• Akşam ezanından iki dakika önce istemeden açtı gözlerini. Karşısındaki camda koca bir ay vardı ortasından bir şerit geçen. Sağa baktı, yan yana üç küçük ay daha gördü camlarda. Orijinaline bakacak durumu yoktu henüz, kalkmak istemiyordu daha. Uyurken galiba tabak çatal sesleri duymuştu bir yerlerden. Acıkmış mıydı? Yoo, erik yemişti uzanmadan önce, halıya da damlatmıştı hatta. Fark etmiş miydi acaba? Dışarıdan birinin bağırdığını duydu, boğuk geliyordu ses buraya. Göremiyordu- görse de bir anlam ifade etmeyecekti zaten.Akşam ezanı okunmaya başladı sonra, gecenin gelişini müjdelercesine. Gecenin gelişini müjdelemek mi? Balkonda yarı açık gözlerle uzanırken, böyle beylik laflar için çok saçma bir haldeydi. Gözlerini kapattı tekrar. İstese duymayabilirdi, anlamamıştı kimse uyandığını, hala ufak bir şansı vardı belki de. Sineklik açıldı,"yatıyor musun hala?" kapandı sonra. Başaramamıştı yine, hiçbir zaman yeterince geniş olmayan bir ormandı evlilik. "Kalkıyorum" diye bağırdı içeri doğru. Cevap gelmedi haliyle. Hafifçe doğruldu, etrafındaki aylar hala duruyorlardı Öne doğru uzanıp tepedekine baktı nihayet. Güzeldi bu akşam. Kalktı içeri gidi. Görmemişti daha halıyı neyse ki. Ev acı çektiğin yerdir diye düşünüp tuvalete doğru yürüdü. "Şu şofbene bakacak mısın artık, su yine soğuyup duruyor." Tamam der gibi başını eğip devam etti yürümesine. En önemli işi olmuştu son yıllarda sağa sola bakmak. Sonuçta bir şey olmuyordu ama bakıyordu hep ya da öteliyordu her zaman yaptığı gibi her şeyi. Tuvaletin önüne geldiğinde elinin boş olduğunu fark edip biraz durakladı. Şarjda olması lazımdı galiba, geri dönse miydi? Daha fazla oyalanmadan geri döndü, göz göze gelmemeye çalışarak telefonu aldı ve hemen tuvalete girdi. Al Bundy geldi aklına sonra da sonrada bikinisindeki astronomi. Çamaşır makinesi çalışıyordu yine, krallığının sefaletini göstermek ister gibi. Dünyadaki çamaşır makineleri birlik olsa belki, olması gereken devrim başlayabilirdi. Boş bir zamanını hatırlamıyordu hiç. Gürültüsüz bir anını ya da tuvalette. Aldırmamaya çalışarak bu özerk bölgeden maksimum seviyede faydalanmak için uğraştı. Kapı tıklanınca, az da olsa başarıya uğraştığını anladı. Toparlandı, elini yıkayıp çıktı. Küçük oğlu kapıyı açmasıyla içeri dalmıştı zaten. Mutfaktaydı sıra, aç değildi ama durdu buzdolabının önünde bayağı. Ötmeye başlayınca, içerden ses duyuldu sarı ışıkta çalan kornalar gibi. Bir şeftali alıp kapattı. Bir tabakla içeri geçti. Tam oturacakken baktın mı dedi yan tarafta oturan. Tabağı bırakarak balkona çıktı. Neye bakacaktı ki bu kez. Vanalarla oynadı. Kapatıp açtı, her hangi bir arıza kodu görünmüyordu. Banyoya gitti, suyu açtı, bekledi anlamsızca akmasını. Eskiden de böyle miydi ki? Koca termosifonları hatırlıyordu, tüplü şofbenleri sonra. Belki bebekken su da ısıtmışlardı onun için. Eli yandı, ısınıyordu işte. Bir bakma işini başarıyla tamamlamanın gururuyla geri döndü yanına. Bir sonraki banyoya kadar sorun yoktu sonuçta. Tamam dedi, diğeri de fazla üstelemedi zaten. Şeftaliler de eskisi gibi olmuyordu artık, Yararken Ahmet Kaya geldi aklına. Sevmese de ezberlemişti bazı şarkıları fazla dinlemekten. Bir çok farklı şarkıyı bildiği gibi. Yatılı okulun zararları. "İster misin" diye uzattı, almadı- "kum gibiydi en son yediğim" dedi. Her şeyi olduğu gibi, şeftaliyi de hızla tüketti- balkona çıktı sonra. Sigaraya tekrar başlamıştı dört yıl sonunda. Bilmiyordu niye, hayatında yanlış giden bir şeyler mi vardı bilmiyordu, ay hala aynı aydı- yer değiştirmişti ama. Sigarayı bıraktığında ne düşünüyordu , şimdi ne düşünüyordu- ne farkı vardı o zamanki kendisi ile şimdinin? Bağrış sesleri geldi içeriden, başka bir görev, çocukları ayırmak. Bir kere daha çekti sigarayı içine , sesler yükselince söndürüp içeri geçti. Odalarına gönderdi ikisini de, "Komşunun kızına çıktı alacaksın unutma" Geçti bilgisayarın karşısına, bir aydır niyetleniyordu şu oyuna devam etmeye, hep bir şeyler çıkıyordu ama. Nerede kaldığına bakmak için açtı oyunu, kahretsin kulaklık takılı değildi. "Annesi aradı, bekliyor kız, çıktı alsana başka şeyler açacağına" Kapattı hemen, dikkatli olmalıydı - saf bir antilop olarak kalmayacaktı bir dahaki sefere. Usb'den açtı dosyayı, üff bu ne. Bir kere de düzgün bir şeyler çıksın şu Usb'den. Tekrar düzenledi dosyayı yarım saat, çıktı aldı. Baktı, rahatlamıştı nihayet, verdi kağıtları. Yalnız kalmıştı sonunda salonda. Buzdolabına koştu hemen, bir bira aldı kendine. Böyle şeylere izni vardı , sonuçta özgür bir insandı. Salona döndü tekrar, ayaklarını sehpaya uzatıp birayı açtı. Biranın fışkırması ile içeri girmesi aynı ana rastladı. O panikle birayı elinden düşürdü. Kaldırıp mutfağa koştu hemen, ıslak bir bezle gelip halıyı silmeye başladı, "O erik lekesini de sil" Bir ana durdu, kafasından geçenler tanıdık şeylerdi, her zaman yaşadığı şeyler evlendiğinden beri. Yarınki gazeteleri düşündü, cinnet geçiren koca, yanan ev- her seferinde farklı bir şey oluyordu. Yüzündeki gülümsemeyi fark edip başka bir şeyler düşünmeye çalıştı, sonra silmeye devam etti halıyı.
  • Evet, okul zamanımızı çalmakla yetinmeyip, kalan günlerimizde hangi işi yapacağımız konusunda bizi yönlendirmeye kalkışıyor.