• Finlandiya'da özel okul yoktur. Çünkü eğitimin, bir ticaret olarak görülmesi, Fin halkı tarafından bir hakaret olarak algılanmaktadır. Bunun yanı sıra Finlandiya okullarında, öğrencilere ödev verilmez, çünkü öğrenmenin yeri okul olarak benimsenir.

    Dipnot: Türkiye’deki özel okul sayısı 10 bine yaklaştı. Özel okullardaki öğrencilerin toplam örgün eğitim içerisindeki oranı ise yüzde 7.1’i aştı.
  • 24 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Okuduğum en güzel çocuk kitaplarından biri. O kadar güzel, o kadar sevgi dolu bir baba-oğul hikayesi ki üç yaşındaki oğluma defalarca okuduğum ve okuyacağım. Okul öncesi çocuğu olanlara tavsiye ederim. Oğlum okumayı öğrenince de ilk okutacağım kitaplardan biri bu kitap olacak.
  • Hepimiz sahip olduğumuz bilginin çoğunu okul dışından elde etmişizdir.
  • Hope Üniversitesi Dokümanları:

    ‘“Tevrat’taki Yaratılış öyküsü Tevrat’a iki ayrı kaynaktan gelmiştir. Klasik kaynak analizine göre Yahweh’çi öykü Davut peygamberin monarşisi veya hemen sonrasında kaleme alınmıştır Din adamlarının dönemine ait olan hikaye ise baştaki ilk bölüm, Tufan ve diğer bazı bölümleri içerir.

    Papaz kaynaklı yaratılış öyküsü: 1:1-2:4a

    Yahweh’çi yaratılış öyküsü. 2:4b-3:24H

    “Bu gün bilmekteyiz ki Tekvin 1. bap ve 2. bap, iki ayrı yaratılış öyküsüdür önce yazılmış olan 2. bap Sümerlerin yaratılış öyküsünü anımsatır; sonradan kaleme alınmış 1. bap ise İ.Ö. 700 tarihli Deuteronomic Okul etkisinde, İbrani din adamları döneminde yazılmıştır”.
  • Pek çok insan sahip oldukları bilgilerin çoğunu okul dışında edinmektedir.
  • #35334593 şu iletinin altında yorumlarda hikaye benzeri bir şeyler yazmıştım :)
    İleti olarak da paylaşmak istedim.
    https://i.hizliresim.com/LDByYj.jpg


    "Hasan seninle nasıl tanıştığımızı hatırlıyor musun?"

    Hatırlamaz olur muyum hayatım. Hiç aklımdan çıkmıyor ki. Hayatımın en mutlu anıydı o gün. Tabii o zamanlar ben bunu bilmiyordum.

    Tramvaydan inmiş okula doğru yürüyordum. Okula gitmeden okulun yanındaki sahafçılar çarşısına girip aradığım kitaba bakayım dedim. Çarşıda ölü sessizliği vardı. Kuşlar bile ötmüyordu. Sanki öğle tatiline çıkmışlardı.
    Bir bir dükkanları gezip aradığım kitaba bakıyordum ama yoktu. Sağ tarafta 7. dükkanın önüne doğru geldim. Görünürde kimse yoktu. Kapının önünde duran sepetin içindeki kitaplara bakmaya başladım. O anda içeriden bir ses duydum. "Buyurun beyefendi yardımcı olayım. Hangi kitabı arıyordunuz acaba?" Daha kafamı kaldıramamıştım, ses beni benden almıştı zaten. Sonra kafamı kaldırıp cevap vermek istedim ama sesim çıkmadı.
    Hatırlıyor musun Kemal Sunal'ın bir filmi vardı? Aşık olduğu kızı gördüğünde dili tutuluyordu, sesi soluğu kesiliyordu. Bir an o geldi aklıma. Hiç konuşamayacağım sandım. Sen bana" İyi misiniz, su getireyim mi?" diye sormuştun ve cevabı beklemeden içeriden su getirmiştin. O suyu nasıl içtim hatırlamıyorum. Sonra ben tekrar uğrarım deyip çıkmıştım oradan. Aklımda ne kitap vardı ne de başka bir şey. Okula da gitmedim zaten. Nasıl gidecektim ki? Ben o anda sanki yeniden doğmuştum annemin kucağında gibiydim.

    Birkaç gün evden de dışarı çıkamadım zaten. Sonra cesaretimi toplayıp yeniden geldim oraya. Bu sefer aradığım kitabı söyledim sen de bulup getirdin. Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ıydı o kitap. Ne diye başlıyordu "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti"
    İşte ben de bu çarşıya girdiğim zaman hayatımın değişeceğini bilmiyordum elbet ama seni gördüğümde hissettim. İnsan hisseder ya bilirsin.

    Sen hem okuyor hem de boş vakitlerinde çalışıyordun. Daha okulun bitmesine de çok vardı. Ben seni sürekli görecektim. Okul hiç bitmese de olurdu zaten. Artık her gün görüşüyoduk. Bazen okulda, bazen sahafta, bazen de Gülhane parkına giderdik. Hani parkın en sonunda bir çay bahçesi vardı. En üst tarafa çıkardık, iki kişilik demlik söylerdik. İstanbul'u dinlerdik. Güzel geçiyordu günlerimiz. Aşıktık ama söyleyemiyorduk. İkimizde biliyorduk bunu.

    Sonra sen bir gün elinde bir kitapla geldin bana. İçinde de bir not yazıyordu. "Gelecekte olacağına inandığım güzel günler için... Seni seviyorum"
    Sen benden daha cesaretliymişsin. Ben de kendimi cesaretli sanırdım oysa. Gerçi bunun cesaretle bir ilgisi var mıydı pek emin değildim. Seviyorduk işte birbirimize illa dile gelmesi mi gerekirdi? Sözler yerine gözler konuşuyordu zaten.

    Her şey güzel gidiyordu, biz mutluyduk.
    Bir akşam İstiklal'e çıktık seninle. Caddenin o kalabalığında kendimizi kaybettik, sabahlara kadar gezdik eğlendik. Gecenin sonunda keşke o sokağa girmeseydik Hasan. Karanlık bir sokak, kaldırımlar insan dolu. Alkol alanlar ayrı, tiner çekenler ayrı. Hasan geri dönelim dedim sana. Dönmedin, bir şey olmaz dedin. Erkeksin ya dönsen erkekliğin giderdi değil mi? Hasan özür dilerim böyle düşündüğüm için. Ben böyle olsun istemedim, gelecek güzel günlerimiz olacaktı. Hep mutlu olacaktık seninle.
    Kaldırımdakilerden biri laf attı bana. Ben boş ver Hasan uğraşma gidelim n'olur dedim, sen beni dinlemedin. Neden dinlemedin Hasan nedeeen? Şimdi duyuyor musun beni orada? Görüyor musun Hasan? Neden? Neden? Neden?
  • Daha çok para harcanmasına rağmen, fakirlerin eğitim düzeyinde ilerleme kaydedilememesinin nedeni şu üç maddeyle özellenebilir:

    1. Altı milyon çocuğun performansını artırmak için üç milyar dolar yetersizdir.

    2. Para, gerektiği şekilde harcanmamıştır. Farklı müfredata, daha iyi yönetime, fakir çocuklara yapılacak yardımda artışa ve daha çok araştırmaya gerek vardır.

    3. Eğitimle ilgili dezavantaj okul içersindeki eğitimle giderilemez. Çünkü asıl problem okul kurumunun ta kendisidir.