• 960 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Merhabalarr. Kitabı bitireli biraz oldu. Aslında daha önce yazmalıydım ama kitap beni o kadar etkiledi ki ağlamadan bunu yazabilmemin imkanı yoktu. Tüm seri o kadar güzeldi ki bu sonu hala kabullenemiyorum. Sarah j maas yine harikalar yaratmış. Gerçekten hala seriyi almayı düşünen varsa düşünmeyi bırak ve al derim o kadar. Öncelikle dex e kitabı ciltli çıkarmaları için o kadar çok söylendik ki anlatamam ama sonunda ciltliyi kabul etmişler. Sonra hep diyoruz çevirileri düzgün yapın diye ama bu kitapta da yine hatalar vardı ama kitabı okurken pek takılmadım hatalara çünkü manyak gibi 3 günde bitirdim. Son gece de oturdum ve sabaha kadar okudum bitirdim. Ama değdi. Kitap bence çok güzel. Ama kalbim o kadar kırık ki. Yani tüm bu süreç boyunca kayıplar oldu ama hiçbiri bu kadar çarpıcı değildi. Yani spoiler olmasın diye uğraşıyorum ama bazı ölümler oldu ve ağlamaktan harap oldum. Ve aelin sahnelerinde o kadar deliriyordum ki anlatamam. Bu kitapta aelin meave tarafindan -ve cairn tarafından- işkence görüyor. Ve ikisini bi elime gecirsem boğazlarım ya. Fenrys'de buna tanıklık etmek zorunda bırakılıyor. Ama Fenrys öyle birşey yapıyor ki aşık oluyorsunuz ona da.Bir yandan Rowan deli gibi eşini arıyor. Bu sırada elide gavriel ve lorcan yardım ediyor ona. Lorcan da elide kendisini affetsin diye uğraşıyor. Tabiki lorcan ve elide'ın sonundan tatmin oldum ben. Elide mükemmelligini konuşturacak yine. Sonra sonra Dorian ve manon diger anahtarı ve crochanlari arıyor bir yandan. Tabiki manorian sahnelerine aşık ola ola okudum. Dorian bu kitapta öyle güçlü ki sonunda gerçekten manyak şeyler yapmaya başladı. Daha öncesinde baş karakter hep aelin diye herşeyi o yapıyordu o yüzden aelin pek sevmiyodum. Yan katakterler boşuna yazılmış gibi olunca sinir oluyorum hep ama neyseki bu kitapta hepsini daha çok tanıdık gördük. Neyse Dorian'ı öve öve bitiremem o yüzden de Manon'a geçelim. Manon tek kelimeyle efsane. Zaten çok seviyorum hastayım kadına bide bu kitapta yaptığı şeylerle iyice aşık oldum. 13ler ile birlikte acayip hayranım onlara ve keşke 13lerin kaderi böyle olmasaydı bu yüzden yazardan hep nefret edebilirim.(şaka sayılır sarahcım çok alınma ama yinede nefret edebilirim.) Neyse diğer bir yanda da lysandra ve aedion var. Aedion çok kızgın lysandraya fırtınalar imparatorluğunun sonu yüzünden.(Şahsen haklı olduğunu düşünüyorum ama birazcık abarttı aedionda) Ama Lys'de sonuna kadar uyguluyor aelinin planlarını. Cidden iyi bir dost. Neyse tabi bu arada Darrow'a acayip sinir oluyosunuz ama bence kendini az çok affetirecek sonda. Neyse gelelim yrene ve chaol'a ikisini zaten acayip seviyorum. Ama yrene harikasın be kadın. Nesryn ve sartaq çok güzellerdi her zamanki gibi. Gerçekten çok yardımları oluyor. Şafak kulesi sevme nedenimden biri de nesryn ve sartaqtı zaten. Neyse işte savaşlar falan oluyor bir sürü hemde ama hiçbiri aelin ve dorian'ın yaptığı şey kadar manyak değildi bence. Buralarda Dorian'ın babasının gerçek yüzünü dahada çok görüyoruz. Ve adam gerçekten adam gibi adammış. Lanet tanrıları da görüyoruz pisliklere hadlerini bildirecek ama aelin efsane bi şekilde.Ve ve ve o kadar uzun zamandır rhys ve feyrenin sahnesini bekliyordum ki delirdim okuyunca. Rhys gene tam bir reislik yaparak gözüküyor bu kitaptada. Neyse kitabın içindeki son savaşta sonunda aelin orynth'e gittiğinde işler hızlanıyor. Gavriel direk aedionu oğlunu görmeye gidiyor. Ve birlikte son bir savaş veriyorlar. Gavriel sahnesi aklıma geldikce hala hüzünlenirim. Kitapta o kadar çok fedakarlık yapıldı ki :(((( Neyse işte son savaşta Aelin Erawan ve Meave ile karşı karşıya geliyor. İlk başta işler zor gitse de sonunda takım aelin'e yardıma geliyor. Ama işler hala zor. Erawan şifacılardan nefret ettiği için bir hata yapıyor ve sonu da iyi olmuyor zaten. Dorian bir kere Erawan'a göstermişti gününü ve bir kez daha bunu yrene -harika kadın- ile yapıyor. O sırada da aelin rowan fenrys ve lorcan da meaveyle uğraşıyor. Dediğim gibi işleri zordu ama ne yapıp edip kraliçeyi yeniyorlar.( Meave yöntemlerin farklı olsaydı severdim seni. ) Herşey bittikten sonra birkez daha ağladım. Kayıplara ağladım. Verilen ve asla geri alınamayacak şeylere ağladım. Bu güzel serinin bitimine ağladım. Yani dostlar koskoca serinin sonuna geldik ve ben buna bir kez daha ağlamaya gidiyorum. Seriye bir kez daha başlayıp tekrar okuyacağım işte o zaman diger kitaplarında incelemsini eklerim belki buraya. Ama tabi bilmiyorum ne zaman çıkarım bu son kitabın etkisinden. SON SÖZ OLARAK KİTABI ALIN OKUYUN OKUTTURUN. Okumamak pişmanlıktır.( tabi okumak da pişmanlıktır.)
  • 274 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    İncelemenin Video Hali :)

    https://youtu.be/EwvSqqEGRg4

    Harry Potter serisi, çok meşhur bir büyücü olan Harry’nin bunun bilincinde olmadığı döneminde başlar. Teyzesinin yanında, normal bir çocuk gibi büyütülmektedir. Fakat çok kötü şartlar altında. Harry’e üzülmemek elde değildir.

    Fakat Harry’nin bunlara daha fazla katlanması gerekmeyecektir. Hogwarts’tan mektubunu alır, teyzesi ve eniştesi Bay Dursley engel olmaya çalışsa da Harry eğitim görmek üzere büyücülük okuluna gider. Neden çok meşhur olduğunu zamanla öğrenecektir. Ve Dursley’lerdeki kötü şartları, seri boyunca yaşayacaklarının yanında çok basit kalacaktır.

    İlk kitap, Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın 1997 yılında çıkışı, insanların hoşuna gitsin gitmesin, konu kitaplar olunca tarihteki en büyük olaylardan birisidir. Bu kelimeyi kullanmak hoşuma gitmese de, Yüzüklerin Efendisi’nin ardından gelen en büyük markadır. Bunun bir tesadüf olduğunu düşünmek, altının boş olduğunu iddia etmek bana komik geliyor. Harry Potter bariz şekilde yazılmış en iyi serilerden birisidir, Felsefe Taşı ise en iyi başlangıç kitaplarından.

    Aksini iddia etmek, bu kitabın (genelde okumadan) Yerdeniz'den arak olduğunu söylemek benim gözümde yalnızca sevimlilikten ibaret. J.K. Rowling'in "ben fantezi yazmadım" triplerine girmesi sebebiyle biraz itici bulunduğunun farkındayım. Bu sözler beni de çok kızdırıyor ama gerçekleri de söylemek zorundayım.

    Sırf kızdığım için bu serinin ve bu kitabın muazzamlığını kabul etmeyecek değilim. Bir çok insanı, sonrasında alışkanlık haline dönüşmese bile, kitap okuma zevkiyle tanıştırdı. Bir nesil olarak, bizimle birlikte doğan bir efsane. Yüzüklerin Efendisi'nin doğuşuna tanık olanlar kadar şanslıyız neredeyse. Bunun kıymetini bilmek lazım. İnsanları rahatsız eden bazı "fanlarını" umursamanın anlamı yok. Oturup okuyup keyif almak gerek. Zevklerimizin toplumsal kanı sebebiyle baltalanmasına izin vermek manasız. Popüler diye bu kitabı okumamak, herkes yaşıyor diye intihar etmek kadar anlamsız bir hareket. Bir şeyi sevmek, takdir etmek, keyif almak "fanboy" olmayı gerektirmiyor. Korkmayın, aklı başında bir şekilde bu kitapları okuyup çok sevdiğinizi ifade ederseniz kimse sizi ayıplamaz.

    Harry Potter kitaplarını geç yaşta okumuş birisi olarak yıllarca ben de sorguladım, "acaba yaşım geçti mi, şu saatten sonra okusam manası olur mu?" diye. Okumaya başladığım andan itibaren bu sorum çok net şekilde cevaplandı ve serinin sonuna kadar da cevap değişmedi. Yani Harry Potter hakkında söylediklerim çocukluktan kalma bir hayranlık sebebiyle değil. Yaştan bağımsız, hayal gücünü öldürmemiş her insan bence bu seriyi okumalı. En azından Felsefe Taşı’na bir şans vermeli.

    İlk kitap için, içeriğe dair çok bir şey söylemek istemiyorum. Çünkü bu kitapta çok yoğun bir şekilde, Harry ile birlikte büyücülük dünyasını keşfediyoruz. Serinin o büyük hikâyesini ilerletmek anlamında aslında fazla bir şey olmuyor. Kitabın çoğunluğu, dünyayı keşfetmekten besleniyor. O sebeple Hogwarts’taki farklı ana binalardan, bizim hangisini sevdiğimizden, okulun işleyişinden ve puanlanmasından, hocalarından, hangisini sevip hangisini sevmediğimizden bahsetmek, benim gözümde gereksiz bir spoiler’a giriyor.

    Ama bu keşif kısmının ardından, Harry Potter arkadaş olduğu Ron ve Hermoine ile birlikte, kitaba ismini veren Felsefe Taşı’nın peşine düşüyor. Böyle bir taş neden var, ne işe yarar ve kim bunu niye istesin gibi soruların cevabı ise kitapta. Felsefe Taşı ile ilgili belirtmek istediğim şöyle küçük bir not var. Bu kitaptaki Dumbledore bence başka hiçbir kitapta yok. Bu kitapta bende oluşturduğu profil çok farklıydı. Devam eden kitaplarla birlikte elbette kendisini daha çok sevdim ama Felsefe Taşı'ndaki hissettirdiği gizemin yeri ayrı.

    Ayrıca Felsefe Taşı, Sekiz yaşındaki yeğenime hediye ettiğim ilk kitap (hediye etmek için sabırsızlanıyordum). Olursa çocuğum ya da çocuklarım ile birlikte okumak için de şimdiden heyecanlanıyorum. Çocuklar için seriyi yıllara yaymayı, her yaz tatilinde birini birlikte okumayı planlıyorum. Çünkü ben deneyim edememiş olsam da, Harry Potter serisinin en güzel yanı, tonunun Harry’nin yaşına göre değişmesidir.

    Harry ilk kitapta 11 yaşındadır. Her kitapta 1 yıl geçer ve seri o 17 yaşındayken biter. Birkaç yaş geriden takip edilmesi, kitapların tonunu düşündüğüm zaman gayet ideal geliyor. Özellikle son iki üç kitabı, 8-9 yaşındaki bir çocuğun okuduğunu düşünemiyorum. Ama o yaşlarda başlayıp her yaz tatilinde bir kitabını okuma fikri, bir şekilde o yaşlara geri dönüp aynısını yapma isteği uyandırıyor. Tabii bu mümkün değil. Ama ben de bunun yerine çocuklarımla birlikte yıllar içinde keşfederek okumanın hayalini kuruyorum.
  • 337 syf.
    ·1 günde·9/10
    Önceki kitaba yaptığım yorumda, ders çalışmam lazım, eğer devam kitabında yorumumu görürseniz başım beladadır tarzı bir şey yazmıştım... Bu bir yenilgi beyanıdır. Dayanamadım. Okudum devamını ve yorumu da giriyorum.

    Hayatımda gördüğüm en sürükleyici seri desem abartmış olmam... 3 günde 3 kitap. Saatler içinde bitti...

    O kadar şaşkınım ki. Aylardır hep önüme çıkıp duruyordu, konusu klişe göründüğü için burun kıvırıyordum sonunda kitap kapaklarının cazibesine kapıldım ve öyle bir iki sayfa bakayım dursun kenarda derken üç kitabı bitirdim.

    İlk iki kitaba göre daha olaylı, daha duygusal ve yıkıcıydı (tamam 2 de duygusal ve yıkıcıydı kabull) Ah o final yok mu, yazar hep en iyi vuruşunu, vaadini finale saklıyor. Bayılıyorum. Bundan sonrası için ara vereceğim desem de kendimi yine devam kitabının başında buluyorum.

    Bu kitapta birçok şey netleşti. Mesela hiçbir zaman İmparator’un Vhalla ve Aldrik aşkına neden onay vermediğini bu kitapta acı bir şekilde öğrendik. İmparator’un boş yere bu düşmanlığı beslemediğini görmek güzel. Ödüm kopuyordu altı boş bir şey çıkacak diye. Yoksa bir imparator Vhalla gibi bir gücü neden hanedanında istemesin ki? Başkası olsa havada kapar. Fakat nedeni görünce (yine kendine has pis, çıkarcı bir nedeni var) en azından bir miktar taşlar yerine oturdu.

    Aldrik, Vhalla, Daniel, Baldair hepsine bayıldım. Okumak çok keyif vericiydi. İmparator, anlam verdiğim nedenlerine rağmen tam bir Dolores Umbridge di (kötü karakterler arasında sevilenler olur hep, ama onların bile sevilemeyenlerine taktığım isim bu. İmparatorun nasıl iğrenç biri olduğunu ancak bu isimle özetleyebilirim... Hatta Dolores’den bile rezil, iğrenç, nefret edilesi bir manyak desem yalan olmaz. Ölse de kurtulsak, bu usta ozanımız Serdar Ortaç’ın da dediği gibi kafayı yormaz, sonuna bakmaz, adam olmaz bir herif)

    Yorumun yarısı imparatora ettiğim hakaretler, nefret kusma ile kesilince devam edecek sözcük bulamadım. Sinir beynime sıçradı kitabı bitirir bitirmez taze taze yoruma koşunca. Yazıklar olsun diyeceğim tek şey bu. Ya da bu değil Baba alsın götürsün seni bre lanet adam. Ne biçim bir manyaksın sen. Defol git kör şeytan. Gudubet insan. Her neyse sakinim....

    Sakinim.

    Aksiyon, macera ilk iki kitaba göre boldu. İlk kitapta da dediğim gibi zaten fantastik serilerin olayı genelde budur. Bu seri tarzındaki Throne of Glass da aynı şekilde 3. Kitap ile başladı asıl olaylara.

    Şimdi Suyun Gazabını okumamak için çırpınarak, meraktan mahvolarak gidiyorum. Umarım devam kitabının yorumunda sınavdan önce değil sonra görüşürüz. Ne yazık ki dördüncü kitap ile ilgili çok kötü bir spoiler yedim. Hiç neşem yok. Asıl sonraki kitabın yorumunda göreceğiz hanyayı konyayı bakalım... Eğer o olayı telafi edecek bir şeyler yoksa kitapta bu sefer kelimeleri bilenmiş, öfke dolu bir yorum görmeniz olası...
  • 385 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Saramago okumak ya da okumamak, işte bütün mesele bu!
    Okuduğum her kitabı ile kalemine, kendine has yazım tekniğine, bakış açısına hayran kalıyorum. Oldukça zeki biri olmakla beraber sahip olduğu donanımı edebi bir üslup ile okuyucuya aktarmayı başarabilen nadir insanlardan Saramago. Sırf bu yüzden bile tüm kitapları alınmalı ve okunmalı bana kalırsa. Şu an için Kabil, Filin Yolculuğu, Kopyalanmış Adam ve son olarak İsa’ya Göre İncil kitaplarını okudum; ama en çok Körlük ve Görmek kitaplarıyla biliniyor..
    İncil’den ya da Kuran’dan bildiğimiz İsa’nın hikâyesi burada bambaşka.Yazar kafasına göre öyle insanî ve mükemmelden uzak bir İsa yaratıyor ki okurken "oh be" diyorsunuz.Çünkü o da bir insan bu romanda.Mucizeler yok, arınmışlık yok; hepimiz gibi düşmüşlükler, düşkünlükler, zaaflar, iyilikler ve kötülükler var.Bu açıdan da yaratıcı bir roman..
    Jose Saramago’nun dine, politikaya bakış açısı malum. romanda yine fark ediliyor bu.Çok ince ve muzır bir din eleştirisi var kitapta. nitekim Saramago zaten bu romanıyla olay yaratmış ülkeyi terk etmek zorunda kalmış..
    Portekiz gibi ağır katolik olan bir ülkede böyle bir kitap yazılması saramago'nun cesaretini gösteriyor.Gerçi medeni avrupa ülkesi dersin ama adamı kovmuşlar ve bir daha ülkesine dönememiş.Resmen meyve veren ağaç taşlanmış..
  • Bu ülkede kadın cinayetleri ya da kadına yönelik baskı sadece erkek bireyin can sıkıntısının sonucunda gerçekleşmiyor! İlgi duyduğunuz bir konuyu ya da sorunu araştırırken, amacı bu konuya çözüm getirmek olmayan, sadece okunsun diye belli kalıplar içerisine sıkıştırılmış betimlemelerle kadın sorununa eğilim gösteren her türlü kitap ve o kitabın yazarı o konu hakkında samimi değildir! Aynı zamanda sırf yüzeysel bilgi sahibi olmak için, sorunun derinini görme eğilimi göstermeyen ve kadın sorununa kadın olmasına rağmen samimi yaklaşmayan kadınlarımız da ne yazık ki dürüst değildirler! Özellikle bu sorunu sınıfsal açıdan ele almayan ve bununla da yetinmeyip kadın sorununu sadece erkek düşmanlığı üzerinden değerlendiren dar kafalılara da sorunun özünü anlatmak gerekiyor. Evet bu ülkede ve özellikle doğu toplumlarında ne yazık ki bir kadın sorunu var... Peki bu sorun kimi insanların kavrayamadığı ve sebebini bir erkeğin can sıkıntısına bağlayan kişilerin düşündüğü gibi mi gelişmiş ve bugüne kadar gelmiş ? Tabiki hayır..

    Yukarıda yazdıklarımdan ne anlaşıldı bilmiyorum ancak amacım kadın sorununu ve özellikle son yıllarda ortaçağcı gericiliğin de etkisiyle artan ''kadın cinayetlerine'' bir açıklık getirmek ve bu sorunun sebebine, özüne dair insanlarla elimdeki bilgileri paylaşmak. Bir erkek olarak şunu çok iyi biliyorum; Kadının eli, sesi, emeği olmadan ve kadınlarımız gerçek anlamda özgürleşmeden hiçbir toplum ilerleyemez! Ben bunu tüm samimiyetimle söylüyorum ve bunun gerçekliğini elbette kabul ediyorum. Özellikle bir muhalif duruşa sahip olduğumu ve son zamanlarda artan kadın cinayetlerine tepki için örgütlü bir şekilde verdiğimiz mücadeleyi göz önünde bulundurursak; Benim kişisel olarak bir konuda zaafım olması, örneğin sigarayı bırakamıyor olmam ya da kafamda ki negatif düşünceleri silip atamıyor olmam ayrı bir konuyken bu konuları tutupta ''kendi iradesine sahip çıkamayan yarın canı sıkıldığı için kadın öldüren adamın işlediği cinayeti de meşrulaştırır'' gibi bir çıkarım ile bağdaştırmak bana pek mantıklı bir bakış açısı gibi gelmiyor. Bu çıkarımın mantıksız olmasının sebebi de yukarıda bahsettiğim, yani bir sorun hakkında bir kitap okurken hem kitabın yazarının hemde okuyucusunun ''sınıf bilincinden'' yoksun olmasından kaynaklanıyor.

    Elbette kimse benim okuduğum kitapları okumak zorunda değil. Ya da kimse benim gibi düşünmek zorunda değil. Ama maddi hayatta ''gerçek tektir.'' Kadın sorununun gerçek manada çözümünün sınıfları ortadan kaldırmak sonucunda hayata geçeceğini geçmiş tarihten ve özellikle Sovyetler Birliği'nin bu konuda hayata geçirdikleri üzerinden bakıp görebilirsiniz. Evet ben bir Sosyalistim. Yazdıklarımı ve düşündüklerimi ya da eleştirilerimi de elbette bu bakış açısıyla ele alacağım. Sözü fazla uzatmadan özellikle kadın sorununa dair yorumlar kısmına bir kaç bilgi bırakacağım. Bunu okuyup okumamak, mantıklı bir şekilde değerlendirip değerlendirmemekte elbette sizlerin tatlı keyfine kalmış! Canınız sıkılır ise arada bir açar okursunuz ya da kadın cinayetleri daha fazla arttıkça, Laik Türkiye Cumhuriyet'inde Şeriatın ayak seslerini daha sağlam duyduğunuz zamanlarda buraya tekrar gelip belki bir göz atarsınız. (!) O zaman belki bir şeyleri değiştirmenin yolunu bilince çıkarmış oluruz. Tabi bunun için geç kalmazsak!