• 205 syf.
    ·2 günde
    Memduh Şevket Esendal kimdir?

    Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883'te Çorlu'da doğdu. Aile çiftçilikle uğraşıyordu. Birbirini izleyen savaşlar yüzünden, düzenli bir öğrenim yapamadı; kendi kendine Fransızca, Rusça, Farsça öğrendi. Girdiği (1906) İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde 1908'den sonra müfettiş olarak çalıştı. Birçok yeri bu görevle dolaştı. Balkan Savaşı patlayınca (1912), aile Çorlu'dan İstanbul'a göçtü. Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu'ya geçti. Atatürk'ün yanında yer aldı. Azerbaycan'da (Baku'da) elçilik görevinde bulundu (1920-1924). Sovyet Rusya'nın bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul'a döndü. Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Tahran Elçisi (1925-1930), Elazığ Milletvekili (1931-1933), Kabil Elçisi oldu (1933-1941). Bilecik Milletvekili (1941) seçildi, aynı yıl CHP Genel Sekreterliğine getirildi. Bilecik Milletvekilliğine yeniden seçildi (1946). 1945 yılında CHP Genel Sekreterliğinden ayrıldı. 16 Mayıs 1952 tarihinde, Ankara'da dünyamızdan ayrıldı. (http://www.bilgiyayinevi.com.tr/memduh-sevket-esendal)

    Türk edebiyatında Çehov tarzı öykünün ilk temsilcisidir.
    Kişilerin günlük yaşamda dikkat çekmeyen yönlerini anlattığı öyküleri ile tanınır.
    Durum öyküsünün ilk temsilcisi olan yazarın son derece güçlü bir gözlem yeteneği vardır.
    Kendi ifadesiyle “topluma ayna tutan” bir sanatçıdır. Toplumun aksayan yanlarını, insanların psikolojik sorunlarını ruhsal durumlarını ele almıştır.
    Öyküyü gereksiz süslemelerden kurtarmıştır. Dili, konuşma dilidir.
    Yapıtlarında sıradan insanların gündelik yaşamlarını anlatmıştır.
    Hayatı ve olayları nesnel bir şekilde yansıtmıştır. Edebiyatsız edebiyat yapmaktan yanadır.
    Kişilerini daha çok İstanbul Aksaray’daki orta tabakadan seçmiştir.

    (https://www.edebiyatogretmeni.org/memduh-sevket-esendal/)

    ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Durum (Kesit) Hikâyesi Nedir?
    Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
    Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için "Çehov Tarzı Hikâye" de denir.
    Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra'dır.

    (https://www.turkedebiyati.org/...llikleri-ve-ornekler)

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    İlk kez bir Esendal kitabı okudum. Kitapta çok tanıdık onlarca hikâye var. Neden tanıdık? Çünkü yazar bizi yazmış. Nasıl mı? İşte şöyle;

    Günün birinde yaşlı adamlardan bazılarının başına geldiği gibi buna da bir evlenmek hastalığı geldi. Yapmacıktan ağlayıp sızlıyor;
    “ Bu ev, oğlum, kadınsız olmayacak” diyordu.
    Sonra anlaşıldı ki, meğer kendi evlenmek istiyormuş! (83)

    “ Ne var? ” dedim.
    “ Beni evden kovuyor” dedi.
    “ Niçin? ” dedim.
    “ Hiç canım,” dedi, “çamaşırları yokmuş, buna bakılmıyormuş. ”
    O değil, karıyı alacak ya… Karı, “Gelirim ama evdekileri çıkarırsın” demiş. (85)

    … babam bütün nesi varsa yeni karısının üstüne ediyormuş. (87)

    “Hiç sarhoş değilim. Kendi iyi adam, ağzı çirkin” dedi, “yüzüne bakamıyorum.” (90)

    Birkaç kuruş aylıkla bir köşeye atmışlar, yüzüne bile bakan olmuyor. Niçin? Çünkü bozuk bir suratı var. Kötü değil, çirkin, bozuk ve sevimsiz! Çırpınıyor, kendini anlatmaya uğraşıyor, ancak bilmiyor ki dili, kalemi, kafası ile yaptığını suratı, kılığı bozuyor. (91)

    Birine varılmak istenince başkaları göze küçük görünür. Kestirmeden işi bitirmek, söylenecek sözü söylemek de hoştur. (105)

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Pekiyi, biz, neden bizi anlatan birini tanımayız? Yoksa kendimizden mi, gerçeklerden mi kaçarız? Yoksa bu hikâyeler sıradan mı gelir, tıpkı kendimizi sıradan bulduğumuz gibi? Ne de olsa hikâyeler de anlatılan bizizdir, değil mi? Kitaplarda illa ki farklı bir dünyayla mı karşılaşmalıyız?

    Neden yazarın eserleri az okunur? Hatta neden bazılarımız yazarın varlığından bile bihaberizdir? Yazarın eserlerinin telif hakkının Bilgi Yayınevinde ve “Mutlu Bir Son” adlı kitabın sadece bir kez 2005’te basıldığını biliyor musunuz? Pekiyi, bu ne demek? Koskoca 13 senede bu kitap çook az okunmuş demek. Baskı âdetini de unutmamak lazım tabii (kitapta nedense yazmıyor). Ama kaç adet basılmış olursa olsun, şu bir gerçek ki; Esendal’ı tanımıyoruz.

    Bir Esendal kitabının piyasa fiyatı 24 lira (sitelerden daha indirimli alınabilir). Evet, pahalı. Ama değmez mi? Yazarın sadece bir kitabını almaya değmez mi?

    Yabancı yazarları da okuyacağız elbet ama kendi yazarlarımızı da unutmayalım. Çünkü onlar “bizi” anlatıyor.

    Aşağıda yazarın beş hikâyesi var. Yazarı tanımak için bu öyküleri okuyabilirsiniz.

    1. https://ertugrulharman.com/...mduh-sevket-esendal/
    2. https://www.aymavisi.org/...evket%20Esendal.html
    3. https://www.liseedebiyat.com/...-sevket-esendal.html
    4. https://okumagunlugu.com/...sendal-hikaye-metni/
    5. https://www.liseedebiyat.com/...14-mse-47326032.html

    Keyifli okumalar dilerim.

    * Kitabı "Esendal Okuma Etkinliği" ( #29773088) sebebiyle okudum. Etkinliğimize herkesi bekleriz. :)
  • 95 syf.
    ·2 günde·7/10
    Şimdi ben bu kitabı neden okudum, niçin okudum ,nasıl okudum, sahiden okudum mu?

    Şırfıntı öldi mu?
    Isız acun kaldi mu?
    Anlatıcı öçin aldı mu?
    İmdi beyin yırtilur.

    Şuraya kafasında deli sorularla, imge çözeceğim diye beyni yanan bir adet zeyneb çizelim. Duman kokuları geldi di mi?

    Kitap dün bitti evet. Fakat ben de bittim. Hani moddan çıkamamama mı yanayım? Haftalarca ışıl ışıl bir Pazar günü bekleyip, bulmuşken günümü bu kitapla kasvete boğduğuma mı yanayım? Kurguyu tam manada idrak edemememe mi yanayım bilemedim. Hala “Mecnun aslında engelli bir çocukmuş. İsmail abi var ya, japon balığıymış. Erdal Bakkal var ya Erdal Bakkal, tuzlukmuş o ya.” afallayışındayım. Bende bıraktığı etkiyi varın siz düşünün.

    Sanırım Sadık Hidayet ne kadar “Hayat tecrübelerimden şunu anladım ben: Meğer benimle başkaları arasında ne korkunç bir uçurum varmış! Anladım ki mümkün oldukça susmalıyım, mümkün oldukça düşüncelerimi kendime saklamalıyım.” (sf.14, Ayrıntı Yay.) dese de yaşamı boyunca içinde biriktirmekten onu zehirlemeye başlayan ne varsa, imge dolu bir labirentin içinde baş döndüren bir kurguyla kusmuş Kör Baykuş’ta. Okumayı bitirince kitabın adı, Hidayet’in Labirenti olabilirmiş aslında dedim kendi kendime. Çıkış yolunu bulamadım, kayboldum o gotik havada. Tüm okuma sürecimde kafamda yarattığım atmosfer Dövüş Kulübü’nden farksızdı. Hele o şırfıntı, bildiğiniz Marla'ydı o. Kitabın sonuna geldiğimde bu benzetmelerimde pek de yanılmadığımı gördüm.

    Kör Baykuş öyle bir oturuşta ya da bir okuyuşla idrak edilecek, derdine varılacak bir kitap değil bana göre. Anlatıcının buhranlı havası gerçekten sizi boğuyor. Normalde karakterin havasına çok çabuk girerim ancak Hidayet’in anlatıcısı, gerçekten kafası çok uç noktalarda ve benim kavramaya iç dünyamın yetmediği, baştan sona bunaltı kokan bir adam adam.

    Kitapla ilgili anlatılacak çok mevzu var aslında. Kör Baykuş her açıdan katman katman bir kitap. İncelemeleri okuyunca birçok farklı yöne değinildiğini gördüm ve ben de anlatıcının durumunu şu yönde ele almak istedim; bilirsiniz, 0-1 yaş çocuğun, temel güven ve bağlanma duygusunun oturma sürecidir. Kitapta anlatıcının çok küçük yaşlarda anne-babası tarafından terk edilip halası tarafından büyütüldüğünü görüyoruz. Sevgi, temel güven ve bağlanma becerisinin burada tam manada doyurulmadığını söyleyebiliriz. İşbu durumda anlatıcı sevgi ihtiyacını halayla tamamlamaya ve ardından onunla bütünleştirdiği halasının kızı (eşi-şırfıntı) tarafından bu ihtiyacını doyurmak ister. Bu süreçte genç yaşta halasını kaybeder ve ona halasını kaybettiği gün şehvetli bir tutumla yaklaşan kuzeniyle evlenir. Bu onun için inanılmaz bir durumdur. Çünkü tam manasıyla karşılıklı sevgiyi ve bağlanmayı tadacaktır. Ancak eşinin baştaki bu şehvetli tutumu, evlilik sonrası anlaşılmaz bir hal alır. Eşi onunla hiçbir şekilde birlikte olmak istemez, bahaneler uydurur. Ona iğrenç bir yaratık gibi bakar, yüzünü görmek istemeyecek kadar beğenmez bir duruma gelir. Anlatıcımız onu anlamaya çalışırken daha vahim bir gerçekle karşılaşır; eşi, onun aşağılık gördüğü ayak takımı olarak nitelendirdiği, karaktersiz yozlaşmış insanlarla birlikte olmaya başlar. Bu durumu ondan saklamaya da hiç gocunmaz. Anlatıcı, eşinin yaptığı tüm bu ahlaksızlıklarını bildiği ve ona artık şırfıntı demeye başladığı halde, onun bu davranışları anlatıcının sevgiye olan açlığını, eşine sahip olma arzusunu bileyerek onu vahşi bir hırsla çevreleyen, kör bir tutkuya dönüştürür.

    Kitapta sürekli bir gölge imajı döner. Yazar, “düşüncelerimi kendime saklamalıyım.” dedikten sonraki yazma sebebini, kendini gölgesine tanıtmak olduğunu söyler. Ancak bir yandan da ”Acaba hayat denilen şey tümüyle komik bir hikâye, inanılmaz, ahmakça bir masal değil mi? Ben kendi masalımı, kendi öykümü yazmıyor muyum acaba? Öykü yerine gelmemiş arzular için bir kaçış yolu değil mi? Ulaşılamayan arzular. Her masalcının kendine kalıtım yoluyla geçmiş, sınırlı ruh haline uygun olarak tasavvur ettiği arzular.” (sf.56) diyerek gölgesini ancak kurguladığı öykü vasıtasıyla açığa vuracağını belirtir. Bana göre karakterin gölgesini oluşturan asıl karanlık yine yukarda belirttiğim; sevgi, güven ve bağlanma ihtiyaçlarıdır. “Her an mezar gibi daralıp karanlıklaşan bu odada gece korkunç gölgeleriyle beni kuşatmıştı. Tüten kandilin önünde sarıldığım kürküm, abamla, boynuma doladığım şal ile kambur vaziyetteki gölgem duvara vurmuştu. Gölgem gerçek bedenimden daha renkli, daha hassas olarak duvara vurmuştu. Gölgem vücudumdan daha gerçekti. Ivır zıvır satan ihtiyar, kasap, dadım, şırfıntı karım, hepsi benim gölgelerimdi; aralarında hapsolduğum gölgeler.” (sf.99) Ve anlatıcı içinde ne tür duygular barındırdıysa, farklı suretler ve karakter imajlarıyla doldurur gölgesinin içini. Bana göre hala kendine tam manada gölgesini açıklayamamıştır aslında. Yine üstü örtüktür gölgenin.

    Kitap “Hayatta öyle yaralar var ki, ruhu inzivadayken cüzam gibi yer, kemirir.” (sf.13) diye başlar ya hani, sevgisizlik – akabinde ilgisizlik en büyük yaradır vesselam. Anlatıcıyı sağlam yemiştir. Okurken sizi de yer, kemirir efendim. Öykünün sonunda sağ çıktığımıza şükretmek gerekir.

    Başta bu etkinliği düzenleyerek yazar hanemize yeni bir isim ekleyen NigRa ’ya, ardından okunacak onyüzbin kitabım varken, dayanamayacağımı bilerek beni bu etkinliğin içine çeken pek sevgili arkadaşım Melike 'ye teşekkürü borç bilirim.

    Gölgelerin gücü adına, keyifli demeyi çok isterdim ama en azından benim gibi ışıl ışıl bir Pazar gününde değil de mümkünse bol bulutlu bir günde okuyunuz efendim. :)

    Şimdiden okumaya niyetlilere bulutlu okumalar dilerim. :)
  • Ayın Yazarı: Franz Kafka

    Okunacak Kitaplar (burada şunu belirtmek isterim ki kişi yazarın istediği bir kitabını seçip okuyacak. Listedeki bütün kitapları okumayacaksınız. İsteyen de birden fazla kitabını bu ay içerisinde okuyabilir, dediğim gibi Kafka Ayı isterseniz bütün kitaplarını okuyun):
    -Dönüşüm
    -Dava
    -Milena'ya Mektuplar
    -Şato
    -Ceza Sömürgesi ve Hukuk Hikayeleri
    -Amerika(Kayıp)
    -Hikayeler(Bütün Hikayeleri)

    Katılımcılar (Katılmak isteyenler yorum olarak 'Ben varım' desin ekleyelim):
    -Hakan Sarıpolat
    -Sezen
    -Esengül
    -Semiha E.
    -Songül D.
    -Aslan HAMZA
    -Selin Ceylan
    -Seray K.
    -Nurhan Işkın
    -Mevlüt Bayar
    -Osman Yüksel
    -Zeren
    -Kübra Aktepe
    -Azize Akdemir
    -Kübra Cangül
    -Ebru Sünnetçi
    -Canan Bayındır
    -Gülücük
    -büşra kalender
    -Selman Ç.
    -Hacı Seydaoğlu
    -Emre Şeyda
    -Meyrem Karadeniz
    -Dr. Elmyra
    -Enes-i Tekin
    -Hanım Zeliha
    -Masiva
    -ahmet
    -Esma Tezgi
    -Gülşen Budak
    -Hatice Çakır
    -özlem dnzhn
    -ayfer kadife
    -zeynep öztürk
    -Muhammet Tunç
    -Ebru İnce
    -Hasan KILIÇ

    Etkinlik Kuralları: Yukarıda da dediğim gibi isteyen istediği Kafka kitabını okumakta serbesttir. Liste dışında olmazsa iyi olur. Çünkü öteki türlü çok kalabalık olacaktır. Ama illaki okuyacağım diyen varsa da okuyabilir.
    Kitap okumaları esnasında öndeki arkadaşlar geriden gelen arkadaşları düşünerek "spoiler" dediğimiz can alıcı bilgileri veremezler.
    Kitap hakkında yorum yazmadan önce kitabın adını büyük harflerle belirtmelisiniz( bu kısım biraz can sıkabilir ama yapacak bir şey yok kitaplar için katlanacağız. Kopyala yapıştır işinizi hafifletebilir). Örneğin: DAVA: Kitap gitmiyor ağbi:) gibi.
    Bir ay boyunca tek bir yazarın kitapları okunacak anlaşılmamalıdır. Bir kitaptan sonra serbestsiniz. İstediğiniz yazarın istediğiniz kitabını okuyabilirsiniz. Zaten amacımıza ulaşmış, sizleri Kafka ile tanıştırmış olacağız.

    Kitapların Okunacağı Tarih: 15.04.2016 - 15.05.2016 (Memur kafası:))

    Bu tarihlerden önce elinizdeki kitapları bitirmeye bakın. Belirttiğim tarihler arasında herhangi bir zamanda başlayabilirsiniz. 15'inde başlamak zorunda değilsiniz. Dilediğiniz yerde pes edebilirsiniz. Ama pes etmeden önce gruba düşüncelerinizi ve neden pes ettiğinizi belirtin bizler de sizleri kararınızdan caydıralım:)

    Tartışmalarımızda "siyaset-din-politika" konuşmak yasaktır.
    Edebiyat dolu bir ay sizlerle olsun Kafka okurlar.

    Parola: KAFKAOKUR.