• Sevgili Seray Şahiner,

    Size bu mektubu içimden geldiği için yazıyorum. Biraz önce “Antabus” isimli romanınızı okudum, bitirdim. Çok şaşkınım. Şaşkınlığım, konu olarak son derece güzel bir eserin, erkek olmama rağmen benim bile söylemeye cesaret edemediğim küfürlü ve argo bir dil kullanılarak nasıl değersizleştirildiğine. Bir bayan olarak bu dili kullanmanızı, bazı insanlar büyük cesaret olarak yorumlasalar da, ben büyük ayıp olarak değerlendiriyorum. Ve umarım bu eserinizi çocuklarımızdan birisi merak edip okumaz. Ya da bu kitabınızın poşetlenip, üzerine “18 yaşından küçükler tarafından okunması yasaktır!” ibaresinin konulması daha hayırlı olacaktır. Küfür bir eseri güzelleştirmiyor maalesef sanatta. Öz kültürümüzde bu tarzın yeri olmadığını Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar ve nice değerli insanların edebi eserlerinden biliyoruz. Tabi bilmek için de okumak lazım.

    Bana göre edebi eserler, insanlara bir takım mesajlar vermek için meydana getirilir. Siz de bu eserinizde çaresizliği iki farklı senaryo halinde anlatmışsınız. Günümüz Türkiye’sinin hiç gündemden düşmeyen konusunu, kadına şiddeti işlemişsiniz. Ancak dediğim gibi böyle güzel, sosyal mesaj verilebilecek bir konuyu işlerken de edebiyata ihanet etmişsiniz. Bu kitabı yayına sokan “Can Yayınları” gibi güzide bir kuruluşu da ayrıca kınıyorum. Okuma seviyesi hala çok düşük olan toplumumuza okumayı bu şekilde mi sevdirmek amaçlanmaktadır? Küçük yaşta okumayı seven bir kardeşimiz “Baba ya da anne şu kelime ne demek? diye soracak olursa, o çocuğa o veli, “Ben bilmiyorum evladım. Bunu yazara soralım istersen” derse ve size ulaşırlarsa ne cevap vereceksiniz ey Seray Şahiner!

    Daha önce de belirttiğim üzere sizin gibi küfür edebiyatı yapan yazarların eserleri poşetlenmeli ve üzerine ileri derecede küfür içerdikleri belirtilmelidir. Umarım bundan sonraki edebi hayatınızda bu acizane tavsiyelerimi göz önüne alarak yeni eserler meydana getirirsiniz. Başarılar dilerim…

    Saygılarımla…
  • Neyi bilmek istiyorum ki;
    Bilgi; öğrendiklerimizi, okuduklarımızı hayatımıza kattıklarımız mı? Hangimiz ne kadarını hayatımıza dahil etmiş olabiliriz ki.!
    Binlerce bilgi uçuşuyor her yerde. İnternet bazen bilgi çöplüğü gibi geliyor bana..

    "Yunus Emre" nin dizeleri gibi
    İlim ilim bilmektir.
    İlim kendin bilmektir,
    Sen kendini bilmezsin,
    Ya bu nice okumadır.

    "Dizeleri pek çok şeyi anlatıyor"

    Okumadan önce araştırmak, incelemek, seçici olmak okuduğunu anlamak adına; doğru olan değil midir..?
    Bazen şunları sormamız acaba iyi olabilir mi?

    - Bu kadar çok şeyi neden bilmek istiyorum?
    - Çok şey bilince daha mı güçlü olacağım?
    - Bilince korkularımdan mı kurtulacağım?
    - Yanlışlarımı, önyargıları mı, değiştirecek miyim?

    Başkalarının deneyimlerinden faydalanmak için tabiki okumak şart...Ama ordan oraya koşturup bilgi oburluğu yaparak değil.! Hal böyle olursa gücü dışarda arıyor olmaz mıyız.? Anlamadan hissetmeden..birde üstüne eleştiri..tam bir fiyasko..

    Acaba asl'olan kendimiz olduğunu unutup, kültür seviyesi yüksek katagoriler arasında yer almak için midir bu okuma bu bilgi arayışı...Oysa arayış içerde ruhunda keşfedilmeyi ve beslenmeyi bekliyor.
    Marifet ; sanırım kendini bilmek kendini tanımakta.
    Yani; tefekkür, meditasyon, dua adına her ne diyorsak.
    Bir süre kendimizle sessiz kalmak dışardan gelen bizim aldığımız üzerimize yapışan tüm sesleri susturmak..Ne istediğini bilmek...Senin okuduğun bana uymaz...Benim okuduğum sana..Ruh haline göre okumak...Kendini okur gibi ... Kendini Okumak...Kendin gibi...Kendin olmak...

    " Kendimizi" okuduğumuz keyifli zamanlar dileğiyle...
  • Arkadaşlar ben bir etkinlik başlatmak istedim.Bu yüzden duyarlı arkadaşlar iletiyi paylaşırsa çok sevinirim :)
    Türkiye'de okuma seviyesi çok da yüksek değil malumunuz. Bu yüzden çocukluktan itibaren okuma sevgisini aşılamak amacı ile gönlümüzden koptuğu kadar,maddi imkanlarımız el verdiğince çocukların seviyesinde kitaplar alıp çocuklarımızla paylaşalım diye düşündüm.İster tanıdığınızın çocuğu olur isterseniz sokakta gördüğünüz herhangi bir çocuk.Güzel bir şeye vesile olma sevincini hep birlikte paylaşalım :) Umarım siz de katılım gösterirsiniz :)
    https://i.hizliresim.com/9NZpb3.jpg
    https://i.hizliresim.com/j6bp9m.jpg
  • Öncelikle şu husus göz önünde bulundurulmalı ki sonradan kimse üzülmesin: Kitap, başlangıç seviyesi için kesinlikle uygun değildir ve yanlış bir başlangıç olacaktır. Tavsiyem, kitabın kapsadığı konular hakkında 2-3 kitap veya eşdeğerinde yazı okumaktır. Gerek anlaşılır yazıları gerek de okuma listeleri ile şu site (https://evrimagaci.org) alanında en iyisidir. Ayrıca, şu da (https://www.evrimselantropoloji.org) Türkçe kaynak olarak uygundur.

    Kitabın ana mesajı, son zamanlarda bilim camiasında popülerleşen gen kökenli evrim anlayışının (ör. Richard Dawkins) eleştirisidir. Jablonka ve Lamb ikilisi, evrimin nasıl gerçekleştiğinin cevabına, genler haricinde, çevreyi ve başlıkta adı geçen diğer sistemlerin de katılmasının elzem olduğunu bildirmektedir.

    Kitap oldukça kapsamlı, örneklerle donatılmış(fakat hâlâ çalışmaların kesin sonuç için yetersiz olduğu kanısındalar) ve kaynakçasıyla göz doldurmaktadır.

    Yazının dili, açık konuşmak gerekirse, metodolojisi gereği biraz ağırdır fakat anlaşılır.
  • Ülkece Kitap Okuma Oranları

    Hindistan: Ortalama bir Hintli haftada 10-11 saat arası kitap okuyor.

    Yıllardır kitap okuma oranında zirveyi kimseciklere bırakmayan Hintliler ekonomik ve bilimsel anlamda bunun karşılığını almışlar diyebiliriz. Bugün Dünya’nın en büyük markalarında çalışan mühendis ve yöneticiler genelde Hindistan kökenlidir. İki binden fazla üniversitenin bulunduğu ülkeden onlarca ünlü matematikçi çıkmış ve yüzlerce yeni formül ve teorem üretilmiştir. Nobel ödüllerine bakıldığında da Hindistan’ın okuma oranının bilim seviyesini etkilediği oldukça net biçimde görülebilir.

    Çin: Ortalama bir Çinli haftada 10 saate yakın kitap okumaktadır. Bilime yaptığı yatırımlar, girişimcileri desteklemesiyle sanayi anlamında büyüme yakalayan ve markalar yaratmaya başlayan Çin,büyümesini ve gelişmesini yalnızca bunlara borçlu değil. Nitelikli iş gücünün de bu gelişimde büyük bir paya sahip olduğu göze çarpıyor.

    Global Ortalama: Ülkelere göre kitap okuma oranları 2018 araştırmasına göre haftalık ortalama kitap okuma süresi 6 saat 50 dakika olarak tespit edildi. Avrupa Birliği üyesi ülkeler genel itibariyle Dünya ortalamasının üzerinde kalırken Afrika ülkeleri çok gerilerde yer aldı.

    Güney Afrika Cumhuriyeti: Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti kitap okuma oranı ve okuma süresi açısından da Afrika ülkelerine fark atıyor. Haftalık 6 saat 30 dakikalık okuma süresiyle Dünya ortalamasına oldukça yakın.

    Türkiye: Ülkemizde yetişkin bir bireyin haftalık kitap okumaya ayırdığı süre 5 saatin biraz üzerinde. Dünya ortalamasının altında kalmak ve listede ortalarda bir yer bulmak bizler için oldukça üzücü bir durum. Gelecek kuşakların bu durumu tersine çevirebileceğini umuyoruz.

    Japonya: Listede en üstlerde yer alması beklenen Japonya ise bizi şaşırtıyor. Çalışkanlığıyla bilinen Japonlar haftada yalnızca 4 saatini kitap okumaya ayırıyor. Kitap okuma oranı ve gelişmişlik seviyesi karşılaştırıldığında aykırı olan tek ülke desek abartmış olmayız. Peki bu durumun sebebi nedir? Tercihiniyap.net ekibi olarak sorunun sebebini kısa bir araştırmayla bulduk. Erken yaşta teknolojiyle tanışan Japon gençleri kitap okumayı sevmiyor. Araştırmalarını internet üzerinden yapan, dijital teknolojiye fazlasıyla adapte olan gençlik okuyor ancak kitap okumuyor.

    Genel itibariyle kitap okuyan ülkeler diğer ülkelere göre bilim, ekonomi, teknoloji gibi açılardan daha gelişmiştir tezi pekte yanlış değil ancak eldeki veriler gösteriyor ki kitap okumak tek kriter değil. Kuşkusuz bunda sosyal medya, arama motorları ve bilgi devriminin etkisi çok büyük rol oynuyor.
  • Bilinen kesin bir şey varsa o da toplumdaki eğitim seviyesi yükseldikçe suç oranının düştüğüdür.
    Aşırı uç bir durum olarak da hiç eğitimsiz ve okuma yazma bilmeyen gruplarda suç oranı, eğitimlilerden de düşük bulunmuştur.

    *Suçun önemli bir kaynağı yetersiz eğitimdir.