• 160 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Uzun zamandır çıksın diye beklediğim Zülfü Livaneli kitabı ‘Huzursuzluk’ nihayet raflarda yerini aldı. Ve belki de satışa çıktığı ilk andan itibaren her yerde, bütün sosyal medya platformların da boy göstermeye başladı. Ben de satışa çıkar çıkmaz sipariş verenlerdenim tabi, birkaç gün beklediysem de sonunda ulaşabildim kitabıma. İlk elime alıp incelemeye başladığım da sayfa sayısının azlığı çekti dikkatimi, sadece 154 sayfa mı diyebildim mırıl mırıl bir tonlamayla. Uzun zamandır kalemine hayran olduğum yazarın, çıksın diye heyecanla beklediğim kitabı bu kadar kısa olmamalıydı, böyle nasıl özlem giderebilirim ki diye ince ince düşünürken, bir yandan da yavaş yavaş okumaya başladığımı fark ettim.
    Bu sefer çok farklı bir konuya değinmişti sevgili Livaneli, günümüz dünyasına daha yakın, daha önce de kulağımıza çalınmış ama duymaktan ve haberdar olmaktan hoşnut olmadığımız konulardı bunlar. IŞİD teröristlerinin masum insanlara yaptığı zulümlerin anlatıldığı, Suriyeli mülteci kamplarının sefaletinden dem vurulduğu, Ezidiler’in uğradığı akıl almaz işkencelerin su yüzüne çıkartıldığı, Ortadoğu Mezopotamya’sının tarihine inen, aşkla harmanlanmış farklı bir hikâye..
    Anlatıcı mesleği gazetecilik olan İbrahim İstanbul’da yaşayan ve herkesin takındığı umursuzluk maskesine sığınan, geçmişini, köklerini çoktan kaybetmiş kendini kimliksiz diye tanımlayan herhangi biri. Bir gün gazeteye gelen bir haberle çocukluk arkadaşı Hüseyin’in öldüğünü anlayıp, tası tarağı toplayıp işin aslını astarını araştırmaya Mardin’e yani doğup büyüdüğü topraklara gitmesiyle başlıyor her şey..
    Çocukluk arkadaşı yardımsever, dini bütün Hüseyin ile Laleş’in bağrından zorla kopartılıp türlü zulümlerden ve atlattığı onca badirelerden sonra Türkiye’de ki Mardin Suriye göçmen sığınma kampların da yaşam mücadelesi veren Melek Naz’ın yürek yakan aşk hikâyesini okudukça Ortadoğu’nun bilmediğiniz yanlarını da öğrenebileceksiniz benim gibi..
    Kimi zaman şaşkınlıktan afallayacak, kimi zaman da bu kadar olmaz deyip gözyaşlarına boğulacaksınız ve işin gerçeği şu ki hikâye sizi büyülenmiş gibi içine çektikçe istemsizce boyun eğecek, sona yaklaşmak istemeyecek ve hiç bitmesin ne olur diye sindire sindire okumayı tercih edeceksiniz..
    En başında sorguladığım neden bu kadar kısa ki? Sadece 154 sayfa mı? Dediğim bu eserin aslında o kalın kafa kıran tuğla misali kalınlıkta ki kitapların veremediği duyguyu ve hazzı verdiğini ve tam tadında hikâyeyi sonlandırdığını sizler de benim gibi sonlara yaklaştığınızda ve kitapla bütünleştiğiniz de hissedeceksiniz..
    Çok gidip görmek istediğim, içinde birçok inancı aynı anda barındıran ve hepsine ev sahipliği yapan Mardin’e olan hayranlığım kitabı okuduktan sonra bir kez daha arttı diyebilirim. Ve hakkın da bilmediğim birçok masalsı efsaneleri, tarihinde ki ince detayları, o mistik gizemini, destansı bir anlatımla ve her zaman ki o öğretici edasıyla Zülfü Livaneli okuyucusuyla paylaşmış, çok da iyi yapmış..
    Yine yeniden onu okumak, onu anlamaya çalışmak, verdiği ince mesajları hazmetmek çok ama çok keyifliydi..
    Okurken hayatınızı ve insanlığınızı size yeniden sorgulatacak ve kitapta hayatını kaybeden insanların dudaklarından dökülen o son sözleri “Ben bir insandım” cümlesinin gizemini çözmek için zihin jimnastiği yapacaksınız. Edebiyat ve Tarih bilgilerinizi yine yeniden gözden geçirip belki de eksik olduğunuzu düşündüğünüz konularda kendinizi tamamlama fırsatı sunacak şahane bir roman ve akıcı bir anlatım sizleri bekliyor..
    Size sadece tavsiye etmiyorum lütfen okuyun diyorum! İnanın büyük kazanımlarınız olacaktır. Zülfü Livaneli’ye hayranlığımın tekrarını sağladığı ve bize böyle güzel, içinde böyle derin anlamlar barındıran bir eser kazandırdığı için teşekkür ediyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık sözün ve kelamın ustası..
    Okuyacak olanlara da naçizane tavsiyem en azından bu kısacık anda (kısa diyorum çünkü başlayıp bitirmek bir gün bile almıyor) kitabı okurken maskelerinizi ve gözlüklerinizi çıkarmayı ihmal etmeyiniz! Herkese şimdiden keyifli okumalar ve kaliteli zamanlar dilerim, bir sonra ki yorumda görüşmek ümidiyle, hoşcakalın, kitapların büyülü dünyasın dan ayrılmayın..