlatırken, bir şeyleri doldururken, tam bir cehalet içinde hareket ediyoruz aslında: Ne eylemin özünden haberimiz var ne de işleyişinden. Totalitarizm, bu cehaletten de güç alıyor.”