Bazı profiller denk geliyorum. Yüzlerce takipçisi var ama takipte olduğu tek bir kişi bile yok. Yani bu kişinin ayarında kimse yok demek mi oluyor bu? Şahsi fikrim, okuma seviyesi olarak Türkiye ortalamalasının çok çok üstünde bir yer burası. Yani bu kişilerin, geneli çok okuyan bu insanlardan alabileceği hiçbir şey yok mu?
Bir de, sanki buraya bizleri yetiştirmeye gelmiş gibi davrananlar görüyorum. Tamam kabul, mutlaka eksiklerimiz vardır hepimizin. Lakin talep etmedikten sonra verilen bilgi boşa harcanmış zaman değil midir?
Kaldı ki kibirin içinde boğulan insanlar her yerde var. Ama büyük bir hayal kırıklığıdır benim için bunca okuduğunu iddia edip bunca kibirli olmak. Yani okumak kibirini, bir insan olarak şu koca evrende kapladığın alanın ne kadar küçük olduğunu göstermiyorsa sana, okumak neden? Daha çok kibirlenmek için insanların okuyabileceğini hiç akıl edemiyordum. O da benim aklımın cehaleti işte...
Şimdi ben talepte bulunuyorum. Lütfen birisi bana okumakla kibir arasındaki ilişkinin nasıl doğru orantılı (biri artarken diğeri de artar) olabileceğini açıklasın. Kibirin azalması gerekmez miydi?

Ergin Kocadağ, Tutunamayanlar'ı inceledi.
 27 Nis 22:18 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ulan yıllarca adamın kıymetini bilmediniz adam fakirlikten öldü. Adam ölünce “hurraaa” d&r mağazalarına yazıklar olsun size Allahtan böyle bir adam yaşamışta memleketin IQ seviyesi ölçülebiliyor. Kitapta nokta ünlem virgül 0 sadece okuma kalitesini belli bir yere taşıyabilmiş insanların okuyup anlayabileceği bir kitap. Teşekkürler Üstad Teşekkürler Olric.

Yakuphan Güleç, bir alıntı ekledi.
26 Mar 17:54 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Gerçek okuyucu, meslek sahibi olanların kendi alanlarındaki yayınları takip etmelerinin tabii ve zaruri olduğunu söylemeliyiz. Kaldı ki bu çeşit okuma seviyesi bile ülkemizde çok düşüktür. Günlük gazete okuyucusu da konumuzun dışındadır. Gerçek okuma ise edebiyat, felsefe, sanat ve düşünce ürünü eserlere yönelmiş bir okumadır... Okumayı nefes almak gibi bir refleks haline getirmeliyiz diye mi düşünmeliyiz?

Kağıt Medeniyeti, M. Orhan OkayKağıt Medeniyeti, M. Orhan Okay
M.Yusuf Mert, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ni inceledi.
 18 Mar 15:27 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Grıgory Petrov’un, Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitabını büyük bir keyifle okudum.Mustafa Kemal Atatürk’ün okullarda okutulmasını istediği bir eser.Bunu öğrenince bu kitabı okumayazorunluluğunu ve sorumluluğunu iliklerime kadar hissederekten alıp okuma karar verdim.Kitabı okuduktan sonra şimdiye kadar neden okumadığım(‼️) için kendimi suçlu hissettim.Sonra da okumak için geç kalsam dahi en azından okuma şerefine nail olmanın verdiği mutlulukla kendimi teselli ettim.
Neyse kitaba dönelim.Her aldığım kitabı bitirince, kitabın adıyla eser arasında mukayese yaparım.Yazar, bu kitaba bu başlığı neden koymuş?Kitabın ismi ile eser arasında bir bütünlük var mıdır? diye cevap aramaya başlarım.Bu eserin başlığı “Beyaz-Zambaklar-Ülkesinde” idi.En kolayı ülkenin cevabı idi.Çünkü kitapta baştan sona Finlandinya ve Finlandiya toplumu anlatılmıştı.Geriye “beyaz ve zambak” kelimeleri kalmıştı.Beyaz zambağın bir sıfatı olduğuna göre zambağın bir çeşiti olması gerekiyor idi.Ve de kanaatimce öyleydi.Zambak kelimesi esere en yakın anlamıyla söyleyecek olursak:
1)Zambağın Hıristiyanlıktaki önemi büyüktür. Özellikle beyaz zambak, iffet ve erdemi temsil etmektedir. Bu nedenle Hazreti Meryem’in çiçeği olarak bilinir.

2)Eserde ismi geçen Herkül’den yola çıkarak doğurganlık anlamı vardır.(eserdeki karşılığı üretim olarak düşüncek olursak).Herkül’ün hikayesine değinecek olursak:

“Efsaneye göre Zeus, gayri meşru çocuğu Herkül’ün tanrı olmasını ister. Bunun yollarından biri, karısı Hera’nın Herkül’ü emzirmesidir. Bunu başarmak için uyku tanrısına, Somnus’a gider. Somnus Hera’yı derin bir uykuya sokar. Zeus da emmesi için Herkül’ü Hera’nın koynuna bırakır.
Herkül o kadar güçlü emer ki, sütler taşar ve cennetten akar. Samanyolu’nu meydana getirir. Yeryüzüne düşen birkaç damla ile de zambak vadileri yaratılır.”

Kısacası Beyaz Zambaklar Ülkesinde=Geçmişine ve Geleceğine Sahip Çıkan Ahlaklı ve Üretken Finlandiya’dır diyebilirim.Bir sürü kavram sığdırabiliriz.
Yazar yaşamış olduğu ülkede görmüş olduğu şeyleri kaleme alarak bir toplumun nasıl gerilediği ve ilerlediğiyle ilgili bilgiler vermiştir.Finlandiya’nın aydınlık geleceğe kavuşmasında en önemli katkıyı sağlayan Sinellman’ın bir toplum inşa etmek için göstermiş olduğu azami gayretleri anlatır.Geçmişine küsen, pısırık, tembel,sorgulamayan, öğrenilmiş çaresizlik içinde kalan ve bunalan, tüketen bir toplum olan ülkesini adeta kendisiyle barışık bireyler, üreten, ürettikçe düşünen,sorgulayan ve kendi değerleriyle ülkesini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıran bir toplum haline getiriyor.Sinellman’ın ısrarla üzerinde durduğu en önemli dinamikler:
1)Özgüven (kendi olmak,birey olarak olarak kendini gerçekleştirme ve gücünün farkında olan sağlam ruhlu birey)
2)Mazi Şuuru (Geçmişe bakıp geleceği inşa etme süreci - şuurlu toplum-kültürüne sahip çıkan bireyle topluluğu
3)Aile (ne ekersen onu biçersin sözünün karşılığı olan bir model kapsamında örnek ve idel bir aile yaşantısı),
4)Eğitim(okuyan,düşünen,üreten ve sorgulayan bir kitle ve buna bağlı hedefler-ideal toplum düzeyi)
5)Aydınlar (Kelimenin içeriğini dolduran farkındalık seviyesi azami olan ve halkıyla ve kendiyle mutlu olabilen bilinçli ve çoşkulu kalem sahipleri)
6)Devlet (Sosyal Devlet Anlayışı - vatandaşın her daim yanında olduğunu ve sen varsan ben varım anlayışı içerisindeki ideal ve realist mutlu bir tablo)
7)İnanç (Kendine,',ailesine, dinine,ülkesine inanç bütünlüğü)
gibi gelişmişlik düzeyini gösteren konulardır.
Okumak isteyenlere şiddetle değil güzellikle tavsiyemdir:)

İlayda AKAY, bir alıntı ekledi.
08 Mar 16:23 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

''Diğer işçilerin fakirliği gün geçtikçe artıyordu. Birçok küçük imkân ellerinden alınıyor, maaşlarıyla sürdürdükleri hayat seviyesi sürekli düşüyordu. Okullar giderek kötüleşiyor ve ilkokula gitme zorunluluğu giderek ortadan kalkıyordu. Okuma yazma bilmeyen işçilerin sayısı dehşetli bir şekilde artmıştı.''

Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 193)Demir Ökçe, Jack London (Sayfa 193)

Arkadaşlar gerçekten öyle değilmi ya ???
Ülkemizde kitap okuyanların sayısının survivor izleyenlerin sayısını geçtiği gün ülkemizin okuma seviyesi yükselecek

sueda reyyan, Bahrü'l-Medid Cilt 11'i inceledi.
 03 Mar 22:45 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Not: Dini içerik mevcuttur, bilginize..

Bu yaşıma kadar hiç adam akıllı tefsir okumadım ben. Zor olabileceği önyargısıyla devamlı ertelediğim tefsir okuma niyetime; yaşamakta zorlandığım dünyayı, bana benden yakın olanın kelamıyla (Allah, kişinin kalbine ondan daha yakındır. Enfal-24) anlamak, nefes almak için ‘’Bismillah’’ dedim artık. Arapça bilmiyorum, ilmi seviyem fazlasıyla yetersiz, acaba dışarıdan ilahiyat kazanıp okusam mı derken... İlahiyat ehli bir arkadaşıma sordum birkaç ay önce; tefsir okumak istediğimi, hangisini okumamın uygun olabileceğini vs vs . Sormamdaki niyet; tefsirin üslubu, dili ve islami bilgimin eksikliğinin endişesiyle tefsirin ilmi seviyesi idi. Ancak verdiği cevaba şaşırdım; belki de haklıdır, bilmiyorum???

-‘’Bu tefsiri okuma, onu bu kesim okuyor… itikadı bozuyor
O tefsiri mi aman dikkat et!! ..Sakın yaklaşma, Onu o’cular okuyor…
Şu tefsirden uzak dur, tahrip edildi...
Zaten diyanetteki heyet? çoğunu toplatıyor artık, tahrip edilmiş, hakikatten uzaklaşmış çoğu..’’
....

Zaten zor olan dünyada ‘’kolaylaştırınız’’ diyen Kudsi Nebi’nin ümmeti, Allah ‘ın kitabında da mı ayrılığa meyletti diye düşünmeden edemedim. Bilmiyorum, bilemediğim noktalar vardır elbet. Ancak, belki de koca bir ömürse tefsire adanan, hüküm vermek bu kadar kolay mıdır bilemedim???

Birkaç ay önce annemin aldığı tefsire başladım bende evdeki, son cildiyle. Kısa sureleri okuyabilirsem devam edebilirim diye. 11 cilt, harf boyutları büyük, sarı yumuşak kağıt, gözü yormuyor. Medrese talebesiymişim gibi hissettiren bir kapağı var. Çok akıcı ve kolay okunuyor. Ayetlerin iniş sebebi, zamanı, önceki ve sonraki surelerle bağlantıları, ilgili hadisler ve büyük alimlerin sözlerine de yer verilmiş. Hiç sıkılmadım ve zorlanmadım okurken.

Tasavvufi tefsir yani ’’ işari tefsir’’ diyor önsözünde. Sure sonlarında - surenin tasavvufi tefsiri- adı altında farklı manalarla işaretler var, mesela;
Ebrehe fil orduları ile Kabe’yi kuşattığında, Allah’ın evini koruyan ebabil kuşlarının anlatıldığı Fil suresinin sonundaki işari tefsirde diyor ki;

‘’Arifin kalbi, varlıklar için yüce Allah’a yönelecekleri manevi bir kabedir. O kalp Cenab-ı Hakk’ın evidir. Boş düşünce ve vesvese orduları orayı harap etmek ister. Allah, zahirdeki evini Ebrehe’den koruduğu gibi, Müminin kalbini de bu tür saldırılara karşı korur.
Rabb’inin fil ordusuna ne yaptığını görmedin mi? Bu ordu manevi kalp için hayvani ahlaklar, vahşi sıfatlar, kötü ve basit düşüncelerdir. Allah kulunun gönlüne hücum eden bu düşmanların hilesini bozmadı mı?? Allah onların üzerine ilahi varidat kuşları gönderdi, onlar kalbe hücum eden bu şeylerin üzerine zikr taşları ve fikir nurları attılar. Bu zikir ve nurlar kötü ahlakları kalpten çıkardı, kalbi temizledi….’’ gibi.

Bir de Fahreddin Razi ve Nahcuvani gibi Ariflerin tefsir açıklamalarını eklemiş ilgili yerlere. Tefsir ehlinin yıldızı , müfessirlerin imamı diyor Fahreddin Razİ’ye.. Ekledim hayatını araştıracaklarım arasına .

Son olarak; hangi tefsir okunmalı, ehil dostlara soruyorum bu ara, henüz bilmiyorum. Benim paylaşmak istediğim şu ki, TEFSİR okunmalı.Sadece bir kere Kuran Meali okumuş biri olarak geç kaldığımı fark ettim. Okurken o ilahi vahyin feyzi de sirayet ediyor okuyana, sanki ilk muhatapları gibi hissediyor insan. ‘’İnşallah.. kolay.. ne de güzel…. Zerrelerimce amenna’’ diyor insan. Ama sonra ara verdiğinde, okurken binlerce kez ‘’haktır bu’’ dediği meselede,- mesela ‘’zannın kötüsünden sakının’’ ayeti ile henüz kararlar almışken-, hayatın içinde kötülüğünü gördüğü diğeri ile imtihan sahasına indiğinde, kalbi hemen de kayıveriyor zanların en kötüleriyle. İşte her an tefsir okuyamaz insan da, Halkın içinde Hak’la nasıl olunur onu bilemedim…

Nurlu, feyizli, bereketli okumalar…

Çağla Dündarcan, Ben Sabahattin Ali'yi inceledi.
22 Şub 08:14 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Çok ağır ve yorucu bir kitap okuduysanız ve sakinleşmek istiyorsanız kesinlikle bir saatte bitebilecek su gibi akıp giden incecik bir roman. Yaş seviyesi Zaten kitabın başında belirttiği gibi 10’lu yaşlar. Çocuğunuz varsa şayet beraber okuyup çok güzel zaman geçirebilirsiniz. Son dönem oldukça “Popüler” olan ama kimsenin hayat hikayesini bilmediği sırf herkes okuduğu İçin okuma ihtiyacı duyduğu ama anlamadığı Sabahattin Ali öyle güzel anlatılmış ki. Eşi Aliye ve kızı Filiz’e olan aşkı. Nazım Hikmet ile olan diyaloğu mektupları. Hep düşünmüştüm böyle naif bir insan nasıl öldürülür diye. Ona atılan yersiz suçlamalar Sinop Cezaevi orada yazdığı daha sonra bestelenen şiiri Aldrma Gönül. Bütün bunlar onda ki naifliği kanıtlıyor. Kitap bittiğinde bir kez daha düşündüm Sabahattin Ali gibi içinde yaşam sevinci olan insanlar maalesef yaşamaya bile doyamıyor. Hatta çevresindeki insanlar bile ona doyamadan bu dünyadan göçüp gidiyor. Ne acı..

Yasee, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
 10 Şub 21:19 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^

GülserenS., Koloni'yi inceledi.
30 Oca 13:09 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Jean Christophe Grangé korku-gerilim-polisiye alanında tanınmışlık seviyesi oldukça yüksek bir yazardır. Bu kitap onun okuduğum ilk kitabıydı.
10. sınıftayken derse okuma kitabımı getirmemiştim ve bu kitabı da o derslik beni idare etsin diye okul kütüphanesinden almıştım. Okumayı düşünmüyordum. Ertesi gün kitabı geri verecektim. Fakat kitaba başladıktan sonra devamını okumaya karar verdim.
Her kitapta olduğu gibi ilk 50-100 sayfa biraz sıkıcı gelebilir. Ama ilerledikçe hem karakterlerin isimlerine alışılıyor hem de olayların akışı hız kazanıyor. 2013 yılında okuduğum için kitaptaki karakterleri ve olayların gelişim aşamalarını pek hatırladığım söylenemez. Bundan dolayı spoiler veremeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim: Yazar, okuru heyecanlandırmak için elinden geleni yapmış. Kitabı okurken merak duygunuzun perçinlenmesinin yanı sıra tüylerinizi ürperten bir korkunun da etrafınızda kol gezdiğini hissedebilirsiniz. Zira ben bu kitabı okuduğum esnaların çoğunda arkamda biri var mı diye sürekli arkamı kontrol etmekten kendimi alamadım.
İYİ OKUMALAR


Dipnot
Bu kitabı okurken ki hislerim sadece bana aittir. Ben bu şekilde hissettim diye siz de bu şekilde hissedecek değilsiniz.