• Kürtçe gramer öğrenmek isteyenler için tavsiye edebileceğim en iyi kaynak diyebilirim ilk adım için. İçerisinde bolca etkinlik, okuma metinleri vs. var.

    Kitabın ilk seviyesi bu, ikinci ve üçüncü seviyede var.

    Keyifli Okumalar..
  • İşte geldik önemli bir eserin daha sonuna. Büyük Britanyalı siyaset bilimcisi ve bu konuda önemli eserler kaleme almış Andrew Heywood’un, ‘Siyasî İdeolojiler’ isimli kitabının incelemesinde, eserin ve içinde ihtiva ettiği fikirlerin niçin önemli olduğunu anlatmaya gayret edeceğim. Eser 12 ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde ‘ideoloji’ kavramı üzerine bir giriş yapılıyor. Daha sonraki bölümlerde ise sırasıyla: ‘Liberalizm, Muhafazakarlık, Sosyalizm, Anarşizm, Milliyetçilik, Faşizm, Feminizm, Ekolojizm, Dinî Köktencilik, Çok-Kültürcülük’ ideolojileri açıklanıyor. Kitabın son kısmında ise özellikle Fukuyama ve Giddens gibi düşünürlerin etkilerinin olduğu ‘İdeoloji Sonrası Bir Çağ’ fikri inceleniyor. Ben bu incelemem de tek tek bölümlerde anlatılan siyasî ideolojileri açıklamayacağım. Ancak Heywood’un bu tek tek kısımları nasıl ele aldığını açıklamam da bir incelemeden kesinlikle beklenmesi gereken bir özellik.

    Örneğin liberalizm ideolojisini ele alalım. Liberalizm başlığının altında, bu ideolojinin etimolojik kökeni açıklanıyor. Ardından kısaca kökenleri ve tarihsel gelişimi hakkında bilgi veriliyor. Ardından incelenmekte olan ideolojinin ana temaları açıklanıyor. Örnek vermek gerekirse liberalizmin ana temaları: “Bireyselcilik, özgürlük, akıl, adalet ve hoşgörüdür.” Daha sonra tek tek bu temalar ayrı başlıklar altında inceleniyor. Bu ayrı başlıklar altında sorulan sorulara: “Özgürlük ne demeye gelir? Özgürlük kaç anlamda söylenir? Negatif özgürlük ile pozitif özgürlük arasındaki fark nedir? Klasik liberaller ile neoliberallerin özgürlük konusundaki duruşları nelerdir?” bu tarz örnekler verebiliriz. Ayrıca bu küçük başlıkların altında diğer siyasî ideolojilerin (muhafazakarlar, sosyalistler, faşistler v.b) bahsi geçen konu hakkındaki düşüncelerine de ufak bir bilgilendirme kutucuğu içerisinde yer veriliyor. Ardından siyasî duruşundan, temel birtakım kavramlarından, alt türlerinden (klasik liberalizm, modern liberalizm, anarko kapitalizm, Keynesyen ekonomi), felsefesinden (insan hakları, rasyonalizm v.b), ekonomik (laissez-faire, serbest piyasa) ve kültürel duruşundan, tarihteki (ABD, Birleşik Krallık, birçok Avrupa devleti v.b) örneklerinden bahsediliyor. İdeolojiye ayrılan bölümün sonuna gelindiğinde ise bu siyasî görüşün önemli filozofları ve onların görüşleri kısa birer paragraf şeklinde anılıyor. Liberalizm için örnek vermek gerekirse: büyük dahî Immanuel Kant, James Madison, John Locke, J. S. Mill gibi filozofların isimlerini sayabiliriz. Bölümün son kısmında bahsi geçen ideolojinin ‘küresal çağ’daki durumundan, günümüzdeki eleştirilerinden bahsediliyor. Ayrıca bölümün içinde bir veya iki defa bulunan kutucuklarda ideolojinin içerisindeki çatışmalara da atıflarda bulunuyor. Örneğin: ‘Klasik Liberalizm’ ile ‘Modern Liberalizm’in ya da ‘Faşizm’ ile ‘Nazizm’ arasında bulunan farklar buna örnek olarak gösterilebilir. İlgili ideolojiye ayrılan bölümün sonunda okuyucuyu düşündürmeye yönelik birtakım tartışma soruları bulunuyor. Liberalizm bölümüyle ilgili örnek vermek gerekir ise: “Liberaller, eşitliğin hangi biçimlerini desteklemekte, hangilerini ise reddetmektedir?” sorusu kitapta bulunan birçok sorudan yalnızca bir tanesidir. Hemen ardından gelen ve genellikle dört adet eserin ismini ihtiva eden bölümde ise ilgili ideoloji hakkında daha derin okumalar yapmak isteyen okuyuculara yönelik birtakım eser tavsiyeleri bulunmaktadır. Ancak burada bir parantez açmak gerekirse bu eserlerin bir kısmının Türkçe çevirileri bulunmamaktadır. Bu yüzden İngilizce seviyesi yeterli olmayan Türkiyeli okuyucuların pek işlerine yarayacağını düşünmüyorum. (Liberalizm ve İslami köktencilik -özellikle liberalizm ve alt türleri- ile ilgili daha derin okuma önerilerine ihtiyaç duyan arkadaşlar bana özel mesaj atarlar ise yardımcı olmak isterim.)

    Peki Andrew Heywood’un bu eseri bizler için neden önemli? Günümüzde ideoloji sonrası bir çağda yaşadığımızla ilgili söylemlerde bulunan siyaset düşünürlerinin sayısının hiç de azımsanmayacak kadar çok olmasına rağmen, şahsi kanaatimce dünya siyaseti halen ideolojiler ve ideolojilerin alt başlıkları etrafında dönmektedir. Her ne kadar 1991 yılında SSCB’nin ortadan kalkması ile Leninizm ve Stalinizm’in çökmesiyle sosyalizm güç kaybetsede, günümüzde dinî köktencilik, çok-kültürcülük ve feminizm gibi ideolojiler güç kazanmaktadır. Eski ideolojilerin (liberalizm, sosyalizm, muhafazakarlık) yanısıra bu görece yeni sayılabilecek ideolojiler daha net bir şekilde anlaşılabilmesi açısından bu eser gerçekten bir ders kitabı görevi görebilecek yeterlilikte olduğuna inanıyorum. İdeolojileri ve bu ideolojilerin temel görüşlerini bilmek, kişiyi siyasî açıdan daha yetkin kılabilir. Siyasî anlamda yetkinlik hem kişinin yaşamakta olduğu ülkenin siyasetini, hem de hızlanan küreselleşme ile birlikte daha büyük önem kazanan dünya siyasetini anlamasında yardımcı olabilir. Ayrıca siyasî ideolojilerin bilinmesi, tarih okumalarında ve tarihten dersler çıkarılmasında anahtar bir rol oynayabilirler. Bu sebeplerden ötürü siyaset ile ilgilenen, bağlı olduğu fikirlerin hangi ideolojinin altında bulunduğunu öğrenmek isteyen, dünya siyasetini ve ülke siyasetini daha net bir şekilde görebilmek isteyen, seçmen kitlelerinin fikirlerini ve buna bağlı olarak o seçmenlerin bağlı oldukları değerleri anlamayı arzu eden ve tarihi incelerken daha bilgi dolu farklı bir şekilde türlü bakış açıları elde etmek isteyen tüm okurlara ‘Siyasî İdeolojiler’ isimli bu eseri gönül rahatlığı ile önerebilirim. İyi okumalar dilerim.
  • Bitti !!!
    Beyaz zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk'ün kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Ben halkta bu ülkedeki okulların ve askeri okulların müfredatına dahil edilmesini istedi. Türk öğrenciler baskılar ülkelerindeki yaşamı yenilemek için mutlaka bu kitabı okumalıydılar.
    Bu kitap, eskiden nüfusu 3 milyondan az gelişmemiş ve İsveç hakimiyetinde olan Finlandiya'nın nasıl okuma seviyesi yüksek, gelişmiş ve başarılı insanlar çıkan bir ülke haline geldiğinin göstergesiydi.
    Bu Kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek Finlandiya'yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini tüm insanlara örnek olacak bir şekilde gözlerine sermektedir. Halkların destansı özverisi ile yoksulluktan kurtularak, ekonomik, politik ve kültürel olarak nasıl mükemmel bir yaratılabileceğini gösteren okurlara dudak ısırtan ölümsüz bir eser.
    Beni En çok etkileyen bölüm, sıradan tüccar olan adamların nasıl yaptıkları işte yükseldiklerini anlatan bölümdü. Burada anlatıcı Robinson Cruose örneği veriyordu.
    Bu genç adam nasıl vahşi keçileri evcilleştirdi, nasıl bir Yamyamdan kendine arkadaş edindi hatta yardımcısı oldu, ıssız bir adada nasıl yaşam mücadelesi verdi. O elindeki imkansızlıklarla yapıyorsa siz neden yapamazsınız diyordu. Ve bunun gibi bir çok başarı öyküsü.
    Başucu kitabı olabilecek nitelikte bir kitap. Kitapları çizmeyi sevmediğim için, küçük postitlerle beğendiğim bölümleri işaretledim. Bu kitabı bana hediye ettiği ve okumamı sağladığı için Nesrin Ormanoğlu arkadaşıma teşekkür ederim
  • Bazı profiller denk geliyorum. Yüzlerce takipçisi var ama takipte olduğu tek bir kişi bile yok. Yani bu kişinin ayarında kimse yok demek mi oluyor bu? Şahsi fikrim, okuma seviyesi olarak Türkiye ortalamalasının çok çok üstünde bir yer burası. Yani bu kişilerin, geneli çok okuyan bu insanlardan alabileceği hiçbir şey yok mu?
    Bir de, sanki buraya bizleri yetiştirmeye gelmiş gibi davrananlar görüyorum. Tamam kabul, mutlaka eksiklerimiz vardır hepimizin. Lakin talep etmedikten sonra verilen bilgi boşa harcanmış zaman değil midir?
    Kaldı ki kibirin içinde boğulan insanlar her yerde var. Ama büyük bir hayal kırıklığıdır benim için bunca okuduğunu iddia edip bunca kibirli olmak. Yani okumak kibirini, bir insan olarak şu koca evrende kapladığın alanın ne kadar küçük olduğunu göstermiyorsa sana, okumak neden? Daha çok kibirlenmek için insanların okuyabileceğini hiç akıl edemiyordum. O da benim aklımın cehaleti işte...
    Şimdi ben talepte bulunuyorum. Lütfen birisi bana okumakla kibir arasındaki ilişkinin nasıl doğru orantılı (biri artarken diğeri de artar) olabileceğini açıklasın. Kibirin azalması gerekmez miydi?
  • Ulan yıllarca adamın kıymetini bilmediniz adam fakirlikten öldü. Adam ölünce “hurraaa” d&r mağazalarına yazıklar olsun size Allahtan böyle bir adam yaşamışta memleketin IQ seviyesi ölçülebiliyor. Kitapta nokta ünlem virgül 0 sadece okuma kalitesini belli bir yere taşıyabilmiş insanların okuyup anlayabileceği bir kitap. Teşekkürler Üstad Teşekkürler Olric.
  • Gerçek okuyucu, meslek sahibi olanların kendi alanlarındaki yayınları takip etmelerinin tabii ve zaruri olduğunu söylemeliyiz. Kaldı ki bu çeşit okuma seviyesi bile ülkemizde çok düşüktür. Günlük gazete okuyucusu da konumuzun dışındadır. Gerçek okuma ise edebiyat, felsefe, sanat ve düşünce ürünü eserlere yönelmiş bir okumadır... Okumayı nefes almak gibi bir refleks haline getirmeliyiz diye mi düşünmeliyiz?
  • Grıgory Petrov’un, Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitabını büyük bir keyifle okudum.Mustafa Kemal Atatürk’ün okullarda okutulmasını istediği bir eser.Bunu öğrenince bu kitabı okumayazorunluluğunu ve sorumluluğunu iliklerime kadar hissederekten alıp okuma karar verdim.Kitabı okuduktan sonra şimdiye kadar neden okumadığım(‼️) için kendimi suçlu hissettim.Sonra da okumak için geç kalsam dahi en azından okuma şerefine nail olmanın verdiği mutlulukla kendimi teselli ettim.
    Neyse kitaba dönelim.Her aldığım kitabı bitirince, kitabın adıyla eser arasında mukayese yaparım.Yazar, bu kitaba bu başlığı neden koymuş?Kitabın ismi ile eser arasında bir bütünlük var mıdır? diye cevap aramaya başlarım.Bu eserin başlığı “Beyaz-Zambaklar-Ülkesinde” idi.En kolayı ülkenin cevabı idi.Çünkü kitapta baştan sona Finlandinya ve Finlandiya toplumu anlatılmıştı.Geriye “beyaz ve zambak” kelimeleri kalmıştı.Beyaz zambağın bir sıfatı olduğuna göre zambağın bir çeşiti olması gerekiyor idi.Ve de kanaatimce öyleydi.Zambak kelimesi esere en yakın anlamıyla söyleyecek olursak:
    1)Zambağın Hıristiyanlıktaki önemi büyüktür. Özellikle beyaz zambak, iffet ve erdemi temsil etmektedir. Bu nedenle Hazreti Meryem’in çiçeği olarak bilinir.

    2)Eserde ismi geçen Herkül’den yola çıkarak doğurganlık anlamı vardır.(eserdeki karşılığı üretim olarak düşüncek olursak).Herkül’ün hikayesine değinecek olursak:

    “Efsaneye göre Zeus, gayri meşru çocuğu Herkül’ün tanrı olmasını ister. Bunun yollarından biri, karısı Hera’nın Herkül’ü emzirmesidir. Bunu başarmak için uyku tanrısına, Somnus’a gider. Somnus Hera’yı derin bir uykuya sokar. Zeus da emmesi için Herkül’ü Hera’nın koynuna bırakır.
    Herkül o kadar güçlü emer ki, sütler taşar ve cennetten akar. Samanyolu’nu meydana getirir. Yeryüzüne düşen birkaç damla ile de zambak vadileri yaratılır.”

    Kısacası Beyaz Zambaklar Ülkesinde=Geçmişine ve Geleceğine Sahip Çıkan Ahlaklı ve Üretken Finlandiya’dır diyebilirim.Bir sürü kavram sığdırabiliriz.
    Yazar yaşamış olduğu ülkede görmüş olduğu şeyleri kaleme alarak bir toplumun nasıl gerilediği ve ilerlediğiyle ilgili bilgiler vermiştir.Finlandiya’nın aydınlık geleceğe kavuşmasında en önemli katkıyı sağlayan Sinellman’ın bir toplum inşa etmek için göstermiş olduğu azami gayretleri anlatır.Geçmişine küsen, pısırık, tembel,sorgulamayan, öğrenilmiş çaresizlik içinde kalan ve bunalan, tüketen bir toplum olan ülkesini adeta kendisiyle barışık bireyler, üreten, ürettikçe düşünen,sorgulayan ve kendi değerleriyle ülkesini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıran bir toplum haline getiriyor.Sinellman’ın ısrarla üzerinde durduğu en önemli dinamikler:
    1)Özgüven (kendi olmak,birey olarak olarak kendini gerçekleştirme ve gücünün farkında olan sağlam ruhlu birey)
    2)Mazi Şuuru (Geçmişe bakıp geleceği inşa etme süreci - şuurlu toplum-kültürüne sahip çıkan bireyle topluluğu
    3)Aile (ne ekersen onu biçersin sözünün karşılığı olan bir model kapsamında örnek ve idel bir aile yaşantısı),
    4)Eğitim(okuyan,düşünen,üreten ve sorgulayan bir kitle ve buna bağlı hedefler-ideal toplum düzeyi)
    5)Aydınlar (Kelimenin içeriğini dolduran farkındalık seviyesi azami olan ve halkıyla ve kendiyle mutlu olabilen bilinçli ve çoşkulu kalem sahipleri)
    6)Devlet (Sosyal Devlet Anlayışı - vatandaşın her daim yanında olduğunu ve sen varsan ben varım anlayışı içerisindeki ideal ve realist mutlu bir tablo)
    7)İnanç (Kendine,',ailesine, dinine,ülkesine inanç bütünlüğü)
    gibi gelişmişlik düzeyini gösteren konulardır.
    Okumak isteyenlere şiddetle değil güzellikle tavsiyemdir:)