• 184 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitapta kendimi o kadar çok görüyorum ki.. Ama Rüzgar olarak..
    Ve gelelim Aşk masalına.. Bazıları her ne kadar böyle kitaplar okumayın bunları okuyacağınıza gidin Bilmem neyi neyi okuyun deseler de Hiç öyle düşünme Ne okumak istiyorsan iç dünyan duyguların seni neye itiyorsa onu oku! Abartı mı desem Ne desem hiç bilemedim.. Abartı olsun bence çünkü Aşk En çok abartınca güzel. Kim istemez ki seni deli dolu seven bir adamın olmasını.. Ben okuyunca keşke beni seven adam da aynen Rüzgar gibi olsa dedim hep ama kendimi hiçbir zaman Yağmur'un yerine koymadım. Okumak isteyenlere sesleniyorum.... eğer hala aklınızda Bu kitap hakkında soru işaretleri varsa çıkarın onları ve çevirin sayfaları.. Sizi çok güzel bir aşk bekliyor.. İmkansız görünüp De kendiliğinden olan tüm aşklara ve aşıklara..
  • 184 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitapta kendimi o kadar çok görüyorum ki.. Ama Rüzgar olarak..
    Ve gelelim Aşk masalına.. Bazıları her ne kadar böyle kitaplar okumayın bunları okuyacağınıza gidin Bilmem neyi neyi okuyun deseler de Hiç öyle düşünme Ne okumak istiyorsan iç dünyan duyguların seni neye itiyorsa onu oku! Abartı mı desem Ne desem hiç bilemedim.. Abartı olsun bence çünkü Aşk En çok abartınca güzel. Kim istemez ki seni deli dolu seven bir adamın olmasını.. Ben okuyunca keşke beni seven adam da aynen Rüzgar gibi olsa dedim hep ama kendimi hiçbir zaman Yağmur'un yerine koymadım. Okumak isteyenlere sesleniyorum.... eğer hala aklınızda Bu kitap hakkında soru işaretleri varsa çıkarın onları ve çevirin sayfaları.. Sizi çok güzel bir aşk bekliyor.. İmkansız görünüp De kendiliğinden olan tüm aşklara ve aşıklara..
  • En soylu güzellik türü bir anda cezbeden, ateşli ve esrik edici saldırılar yapan değil (kolaylıkla tiksinti uyandırır böylesi), yavaş yavaş içe işleyen, insanın âdeta hiç fark etmeden beraberinde taşıdığı ve rüyasında yeniden karşısına çıkan, ama sonunda uzun süre alçak gönüllülük içinde yüreğimizde yattıktan sonra bizi tamamen ele geçiren, gözlerimizi yaşlarla doldurandır.
    - Güzelliğe bakarken neyi özleriz?
    Güzel olmayı: büyük mutluluğun bununla bağıntılı olması gerektiğini sanırız. - Oysa yanılgıdır bu.
    Friedrich Nietzsche
    Sayfa 118 - Sanatçıların ve Yazarların Ruhundan
  • Namaz, rükû ve secdeyle iki büklüm olarak, halka gibi Hak kapısını çalmaktır:

    “Hz Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Rükû ve secde varlık halkasını Hak kapısına vurmaktır’ dedi. Kim o kapının halkasını döverse, elbette ona devlet baş gösterir.”

    Namaz Allah Teala ile özel konuşmaktır:
    “Namaz kılan, gizlice Rabb’iyle konuşur ve görüşür.”

    Namaz için “Allahüekber” diyerek tekbir getirmek, nefsi Hakk’a kurban etmektir:
    “Ey imam, namaza başlarken ‘Allahüekber’ demenin manası şudur:’Allahım, biz senin huzurunda kurban olduk.’ Kurban keserken ‘Allahüekber’ dersin ya, işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail (aleyhisselam), can da Halil İbrahim (aleyhisselam) gibidir. Can, bu semiz bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirince beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda ‘bismillahirrahmanirrahim’ demekle kurban olur gider.”

    Namazın deruni manalarının bilincinde olan Mevlana’nın (kuddise sırruhü), namaz vakti gelip kıbleye döndüğü zaman mübarek çehresi renkten renge girermiş. Çünkü ona göre namaz, kıyamette, Hak divanında durup, iğneden ipliğe, inceden inceye hesap vermeyi sembolize eder:

    “Namaz kılanlar, kıyamette olduğu gibi, Allah’ın huzurunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar.

    Namazda göz yaşı dökerken ayakta durmak, kıyamet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allah’ın huzurunda ayakta durmaya benzer. Cenab-ı Hak,

    ‘Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın ve bana ne getirdin?’ diyecek. Ömrünü ne ile, ne işlerle, ne gibi ibadetlerle, ne iyilik yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nurunu nerede tükettin? Beş duyunu nerede kullandın?

    Gözünü, kulağını, aklını, iradeni, bileğini, arşa ait olan bu kuvvetlerini neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?’ Allah’ın huzurunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haber, sual gelir.

    Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur, rükûa varır. Utancından ayakta durmaya gücü kalmaz, rükûda, ‘Sübhane rabbiye’l-azim’ diyerek Allah’ın noksan sıfatlardan beri olduğunu söyler.

    Sonra o kula Hak’tan ferman gelir,
    ‘Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver!’ denir. Kul utana utana başını rükûdan kaldırır, fakat dayanamaz; o günahkar, utancından yine yüzüstü yere kapanır.

    Ona tekrar,

    ‘Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver’ diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama, dayanamaz yine yılan gibi yüzüstü düşer.

    Cenab-ı Hak,

    ‘’Tekrar başını kaldır da söyle, yaptıklarını kıldan kıla, birer birer senden soracağım’ diye buyurur.

    Allah’ın heybetli hitabı, onun ruhuna tesir ettiği için, ayakta duracak gücü kalmamıştır. Bu ağır yük yüzünden kadeye varır, dizleri üzerine çöker. Cenab-ı Hak ise,

    ‘Hadi söyle, anlat!’ diye buyurur.

    ‘Sana nimet vermiştim, nasıl şükrettiğini söyle; sana sermaye vermiştim, onunla be kâr elde ettiğini göster.’ Kul yüzünü sağ tarafına döndürür, peygamberlerin ruhlarına ve meleklere selam verir. Onlara niyazda bulunur da der ki:

    ‘Ey mana padişahları, bu kötü kişiye şefaat edin, bu günahkarın ayağı da, örtüsü de çamura battı.’ Peygamberler selam veren derler ki:

    ‘Çare ve yardım günü geçti, gitti. Çare dünyada olabilirdi, orada hayırlı işler yapmadın, ibadet etmedin, o günler geçti.

    Ey bahtsız kişi, sen vakitsiz öten bir horoz gibisin; git, bizi üzme, bizim kalbimizi kırma.’

    Kul yüzünü sola çevirir, bu defa akrabalarından yardım ister, onlar da ona,

    ‘Sus’ derler. ‘Ey efendi, biz kimiz ki sana yardım edelim, elini bizden çek de kendi cevabını Allah’a kendin ver’ derler.

    Ne bu taraftan, ne o taraftan bir çare bulamayınca, o çaresiz kulun gönlü, yüz parça olur.

    O herkesten ümidini kesince, iki elini açar, duaya başlar:

    ‘Allahım, herkesten ümidimi kestim. Evvel ve ahir kulunun başvuracağı, sığınacağı sensin; senin rahmet ve mağfiretine son yoktur.’ Namazdaki bu hoş işaretleri gör de sonunda, kesin olarak işin böyle olacağını anla. Aklını başına al da namaz yumurtasından civciv çıkar, yani namazdan manen yararlan, yoksa dane toplayan bir şey öğrenememiş kuş gibi, Allah’ın büyüklüğünü düşünmeden yere başını koyup kaldırma.”

    Namaz Hakk’a Yolculuktur

    Sular temizlenmek için buhar halinde göklere yükseldikleri gibi, bir mümin de manen temizlenmek için namaza durur. O da su gibi göklere yükselmek ister. Müminin namaza durması da onun ötelere, mana alemine, sefere çıkması ve Hakk’ın huzuruna varması sayılır. Namazı bitirmesi göklere doğru yaptığı seferden dönmesi sayılır. Seferden dönen bir kimse, ailesine dostlarına selam verdiği gibi, namazı kılan mümin de namazı bitirince iki tarafına selam verir. Mevlana (kuddise sırruhü) bu gerçeği, şu özlü ifadeleriyle dile getirir:

    “Hz Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), ‘Ey sesi hoş, nağmesi hoş Bilal, ezan okunacak yere çık da bir ezan oku!’ diye buyurur. ‘Ruh sefere çıktı, beden ise ayaktadır. Namaz bitince, ruh seferden dönmüş olur. Onun için sağına soluna selam verir.’”
  • 501 syf.
    ·8/10
    Çok sürükleyici olmasa bile zevkle okuduğum bir kitap. En çok sevdiğim bölümleri ise hocasıyla yaptığı ilim sohbetleri . Bu sohbetler çok güzel tasavvufi bilgiler içerirken sizde ilim deryasında yüzüyorsunuz. Özellikle fizik ve tasavvufu merek edenler hiç vakit kaybetmeden okusun.
  • Geçen sene bu zamanlar, kişisel bir yıl sonu muhasebesi yaptığım, uzun uzun o yıl 1K ile, kitap kulüpleriyle tanışmamı anlattığım bir ileti yazmıştım. Bir ara sitede paylaştığım her şeyi sildiğim gün, silerken elimin titrediği iki yazıdan birisi oydu. Diğer yazı da Kızılay Kitap Kulübü’nün neden kurulduğunu ve Ankara’daki eski grup çatısı altında neden devam etmediğimizi anlatan yine uzunca bir iletiydi.

    Neyse, geçen yılki muhasebemde, 2019’da yapmayı planladıklarımı ifade etmiştim. Yapmak istediklerimden sanırım birini yapabildim: 28 kilo verdim. Bir ara belki detayları anlatırım. Aşama aşama üzerine eklemek üzere ketojenik diyet, aralıklı oruç (intermittent fasting), spor, kalori sayma, orucun aralıklarını artırma gibi özetleyebilirim. Vermek istediğim 4 kg daha kaldı. Sonra pizza biraya yeniden düşerim muhtemelen :)

    Onun dışında yıl boyu değişik değişik olaylar olaylar… Hatta olanlara ben bile şaşırıyorum ama bu seferki yazıda sadece 2019’da okuduklarım veya tekrar okuduklarım arasında en beğendiğim kitapları listelemek istiyorum. 40 kitap okumuşum. Yılbaşına kadar Savaş ve Barış’ın ikinci cildi yetişmeyecek. O artık diğer yılın listesine kalır. Beğeni sırama göre başlıyorum.

    Budala Kitap kulüplerinden birinde okuduk. Bu vesileyle ben ikinci kere okumuş oldum. Dünyanın en iyi yazarı Dostoyevski’dir. İnsan doğasını, arızasını, ıstırabını, arınmasını, kararsızlığını en iyi o anlatır. Onun en birinci kitabı da budur. Bir İsa figürü ve saplantılı, hastalıklı bir aşk sarmalı. Bu kitabı oku, ardından Zeki Demirkubuz’un Kader ve Masumiyet filmlerini izle, sonra kendi yaşadığın aşkların ne kadar akılcı, ne kadar makul, ne kadar sıradan, ne kadar karşılıklı faydaya dayalı olduğuna, ne kadar basit hikayeleri olduğuna şaşır günlerce.

    Karamazov Kardeşler Ben Budala’ya en iyisi diyorum ya, pek çok insan katılmayacaktır. Muhtemelen pek çok açıdan da haklı olacaklardır. Dostoyevksi’ye Suç ve Ceza’dan değil buradan başlamak lazım aslında. Bu sararsa ondan sonrası devam edilir.

    Sefiller Romantik akımmış, tek boyutlu karakterlermiş falan pek takılmadan, kendini hikayeye, duyguya kaptırarak okunacak, harika akan bir eserdi bu. Sayfa sayısı göz korkutuyor ama okuması kolay.

    Benim Adım Kırmızı Toplantı kitabı olarak önermiştim, seçildi, okundu. Çok memnun kaldığım, şaşırtacak kadar beğendiğim bir roman oldu. Sanırım teröristi okumaya buradan başlamak lazım. Kara Kitap mesela daha zor akıyor ve belirli bir birikim istiyordu. Bu, okurken zorlamıyor ve heyecanla devam ediyor. Kitap toplantılarındaki müdavim arkadaşlardan biri “dil zevki, dil zevki” der dururdu da ben anlamazdım. Dili anlatılacak şeyin bir aracı olarak görürdüm, anlatım biçimini ayrı bir haz unsuru olarak görmezdim. Ama ben bu kitabı okurken adamın neyi kastettiğini anlayabildim, görebildim, tadabildim. Farklı üstatların elleriyle çizdiklerinden oluşturulmakta olan bir kitabın sayfalarının ulaklarla oradan oraya giderken aynı konaklarda rastlaştıklarını anlattığı bölümlerde, evet dedim, bu lafı böyle güzel anlatmak başka bir şeymiş. Çok iyiydi gerçekten bu roman. Batı kültürü ve doğu yaklaşımı arasındaki farkı sanat ve minyatür üzerinden güzel anlatmıştı.

    Oblomov Allahın cezası Oblomov! Ertelemecilik nedir, neden olur, nasıl çözülür diye TED videoları (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=arj7oStGLkU ) izleyeceğime şu romanı okusaydım keşke. Akıcı, temiz bir dille yazılmış, okuması da kolay. Bunu 20 yaşında okusaydım bu kadar etkilenmezdim muhtemelen. Ama aslında, ana karakterle kurmamam gerektiği kadar bağ kurup kendi hayatımla o kadar çok benzeşme yakaladım ki darlandım resmen. Son sayfalarda gözyaşlarım seller sular…

    Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Zaten bunlar bildiğimiz şeyler denen bir kitap ama ben çok şey öğrendim. Neredeyse hiçbir anlattığını zaten biliyordum diyemeyeceğim, kolay okunan, kocaman bir hikayeyi bu kadar anlaşılır, bu kadar akıcı ve kapsamı aşırı karikatürize edip budamadan gayet iyi yazmış. “Bu adamın yazdığı diğer kitaplar da okunur,” dedirtti. 21’i kesin okurum. Muhtemelen Deus’u da.

    Aylak Adam Toplumun dışındaysan, başkalarının doğal bulduğu şeyleri sen acayip buluyorsan, başkalarının kutsal bulduklarını hiçe sayıyorsan, başkalarının dert edinmediği şeyler senin içini sızlatıyorsa, başkaları için gülünüp geçilecek şeyler üzerinden atlayamadığın görünmez engellerse “Buyrun okuyun, çok seversiniz,” derim.

    Felsefenin Tesellisi Altı önemli adam, altı önemli mesele, altı önemli ders. Rahat okunan içeriği sabun köpüğü olmayan, gayet tatminkar felsefe kitabı, daha ne olsun.

    Böyle Söyledi Zerdüşt Bu kitap biraz emek istiyor. Dolayısıyla herkese tavsiye edemem. Ama iyi kötü biraz Nietzsche araştıracak sabrınız varsa, Netflix’teki Yüzyılın Dahisi belgesel serisindeki bu bıyıklıya ayrılmış bölümle başlayıp sonra bu kitaba gelebilirsiniz. Bu kitabın toplantısı da çok iyiydi.

    Ahraz Sağır dilsiz demekmiş. Toplumun dışına itilen, ezilen insanların ötekileştirilmelerini çok vurucu bir şekilde anlatıyor. Çok sağlam bir toplum eleştirisi. Kitap kulüplerinden birinde önerilmişti ve büyük bir önyargı ile başladım kitaba. Ama sanırım kulüp sayesinde tanışmış olmaktan en mutlu olduğum kitap buydu.

    Satranç Romandan kısa hikayeden uzun (novella). Bu adamın yazdığı her kitap okunur dedirtti bana ve diğer kitaplarını da edindim. Hatta Ankara Devlet Tiyatroları oyununu da gösterime soktu. Gerçi tiyatrodan daha iyi anlayan arkadaşlarım beğenmemişti ama ben oyunu da beğendim.

    İnce Memed 1 “İyi eşkiya” kavramını yücelten, destansı bir anlatım. Hemen ardından aksi tezi savunan Rahmet Yolları Kesti ile okumayı önerebilirim. Kitap kulübü sayesinde tanışmış olduklarımdan.

    Fareler ve İnsanlar Kısacık, güzel, duygulu bir hikaye. Tiyatrosunu da izleme imkanı bulmuş, sevinmiştik. Gayet iyidir, bir iki günde aradan çıkarmak lazım.

    The Rational Male Bu sonuncu, ancak mansiyon alabildi ve sadece erkeklere özel. Baştan söyleyeyim. Bu kırmızı hap mevzusuna mutedil yaklaşmak, abartmamak, çok başıboş girmemek lazım. Konu kadın düşmanlığına kolayca evrilebilir durumda ve sahtebilim üzerinden yürüdüğü iddia edilebilir. Eleştirenler hepten haksız da değiller. Dolayısıyla anlatılanları bir tutam tuzla sindirmek akıllıca olabilir. Hani hipergami nedir, alfa erkek, beta erkek, arzu seksi, pazarlık seksi nedir, evlenince seks hayatı pek çok insan için neden biter? Biraz bu konulardaki temel terminolojiyi ve iddiaları öğrenmek lazım. Güvenilir, efendi erkeksin, mülayimsin, çoluğun çocuğun olsun, evinin erkeği olmak planlarındasın, iyi para kazanma olasılığın yüksek ama yıllarca senin yüzüne bakmayan genç kadınlar neden üniversitenin bitmesine üç gün kala seni aramaya başladılar? Senden önce nasıl adamlara meylediyorlardı, şimdi neden sen? ABD’de DNA analizi ile babalık davası sonuçlarının yüzde kaçında biyolojik baba, aslında koca değil? Mavi hap zaten her gün toplumca anlatılıyor, ailede anlatılıyor, pırlanta yüzük reklamında diz çöken erkekçe anlatılıyor... İlişkilerin dinamiğine dair bir de bu cenahtaki lafları öğrenmek fena olmayabilir. Toplumun anlattığını da bu kırmızı hap kafasındakilerin anlattıklarını da kendi bilgi birikimi ve akıl süzgecinden geçirip biraz kendi yolunu bulmak tavsiye edilebilir. Şu belgesel fena değildir bak başlangıç için: https://www.youtube.com/watch?v=j6S8Px6BdDU Aha şurada da belgeseli çeken eski feminist kadının başına gelenleri anlattığı TEDx konuşması var: https://www.youtube.com/watch?v=3WMuzhQXJoY Yalnız dediğim gibi, abartıp saçma bir cinsiyetçiliğe evrilmesi çok kolay bir konu, çok kaptırmamak lazım.
  • Dusuncenin mesafesi yoktur. Dusunce daha dusunceyi dile getirmeden tum evreni dolasir. Dusunceler miknatis gibidir. Ne dusunurseniz size ulasir.
  • Insan kitap okumazsa gun gelir, virgulu kaybeder, cumlelerden korkmaya baslar. Basit ifadeler kullana kullana cumleleri kisirlasir. Gunler gectikce unlem isaretini de kaybeder. Ozaman dusunce duygu ve davranislari tepkisiz hale gelir. Cunku heyecanini kaybetmistir. Bir sure sonra soru isaretini de unutur. Artik soru da soramaz.
  • 165 syf.
    Hani bazı günler rüyalarımızda koşarız bir yere yetişmek için, tüm çabamızla kaçar, hızlıca uzaklaşmaya çalışırız bulunduğumuz yerden ama dönüp baktığımızda hiç yol almamış, alamamış olduğumuz yerde kalmış olarak buluruz kendimizi işte benim de İsmet Özel yolculuğum buna benziyor her kitap bittiğinde tıpkı böyle hissediyorum gitmiş olmam lazım diyorum ama daha yeni adım attığımı farkediyorum. Ama yine de adım atmaktan kendimi alamıyorum.
    İsmet Özel okurken tekrara düşmekten, iki ileri bir geri yapmaktan kurtulamıyorum, sayfayı not al esra, sayfayı katla esra, kitabın bu pasajını sonra tekrar oku esra ki tüm bu saydıklarım benim için, üşengeç kategorisine rahatlıkla dahil edilebilecek biri için, çok katlanılacak şeyler olmasa gerek ama bunu ben istedim, bu hâle ben dönüştüm, rahatsız mıyım, asla.
    Gelelim kitabımıza, kitabı ben şûle yayınlarından okuduğum için iki parça hâlinde okumuş oldum. Tiyo yayınları şiir okuma kılavuzu her iki kitabı da (şûle yayınları şiir okuma kılavu ve çenebazlık) içinde barındırıyor.
    Kitapta sık bir şekilde şairin şiir tanımlarına rastlıyoruz, dahası şiire yüklenen vazifeye. Şairin farklı açlardan yaptığı tanımlar dikkate değer ki kendisi de şiiri tanımlamadan şiir yazılmaması gerektiğini ifade ediyor.
    Tanımlar dallı budaklı her biri şiirin farklı bir yönüne götürüyor bizi, ayakları yere basmayan yani bir hayat belirtisi taşımayan şiir, şiir olmuyor.
    Şiirin tanımlarını, oluşum sürecini yani şiire dair yazılanları okurken şair acaba konuyu çok mu abarttı diye ara ara beni yoklayan şüphe kitap ilerledikçe memnun kalınmış bir iknaya bırakıyor kendini, bu ilginç bir deneyim oluyor doğrusu.

    Şiirin oluşumu, tanımlar derken şair bizi şiir vasıtasıyla bir noktaya ulaştırmaya çalışıyor aslında, şiirde yada şiir yazmakta maksat ne? Onda neyi aramalıyız? Varmak istediğimiz yer neresi? Kendimiz kalarak kendimizi bilerek inanmak mı acaba?
    Şairin bu sorulara cevaplarını kitapta bulacaksınız hem de onun uzun uzun anlatımıyla hatta bir yerde karmaşıklığı farketmiş olacak ki şöyle sesleniyor okuruna: "Anlatabiliyor muyum? Anlatamıyorum. Anlayın ama siz."
    Ben de dağınık anlattım hoş tam olarak ne anlatmaya çalıştım bilmiyorum ama siz bu şairi okuyun, sabırsızlıktan uzak kalmaya çalışarak okuyun.