• Kazakistan bayrağındada gök bayrak üzerine kanatlarını açmış bürgüt kuşu var.
    ... bu kanatlardan biri "akıl"dır öbür kanat "gönül"dür.

    Avrupa birliği toplantılarında oradaki âlim adamlara gönülü anlatalım biraz dedim. Çünkü batıda gönül eksiktir, yoktur.
    Nitekim batı dillerinde "gönül" kelimesinin karşılığını bulamazsın. Sen tarzanca öğrene dur (!) yabancı dille eğitim diye. Dışarıdan kakışlanmış...

    "Gönül" kelimesinin karşılığı bile yoktur ! Gönül yoktur çünkü ! Öyle bir kavram yoktur ! Insanlık yoktur !

    Kendisinin insanı zaten öyle şeyleri aldırmaz. Sokakta ölseler, üstüne basar geçer.

    Batı budur. Her gittiği yerde sömürgeciliği icat eden de batı ülkeleridir.

    Ben kimseye karşı değilim! Her ülkedede bir sürü dostum var tanıdığım var sevdiğim insanlar var ama "kültür" olarak batı vahşidir. Oktay Sinanoğlu
  • 304 syf.
    Bahtiyar Vahapzade'nin bu kitabı çeşitli bölümlerden oluşuyor. Kitapta, Dr. Yusuf Gedikli'nin yazmış olduğu bir önsöz mevcut. Daha sonra Vahapzade tarafından Otobiyografim, Sanat Görüşüm, Ana, Vatan, Dil, Din, Tarih, Edebiyat, Seyahat ve Musiki başlıklı toplam on bölüm kaleme alınmış. Bu bölümlerin içerisinde de ayrı ayrı yazılar mevcut. Kitaba adını veren Ömürden Sayfalar kısmı ilk bölüm olan otobiyografi bölümünde.

    Kitabı keyifle okudum. Şöyle bir dönüp baktığımda hem kitaptan oldukça fazla alıntı yaptığımı hem de katılmadığım, ünlem koyduğum yerler olduğunu fark ettim. Bazı sayfaları işaretlemişim burası (konu/olay/kişi vs.) önemli diye. Beni araştırmaya iten kişi ve olaylar oldu.

    Kitap elbette yazarın birçok konuda subjektif görüşünü içeriyor. Ancak yazar görüşlerini açıklarken (başka yazar, olay, kişilerden) öyle yerinde örnekler vermiş ki, okuyucuyu ikna etmeyi başarıyor bu noktada. Bir de kitapta alıntılanan her olayla ilgili alt kısımda dipnotlar verilmiş. Dipnot açıklamaları yeterli. Kitabın arka tarafında da sözlük var. Azerbaycan Türkçesindeki kelimeleri anlaşılabilir kılmak için konmuş.

    Kitapla ilgili bölümlerden aklımda kalan birkaç şeyi aktarmak istiyorum bu kısımda. İpucu (spoiler, sürprizbozan) içerebileceğinden isteyen bu kısmı atlayabilir.
    -----------------------------------------------------------------------------------
    Otobiyografi bölümü, Vahapzade döneminde yaşanan siyasi, sosyal düzenin fotoğrafını çekmiş.

    Sanat görüşüm ve edebiyat bölümlerini birlikte değerlendirmek istiyorum. Çünkü Vahapzade bu kısımlarda, hemen hemen aynı şeyleri ele almış. Eskiyi terk edip açıklık yerine, anlaşılmaz bir şekilde şiir yazmayı hüner sayan şairlere seslenmiş burada. "Sanat Sanat İçin Midir, Yoksa Halk İçin Mi?" başlıklı yazıda tam da bu noktaya parmak basıyor. Halk için ortaya konan şiirlerin halktan uzak olmaması gerektiğini ifade ediyor. "Ben şimdi anlaşılmasam da, halk beni 100 yıl sonra anlayacak!" cümlelerini de elinin tersiyle itiyor. Bu konu hakkında kullandığı cümleler beni ikna etti. Edebiyat bölümünde ise Fuzuli örneğini okuyoruz. İsmet Zeki Eyüboğlu adlı bir yazarın Ölü Edebiyat başlıklı makalesiyle başlıyor her şey. Eyüboğlu, son asra kadarki Türk edebiyatını ölü edebiyat olarak adlandırıyor, Nesimi ve Fuzuli gibi büyük şairleri fikirden mahrum, manasız ve eğlence maksadıyla yazan şairler olarak kabul ediyor. İşte bundan sonra Vahapzade tabir-i caizse alıyor sazı eline Fuzuli ve Nesimi eserlerinden örnekler vererek bu iddiaya nefis bir şekilde karşılık veriyor. Burada bahsedilen hiciv sanatı ustası Mirza Elekber Sabir dikkatimi çekti. Ünlü yergi eseri Hophopname'yi de okumayı düşünüyorum. Bunun gibi daha birçok şey dikkatimi cezbetti tabi ki. Fuzuli ve Nesimi arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymuş.

    Ana, Vatan bölümlerini irdelemek istemiyorum. Yazarın genel olarak vatan sevgisi üzerine yazdıklarını beğendiğimi söyleyebilirim.

    Dil bölümünde "Yabancı Dilde Eğitimin Belaları" alt başlıklı yazıda Oktay Sinanoğlu'nun Aydınlık gazetesindeki bir konuşmasından alıntılanmış bu kısım da dikkatimi çekti. Din bölümündeki din adamlarıyla ilgili konuşmaları güldürdü. Çünkü taa yıllar önce bahsettiği durumu, şimdi bizler yaşıyoruz.

    Tarih bölümünde Karabağ sorunundan bahsedilmiş genel olarak. Karabağ'ın neden Azerbaycan toprağı olduğunu çeşitli kaynakları göstererek açıklamış.

    Seyahat başlıklı bölümde ülke dışındaki Türklerin Türkiye'ye bakışını göstermiş. Büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Türkiye'ye ilk ziyaretinde umduğunu bulamamış Vahapzade. Türkiye Türklerinin, Azerbaycan Türklerinden bihaber oluşu kendisini hayal kırıklığına uğratmış. Ancak dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Vedat Dalokay'ın kendileri adına verdiği daveti özenle kaleme almış.
    -----------------------------------------------------------------------------------
    Kitapta yukarıda belirttiğim gibi katıldığım-katılmadığım noktalar mevcut.
    Biliyorsunuz ki Azerbaycan uzun yıllar Sovyet baskısı altındaydı. Kitapla ilgili bölümlerin çoğu tarih itibariyle bu baskının olduğu dönemlerde yazılmış. SSCB ve Lenin'le ilgili sayfa 171'de birkaç olumlu cümle görebilirsiniz. Canınız sıkılmasın. Dönemin şartlarının bunu gerektirdiği bilinmeli. Nitekim yazının kaleme alınış tarihine (1988) bakıldığında SSCB'nin henüz dağılmamış olduğunu da görüyoruz.

    Benim kitap hakkında genel olarak yazabileceklerim bunlar. 19 yıl önce basılmış bu kitap. Kitapta günümüzde yazımı farklı olan sözcükler var. Yazıldığı döneme ilişkin kullanımları o şekildedir diye aynen aldım. Tereddütte kaldım değiştirme konusunda ancak değiştirmedim. Büyük bir emekle hazırlandığı aşikâr. Yusuf Gedikli'nin de katkısı büyük. Yayınevini de kutlarım böyle vatan sevgisiyle dolu yazarları okurla buluşturdukları için. Bahtiyar Vahapzade ne yazık ki aramızda değil, ancak eserleri yolumuza ışık tutuyor. Allah rahmet eylesin diyor ve incelemeye bu kitapta çok sevdiğim bir alıntıyla son veriyorum. Keyifle okumalar. #47921436