• 352 syf.
    ·6 günde·9/10
    Bir okuyucu olarak okuyacağımız her kitaptan bir şeyler umuyoruz ve de bazen umduklarımızın bulduklarımızın yanından yöresinden bile geçmezken bazen de tıpkı bu kitapta olduğu gibi umduğumuzun katbekat fazlasıyla karşılaşıyoruz. 2020 Ocak ayı okumalarımda beni en çok şaşırtan kitap oldu desem yalan olmaz. 10 üzerinden 9 verdim.
    Kitap malumunuz üzere diziye uyarlanmış ve bu yazarın diziye uyarlanan ilk kitabı da değil. Bunlar kitabı ve yazarı popüler yapan unsurlar olsa da tüm bunlar beni irite ederdi. Bunca popülarite, kapak tasarımı,arka kapak yazısı beni rahatsız etse de tüm önyargılarımı kırmak adına kitabı okumaya karar verdim. Tabi bunda kitap seçimlerine güvendiğim iki arkadaşımın ısrarı da ayrıca etkili oldu.Üstüne üstlük bir de okuma grubumuz bu ayın kitabı olarak Camdaki Kızı seçince kararımdan dönmedim. Şimdi iyi ki diyorum.
    Gülseren hanım bir psikiyatrist. Ama iyi de yazmış yani hakkını vermek gerekir. Kitabın sayfaları su gibi akıyor ama bu sakın şu fikri oluşturmasın zihinlerde: Ben bu kitabı her türlü okurum. Yok efendim öyle değil satır atlamamalısınız mümkünse berrak bir zihinle anlayarak özünü emerek okumalısınız zira yazarımız karakter analizlerinde bulunurken psikiyatrist olarak can alıcı noktalara değiniyor. Bu sayede o karakterde kendini bulan bir çok okura da ışık tutuyor. Ben bir çok noktada sarsıldım. Alıntı yapmak için durmak isterken olayların heyecanıyla ara vermeden okumaya devam ettim. Kendimi incelemeye saklamak istedim.
    Bir çok kitapta biz olaylara şaşar karakterlerde kendimizi bulur ve kendimizce çıkarımlar yaparız. Bu kitapta da öyle oluyor ama bazı sarsıcı farkla. başka bir kitapta kimse kendinde Hayri karakterini görmek istemezken bu kitapta Hayri olan yanlarımızı buluyoruz ve Hayri’yi de Nalan’ı da Laz kızını da ve ismini sayamayacağım tüm karakterleri de eşitliyoruz hem de kendimizle. İşte yol asıl bu noktadan sonra başlıyor.
    Kader algınızı değiştirebilecek güçte, gerçekçi ve akıcı bir kitap. Benim önyargılarımı bile alıp götürdü. Camdaki Kız diye isim mi olur diyordum. Çok da güzel oluyormuş.
  • 176 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Üniversitede Dinler Tarihi Hocam; kıymetli Mahfuz Söylemez Beyefendinin tavsiyesiyle aldığım, fakat okumanın bugüne nasip olduğu Ah Endülüs....

    Bazen duygularınız öyle şâhâ kalkar ki ifade edecek kelime bulamazsınız..şu an tam da bu durumdayım...
    Kitabı okurken; duygulandım,hüzünlendim, ağladım, ıftihar ettim günümüz türkçesiyle gururlandım ve utandım....hem de ne utandım...insanoğlu adına çok utandım...bir kez daha insanın hayvanlardan da aşağıda olabileceğini ve hatta olduğuna şahid oldum...

    Ahhhhh Endülüs sana ağıtlar yakilmasin, destanlar yazılmasın da kime yazılsın...

    O harap olan eserlere mi yanalım, yakılan kitaplara mı, yıkılan hamamlara,saraylara mı, kilise çanına çevrilen minarelere mi...

    Ihsan Süreyya Sırma bu kitabında Endülüs'ün tarihini (bol kaynaklı)anlattıktan sonra kısa bir bolumde de kendi değerlendirmesini yapmış...

    Çok kıymetli bu eseri mutlaka okumalısınız dostlar...muhabbetle..gecemiz mübarek olsun...
  • Zeynep Aydın
    Zeynep Aydın Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi — İkinci Perde'yi inceledi.
    352 syf.
    ·4 günde·6/10
    Kitabı beğendim ama öbür karantina kitaplarına kıyasla pek de güzel değildi. 1,3 ve 4. Kitaplar daha güzeldi. Ama yine de okumalısınız. Baskısına yine hayran kaldım. Umarım beğenirsiniz
  • "Bütün giysileri yırtsak yeridir
    Yeter bize vefa elbiseleri"

    Bir çoğumuz okuduğumuz kitapların yazarları ile tanışmayı isteriz. Ah... bir yerde otursakta biraz sohbet etsek. Sahi nasıl yazıyorsunuz,yazdınız ? Yaşadıkça mı yazıyorsunuz yoksa yazmak için mi yaşıyorsunuz ? Zihnimizde birçok sual vardır muhatabını bekleyen.İmkanı olanları hayal ettiğimiz kadar göçüp gidenleri yâd ettiklerimiz var bir de...
    Mâlumunuzdur ki Akif İnan’ın vefatının ardından TYB anma programı tertip etmişti.Prof. Dr.Turan Koç, D.Mehmet Doğan ve kardeşi Dr.Ahmet İnan gibi isimlerden bizzat hatıralarını dinleyerek geçen vaktin epeyce keyifli olduğunu düşünüyorum okuyucuları icin.
    Biyografilere olan merakımdan mıdır, kardeşinden dinlediğimiz hatıraların lezzeti ve keyfiyeti oldukça yüksekti. Okumayı sevenler için paylaşmak istediğim,etkilendiğim birkaç hatıraya değinmek istiyorum. :)
    1940 yıllarında Peygamberler Şehri olan Şanlıurfa’da dünyaya geldi Akif İnan. “Kudüs şairi” “yedi güzel adam” “sendikacı” gibi bilinen yazarımız için Ahmet İnan şunları söylüyordu;

    “Yazar,şair,fikir adamı,sendikacı hepsi doğru ama bana kalırsa hem ağa vasfını hem ağabey vasfını taşıyarak bir nesle abilik yapmıştı. Ona dava adamı demek şahsını temsil ediyordu. Velhasıl adam gibi adamdı.”

    Neydi ağabey ile üstad arasındaki fark ?
    Turan Koç’ta evvelinde ağabey ve üstad kısmında Akif İnan için hakiki bir ağabey olduğunu dile getirdi. Nitekim üstad emir vermekle daha çok mükellef iken ağabey yol gösterici olduğu kadar bizimleydi,iç içeydi diye dile getiriyordu. (Öğrenci dostuydu.)
    Zira cebinde varsa doyurur, en güzel lokantaya götürürdü. Ayakkabısının boyasına kadar dikkat eder, İstanbul Beyefendisi gibi giyinir bağcıksız ayakkabı giydiğini hatırlamıyorum,diye ekledi.

    Yedi güzel adamı evlerinde ağırlayan Akif İnan, Ahmet İnan ağabey ve arkadaşlarının çalışmalarını,edebiyat ve fikir üzerine mücadelelerini görünce “kendi kendime Cahit abinin şu deyimi aklıma geliyor “diye anlatmaya devam ediyordu...

    “Bu insanlar dev midir
    Yatak görmemiş gövde midir ?”
    Yahu bu adamlar uyku uyumuyorlar mı ? diye düşünüyorum,düşünüyorum...

    Zaman zaman gözlerinin dolduğunu hissettim. Anlatılanlar karşısında duygulanmamak ne mümkün! Hüznü ve sevinci müşterek olmalıydı.

    “Akif abim her şeyden önce benim babamdı. Genç yaşta babamızı kaybettiğimiz icin,Anadolu’da usul öyledir. Urfa’daydım,Akif abim o gün Urfa’ya geldi Erzurum’dan.Ziyaret ettim. Şiddetli bir öksürüğü vardı...
    -Ya abi bu kışta kıyamette sana yazık değil mi ? Niye geliyorsun ? ( o zamanlar Murat 131 sağ camı kapanmayan bir arabası vardı)
    -Ne demek istiyorsun sen ? diyerek hiddetlendi.
    Kızı Banu’ya haber verdi. Ceketimi getir,dedi.
    -Sağ cebinde bir tesbih var,sen tesbihe meraklısındır dedi,bunu amcana ver,diye Banu’ya uzattı.
    “Hülâsa burda söylemek istediğim onun hedefi sizlerdi. Bir maddi karşılığı yoktu. Onun hedefi bugün ki nesildi yani sizlerdi...”
    Turan Koç evvelinde söylemişti “tanımadığı kimse yoktu, ama kimseden dünyalık bir şey istemezdi.”

    Bitmiyordu hatıralar...
    Bir gün yine Peygamberler şehrine uğradı Akif İnan. Akşamına kardeşi ile beraber yemek yiyeceklerdi. Ahmet İnan biraz gecikiyor.
    Abisine akşama kadar yaptığı işleri sırasıyla anlatıktan sonra ekliyor;
    -abi 24 saat bana yetmiyor.
    -Ne demek istiyorsun ? Sen kim oluyorsun da zaman yetmiyor sana. Yavrum, İmam-ı Azam gibi bir mezhep kurucusu, onlarca öğrenci yetiştirmiş, devrin büyük tüccarı, hayatında 40 kez hacca gitmiş bir insana zaman yetiyor da sana nasıl zaman yetmiyor? Demek ki sen zamanı kullanmasını bilmiyorsun,dedi. Ve bir daha “zaman yetmiyor” kelimesini kullanamadığını ifade ediyor.

    “Her eylem yeniden diriltir bizi
    Nehirler düşlüyorum göl kenarında”

    Durağan bir hayat değildi onun ki,o şairlikte makam mevki sahibi olmak icin yazmıyordu. Hatırlanmak istiyordu,kelimeler ile gönülleri inşa etmek, insanlar arası köprü kurmak istiyordu, nitekim “cemiyet adamıydı Akif İnan.” Kelimelerin açtığı yaralar daha sonra da hatırlansın ve anılsın,nihayetinde “mustarip şairdi Akif İnan. Fikir adamı dediğimiz Akif İnan’ın fikirlerine şu sözlerinde rast geliyoruz
    “anamı sorarsan büyük doğudur batı sırtımda paslı bıçak gibidir” velhasıl o geldiği yeri yansıtıyordu şiirlerinde.

    Her adımı bir hikaye,her hikayesi bir ders niteliğinde nasıl biter ki muhabbet... Arada ekliyor Ahmet İnan sıkıldınız mı diye ? Daha çok anlatın demek geçiyor içimizden. Lakin kelimeler vakte malup düşüyor. Zaman su misali son bir tane derken biz üç hikaye ile de bayram etmiş oluyoruz oh ne alâ...

    Düşündüm abim neden şair ? (Şairlikte ekmek parası yok tabi) Neden yazıyor ? Ve buldum.
    Şiir nedir ? Kimler şiir okumalı ? Hangi zamanda şiir okumalı ? “ cevabını muhatabının satır aralarında bulmuş olmalı ki çıkardığı sayfadan şu inciler döküldü;

    “Olayların kuşatması altındaysanız. Bir yoğun hü­zün ağmaktaysa üstünüze günler, saatler bunalımın otağını kurmuşsa içinizde, sıkıntı bezirganı haraca bağlamışsa sizi. Aczden başka sermayeniz kalmamış gibiyse. Dualar, yüreğinizin semtine uğramadan çıkıyorsa ağzınızdan. Kendi sesiniz bile yabancı düşüyor­sa kulaklarınıza. Şiir okumalısınız.
    Ya da gülen oynatan sevinçlerin avucunda tutsak olmuşsanız. Nefsin elinde oynayan bir talimli maymuna dönmüşseniz. Başkalarının acısı size çarptığın­da bir lastik top misali geriye sıçrıyorsa. Hiçbir oyuk oluşturmuyorsa içinizde hüzün. Günübirlik hay ü hu­yun düşüncesinde nefesleniyorsanız. Öte dünyada hesaba çekilmek gerçeği fantazi hanenizde konuklamışsa. Şiir okumalısınız.
    Şiir dengeler insanı.
    Tüm sivrilikleri, abartmaları törpüleyen, düzleyen şiirdir. İfrat ve tefritin medd ü cezirleri, hayr vasatına şiirle girer.
    Hayrın vasatında, temkin üzre iseniz, yine de ge­reklidir size şiir. Çünkü halinizi tekamül ettirmek, ye­teneklerinizi geliştirmek baş ödevinizdir.
    Şiir hikmet erbablarının refikidir.
    Şiir, ilim mensuplarının arkadaşı olmuştur.”
     (şiir ve medeniyet)
    Nitekim şiirlerinde tasavvuf ehline ait hikmetler oldukça yoğundur. Doğruluğu,hakikatı libas olarak giydirmek istiyordu kelimelerine,söylenecek Hakk olsun,güzellikler kelam,sohbet şiir ile yol bulsun istiyordu. Aynı Sezai Karakoç , Necip Fazıl, Erdem Beyazıt,Rasim Özdenören... dostları gibi.

    “Bitirip şu kara kuru ekmeği
    Göç etsem diyorum yar ellerine.”
    -El Gazeli

    Ölümlerden korkar isem
    Gönül evi yıkar isem
    Ben bu yoldan çıkar isem
    Yazık bana vahlar bana -Bağlanma

    Teslimiyetinin sağlamlığını 1999 yılında yakalandığı karaciğer kanserini kardeşi,doktor Ahmet İnan, A. İnan’a söylerken yüzünde mimik dahi oynamadığını ifade ederken dile getiriyor. Sağlam duruş daima.

    Rasim abi arıyor, “Nasılsın? İyi misin ?”
    derken Akif inan:
    -Rasimciğim seni çok özledim,diyor.
    -inşallah bayrama gelir,görüşürüz.
    -Ah rasimciğim... Bayram çok geç.
    Sohbetten 2 gün sonra Kadir gecesinden önce bayramı göremeden,nadir mütefekkirlerden,eğitimci,yazar,şair,sendikacı Mehmet Akif İnan, doğduğu şehirde gözlerini kapatıyor.

    “Soyumu yüklendim bu çağ içinde
    Urfa bir dağ gönlüm bir bağ içinde”

    Heybesinde biriktirdikleri ile yol gösterici olan Akif İnan,"müslümanlar yol gösterici ve öncü olmalıdır. Her alanda edebiyatta,sanatta,tıpta vs. Helal sınırları içinde öncü olmalıyız. Biz yapmalıyız. Yapmayınca saha dediğimiz alan başkalarına kalıyor..." Sözleri nasihat niteliğinde.
    Kudüs şairi Mehmet Akif İnan Kudüs’ü görmemişti fakat hissettiği özlem,hasret ve ızdırap satırlarıyla öyle hemhâl olmuş ki hissettirebildi aynı Mehmet Akif’in Çanakkale’yi görememesi gibi...

    D.Mehmet Doğan’ın tabiriyle Akif İnan’ın tok ve parlak sesinden dinleyelim bir de Mescid-i Aksa şiirini.
    Selam ve muhabbetle. Mevlamın rahmetine nail olasın güzel adam.

    https://youtu.be/Hcins9J1kg8
  • Mustafa Güzelgöz gençlere şöyle söyledi: "Sizlerle iki takım kuracağız. Birbirinizle maç yapacaksınız. Ama hepinizin önce kitaplığa gelip kitap okumanız gerekiyor. Takımlara kitap okuyanları alacağım."
    "Neden efendim; bizi yeniden okula mı başlatıyorsun?"
    "Hayır, okula başlatmıyorum; ama kafanızın bilgilenmesi gerekiyor! Başka türlü karşı takımı yenemezsiniz!"
    Ona yanıt verdiler: "Golü atar yeneriz efendim!"
    "Tamam, golü atar yenersiniz; ama golü nasıl atarsınız?"
    Yanıt verdiler: "Birbirimize pas verir, ayağımızla atarız."
    Güldü Mustafa. "Hayır, hayır! Gol önce kafadan, sonra ayaktan çıkar. Siz de golü önce kafanızdan, sonra ayağınızdan çıkaracaksınız. Onun için kitaplığa gelip kitap okumalısınız!"
  • 224 syf.
    ·2 günde·6/10
    Ahmet Ümit kitaplarını severim, kurgusu, yarattığı gizem, verdiği sosyal mesajlar hoşuma gider, kimi kitaplarında konunun geçtiği yerle ilgili muhteşem tarihi, kültürel bilgiler verir, salt katil-polis kovalamacası değildir...
    Ancak bu sefer oldu-bittiye getirilmiş, sadece yazmış olmak için yazılmış gibi geldi... kitap 3 öyküden oluşuyor, birbirinden bağımsız 3 olay var...2.bölüm olmasa da olurmuş bence, çok basit bölüme başlayıp biraz ilerleyince kim olduğunu bulabiliyorsunuz, gizem yok, soru işareri yok.1. ve 3. ise idare eder...
    İsimden dolayı beklentiyi yüksek tutmazsanız beğenilebilecek bir kitap olmuş..Ahmet Ümit ile tanışma kitabınız olacaksa “ne çok abartılmış daha da okumam” dedirtebilir.
    Mutlaka okuyun der miyim “hayır” ama diğer kitaplarını “kesinlikle okumalısınız”
  • 174 syf.
    ·Puan vermedi
    Kutlu okumak insana iyi gelir. Kutlu hayatı yazar, hayattan yazar. Hali arz eder. Yaşamın kıyısında köşesinde kalmış ne varsa çeker çıkarır, kitap sayfalarının arasına koyar. Koydukları iğreti de durmaz orada. Baya baya yaşam kokar sayfalar.


    Burda okuduğum alıntılarla kitaplarının hepsini okumaya niyetlendiğim yazar Mustafa Kutlu...
    Ve bu okumuş olduğum ilk kitabı..
    Yaşam sevincinizi kaybetmişseniz yahut ibadetlere karşı coşkunuz azalmışsa ve ahlaki değerlerin hızla içinin boşaldığını farketmeye başlamışsanız bu kitabı okumalısınız. Mustafa hoca kısa ve öz olarak namazdan sabıra , benlik davasından göz yaşı istismarına kadar birçok konuda hissettiklerini anlatmış bize. Kendi deyimiyle bizimle dertleşmis.. Kitabı okurken yakın bir dostumla heyecanlı bir sekilde konudan konuya atlayıp muhabbet ediyormus hissine kapıldım..
    Mustafa kutlu okumaya devam.