• 120 syf.
    ·Puan vermedi
    Aslında birilerini hep birilerinden duyuyorum ben. Bazen okumaya değer bulmadığımız bir kitap bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor bize. Son zamanlarda özellikle izlediğim film/nadiren dizilerde ya da okuduğum aslında okumaya bile değer görülmeyen bir kitapta adı geçen yazarları bulup okumak gibi bir huy edindim.

    Edgar Allan Poe'yu ne kadar duymuş olsam da hiç okumaya yeltenmedim ta ki Piyon :Bowers Dosyaları serisinde adı karşıma sık sık çıkana kadar.

    Platon da adını duyup okumakla okumamak arasında gidip geldiğim bir dönemde, bir alıntıyla okuma listeme girdi
    "Her kalp yarım bir şarkı söyler ta ki bir başka kalp o şarkının eksik kısmını fısıldayıncaya dek."

    Yalnız ben bu konuda paranoyağım her gördüğüme , duyduğuma veya okuduğuma inanmamak gibi olağanüstü bir huyum var, söz de güzel olunca Platon'u başkalarından değil kendinden dinlemek istedim.
    Arka kapakta sevgi-dostluk üzerine deyince okuduğum üç kitabı bir kenara alıp önceliği kendisine verdim. Aradığım alıntıyı bulamamış olmam beni bir parça sevindiriyor çünkü o sözü bulana kadar Sokrates'le daha çok münakaşa edebileceğim eğer böyle bir söz söylememişse bile kendisiyle tanıştığım için kendimi şanslı sayacağım.
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Safsatalar literatürünün ilk kitabı. Aristoteles, döneminin (MÖ 300'ler) sofistlerinin yanlış çıkarımlarla tartışmalardan galip ayrıldıklarını görünce, onların yaptıkları çıkarım hatalarını 13 grupta ele almış ve örneklerle açıklamış. Kitabın yarısı Türkçe yarısı da orijinal dilinde yani Eski Yunanca. Orijinal dile sadık kalma amacıyla olacak, çeviriyi okumak epey zor, anlaması dikkat gerektiriyor. Safsatalarla ilgili birkaç kitap okumuş biri olarak, tarihin bu ilk safsatalar kitabını diğer kitaplardan bir ya da birkaçını okuduktan sonra okumanızı tavsiye edebilirim. Yine de safsatalara dair bu ilk kitabı okumamak olmazdı. Her çift sayfada yer alan orijinal metne baktıkça, insan, "Neden dünyada bu kadar çok farklı dil var?" diye üzülmüyor değil :) Eserleri yazıldıkları dilde okumanın zevki paha biçilemez olurdu.
  • 245 syf.
    ·18 günde·9/10
    "Bismillah her hayrın başıdır biz dahi başta ona başlarız."
    Risale-i Nur Külliyatı... Son birkaç yılda çok sefer okumaya niyetlenip sonra vazgeçtiğim, bir türlü okuyamadığım kırmızı kapaklı kitaplar...
    Anlaşılmasının zor olduğu ile ilgili söylenenler de başta olmak üzere Said Nursi ve eserler hakkında o kadar çok şey duyuyordum ki okumakla okumamak arasında hep kararsız kalıyordum. Sonra bu kararsızlığı okuyarak yenebileceğimi fark ettim. Üstelik kafamda cevaplarını aradığım bazı sorular vardı ve bu cevaplara ulaşabileceğimi de ümit ederek İman ve Küfür Muvazeneleri'ni okumaya başladım. Evet, anlaşılması güç bir eser; birçok cümlede hatta sayfada dönüp baştan okuyasım geliyordu ama geri dönmeyip okumaya devam ettikçe anlatılmak istenenin ortaya çıktığını ve az önce anlamadığımı sandığım cümleleri dahi anladığımı fark ediyordum. Yani eserlerin kendini sonradan açan bir anlatımı var o yüzden sabırla okumak gerektiğini düşünüyorum. Tabii bir de Osmanlıca kelimelerin yoğun olması anlamayı güçleştiriyor, onun da çaresi lügat kullanmak. Kelime başı lügata bakmak okumayı zorlaştıracağı gibi yorucu da olacağından her seferinde bakmamak öneriliyor, ben de öyle yaptım. Daha çok, okurken bazı kısımları direkt bazı kısımları da kendi anlatımımla not alıyor bu sayede daha iyi kavramaya çalışıyordum. Eseri anlamak için bu çabayı sarf ettikten sonra bilmediğim hatta yanlış ya da eksik bildiğim birçok konunun doğrusunu öğrenmiş olmanın verdiği his ise paha biçilemez oluyordu. Kısacası anlamak için gösterilen çaba boşa gitmiyor.
    İşte, hem ölümü sıkça hatırlatıp hem de “Korkma ebedi varsın.” nasihatini fısıldayan bu sözlerden ben, bu dünyadakinden çok daha değerli bir hayatımın olduğunu bu yüzden de Kuran'a sıkı sıkı sarılmayı öğrendim.
    Risaleler kırmızı kapaklarının açıldığı bir derya gibi. İçerideki ilim deryası insanın birçok şeyi fark etmesini sağlıyor. "Ben kimim? Ne için varım? Yaradıcım kim?" gibi her insanın cevap aradığı birçok soru işte o kırmızı kapakların arasında okunmayı bekliyor.
    Evet, başta bahsettiğim önyargılarımdan sıyrıldım ve evet, anlaşılması zormuş. Ama dediğim gibi bir deryaya dalıyoruz o nedenle karaya varıncaya dek çırpınmak ve yüzmek lazım aksi takdirde batarız. Batmamak için de bolca tefekkür ve okumak gerekiyor.
    cümleten iyi okumalar dilerim.
    Selametle.
  • 960 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Merhabalarr. Kitabı bitireli biraz oldu. Aslında daha önce yazmalıydım ama kitap beni o kadar etkiledi ki ağlamadan bunu yazabilmemin imkanı yoktu. Tüm seri o kadar güzeldi ki bu sonu hala kabullenemiyorum. Sarah j maas yine harikalar yaratmış. Gerçekten hala seriyi almayı düşünen varsa düşünmeyi bırak ve al derim o kadar. Öncelikle dex e kitabı ciltli çıkarmaları için o kadar çok söylendik ki anlatamam ama sonunda ciltliyi kabul etmişler. Sonra hep diyoruz çevirileri düzgün yapın diye ama bu kitapta da yine hatalar vardı ama kitabı okurken pek takılmadım hatalara çünkü manyak gibi 3 günde bitirdim. Son gece de oturdum ve sabaha kadar okudum bitirdim. Ama değdi. Kitap bence çok güzel. Ama kalbim o kadar kırık ki. Yani tüm bu süreç boyunca kayıplar oldu ama hiçbiri bu kadar çarpıcı değildi. Yani spoiler olmasın diye uğraşıyorum ama bazı ölümler oldu ve ağlamaktan harap oldum. Ve aelin sahnelerinde o kadar deliriyordum ki anlatamam. Bu kitapta aelin meave tarafindan -ve cairn tarafından- işkence görüyor. Ve ikisini bi elime gecirsem boğazlarım ya. Fenrys'de buna tanıklık etmek zorunda bırakılıyor. Ama Fenrys öyle birşey yapıyor ki aşık oluyorsunuz ona da.Bir yandan Rowan deli gibi eşini arıyor. Bu sırada elide gavriel ve lorcan yardım ediyor ona. Lorcan da elide kendisini affetsin diye uğraşıyor. Tabiki lorcan ve elide'ın sonundan tatmin oldum ben. Elide mükemmelligini konuşturacak yine. Sonra sonra Dorian ve manon diger anahtarı ve crochanlari arıyor bir yandan. Tabiki manorian sahnelerine aşık ola ola okudum. Dorian bu kitapta öyle güçlü ki sonunda gerçekten manyak şeyler yapmaya başladı. Daha öncesinde baş karakter hep aelin diye herşeyi o yapıyordu o yüzden aelin pek sevmiyodum. Yan katakterler boşuna yazılmış gibi olunca sinir oluyorum hep ama neyseki bu kitapta hepsini daha çok tanıdık gördük. Neyse Dorian'ı öve öve bitiremem o yüzden de Manon'a geçelim. Manon tek kelimeyle efsane. Zaten çok seviyorum hastayım kadına bide bu kitapta yaptığı şeylerle iyice aşık oldum. 13ler ile birlikte acayip hayranım onlara ve keşke 13lerin kaderi böyle olmasaydı bu yüzden yazardan hep nefret edebilirim.(şaka sayılır sarahcım çok alınma ama yinede nefret edebilirim.) Neyse diğer bir yanda da lysandra ve aedion var. Aedion çok kızgın lysandraya fırtınalar imparatorluğunun sonu yüzünden.(Şahsen haklı olduğunu düşünüyorum ama birazcık abarttı aedionda) Ama Lys'de sonuna kadar uyguluyor aelinin planlarını. Cidden iyi bir dost. Neyse tabi bu arada Darrow'a acayip sinir oluyosunuz ama bence kendini az çok affetirecek sonda. Neyse gelelim yrene ve chaol'a ikisini zaten acayip seviyorum. Ama yrene harikasın be kadın. Nesryn ve sartaq çok güzellerdi her zamanki gibi. Gerçekten çok yardımları oluyor. Şafak kulesi sevme nedenimden biri de nesryn ve sartaqtı zaten. Neyse işte savaşlar falan oluyor bir sürü hemde ama hiçbiri aelin ve dorian'ın yaptığı şey kadar manyak değildi bence. Buralarda Dorian'ın babasının gerçek yüzünü dahada çok görüyoruz. Ve adam gerçekten adam gibi adammış. Lanet tanrıları da görüyoruz pisliklere hadlerini bildirecek ama aelin efsane bi şekilde.Ve ve ve o kadar uzun zamandır rhys ve feyrenin sahnesini bekliyordum ki delirdim okuyunca. Rhys gene tam bir reislik yaparak gözüküyor bu kitaptada. Neyse kitabın içindeki son savaşta sonunda aelin orynth'e gittiğinde işler hızlanıyor. Gavriel direk aedionu oğlunu görmeye gidiyor. Ve birlikte son bir savaş veriyorlar. Gavriel sahnesi aklıma geldikce hala hüzünlenirim. Kitapta o kadar çok fedakarlık yapıldı ki :(((( Neyse işte son savaşta Aelin Erawan ve Meave ile karşı karşıya geliyor. İlk başta işler zor gitse de sonunda takım aelin'e yardıma geliyor. Ama işler hala zor. Erawan şifacılardan nefret ettiği için bir hata yapıyor ve sonu da iyi olmuyor zaten. Dorian bir kere Erawan'a göstermişti gününü ve bir kez daha bunu yrene -harika kadın- ile yapıyor. O sırada da aelin rowan fenrys ve lorcan da meaveyle uğraşıyor. Dediğim gibi işleri zordu ama ne yapıp edip kraliçeyi yeniyorlar.( Meave yöntemlerin farklı olsaydı severdim seni. ) Herşey bittikten sonra birkez daha ağladım. Kayıplara ağladım. Verilen ve asla geri alınamayacak şeylere ağladım. Bu güzel serinin bitimine ağladım. Yani dostlar koskoca serinin sonuna geldik ve ben buna bir kez daha ağlamaya gidiyorum. Seriye bir kez daha başlayıp tekrar okuyacağım işte o zaman diger kitaplarında incelemsini eklerim belki buraya. Ama tabi bilmiyorum ne zaman çıkarım bu son kitabın etkisinden. SON SÖZ OLARAK KİTABI ALIN OKUYUN OKUTTURUN. Okumamak pişmanlıktır.( tabi okumak da pişmanlıktır.)