• Yine bir anı anlatıcam size

    Benim çok yakın bir arkadaşım var biz bunla ilk okulda kartopu oynuyorduk ve tamda kartopu denemez kar tapu değilde buzdu onlar biz kavga ettik bunla oda bana buz attı salak tamda gözümün üstüne geldi abimgil okul çıkışı beni almaya geldiler abimgil dediki sen şurdaki bakkala git bir şeyler falan al onlar gelmedi meğer o sırada abimgil batuyu sıkıştırmışlar çocuk ertesi gün yanıma geldi çikolata almış özür dilerim abla diyor bunu o kadar çok yaşadımki benim hiç kız arkadaşım yoktu hepde erkeklerle takılırdım bazen karşı sınıfın çocuklarını dövüyorduk bir yerlerim falan morarıyordu ertesi gün çocuklar çikolata bisküvi alıp özür dilerim abla diye yanıma geliyorlardı skskslssksk
  • 448 syf.
    ·3 günde·8/10
    Karantina kitabını o kadar çok duydum ki okumamam mümkün değildi.Ilk kitabı beğendim aslında.Ama günlerin geçiş kısmında bazı problemler vardı.Mesela 2 gün geçiyor ama biz bunu pek anlayamıyorduk.Bunun haricinde anlam ve içerik olarak beğendim.Altını çizdiğim pek çok yer oldu.Burada paylaştım isterseniz bakabilirsiniz.Zeynep'in her ne olursa olsun kendini Onur ile teselli etmesini komik buldum.Yani 'okulda bir ceset var ama olsun Onur çok yakışıklı' tarzındaydı.Yazarın anlatım dili güzeldi çok fazla betimleme vererek boğmamış bu hoşuma gitti.Sonuç olarak,ben kitabı beğendim.Serinin diğer kitaplarınıda okuyacağım.Isterseniz beni instagram hesabım olan birkitapbirkahve3 olarak takip edebilirsiniz.Birlikte okumamız çok hoş olur.
    İyi okumalar diliyorum...
  • "Soru soran toplumlar tehlikelidir... Çocuklara neden kurallar dayatılıyor sence? Soru sormadan kabullensinler diye! Böyle programlanıyoruz. Okulda, evde, işte, sokakta... Herşey önümüze hazır geliyor, tek yapmamız gereken kurallara uyup sunulanı almak! Alıyor ve tüketiyoruz! Sonra yenisi geliyor! Onu da tüketiyoruz! Hiçbir şey sormadan! Sorgulamadan! Hepimiz birer leş kargasıyız!"
    .
    MÜKEMMEL bir kitap önerisi ile geldim.ŞİDDETLE tavsiye ederim okuyun bu kitabı.Bu zamana kadar okuduğunuz hiç bir polisiye kitabına benzemiyor.Kitabi okurken düşüneceğiniz ilk cumle ben bu zamana kadar böyle iyi bir kitap okumadım olacak.Yazarin kalemi Dehşet güzel sizi öyle bir kabusun içine sürüklüyor ki hadi canım bu kadar olamaz diyorsunuz. Günay hocamı ayakta alkışlıyorum böyle bir kalemin var olduğunu bilmek harika bir duygu.Ama değeri bilinmiyor bence bu kitap daha çok okunmalı daha çok değer görmeli diyorum ✌
    .
    Gazeteci Devran Brice Shawn bir gün bir mesaj alır.Mesaji gönderen kısmında Kâhin yazıyordur ve mesajın içeriğinde ise kehanetlerden,ölümden bahsediliyordur.Devran gazeteci olduğu için bir çok ünlü kişinin kuyruğuna basmıştır ve düşmanı çoktur peki ama bu mesajları kim neden yazıyordur?
    kehanetler gerçekleşmeye başlayınca durumun ciddiyetini anlayan Devran ekip arkadaşları olan Veronica, Lucia ve Efe den yardım ister. Gönderilen şifreli mesajlar, gerçekleşen kehanetler, ölen insanlar... Kâhin durmuyordur ve artık oklar sadece Devran'ı gösteriyordur. Devran için ölüm zamanı gelmiştir....
    .
    Kitabın içinde fizik, metafizik, kuantum fiziği, Can Yücel den alıntılar, edebiyat, kimya, macera, gizem ve aksiyon var.Gizemini koruyan Kuantum fiziğini de okuyorsunuz buda merak duygunuzu uyandırıyor. Ve sizi öyle bir son bekliyor ki bir an donup kalıyorsunuz bunlar doğrumu sorusu oluşuyor kafanızda ve okuyucuyu öyle güzel ters köşeye bekliyor ki işte diyorsunuz yazar böyle olmalı okuyucu etkilemi sarsmalı düşündürmeli Bu zamana kadar hiç bir kitabı bitirince dönüp tekrar okuma hissi uyanmamıştı bana bu hissi verdiğin için teşekkür ediyorum hocam önünde saygiyla eğiliyorum kalemin daim olsun sen hep yaz bizler okuyalım
  • 224 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Yazar, kitabın ilk sayfasında, tüm yazdığı eserleri çok sevdiğini ama ‘Marina’nın yerinin farklı ve özel olduğunu söylüyor. Kendini en yakın hissettiği kalbine dokunan eserlerden biriymiş. Benim içinde öyle oldu. Bu yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve gerek tarzı gerekse konusuyla farklı bir etki bıraktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ama yinede favorim Rüzgarın Gölgesi :)

    Oscar, Barcelona’da yatılı bir okulda okurken bir gün Marina isminde tuhaf bir kızla karşılaşır ve onunla arkadaşlık kurar. Marina, her ayın son pazar günü yapılan bir ayini izletmek için Oscar’ı mezarlığa götürür. Orada bulundukları sırada siyah pelerinli yüzü görünmeyen bir kadının isimsiz bir mezarlığa tek bir gül bıraktığını görürler. Meraklarına yenik düşüp bu karanlık ve gizemli kadının peşine düşerler. Kimdir bu kadın? Onları nasıl bir sürprize sürükler?

    Yazar her sayfada bir dönemeç hazırlamış okuruna. Her bölüm başka bir isime, her isim de bilinmez bir labirente sürüklüyor. Fantastik öğeleri, gizemi, korku ve gerilimi tam olarak dozunda ve ayarında işlenmiş. Üstelik ufakta olsa aralara bir de aşk serpiltirilmiş. Yani her okuru bir yönüyle yakalayacak ve tatmin edecek bir esere imza atmış yazar.

    Geçtiğimiz aylarda yazarın ölüm haberini yayınevi duyurdu. Çok üzüldük. Böyle bir değeri genç yaşta kaybetmek üzücü. Sayısız kitap okumak isterdim kaleminden. O yüzdendir ki elimde kalanlar benim için çok özel ve kıymetli. Size de biran önce Zafon’la tanışmanızı ve onun büyülü dünyasına adım atmanızı içtenlikle tavsiye ederim.
  • 724 syf.
    ·62 günde·Beğendi·10/10
    Yazarı kısaca tanıyalım Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 Kastamonu doğumlu Türk yazar, inşaat mühendisi, bir akademisyen

    Türk edebiyatının ilk postmodernist romanı olarak nitendiriliyor Tutunamayanlar. Postmodernizmide küçük bir alıntı ile bilmeyenler için açıklayayım : Postmodernizm hakkında Dilek Doltaş şöyle diyor: “1970’lerden başlayarak bugüne kadar Batı modernizminin ve onunla ilgili aydınlanma ve hümanizm projelerinin politik güç ve çıkar amacına hizmet eden normlarını sorgulayan, onun düşünce yapısını çözen, çelişkilerine, çarpık ve kendine dönük norm ve yaklaşımlarına ışık tutan en önemli eleştiri yöntemidir.”


    Düşünceleri ve sözü en çok edilen kahraman Selim Işık olsa da olay örgüsü Turgut Özben üzerinden anlatılmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir. Mühendistir ve rahat bir hayatı vardır. Selim’in intiharından sonra, bir dönüşüm sürecine girecek kendi benliğini sorgulamaya başlayacak ve “özben” soyadını alacaktır. Mühendis Turgut Özben, arkadaşı Selim Işık’ın intiharını bir gazete haberiyle öğrenir. Çok sevdiği arkadaşının intihar haberi onu çok etkilemiştir. İntiharın sebeplerini araştırmaya başlar. Ölümünden kendini sorumlu tutar ilgisizliğinin sonucu arkadaşının öldüğünü ndüşünür. Selim’in birçok arkadaşına ulaşır. Her arkadaşı Selim’in bilmediği bir yönünü kendisine anlatır.Turgut ilk önce Selim’in arkadaşı Metin ile konuşur. Metin ona, Zeliha isimli bir kızı sevdiğini, Selim’in kendisine ‘Kızın ona uygun olmadığını’ söylediğini, kendisi de kızdan ayrıldığını, bir süre sonra Metin tekrar Zeliha ile yakınlaşsa da kızın ikisini de bırakıp bir başkası ile evlendiğini anlatır. Daha sonra Süleyman Kargı ile tanışır. Süleyman Kargı, ona Selim’in yazdığı şarkı sözlerinden bahseder. Bu sözleri ve açıklamalarını Turgut’la paylaşır. Esat’ın anlattıkları ise çok daha farklıdır. Tanıştıkları dönem de Selim’in bir lise öğrencisi olduğunu söyler. Çok akıllı, sürekli kitap okuyan birisi olduğunu anlatır. Sürekli kitaplar üzerinde tartışırlar. İlginç bir kişiliği vardır. Çok zeki olduğunu, birlikte sürekli Selim’in kendi icat ettiği oyunları oynadıklarını anlatır.Turgut’un son konuştuğu kişi Günseli isimli bir kızdır. Selim’in bir küs bir barışık olduğu sevgilisidir bu kız. Turgut’a Selim’in kırılgan, kuşkucu, geleceğe güveni olmayan, tedirgin biri olduğunu anlatır. Selim, Günseli ile evliliğe yanaşmamıştır. Ayrılırlar. Selim hastalanır. Ölüm korkusu sarmıştır tüm benliğini. Günseli’ye bir mektup yazıp intihar eder… Turgut tüm araştırmaları boyunca Selim’in farklı bir yönünü görüp öğrenmiştir. Onun hayata tutunamayan biri olduğunu düşünürken her araştırmada, Selimle birlikte kendini de yeniden keşfetmeye başlar. Özbenliğinin derinliklerine inmiştir. Ve kendini de bir tutunamayan ilan eder.  Kendiyle yüzleşmenin verdiği ıstırapla bir trene binip izini kaybettirir…

    Okulda öğretmenden öğrendiklerinin, babasından öğrendikleriyle aynı şey olmadıklarını fark eden çocuğun evde babasını eleştirmesi, babasının da öğretmenden aktarılan şeylere karşı ıhır bakalım helelerle başlayan şüpheci bir tavır takınması, giderek o çocuğu okulla ev arasındaki tutarsızlığı ortaya çıkar

    Tutunamayanlar’ın çok başarılı bir başka hicivci epizodu, bürokrasinin işleyişini, devlet dairelerinin çalışma tarzını ele alan 10. alt bölüm. Sabah işe başlama, daha doğrusu işe başlayama-ma sırasında memurların davranışları, sabah mahmurlukları, çay sohbetleri ve nihayet iş takipçilerine karşı davranışları çok ince bir gözlem yeteneğini ortaya koyan ayrıntılarla eleştirel bir tutum içinde işleniyor


    Kitaptan alınacak birçok ana fikir varken  beğendiğim ve bence kitabın karanlıkları içinde en aydınlık kalan kısmına yer vermeden edemeyeceğim. ..

    Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde; yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak. Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli! Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi… Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…