• 400 syf.
    ·Puan vermedi
    ALINTIÇ:
    "Beni bir kuş olarak dünyaya getirseydin, açık havaya karşı kanatlarımı açar uçardım. Yoruldukça ağaç dallarına, vapur direklerine konar dinlenirdim. Susadıkça derelere, acıktıkça Allah'tan başka kimsenin malı olmayan yabani yemiş ağaçlarına inerdim... Ne güzel seyahat olurdu, değil mi anne?..."

    KİTAP HİKAYESİ:
    Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Gültekin'in 1925 yılında yayınlanan, altıncı ve birçok uyarlaması olan kitabı. Aslında hikayesine baktım fakat bir şey bulamadım. Yalnızca konusu anlatılıyor.

    AKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİM:
    Reşat Nuri Gültekin de eserlerini sırasıyla okuduğum yazarlardan biri. Çalıkuşu kitabını okuduktan sonra bütün kitapları sırayla okumaya karar verdiğim için sıra biraz karıştı. Diğer kitaplarını incelerken "Dudaktan Kalbe" romanına denk geldim. Romanın konusu genel olarak bir aşkın çevresinde döndüğü için ilgimi çekti. Diğer eserleri okumak için de can atıyorum diyebilirim.

    KİTAP İÇERİSİNDEN SONUÇ:
    [Kitabı okumayanlar burayı okumasınlar. Çünkü kitap içinden yazıyor olacağım :)]

    -Kitaptan çıkardığım sonuç şudur ki; eğer gerçekten birini seviyorsak ve o ilişkide gelecek görebiliyorsak, o kişiye olanca dikkatle ve değer vererek yaklaşmalı, sevgimize sahip çıkmalıyız. Aksi halde elimizden kaçırdığımızda geri dönüşü olmayan bir yola girebilmek fazlasıyla olası.
  • 96 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Kitabın içeriğini öğrenmek istemeyenler okumasınlar lütfen... Çünkü içimdeki tüm duyguları kusacağım.

    Sevgili Nastenka,

    "Eğer onu sevmeme -daha doğrusu sevmiş olmama- karşın siz hala beni seviyorsanız ... Nasıl söyleyeyim, aşkımızın çok güçlü, yüreğimden öncekini silecek kadar güçlü olduğunu hissediyorsanız ... Bana acıyarak; hayatta yapayalnız, avuntusuz, umutsuz, yazgımla baş başa kalmamı istemezseniz ... Beni her zaman şimdiki gibi severseniz, yemin ederim, şükranım... Şey. .. Aşkım sizin aşkınıza
    layık olacaktır."

    Bu nasıl bir bencillik? Bu nasıl bir yalnız kalma korkusu? Bu nasıl bir duygu sömürüsü? ...
    Bir insana bu yapılır mı? Sen ne biçim bir insansın! Herşeyden önce kişi kendisine dürüst olur... O beni seviyor, yeter! Ben başkasını seviyorum ama unuturum! Bir insanı 2 günde sevemezsin. Senin yaşadığın duygu beğenilme mutluluğudur. Ortak yönlerinizi gördükçe, o kişiyi tanıdıkça, merhametini, kişiliğini keşfettikçe sevgi oluşur. Yoksa dış görünüşten dolayı duyulan istek şehvettir. Ve şehvet bir ilişki için yeterli değildir.
    Gerçi pek bi toysun be kızım! Sana ilk ilgi göstereni, ilk sahipleneni aylarca beklemişsin. Sonra reddedildiğini düşünüp başkasının ilgisini sevgi sanmışsın. Ne diyeyim...

    Aklıma bu satırları yazarken Mina Urgan'ın şu sözü geldi:
    #84899449
    Hepinizin karşısına aklı başında insanların çıkması dileğiyle...
  • "...Okumasınlar efendim," diye bağırmıştı "benim çocuklarım da okuyup yüksek tahsil görmeyiversinler, kıyamet kopmaz ya! Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinlikleri karşısında adım başı üzlmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi!"
    Orhan Kemal
    Sayfa 27 - Everest
  • "... Okumasınlar efendim, diye bağırmıştı, ' benim çocuklarım da okuyup yüksek tahsil görmeyiversinler, kıyamet kopmaz ya! Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinlikleri karşısında adım başı üzülmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi! "
    Orhan Kemal
    Sayfa 27 - Everest yayınları
  • Toplumun kalabalıkları ve onlar gibi düşünenler, benim kitabımı okumasınlar. Hem ben, ona hiç el sürmemelerini, alışkanlıklarına uyarak eserimi yanlış anlamalarına yeğ tutarım.
  • 320 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dikkat: Tatkaçıran/oyunbozan içerir.


    Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi

    Ulaş Başar Gezgin


    Çağan Irmak’ın yönettiği ‘Çemberimde Gül Oya’ adlı dizi filmde, öğretmen, öğrencilerine bir kitap dağıtır. Yazarı ‘anarşist’ olarak değerlendiren müdür, kitapları toplatıp okulun bahçesinde yaktırır. Ama bir çocuk kendi kitabını saklamıştır. Sonra öğretmenine gösterir, "kötü bir kitap olsaydı, babam bana aynı kitabı almazdı" diyecektir. Bu kitap, Behrengi’nin ‘Küçük Kara Balığı’dır.[ Bkz. https://www.youtube.com/watch?v=uMvS8StsqiU
    https://www.youtube.com/watch?v=rKFAmB828Ys ]

    Kitabın minik kahramanı gibi ben de birçok kuşakdaşım da Behrengi’nin kitaplarıyla büyüdük; özellikle ‘Küçük Kara Balık’la ve ‘Bir Şeftali Bin Şeftali’yle. Kendi çocukluğumda neyse ki dizideki gibi bir olay yaşamadım. Annem anaokulu öğretmeniydi, böylece “6 yıl anaokulunda okudum” diyebilirim; sınıf öğretmenim de annem gibi aydınlık bir insandı; kendisine minnettarım. 5 yaşımda yitirdiğim babamdan geriye kocaman bir kütüphane kalmıştı ve bunun içinde 12 Eylül’de mutlaka yakılması gereken ‘sakıncalı’ kitaplardan bugün çok zor bulunan şiir kitaplarına kadar çok geniş bir yelpaze söz konusuydu. Yıllar geçtikçe o kütüphaneden daha çok kitap okudum ve daha zorlarını (ve elbette daha ‘sakıncalılar’ını) okumaya başladım. Fakat hepsi Behrengi’den başlar. Okuma-yazma serüvenimi başlatan Behrengi kitaplarının benim için her zaman özel bir yeri vardır. Yaklaşık 30 yıl önce okuduğum Behrengi kitaplarını şimdi yeniden okuyorum. Bu yazı da böylece ortaya çıkıyor.


    Küçük Kara Balık

    Samet Behrengi’nin (1939-1968) en çok bilinen kitabı ‘Küçük Kara Balık’. Yazar bu kısacık ömrüne enfes masallar sığdırmayı başarmış. Bilindiği gibi, ‘Küçük Kara Balık’, bir itaatsizlik anlatısı. Masaldaki başkişinin küçük bir balık olması, çocuk okurların onunla özdeşlik kurmasını kolaylaştırıyor. Özdeşlik kurulan anlatılar, daha çok merak uyandırıyor; çünkü okura kendi öyküsüymüş gibi geliyor. Elbette özdeşleşebilme becerisi için çocuk okurun belli bir yaşın bilişsel düzeyine erişmiş olması gerekiyor. Masalın bir anlatıcı nine çerçevesiyle açıldığını da burada not edelim.

    Anne, çocuğun aykırı düşünmesini kandırılmasına yorar. Öyle ya, çocuk aklı öyle şeylere ermeyecektir. Fakat toplum, çocuğun aykırı düşünmesini kandırılmasına değil annesinin çocuk yetiştirmedeki yetersizliğine yorar; ondan utanç duyarlar hatta neredeyse ona saldıracaklardır. ‘İleri geri konuşan’ salyangozu öldürmüşlerdir, ‘küçük kara balık’ı da öldürmeye kalkarlar. Küçük, arkadaşlarının yardımıyla kendini onların elinden kurtarıp uzaklara kaçar. ‘Arkadaşlarının yardımıyla’ ifadesi önemli. Bir bireysel kurtuluş anlatısı değildir bu.

    Küçük Kara Balık, dere sandığı ırmağın sonuna varmak için çıktığı yolda, kurbağa, yengeç, kertenkele, ceylan ve kaplumbağalarla karşılaşacaktır. Bunların çoğu, belli bir kavramı simgelemektedir: Kurbağalar kendini beğenmişliği, yengeçler kurnazlığı, kertenkeleler bilgeliği, ceylanlar masumluğu temsil edecektir.[ “Bu durum, Sergei Prokofiev’in ‘Peter ve Kurt’ (1936) adlı senfonik masalını akla getirir. Bu yapıtta, her bir kişilik, orkestrada bir çalgıyla temsil edilir. Örneğin, flüt, kuşa; klarnet, kediye karşılık gelir.”
    ] Küçük, kertelenkele sayesinde gelecekteki tehlikelere karşı önlemini almış olur. Kertenkeleden onun gibi birçok bilinçli balığın buralardan geçtiğini öğrenir. Hatta birleşip bir topluluk olmuşlardır. Gece çöktüğünde ay dedeyle sohbet eder.

    Minik balıklar, yolculuğunda küçüğe katılacaklarken, Küçük’ün beklediği gibi bir kuş tarafından yakalanır; kuşun torbasına atılırlar. Minikler hemen pişmanlık duyar, Küçük Kara Balık’ı suçlarlar. Bunlar zor karşısında hemen yılıp saf değiştirenleri simgeler elbette. Kuş, miniklere “canınızı bağışlamamı istiyorsanız Küçük Kara Balık’ı öldürün” der. Yapacaklardır; ancak Küçük, hançerini çıkarır ve bir oyun oynarlar. Küçük, ölü taklidi yapar. Zalim kuş elbette sözünde durmaz. Küçük, torbayı dikenden hançeriyle yırtar ve kuştan kurtulur.

    Sonunda “Deniz’lere çıkar sokaklar” sözünde olduğu gibi denize ulaşır. Kendi gibi özgür bir balık sürüsüyle karşılaşır. Sonra bir karabatağa yakalanır. Onu kandırmayı başarıp suya geri döner, yeniden yakalanır. Karabatağın karnındaki bir minik balığı kurtarır. Kendisi de hançeriyle karabatağı öldürür ama kendisinden bir daha ses çıkmaz. Bir daha ondan haber alan olmaz. Anlatıcı çerçevesine döneriz. Ninenin masalını dinleyen balıklardan biri, Küçük Kara Balık gibi düşünecek, o gece uyuyamayacaktır. Anlatının sonsuz bir biçimde başa döneceğini anlarız...

    ‘Küçük Kara Balık’ın başarısı, yalın bir biçimde itaatsizlik, gelenekçilik, toplumsal baskı vb. konuları işlemesinden ileri geliyor. Ayrıca, yukarıda belirttiğimiz gibi, bu, bir ‘bireysel kurtuluş’ anlatısı değil. Küçük, ölmese, özgür balık sürüsüne katılacaktı. Dolayısıyla, bireyciliğe övgü söz konusu değil. Mutlu sonla bitmemesini de not etmeli. Hak arama mücadelesi uzun bir süreç. Bu açıdan, ‘Küçük Kara Balık’, oldukça gerçekçi bir anlatı.

    ‘Küçük Kara Balık’ın az bilinen bir yönü şu: Kitap, evrim kuramına bağlanabiliyor. Küçük, karadaki yaşamı merak eder. Evrim kuramına göre, işte bu merak, deniz hayvanlarının bir bölümünün evrim içerisinde kara hayvanlarına dönüşmesini ve sonul olarak insan türünün ortaya çıkmasını sağladı. Dolayısıyla, zaten ‘küçük kara balıklar’ merak edip karaya çıkmasa biz insanlar var olmayacaktık. Evet, ilk çıkanlar, karaya uygun bir donanıma sahip olmadıkları için öldüler; ama zamanla karaya uyum sağlayacak donanımlar evrimleşti. Artık karaya çıkmak ölüm anlamına gelmeyecektir.


    Bir Şeftali Bin Şeftali

    ‘Bir Şeftali Bin Şeftali’de bir köye gideriz. Köyün ağası, köyü parselleyip en kötü arazileri köylülere satar. En güzel bahçeyi kendine ayırır. Bu bahçede iki şeftali ağacı vardır. Büyük olanı her yıl bümbüyük meyveler verir; küçük olanı ise çiçek açar ama bir türlü meyve vermez. Bahçıvan bu nedenle ağacı neredeyse kesecektir. Böylece küçük ağacın kendi ağzından öyküsüne geçeriz. Bu, bir ağalık karşıtı anlatıdır. Şeftali ağacı, kızına, kendi öyküsünü anlatan şeftali tanesine şöyle diyecektir:

    “Üç beş kendini bilmez halk düşmanı, ne yaparsa yapsın, güneş anayı küstüremez.” (s.17)

    7-8 yaşındaki iki köylü çocuk Sahip Ali ve Polat arasında şu konuşma geçer:

    “Biz insan değil miyiz sanki? Tüm meyveyi toplayıp zıkkımlansın diye ağa olacak o ite götürüyor.” (s.20)

    Her yıl bahçeye dalan ancak bu kez tadılacak meyve bulamayan çocuklar, ağanın köyü soyup soğana çevirmesine kızarlar. Onlara göre bu bahçe, köylünün malı olmalıydı. Akıllarından bahçeyi yakmayı geçirirler. Bahçede gezinirken, yerde meyve toplanılırken unutulmuş bir şeftali görürler. İşte bu şeftali, öyküsünü anlatacak olan şeftalidir. Sonrasında şeftalinin 2 çocuğun bahçıvandan gizli şefkatiyle büyümesine tanık oluruz.

    Peki ama ne olacaktır şeftali ağacı büyüdüğünde? Kendilerinin olmayan bir toprağa ekmişlerdir ağacı. Çocukların yanıtı basit ve aydınlatıcıdır: “Toprak, üstünde çalışanındır.” (s.50) Ancak ağaç meyve vermeden, çocuklardan biri, Sahip Ali, son nefesini verecektir, yılan sokmasından. Aslında Sahip Ali, şeftali ağacı için ölmüştür: Niyeti, yılan avlayıp ölüsünü gübre olarak şeftali ağacının altına gömmektir. Sahip Ali’nin kardeşi kadar yakın arkadaşı Polat, onun ölümünden sonra üzüntüsünden köyde duramaz; kentte bakkal dayısının yanına çırak olur.

    Bundan sonra, şeftali ağacı, açmak istemeyecektir: “Ağaya uşaklık eden, köy halkını düşman belleyen bahçıvanın eline düştüğüme üzülüyordum.” (s.58) O günden sonra asla meyve vermez. Ağaç için bu, bir yas ve protesto niteliği kazanır. Sözlerini “boyun eğmiyorum işte” (s.60) diye bitirecektir.


    Bir Günlük Düş ve Gerçek (Diğer Adı: Püsküllü Deve)

    ‘Bir Günlük Düş ve Gerçek’, Tahran’da iki çift çocuğun öyküsü olarak başlıyor. Metnin ilk yarısı masaldan çok öykü niteliğinde. Ayakkabısızlık üstüne eğlenceli bir anlatı. Analı babalı olan, ancak gün boyu sokak çocuğu gibi yaşayan dört çocuğun maceraları... Yoksul çocuklardır hepsi. Fakat yarıdan sonrası masal niteliği kazanıyor.

    Başkişinin (Latif) bir el arabasından başka mülkü olmayan babası, bir çift ayakkabı için şöyle diyecektir: "On günlük gelirimizi yemeden içmeden üst üste koysak bir çiftini alamayız bunlardan." (s.27) Baba-oğul geceleri el arabasının üstünde uyurlar.

    Bu kadar zor koşullarda büyüyen çocuğun hayallere sığınması şaşırtmaz. Oyuncakçıdaki oyuncaklar canlı gibi davranırlar. Devesi onu gezmelere götürür. Bu gezmeler sırasında Behrengi biz okurlar için Tahran’daki sınıfsal eşitsizlikleri gözler önüne serer. Zengin Kuzey Tahran ile yoksul Güney Tahran arasında büyük bir uçurum vardır. Öte yandan, babasını isyan etmekten alıkoyanın dindarlığı olduğunu görürüz:
    “"Varlıklı olmak iyi bir şey, değil mi baba? İnsan her istediğini yer, her istediğini alır, değil mi baba?"
    Babam: "Oğlum günaha girme, şükret. Ulu tanrı kimin varlıklı kimin yoksul olması gerektiğini kendi bilir."” (s.43)

    Gün boyu babası Latif’e bakamaz. Sokaklar onundur. Araba da çarpar, polis de kovalar, kendisine kötü davranan bir esnafın camını indirip kaçar da vb... Diğer arkadaşı Ahmet Hüseyin, gün boyu dilencilik yapar. Alışkın olduğu yaşam, beklenmedik bir gelişmeyle tuzla buz olacaktır.

    ‘Bir Günlük Düş ve Gerçek’, Behrengi’nin yalnızca masalcılıkta değil toplumsal gerçekçi öykücülükte de yetenekli olduğunu gösteriyor. Bu anlatı, yazılmasından 50-55 yıl sonra hâlâ geçerliliğini koruyor kâh Tahran sokaklarında kâh İstanbul sokaklarında...


    Sevgi Masalı

    ‘Sevgili Masalı’nda başkişi, padişah kızı. 7-8 yaşındayken yaklaşık olarak aynı yaşta bir uşağı var: Koç Ali. Koç Ali, padişaha tutulduğunu söyleyince saraydan yaka paça kovuluyor. Yıllar yılları kovalarken padişah kızının kendini beğenmişliği tavan yapıyor. Birgün hiç uyuyamaz hale geliyor. Nice hekimler gelip bir çare bulamazken, sonunda yaşlı bir hekim, “bunun çaresi, ‘Sevgi Masalı’dır” diyor, böylece bu masalı okuyacak birini arıyorlar. Bir çobandır bu masalı bilen yalnızca. Çobanı zar zor ikna ederler. Sevgi Masalı’nı anlatmaya başlar. Masal, buraya kadar okuduğumuz masalla başlar. Masal içinde masal vardır. Sonra bu masalın içinde başka bir masal olduğunu görürüz. Birkaç masal içiçe geçip yineleniyor.

    Masalda, saray ile halk arasındaki sınıfsal çelişki öne çıkıyor. Bir yandan da, önemsiz bir ayrıntı olarak, padişahın kılıç yapımını yasakladığını, demircilerin ise bu yasağa aldırmayıp gizli gizli kılıç ürettiklerini öğreniyoruz. Masalın sonu, fazlasıyla iyimser. Padişah kızı masal dinleyerek iki anlamda da iyi’leşiyor: Hem sağlığına kavuşuyor hem de iyi bir insan oluyor. Bu, gerçekçi değil.


    Ulduz ve Kargalar

    Kitabın ilk sayfasına bakılırsa Ulduz (Yıldız), Behrengi’nin öğretmenlik yaptığı köylerden birindeki öğrencisi. Ulduz, bu öyküyü yalnızca “yoksul ve şımarık olmayan çocuklar”ın (s.5) okumasını ister. “Okula dadılarıyla birlikte giden” (s.5) çocuklar ile “okula pahalı özel arabalarıyla giden” (s.5) çocuklar, öyküsünü okumasınlar ister.

    Ulduz’un üvey anası vardır. Anneliği onu evde bir odada yalnız bırakır ve “uslu dur” diye tembihler. Minik Ulduz kendini çok yalnız hisseder ve dışarıdaki kargalarla arkadaşlık kurar, onlarla sohbet eder. Kargayla sohbetlerinde nadiren de olsa toplumsal izlekler öne çıkar:

    “Günah da ne demek? Benim ve yavrularımın açlıktan kırıldığı bir zamanda hırsızlık yapıp, onları beslemem mi günah? Ben ve yavrularım aç kalırsak, açlıktan ölürsek, işte asıl günah o zaman olur. Yani aç bırakılmaktır asıl günah olan. Asıl günah, bir yerde gıda savurganlığı varken gıdasızlıktan ölmektir, senin anlayacağın.” (s.10)

    Bu öykü, kötü üvey ana şablonuna göre ilerliyor. Ayrıca bu öyküde, toplumdaki batıl inançları gözlemleme olanağı buluruz. Üvey ananın kötülüklerine karşı, Ulduz, komşunun oğlu olan Yaşar’dan destek alacaktır. Bu süreçte kendileri de kötülük yaparlar. Kargalarla dostluğu Ulduz’a pahalıya patlar.


    Ulduz ve Konuşan Bebek

    Bu öykü, Ulduz’un ‘Konuşan Bebek’inin gözünden verilen bir anlatımla başlar. Önceki Ulduz kitabında olduğu gibi, ilk başta çocuklar arasında saflar belli edilir:

    “(...) şımarık ve kendini beğenmiş çocuklar bu öykümüzü okumaya kalkmasınlar diyorum. Hele o kaldırımlarda aç dolaşan evsiz barksız yoksul çocukları adam yerine koymayan, işçi çocuklarını küçümseyen, ve arabalarına kurulunca kasılan varlıklı ailelerin çocukları okumasın öykümüzü. Çünkü Behrengi Öğretmen öykülerini o yoksul çocuklara yazar, bunu her fırsatta söylemişti.
    Ama yaramaz ve kendini beğenmiş çocuklar da düşünce ve davranışlarını düzeltebilir. O zaman Behrengi Öğretmen’in gönlü olur, okutur öykülerini...” (s.6-7)

    Uldız bu masalda da üvey anne zulmü nedeniyle yalnızdır ve zor durumdadır. Sürekli olarak fiziksel ve psikolojik şiddet görür. Öz annesinin onun için yaptığı bebeği dile gelir ve onun dert ortağı olur. Metinde nadir de olsa toplumsal izleklere gönderme yapılır. Örneğin, “Biz, ışık ne denli cılız olursa olsun yine de aydınlatır, deriz.” (s.43) Fakat metin, genelinde ortalama bir anlatı izlenimi veriyor.


    Pancarcı Çocuk

    ‘Pancarcı Çocuk’ kitabı dört öyküden oluşuyor: Pancarcı Çocuk, Duvarda İki Kedi, Kar Tanesinin Serüveni ve Nine ve Sarı Civcivi. ‘Pancarcı Çocuk’ta Behrengi, öğretmenlik yaptığı köydeki bir köylü çocuğun öyküsünü anlatıyor. Öyküde, sömürü ve direniş gibi izlekleri görüyoruz. ‘Duvarda İki Kedi’, iki kedinin kendi aralarındaki yol verme kavgasını konu alıyor. Bu, simgesel olmayan bir anlatıysa eğlenceli bir çocuk öyküsü; yok eğer simgesel bir anlatıysa, muhaliflerin o kadar benzerliklerine karşın birlik olmak yerine birbirlerini yemelerine bağlanabilir. Sonuçta, iki tarafı da soğuk bir duş bekleyecektir. ‘Kar Tanesinin Serüveni’nde bir kar tanesi dile gelir ve Behrengi’ye yolculuğunu anlatır. Son öykü ise, fitne fesatla ilgili.

    Bu kitabın arka kapak yazısı, çocuğa ve çocuk edebiyatına kaldıramayacağı bir ideolojik ağırlık yüklemiş gibi görünüyor:

    “Çocuk edebiyatı, çocuksu, tatlı, renkli ve yalın düşlerle, acılı ama bilinçli gerçek yaşamımız arasında bir köprü görevi üstlenmelidir.
    Çocuk bu köprüden geçmeli ve bu bilinçle silahlanarak bizim karanlık dünyamıza aydınlıklar saçmalıdır...
    Çocuğa öyle kesin ve bilimsel bir ölçü ve görüş açısı kazandırmalıyız ki, toplumun değişken koşulları altında çeşitli sorunlarını çözümleyebilsin...”

    Silahla aydınlatmak zaten tek başına bir oksimoron olmuş.


    Kel Güvercinci

    ‘Kel Güvercinci’, ilk bakışta klasik bir Keloğlan masalı gibi görünse de, diğerlerinden çeşitli noktalarda farklılaşır. Padişah kızı, Keloğlan’a aşıktır; Keloğlan da onu sevmektedir; ama oralı olmaz, sevdasını gizler. Neden? Koskoca padişah kızı, tutup şu fakir Keloğlan’a mı varacaktır?!! Bu ifade, aslında, ezilenlerin bile zulüm düzenini içselleştirdiğini gösterir. Oysa padişahın kötülüklerinden sonra, başka Keloğlan masallarından alışık olmadığımız bir akıl yürütmeyle karşılaşırız.

    Keloğlan, kapitalistin malını kamulaştırmanın uygun olup olmadığını tartışır, uygun olduğuna karar verir ve bu akıl yürütme, masalda en yalın biçimiyle karşılığını bulacaktır:

    ““Peki Kel’im, bir düşün bakalım, şu Hacı Ali’nin malı sana helal mi haram mı?”
    “Bunca parayı nerden bulduğuna bağlı.”
    “Fabrikalarından!”
    “Çalışarak mı?”
    “Yoo, o parmağını bile kıpırdatmaz, yalnız kazancı toplar, yan gelip yatar, keyfine bakar.”
    “Peki kim çalışıp kazancı sağlar? Ha? Kel’ciğim saksını çalıştır? Doğru yanıtla, işçiler çalışmazsa fabrikanın durumu ne olur?”
    Yanıt:
    “Kapanır!”
    Soru:
    “O durumda yine kazanç sağlanır mı?”
    Yanıt:
    “Değil elbet..”
    Sonuç:
    “Gereği görüşüldü. Soru ve yanıtlardan elde ettiğimiz sonuca bakılırsa, işçiler çalışır, kazanç Hacı’nın cebine akar, Hacı onlara azıcık bir ücret verir. Öyleyse Hacı’nın malı mülkü kendinin değildir, bana da helaldir!”” (s.20, s.22)

    Keloğlan, bu akıl yürütmenin sonucu olarak, Fabrikatör Hacı Ali’nin mallarını kamulaştırıp yoksullara pay eder. Her yoksulun kapısına gizlice paylarını bırakır. Yoksullar, bunu kimin yaptığını bilmezler. Elbette bu, sınıflı toplumu ortadan kaldırmak anlamına gelmediği için kesin çözüm değildir; yine de masal açısından not edilesidir.

    Masal, yönetici (padişah vb.), zengin ve asker ittifakını yansıtır. Ezenler, gerektiğinde, kendi aralarındaki çatışmaları unutup birlik olarak ezilenlere yöneltirler zulüm araçlarını... Masala göre, ezilenlerin ezenleri yenmesi için tek şans, büyü ya da bilgidir. Bu büyü ya da bilgi, ezenlere değil ezilenlere ulaşacaktır; çünkü onu yalnızca iyi ahlaklı olanlar hak eder ve bilindiği gibi, Keloğlan masallarında iyi olanlar hep ezilenlerdir.

    Behrengi’nin masalları ve öyküleri dışında, eğitim sistemi ve folklor üstüne makalelerini derlediği kitapları bulunmaktadır.[ Kurmaca olmayan yapıtlarının bir dökümü için bkz. Kanar, 1999. ] Ancak bunların bildiğimiz kadarıyla tümü Türkçe’ye çevrilmemiştir.


    Behrengi’nin Türklüğü

    Behrengi’yi bir de Türklük açısından değerlendirebiliriz elbette. Nazım Hikmet, Türkiye’de komünist olarak bilinir ve Türkçülerin yakın zamana kadar sevmediği bir isimdi. Oysa aynı Nazım Hikmet, eski Orta Asya Sovyet Cumhuriyetleri’nde milli şair olarak seviliyordu; çünkü Rusça şiir yazmak yerine ana dilinde yazmakta ısrar etmiş, ana diline güzellikler armağan etmişti. Bu durum, aslında, Türkiye’deki Türkçülüğün Orta Asya’daki Türkçülükten fazlasıyla farklı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Behrengi’ye baktığımızda, onun masal ve öykülerini okunurluğunu arttırmak üzere ve baskılar nedeniyle Farsça yazdığını biliyoruz; ancak ana dili, Azerice ve anlatılarındaki hemen hemen tüm kişilikler Azeri. Belki Behrengi’nin yapıtlarının bize daha yakın gelmesi, hatta çeviri değil Türkçe yazılmış hissi vermesi de bundan... Behrengi, bu kendi ana dilinde yazamama durumuyla ilgili olarak ‘Ulduz ve Konuşan Bebek’te konuşan bebeğe kendisi için şöyle dedirtecektir: “İnanın o da öz dili Azeri Türkçesiyle değil de başka bir dilde yazmaya zorlandığından kahroluyor. Ama ne gelir elden?” (s.6)


    Sonuç

    Görüldüğü gibi, Behrengi yazını, geleceğe kalacak bir yazın. Ele aldığı konular, anlatımlar ve işlediği kavramların bugün de karşılığı bulunuyor. Bu yönüyle, 30 yıl sonra da önereceğimiz yapıtlar arasında yer alacaklarını görmek şaşırtıcı olmayacak...



    Kaynakça

    Behrengi, Samed (2001). Sevgi Masalı. (res. Hamid Mirghanbari). İstanbul: Gendaş.

    Behrengi, Samed (1980). Ulduz ve Kargalar. (çev. İldeniz Kurtulan, res. Mustafa Delioğlu). İstanbul: Oda.

    Behrengi, Samed (1980). Pancarcı Çocuk. (çev. İldeniz Kurtulan, res. Emir Sarıer). İstanbul: Oda.

    Behrengi, Samed (tarihsiz). Bir Günlük Düş ve Gerçek. (çev. İldeniz Kurtulan, res. Hamid Mirghanbari). İstanbul: Gendaş.

    Behrengi, Samed (tarihsiz). Bir Şeftali Bin Şeftali (çev. İldeniz Kurtulan, res. Mustafa Delioğlu). İstanbul: Akyüz Yayınları.

    Behrengi, Samed (tarihsiz). Kel Güvercinci. (çev. İldeniz Kurtulan, res. Hamid Mirghanbari). İstanbul: Gendaş.

    Behrengi, Samed (tarihsiz). Küçük Kara Balık (çev. İldeniz Kurtulan, res. Hamid Mirghanbari). İstanbul: Gendaş.

    Behrengi, Samed (tarihsiz). Ulduz ve Konuşan Bebek. (çev. İldeniz Kurtulan, res. Mustafa Delioğlu). İstanbul: Akyüz Yayınları.

    Kanar, Mehmet (1999). Çağdaş İran Edebiyatının Doğuşu ve Gelişmesi. İstanbul: İletişim.










    Kaynak: Gezgin, U. B. (2017). Anlatıbilim Açısından Roman, Öykü ve Masal İncelemeleri (2000-2017) [Novel, Story and Fairy Tale Analyses through Narratology].

    ANLATIBİLİM AÇISINDAN ROMAN, ÖYKÜ VE MASAL İNCELEMELERİ (2000-2017)

    Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin

    Yazında Ezilenler ve Ezilenlerin Yazını
    1. Marksist Açıdan Türk Romanı.
    2. Sovyet Türkologlarının Gözüyle Türk Yazını.
    3. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal Yapan 6 Özellik.
    4. ‘Boynu Bükük Öldüler’: İlk Yılmaz Güney Romanı.
    5. Yıllar Sonra Yeniden Genç Gorki ve Arabesk.
    6. İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?
    7. Bulgaristan Hatırası Bir Marksist Türkolog: İbrahim Tatarlı

    Sabahattin Ali Yazını
    8. Anlatıbilim Açısından Kürk Mantolu Madonna.
    9. Merhum Marko Paşa’nın Size Çok Selamı Var.
    10. ‘Değirmen’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    11. ‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    12. ‘Yeni Dünya’da Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    13. ‘Sırça Köşk’te Sabahattin Ali Öykücülüğü.
    14. ‘Ses’te ve ‘Esirler’de Sabahattin Ali Öykücülüğü.

    Gülmece ve Hiciv Anlatıları
    15. Muzaffer İzgü Öykücülüğü: Azrail’den Bir Namussuz’a.
    16. Gülmece yazarı olarak Hasan Hüseyin: ‘Made in Turkey’.
    17. ‘Bay Düdük’ (1958).
    18. Bir Heccav Olarak Ümit Yaşar Oğuzcan.

    Çokkültürlü Yazın Çokkültürlü Toplum
    19. Türk Yazınında ‘Etnik Öteki’ İmgesinin Açımlanmasına Giriş Olarak Hüseyin Rahmi Yazını ve “Yankesiciler” Adlı Öykü.
    20. Çokkültürlü Toplum Çokkültürlü Öykü: Sait Faik Öykücülüğünde Ermeni İmgesi.
    21. Saroyan Öykücülüğü ve Yetmiş Bin Süryani.

    Masallar ve Efsaneler
    22. Eskimeyen Bir Yazın Evreni: 30 Yıl Sonra Yeniden Behrengi.
    23. Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstüne Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
    24. ‘Masalın Aslı’.
    25. ‘Vietnam Efsaneleri/ Vietnam Söylenceleri’.
    26. Tibet Masalları.

    Vietnam ve Tayland Yazını
    27. ‘Direnme Savaşı’: Direnenlerin Tarafından Vietnam-Amerikan Savaşı.
    28. ‘Şafakta Kazandık Zaferi’.
    29. Bir Vietnam-Amerikan Savaşı Romanı: Gök Cephesi
    30. Siyam Romancılığı Bağlamında Romanda Gerçeklik Sorunu.
    31. Siyamlı Romancı Siburapha’nın Yaşamı.
    32. Siyamlı Şair Sunthorn Phu’nun 'Phra Abhai Mani' Adlı Yapıtındaki Anlatının Özeti ve Değiniler.

    Türkiye Yazını, Türkçe Yazın
    33. Öykücü Yönüyle Ahmet Cemal’i Anarak.
    34. Torik Akını: Az, Öz, Akıcı, Okunası
    35. İstanbul Öyküleri.
    36. Onyıllar Sonra ‘Vatandaş’ı Yeniden Okumak
    37. Ölü Çiçekler Müzesi’nde Gezinti.
    38. ‘Uzaklara Mektuplar’.
    39. Ali Rıza Arıcan Öykücülüğü
    40. Puslu Kentin Mavisi: Modern Çin’den Öyküler.

    Taylan Kara Yazını
    41. Poe’nun Kuzgunu: Derinden ve Uzun...
    42. ‘Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt’: Hiççi Bir Başarı Öyküsü.
    43.‘Vasatlığa Giriş Dersleri’: Yine de İnsana Dair.
    44. Vasat Edebiyatı 101: Mizahla Polemik Arasında.

    Ütopya Anlatıları
    45. Uzaklaşan Ütopya ve Distopyalaşan Dünya.
    46. Devrim Öncesi Edebiyatında Ütopya: Kızıl Yıldız (1908) Örneği.

    İranlı Öykücüler
    47. İranlı Öykücüler: Hem Yakın Hem Yakın (1-4).
    48. Çağdaş İran Yazınının Öncüsü Sâdık Hidâyet (1-4).

    Avrupa Yazını
    49. Fransız Yazınında Bir ‘Muhalif Yazar Miti’ni Sorgulamak: Marguerite Duras.
    50. (Ölüm Yıldönümünde) Jose Saramago’yu Anarak...
    51. Bilişsel Bilimlere İlişkin Bir Roman: ‘Düşünce Balonları’

    Diğer Yazılar
    52. Darüşşafaka ve İmkansız Hayatlar.
    53. Endonezya’dan Bir Öykü: ‘Kral, Cadı ve Papaz’.
    54. Azerbaycan’dan Bir Öykücü: Anar.
    55. ‘En-Dor’a Giden Yol’.
    56. İki Çocuk Öyküsü: ‘Başka Karıncalar Diyarı’ ve ‘Yerle Gök Arasında’
    57. Defterde Kalan Borges (1899-1986) Dipçeleri.
    58. Latin Amerika’nın Çatık Kaşları: Bir Cehennem Ağacı Olarak Muz Ağacı.
    59. Başka Dünyalar Açısından Nobel Yazın Ödülü’ne İlişkin Değiniler.

    Gezgin Yazını
    60. Ulaş Başar Gezgin’le Yeni Romanı Üzerine (Söyleşi).
    61. Babasız Bir Roman Kişiliği Yaratmak (Söyleşi).
  • KURTASÎ YA PİRTÛKÊ - KİTABİN ÖZETİ

    QEDRÎ CEMÎLPAŞA-DOZA KURDİSTAN

    BAŞLANGIÇ
    ✔Kurd milleti, milattan 2000 sene evvel Küçük Asya'nın doğu yamaçlarında devlet kurarak nüfuzlarının şarkta Hindistan hududuna, cenupta Basra Körfezi'ne ve Umman Denizi'ne kadar uzanmış olduğunu tarih bize bildirmektedir.
    ✔Îsa'dan takriben 10.000 sene evvel yapılan umumi göçte iskandinavya'dan Güneye İndu-avrupayi (Arî) ırkının bir cüzü olan Kurdler Ararat dağına gelmişlerdi. Kurdler milattan 4000 sene evvel bu geniş ülkeye yayılmış. O tarihte bu geniş ülkenin lisanı Kurdçe, resmi dini de Zerdeşt dini idi.
    ✔İlk Kurd padişahını adı Tosa diğer adıyla Diyakos idi. M.Ö 1808 de Afganîstanın Belh şehrinde padişahlık etmiştir.
    ✔M.Ö 9 yy.da Keykubad bütün Kurdleri birleştirerek Med İmparatorluğunu kurmuştu.
    ✔Keykubad'ın torunu Keyaksar Asur hükümetini yıkarak Ninivayı ele geçirdi.
    ✔Kutiler; Subari, Huri, Lolo, Kasi adıyla 4 kabileye ayrılır.
    ✔Huriler M.Ö 2000 de Amed'de yaşamışlardır.
    ✔Lolo ve Kasiler mö 2000de Akadları yenerek Babilde 700 sene hüküm süren Kurdîvan devletini kurmuşlardır. Mö 600de Küçük Asyaya(Anadolu) geldiler. Yani Kurdler Küçük Asyada ilk devlet kuran millettir.
    ✔İlk önce Dîyarbekir, Amed namı ile yad edilirdi. Amed: Kurdçe, Medlere ait anlamına gelir.
    ✔Huriler Subarilerle hemırktır.
    Hazreti Merduh-Tarihi Merduh kitabında gösterir ki Lolo, Kuti, Kasi, Huri namındaki milletler Zagros Dağı Kurdlerindendirler. Bunlar Sümer, Elam, Akad hükümetleri ile hemasır olup onlarla harpler yapmışlar.


    KURDISTAN COĞRAFYASI
    ✔Türk hükümetine göre Kurdler dağlı Türkler, İran'a göre ise Kurdler İranidirler.
    ✔1914-18 harbinde Türklerin yaptığı Ermeni katliamında Kurdlerin sakladığı Ermeni sayısı 60 bini gösteriyor.
    ✔Kurd edipler Kurdleri göçebe halinden kurtarmağa çalışıyor, kendilerini araziye bağlayarak medeni hayata alıştırmak istiyorlardı.
    ✔Ereb Şemo'nun Şanın Yolu kitabı İttihad-ı Sovyet memleketinde neşredilen ilk Kurdçe romandır.
    ✔Azerbaycan Meclis-i İlmi'sinde bir Kurd kısmı vardır. Leningırat İlmi Meclisi'nin Kurd Kısmı Qanadê Kurdo reisliğiyle sekiz Kurd ulemasından müteşekkildir. Bu ilmi meclis otuz seneden beri ulema ve mütehassıslar yetiştirmekte ve Kurdçe neşriyat yapmaktadır.
    ✔Birinci Dünya Harbinde Kurdler, Wilson Prensipleri ile aldatıldılar.
    ✔Her uyanık millet gibi Kurdlerin de birinci gayesi, her şeyden, hatta ekmek ve sudan evvel milli mevcudiyetlerini belirten lisanlarını saldırılardan korumaktir.





    KURD MİLLETİNİN GEÇEN 60 SENE ZARFINDAKİ SİYASİ CİDALINA AİT HATIRAM
    ✔Türkçe konuşanların imtiyazlı bir sınıf teşkil ettiğini gören bazı kimseler Türkçe konuşmakta bir fayda görmekte idiler.
    ✔İslamiyette kavmiyet olmaz, Elhamdülillah hepimiz karaların ve denizlerin Hakanının kulu olmak mutluluğu bize kafidir. Eşitlik ve adaletle hükmeden halifeye itaat farzdır. Lakin ahaliyi Türkçe konuşmaya zorlarsa aykırı bir bir yol tutmuş olur ki dinen böyle bir hükümete karşı durmak farzdır.
    ✔ Bahusus (özellikle) Nur talebeleri Üstadı meşhur Molla Said in (Bediüzzaman Said Nursi'nin) yakışıklı, babayiğit tavrı ile Kurdlere mahsus giydiği şal u şepik elbisesi ve kolhoz (başlığı), desmalı (mendili) ile başı yükseklerde dolaşmasını temaşadan pek çok zevklenirdim.
    ✔ Gedikpaşa Mahallesi'nde Kurd Terakki ve teavün Cemiyeti merkezini açmışlardır. Maalesef bu cemiyet çok devam edemedi. Çünkü kendisini Kürdistan'ın manevi babası ve tarikat şeyhlerinin başında gören Seyîd Abdulkadir Efendi merhum ile Bedirhanilerin anlaşamamazlığı ile de bu suretle nihayete ermiş oldu.
    ✔ Halil hayali Kurd milletinin her cihetten mahrumiyetini görerek Kurd lisanının Sarf ve Nahvini ve sözlüğünü meydana getirmişti. O tarihlerde Ziya Gökalp ile birlikte Kurdçe'nin sarf ve nahvini kaleme almışlar.
    ✔ "Genç Türk" hükümeti Türkçülük ve turancılığı devletin şuuru yapmış, İslam unsurlarının öğündükleri Osmanlılık, Türkçülük şekline çevrilmişti. İşte bu nedenle kendilerini mazlum vaziyette gören Araplar, Arnavutlar, Kurdler de milli teşekküller meydana getirdiler. Araplar müntediül Edebî, Arnavutlar Başkim, Kurdler de Hevî cemiyetini tesis etmişlerdi.
    ✔ Turancılıkta o kadar taassup gösteriyorlardı ki din lisanı Arapça ve Kuran'ın Arapça gelmiş olmasına rağmen ve kendilerinden adetce 5 10 kat fazla olan Arapları da türkleştirmek isteğimi istemek gafletini gösteriyorlardı.
    ✔ 1911 senesinde Halil hayali Bey'in bizleri teşvik etmesiyle bir Kurd Talebe Cemiyetinin tesisini kararlaştırdık. Tüzüğünü tanzim ettikten sonra resmen hükümetten lazım gelen ruhsatı alarak Hêvînîn teşekkülünü ilan ettik.
    ✔Mösyö Cak Ermeniler'in Kurdler aleyhine yaptıkları propagandaların tesiri ile Kurdleri o kadar vahşi bir dağ adamı olarak işitmiş olacak ki hayretini gidermek için beni görmeye geldi. Kendisi gibi tertemiz bir beyefendi ile karşılaşınca yanlış bir fikirle aldatıldığına itiraz etti ve özür diledi.


    HÊVÎ CEMIYETİ’NİN MİLLİ SAHADA HİZMETLERİ
    ✔Hêvî, Kurd milletinde milli duyguları, Kurd mefkuresini uyandırmak ve kültürüne çalışmak gayesini gütmekteydi.
    ✔Rus Kazakları, ellerindeki iki bin metre uzaklığındaki hedefe isabet ettirebilecek uzun menzilli tüfekle yanlarında asılı bulunan "bir vuruşta deveyi ikiye böler" tabirine misal olacak şekilde keskin meşhur Kazak palalarına mukabil, vallı Kurdlerin elinde en uzun menzili bin metreyi aşmayan ve her patlayışta soba borusu dumanı gibi bir duman çıkaran dokuz ateşli mavzer tüfeği ile sanki tenekeden yapılmış gibi ince hafif kılıçlar vardı. Bu gayr-ı müsavi [eşit olmayan] silahlara rağmen yine her çarpışmada Kurdler, Rus Kazaklarına muvaffakiyetle mukavemet etmekte, bazen de tefevvuk etmekte [üstün gelmekte] idiler. İaşeden mahrum, cephane noksanı pek nakıs [eksik] bir surette ikmal edilen Kurd Aşair Alayları, harbin müşküllerine [zorluklarına] nasıl dayandıklarına hâlâ akıl erdiremiyorum.
    ✔Türkiye hükümeti 'Ruslar sizi katliam eder' bahanesi ile Rusların işgal ettikleri yerler ahalisini Rus gelmeden evvel yerlerinden çıkararak tehcire tabi tutmakla, kışın dondurucu, şiddetli soğukluğunda bunları mahvetmek istiyordu. Vesait-i nakliyeden [ulaşım araçlarından] mahrum ahali, Türklerin icbarı [zorlaması] ile süm- mettedarik [hazırlıksızca] elde bulunan çok mahdut vesaitle hiçbir erzak taşımaya imkânları olmadan yola çıkarılıyor ve bu yolcu kafilelerini daha ziyade perişan ve mahvetmek için durdurmadan mütemadiyen garbe doğru harekete icbar ediyordu. Maksatları, tüfek kullanmadan bu kafileleri imha etmekti. Bundan dolayı Abdülmecit Bey'in harpte hizmeti, yararlığı görülmüş, askerî Hamidiye Alayi'nda miralay olduğuna ehemmiyet verilmiyerek, bir jandarma çavuşu kendisini tazyik ediyordu. Ben bu halden çok müteessir oldum. Zemini müsait bularak Türk hükümetinin zulmünden ve milletimizi mahvetmek istediğinden bahsi açtim. Mübahasamız [sohbetimiz] esnasında Abdülmecit Bey "Ahhh" dedi. "Allah belamı versin, harbin bidayetinde Ruslar bana adam gönderdiler. 'Ne istersen rütbe, mal vereceğiz bizimle ol' dediler. Ben, alçak Ittihat ve Terakki hükümetinin bir İslam hükümeti olduğunu düşünerek 'halifeye ihanet nasıl olur' diyerek kendilerine cevab-i red verdim. Sonradan bu alçak hükümetin hakkımızda ne hayın olduğunu anladım, amma iş işten geçti.
    ✔Ittihat ve Terakki hükümeti yaptığı Tehcir Kanunu ile ölümden kurtulan Kurdleri Anadolu'ya, garbe nakil ve orada vilayetlere tevzi ederek [dağıtarak] Kürdistan'ı her ne şekilde olursa olsun Kurdlerden boşaltmak, yerlerine Türk getirip yerleştirmek istiyordu ki, artik bir daha "Kurd davası vardır" denilemez hale gelsin.
    ✔Erzurum cephesi bozgunundan sonra alayımız Karadeniz havalisinde faaliyette bulunan Pontusçu Rum çetelerinin takibine gönderildi. Bir müddet bu çetelerle uğraştık. Rusların Çar hükü- metinden kuvvet alan çeteler, Karadeniz sahilindeki eski Pontus hükümetini yeniden kurmak istiyorlardı. Bu esnada bazı Türk zabitlerinin vahşetini gösteren bir vak'ayı okuyucularıma anlatmak isterim.
    Süvari bölüğümüz, çetelerin takibine memur hareket kumandanı Çarşamba Ahz-i Asker [Asker Alma] Şube Reisi Şükrü Bey'in emrine verilmişti. Bir müddet Çarşamba ve Samsun taraflarında dolaştıktan sonra Ayı Tepesi namı ile tanınan sarp bir mahalde yerleşmiş Pontusçu çetelerini, başka kuvvetlerin de iştirakiyle muhasara etmeğe gidiyordu. Hareket kumandanı Şükrü Bey, yolumuzda bulunan Rum köylerinde tarama yaptırıyor, 15-16 yaşlarında ve daha küçük yaşta bulunan çocukları toplatıyordu. Bu toplanan 20 kadar çocuğu askerî kuvveti ile beraber getirerek Ayı Tepesi'ne yakın deredeki kulübeye koydu. Bir müddet bana, bunları gidip sonra öldürmemi emretti. Muharebe esnasında askerî emre itaatsizliğin cezasının pek ağır olduğunu bildiğim halde fazileti her kaygidan üstün gören Kurd damarım tuttu, bu cinayeti yapmaktan beni menetti. "Ben bu iși yapamam" dedim, "çetelerle harbe hazırım, lakin bu çocukları öldüremem" diye cevap verdim. Hiddeti, gazabı fayda vermedi; ısrarı, şiddetli emri yürümeyince bu işe elverişli diğer birisini göndererek zavallı çocukları birer birer kulübeden çıkartarak öldürttü. İşte bu türk zabiti tarafından insaniyet ve Medeniyete aykırı yapılan şahidi olduğum yüz karartıcı bir hadise.
    ✔ Amed'de Hêvî Cemiyeti mensupları gençlerin teşebbüsü ile 1918 tarihinde Kurd Tealî Cemiyeti ismi ile bir cemiyet tesis edildi.
    ✔Mistefa Kemal Amed şubesine yazdığı bir yazıda, ecnebi istilasına uğrayan memleketi düşmandan temizledikten sonra, Kurd kardeşlerinin milli haklarına riayetkâr olacağını bildiriyordu.
    ✔ Muzafferyetten sonra da Kurd milletinin hukukuna riayet değil, mevcudiyeti bile inkar edilmek suretiyle ahde vefasızlık gösterildi.
    ✔Mondros Mütarekesi'yle harp nihayetlenince Istanbul'da bulunan Kurd vatanseverleri, Kürdistan'ın hukuk-u milliyesini [milli haklarını] elde etmek amacı ile Kürdistan Teâli Cemiyeti namıyla bir siyasi cemiyet tesis etmişlerdi. Bu cemiyetin müessisi bulunan Bediüzzaman Molla Said, Müküslü Hamza, Motkili Halil Hayalî Beyler faaliyete geçerek cemiyete aza kaydetmekte idiler.
    ✔Amerikan komiserinin Kürdistan'ın büyük bir kısmını içine alan bir Ermenistan teşkiline karar verildiğini söylemesi üzerine Bediüzzaman cevaben, "Kürdistan eğer deniz sahilinde olsa idi diritnavutlarınızla [deniz zırhlılarınızla] belki bu kararı tatbik ede- bilirdiniz. Fakat Kürdistan dağlarına diritnavutlarınız çıkamaz. Bu kararınız da tatbik edilemez" demişti.
    ✔Aide Toi, Dieu Taidra
    Sen kendine yardımcı ol, Allah da sana yardım eder.
    ✔ Sevr Anlaşması'nda Kürdistan faslının 62. 63. 64. maddelerinde Kürdistan hududu tayin edilmiş.

    ✔Madde 62:
    Işbu muahedenin mevkii meriyete vezi tarihinden [yürürlüğe girdiği tarihten] itibaren 6 ay zarfinda Ingiliz, Fransız, Italyan hükümetleri tarafindan tayin edilecek üç azadan mürekkep bir komisyon Istanbul'da toplanarak Kurd unsurunun sakin bulunduğu Fırat'ın şarkında bilahare tayin edilecek Ermenistan hududunun cenubunda [güneyinde] işbu muahedenin 27. maddesinin ikinci ve üçüncü fikralarında gösterilen Türkiye, Suriye beynel nehreyn hudutlarinın şimalindeki [kuzeyindeki] mıntıkada mahalli bir Kurd muhtariyet-i idare planını izhar edecekler. Işbu planin bazı noktalarında komisyon azaları arasında ihtilaf zuhur ederse bu ihtilafi tabi oldukları hükümetlere bildireceklerdir.
    Bu plan Kürdistan muhtariyeti arazisinde bulunan Asurî, Kildanî ve sair irkî ve dinî ekalliyetlerin [azınlıkların] muhafazası hakkında kâfi teminati ihtiva edecektir. Iran hududuna müteallik [yakın] noktadan ihtiyaç hâsıl olursa Ingiltere, Fransa, italya, Iran, Kurd memurlarından mürekkep bir heyet, mahallinde yapacağı tahkikata binaen lazım gelen tadilatı yapacaktır.


    ✔Madde 63: Osmanlı hukumeti 62. maddede zikredilen komisyon tarafindan ittihaz olunacak mukarreratı [alınacak kararları] kendisine tebliğ tarihinden itibaren üç ay zarfinda kabul ve tatbik etmeği şimdiden taahhüt eder.
    ✔Madde 64:
    Işbu muahedenin meriyete [yürürlüğe] konması tarihinden bir sene sonra 62. maddede zikredilen menatık ahalisi, Milletler Cemiyeti'ne müracaat eder ve halkın büyük bir ekseriyeti Türkiye'den müstakil olmak [ayrılmak] isterse, Milletler Cemiyeti de mezkûr [söz konusu] ahalinin istiklale ehil olduğunu kabul et- tiği takdirde, Milletler Cemiyeti'nin bu mıntıkaya ait her türlü hukuk ve mündeiyatından [yetkilerinden] Türkiye'nin feragat etmesi tavsiyesine, Türkiye hükümeti riayet edeceğini şimdiden taahhüt eder. Bu feragatin teferruati müttefik devletlerle Türkiye arasında tanzim olunacak bir mukavele ile tesbit edilir. Bu feragatin vukuu halinde şimdiye kadar Musul vilayeti dâhilinde yaşamakta olan Kurdler, arzuları ile müstahsil Kurd hükümetine iltihak etmek isterlerse müttefik devletler hiçbir vecih ile bunların arzularına muhalefette bulunmıyacaklardır.
    ✔Cemiyetin faal, genç azaları; Kürdistan'da cemiyetin maksatlarını teyid edecek bir fikir cereyanı uyandırmak ve ameli harekette bulunmak üzere 1921 senesinde Ekrem Cemilpaşa ile Müküslü Hamza Bey'i Kürdistan'a göndermişlerdi. Ekrem, Diyarbekir havalisinde gizli olarak çalıştığı esnada evinde misafir olduğu Hevêrkan aşiret reisi Abdülkerim Ali Remo kendisini tutarak Türklere teslim ettiğinden, Ankara İstiklal Muhakemesi'nde [Mahkemesi'ndel muhakemesi yapılmak üzere mevkufen [tutuklu olarak] Ankara'ya gönderildi. Hamza Bey de bu suretle ele geçerek Diyarbekir'de bir süre hapsedilmişti.
    ✔Teşkilat-ı Içtimaiye Cemiyeti, uzunlama olarak üç renkten müteşekkil; yukarıda kırmızı, ortada beyaz üzerinde güneș ve altta yeşil renkli Kurd bayrağının renk ve tesbit ederek milli bayrak olduğunu ilan etti.
    ✔ nutkunda söylediği gibi, Yunanlılarla harbin en şiddetli bir zamanında Samsun'a çıkan bir Ingiliz zabiti, hükümetinin kendisine iki vapur dolusu harp malzemesini hediye gönderdiğini haber vermişti. Îngilizlerin, dost ve müttefiki Yunanlıların Türklere mağlup olmalarını istediklerine bundan daha açık bir delil olamaz.
    ✔Ismet İnönü, bir defasında Diyarbekir Milletvekili Pirinççzade Feyzi Bey'i, diğer defasında Milletvekili Zülfizade Zülfi Bey'i birer Kurd sifatıyla beraberinde götürerek orada, "Biz Kurdler, Türklerle kardeşiz, ayrılmak istemeyiz, aramızda bir fark yoktur" diye söyletmek suretiyle kendilerine, milletlerine karşı tarihî lanete müstahak bir hıyanet yaptırdı.
    ✔Antep harbini yapanların ekserisi Kurdtüler. Antep'in kurtuluşunu ve Gaziantep diye adlanmasını Kurd kahramanlarının cesurane ve fedakarane savaşları temin etmişti. Bu harplerde "Vurun Kurd uşağı namus günüdür" diye medih yolunda çağrılan türküler harpten sonra "Vurun Türk uşağı namus günüdür" şekline çevrilerek, Kürdün hizmet fedakârlığına karşı her vakit olduğu gibi yine nankörlük gösterilmişti.
    ✔Bunlardan vatan şehidi maslup [idam edilen] Dava Vekili Muhammed efendi - Bavê Tujo ki, ona Hacı Ahti diye de isim verilmekte idi- muhakemesi esnasında hâkimin bütün israrlarına rağmen Türkçe ifade vermek istememiş, Kürdistan'da adaletin layıkı ile yerine getirilmesi için muhakemelerin Kurdçe olarak yapılması fikrinde ısrar ettiğinden, nihayet tercüman vasitasıyla ifadesi Kurdçe olarak alınmıştı. Cesur ve milletini çok seven Bavê Tujo, 1925 senesi istiklal Muhakemesinde de sorulan suallere arslanca cevap vermiş- ti. Zalim Türk süngüleri ile çevrili olduğu halde asılırken 'Yaşasın Kürdistan!' diye haykıran kahramanı, Türk askeri bir taraftan asarken diğer taraftan süngü ile yaralamışlardı.

    ŞEYH MAHMUT BERZENCÎ'NÎN MELEKİYETİNİN İLANI
    ✔ 1917 senesinde İngilizler Irak'ı işgal etmişlerdi. Şeyh Mahmut Berzenci'nin hükümdarlık tesisine itiraz etmediler. Fakat sonra İngilizler şeyin nüfuz mıntıkasını kısarak Süleymaniye'ye hasretmek istediler. Şeyh Mahmut İngilizlere karşı isyan ederek 27 Mayıs 1919'da Süleymaniye'den İngilizleri çıkardı. 9 Haziran 1919'da İngiliz Kuvvetleri ile yapılan şiddetli çarpışmada Şeyh İngilizlerin eline düştü İngiliz Mahkemesi Şeyh Mahmut'a idam hükmü verdiyse de onu Hindistan'a Sürgün etti. 1922'de Lozan'da Milletler cemiyetinde Türkler Musul'un kendilerine istemesi istemesi üzerine, İngilizler Şeyh Mahmudu Hindistan'dan Süleymaniye'ye gönderdiler. Şeyh bir hükümet teşkil etti. İngilizlerle anlaşamayan Şeyh onlara karşı ikinci defa isyan etti. İngiliz ve Irak askeri 19 Haziran 1924 süleymaniye'yi tekrar işgal ettiler Şeyh Mahmud İngiliz ve Irak hükümetleri ile siyaset ile uğraşmamak şartıyla af edildi ve ittifak etti.
    İngilizler Irak ile 1930da anlaşması sonucu Irak bağımsız bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmesi üzerine Kurdler bu durumu protesto ederek Süleymaniye'de gösteri yaptılar.
    Şeyh Mahmut Irak hükümeti aleyhine isyan etti. Xaneqîn'den Zaxo'ya kadar Kurd mıntıkasında İngilizlerin güvencesinde bir Kurd hükümet teşkili istiyordu. Askeri imkanı bulamayan Şeyh teslime mecbur oldu Reşit Ali Geylani'nin 1941 İnkılabına kadar Irak'ın cenubunda Sürgünde kalan Şeyh inkılabdan istifade ederek Kürdistan'a döndü.
    ✔Şeyh Mahmut 1923 Sovyet hükümetine dostluk talebi mektubunda şöyle diyordu:
    "Bütün dünya 1917 Oktober Inkılâbı'nın [Ekim Devrimi'nin] hürriyet avazını işitti. Milletinizin zalim ve müstebit [zorba] bir idareden kurtulduğuna bütün âlem sevindi. Kurdler haklı olan milli davalarında muvaffak olmak azmi ile giriştikleri mücadelede ellerini size doğru uzatıyor. Bütün kalpleri ile ve samimiyetle sizinle arkadaşça ve kardeşçe yaşamak arzusunu besliyorlar. Aramızda diplomasi, irtibat olmadığından ahvalimize tafsilatıyla vakıf olmayan Sovyet hükümetine bu yazı ile her şeyi bildirmeğe imkân yoktur. Mazlum, esarette bulunan milletlerin hamisi olan Sovyet hükümetinin Kurd milletini de himaye edeceğine emindir. Bütün Kurdler Sovyet hükümetine 'şarkın hamisi' nazarı ile bakmaktadırlar. Mukadderatlarını Sovyet hükümeti mukadderatına bağlamağa hazır olan Kurdler, mütekabilen sizinle irtibat tesis etmeği sabirsızlıkla bekliyor."
    ✔ Musul'un aidiyetini isteyen İngilizler ve Türklerin talebi üzerine 30 Eylül 1922'de Milletler Cemiyeti Musula heyet-i tahkikat gönderdi. Komisyon ne Türk ne de Arapların bir hakkı olmadığını ahalinin büyük bir ekseriyetinin(8/6) Kurd olması itibariyle Kürdistan Devleti'ne ait olması lazım geldiğini bildirdi. Rapordan memnun kalmayan İngiliz ve Türklerin talebi üzre Milletler Cemiyeti ikinci tahkikat heyetini gönderdi. Bu heyet raporunda Cenubi Kürdistan'ın Irak'a ilhakının lüzumunu bildirerek, Kurdler için de sâkin oldukları yerlerde Kurd lisanınin resmi lisan olarak mekteplerde okutulması, idari, adli hükümet dairelerinde Kurd lisanının istimali [kullanılması] zaruretini bildirmişti.
    ✔ Mahmut Durak Kaziyye-i Kürdiye (Kurd sorunu) ismili kitabının 242., 243. sayfasında Kurdlerin dağlı Türk olduğunu ve aralarında ihtilaf bulunmadığını işaret ediyordu. Bilakis Kürdistan'da bilhassa diyarbekir'de Kurdler her zaman Türkülerle ihtilaf ve mücadele halindedirler. Birçok Kurd aydınlarının hapis cezası çekmekte olması buna delildir.
    ✔ Milattan 4000 sene evvel bugün sahibi oldukları arazide yerleşen Kurdler, memleketlerine gelip geçen büyük fatihlerin kahhar ordularına milli mevcudiyetlerinden bir şey kayıp etmeden bugüne kadar mukavemet gösterdiklerini tarih söylemektedir.
    ✔ Kurd Fizuliye Devleti 932 senesinde Lor Bölgesinde 5 asır boyunca saltanat kurmuştur, hüküm sürmüştür.
    Delmiyan Devleti 942 senesinde Bağdat'ta teşekkül ederek 127 sene hüküm sürdü.

    ✔ 1930'da İngilizlerle anlaşmasından sonra Irak müstakil bir devlet olarak Milletler Cemiyeti'ne girmişti.
    1931de Şeyh Ahmed Barzani Kurdlerin milli haklarının tanınmasını dava ederek isyan etti.


    1944 Mele Mustafa isyan etti. Irak hükümeti Barzani ile yaptığı ittifakta Kurdlerin milli taleplerini kabul etti. Mele Mustafa'nın reyislik ettiği Kurd Demokrat Parti ile aşair kuvvetleri Irak hükümeti ile 1969 tarihine kadar harp ettiler. Irak hükümeti elindeki savaş araçlarıyla Kürdistan'ı viraneye çevirmesine rağmen Kurd Savaşını susturamadı.
    ✔ İngilizlerin Kürdistan'a ayak bastıkları günden itibaren bugüne kadar Kurdler milli haklarını istemekten vazgeçmemişler ve Irak hükümetlerinin zorla tatbik etmek istediği idareye rıza göstermişlerdir.
    ✔ Barzani 565 silahlı bir kuvvetle Sovyetler hükümetine iltica etmişti.
    ✔ "Ortadoğu'da Arap lisanı da dahil Kurdçe'den daha bir lisan yoktur" (Ziya Gökalp-Giresun Gazetesi-1926)
    ✔Büyük Îskender İran ülkesine hakim olduğu zaman İran'ın vasi bölgelerinde konuşulan umumi lisan Kurdi lisanı idi. (Tarihi Merduh s.401)


    KOÇGİRİ KIYAMI
    ✔Şadan aşiret reisi Paşo kendini Kurd milli Kuvvetleri kumandanı ilan etmişti.
    ✔Şiir : s. 92

    Koçgirî başladı harbe
    Sesi gitti şarka garbe
    Bir ordu asker geldi
    Dayanamadılar bu derde

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Ovacığın aşireti
    Zabeteyledi mahalleleri
    Geriden imdat gelmedi
    Hozat çekmedi gayreti

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Kurdistan'ın orduları
    Kahretti barbarları
    Vatan için öleceğiz
    İstemeyiz moğolları

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan

    Yemîn edenler elmaya
    Zulfikar-ı Murteza'ya
    Geriden teller çektiler
    Biz uymayız eşkıyaya

    Dilo yeman, yaman, yaman
    Çîya girte berf û dûman
    Me ra bişîn Şehê Merdan
    Ew dermanê hemû derdan


    İSMAIL AĞA SIMKO'NUN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Doğuda İran-Türkiye hududu üzerinde bulunan şikak aşireti reisi İsmail Ağa kıyam ederek İran Kürdistanı'nın mühim bir kısmını Urmiye Gölü havalisini 1920 senesinde hüküm altına almıştı.
    ✔ 1925 senesinde Rıza Han İran Şahin şahıs ve diktatörü olunca İsmail Ağanın öldürülmesinin çok müşkül olduğunu anladı Rıza Şah. Bu nedenle İsmail Ağa ya yakınlık gösterip dostluk kurmuştu İsmail Ağayı Şino'ya davet etti. İsmail Ağa davete icabet ederek şino ya gelerek hükümete misafir oldu ama Rıza Şah İsmail Ağaya hıyanet ederek onu öldürdü.


    ŞEYH SAİD EFENDİ'NİN KIYAM HAREKETİ
    ✔ Halifeyi ecnebi devletlerin tahakkümünden kurtaracak ve İslamiyet'in muhafazasını sağlamlaştıracak inancı ile mustafa kemale içten bağlılık gösteren Kurdler Yunan harbinin kazanılmasında yardımcı olmuşlardır. Yunanlılar denize dökülüp harp kazanıldıktan sonra mustafa kemal yüzündeki perdeyi yırtarak din ve dünya işini birbirinden ayırıp halifeyi saltanattan uzaklaştırdı. Mustafa Kemal dinsizliğe doğru her adım attıkça Türk Kurd aydınları çok kıymetli bir şahsiyet olan Cibran aşiret reisi Miralay Halit Bey'in etrafında toplanarak 1922 senesinde İstiklal mânâsına gelen Azadi adı ile bir siyasi cemiyet teşkil ettiler.
    ✔Azadi hareketinin Amed'de de şubesi açıldı.
    ✔Azadi teşkilatına dahil subay arkadaşlardan fırka erkan-ı Harbi İhsan Nuri ve Zabit arkadaşları Rasim, Hurşit, Tevfik Cemil ile beraber mahiyetindeki askerlerle daha çekilerek isyan ettiler.
    ✔ Zaten Azadi Cemiyeti'nin gizli teşekkülünden haber almış olan hükümet bu teşekkülü yok etmeye bir bahane arıyordu. Bu nedenle Cibranlı Halit Bey, Yusuf Ziya Bey, Hacı Musa Bey ve 20 kadar arkadaşlarını tevkif ederek Bitlis askeri muhakemesine getirdiler. Bu mahkeme Şeyh Said Efendiden de ifade almak istedi ama Şeyh Efendi istenen ifadeyi vermedi.
    ✔Şeyh Efendi halkı barıştırıyor yapılacak olan kıyam hareketine zemin kurmak istiyordu.
    ✔ Şeyh Efendi piran'dan Hani nahiyesine geldiğinde Piran vukuatını haber alan Hani nahiyesi ahalisinin heyecan halinde olduğunu gördü. İsyanın çabucak Lice Çapakçur Darahini ve diğer mıntıkaları da sirayet ettiğini görünce "mukadderatı ilahi böyleymiş" diyerek İsyan hareketi başkanlığını ister istemez üzerine aldı.
    ✔ Kıyamcılar Şeyh Said Efendi'nin Emir-i Mücahidi-i Nakşibendî sıfatıyla ile isyan hareketi riyasetini üstlendiğini ilan ettiler.
    ✔ Türk hükümeti emniyet memurlarının icat ettiği ingilizdir diye bir Türk komiseri ile yapılan temaslar ve Amed'de Kürdistan Harbiye Bakanlığı adına gönderilmiş olduğu söylenen İngiliz silah fabrikalarının teklifleri gibi uydurma haberler, hep bunlar emniyet memurlarının kamuoyunu yanıltmak için tertip ettiği yalanlardır.
    ✔ Kürdistan'ın muhtelif mahallelerinde başlayan isyan hareketi az bir zaman zarfında çabucak birçok yerlere sirayet etti.
    ✔Amedî 60 kişilik bir kuvvetle zapt etmeye çalışan Mihê Helê askerlere karşı muvaffak olamadı.
    ✔ Şeyh kuvveti de Varto'ya yürürken Türk askerine yardım etmekte olan Hormek ve Lolan aşiretlerinin mücahitlere arkadan yaptıkları hücumlarla askerler esaretten kurtulmuştu.
    ✔ Hesebanlı Halit Bey ve arkadaşları ise Malazgirt ve Muş havalisini tamamen ele geçirdi ama Motki, Hormek ve Lolan aşiretlerinin bu böldede de askerlere yardım etmesiyle Halit Beyler İran arazisine ilticaya mecbur kaldılar. Türk hükümeti kendisini İran arazisinde tevkif ederek idam etti.
    ✔ Gökdereli Şeyh Şerif ve Yado Ağa Paluyu ele geçirdi. Lakin Şeyh Şerif tevkif edilerek İstiklal mahkemesine gönderildi.
    ✔ Şeyh Said Efendi'nin bacanağı Cibran aşiret reislerinden Kasım Bey, Şeyh Sait Efendi'nin Çarbuhur köprüsünden geçmek istediği haberini Türklere yetiştirdiğinden Şeyh ve beraberindekiler köprünün iki tarafından kurulan pusuya düşürülerek hafif bir müsademeden sonra yakalanarak varto'ya getirildiler. Ve mühim bir kuvvet muhafazasında Amed İstiklal mahkemesine sevkedildiler.
    ✔Yukarıda kısaca bahsettiğim isyan sahalarında Kurdlerin gösterdiği insan kuvveti üstü cesaret ve fedakarlıklar, tanzim edilip bir tertibe tabii olmamasından ve her neferin kendi başına hareket etmesi nedeniyle kıyam hareketi amacına ulaşamadı. Nizam ve intizama bağlanmayan başıbozuk yapılacak hareketlerden bir fayda olmayacağı bu tecrübelerle de sabit olması bize ibret dersi olmalıdır.
    ✔ İsyan hareketi Kurdlere çok pahalıya mal olmuşsa da Kurd milletinin bütün dünya milletleri gibi bir hayat hakkına sahip olduğunu da aleme anlatmıştır.
    ✔ İsyan hareketi bertaraf edildikten sonra vahşi girişimlerde bulunuldu:
    -150 kişinin iplerle sımsıkı yekdiğerine bağlanarak makinalı tüfeklerle feci şekilde katledilmesi isyanın umumi boyutunu anlatabilir.
    - 70 kişilik bir kafile hapis edildikleri samanlıkta diri diri yakışmıştı.
    - 1924 senesinde takip alay kumandanı Tahir Bey İsyan halinde bulunan Hoyitli Nuh Bey'e yiyecek vermek ile itham ettiği Motika'nın Torin köyü muhtarı Çaçan ile oğullarının kollarını bağlatarak büyük bir kazanda kaynatılan Kaynar suya birer birer batırarak haşladığını söylerken tüylerim ürpermektedir. Bazı zalim, vahşi kimselerin yaptığı bu alçaklıklara bakarak insanın insanlıktan nefret edeceği geliyor.
    ✔ İstiklal Mahkemesi kendisini Zaza olduğunu söylemesini idamına kafi derecede bir Cürüm addederek Doktor Fuat'a idam hükmünü vermişti.
    Dr. Fuat idam hükmünden sonra şu iki mısralık şiiri yazmıştır:

    Şevek tarî ya hebû ya tinebû nîv;
    Deşt di xew da çîya digrî ne hilate hîv.

    ✔ Asılırken darağacı altında Yaşasın Kürdistan diye kahramanca haykıran Bavê Tûjo'yu (Hacı Ahti) insanlık duygusundan mahrum türk askerleri süngü ile yaraladılar.
    ✔ Kemal Fevzi, 1925 isyanı ile hiçbir alakası olmadığı halde ruhunda ve kaleminde yaşayan büyük mukaddes milli ateşin tehlikesini anlamış olan Türk hükümeti kendisini zulmen astı. Kurd gençlerinin ibret ve hürmetle hatıralarında yaşatmaları lazım gelen bu fedakar büyük zat kendilerine numune olmalıdır.
    ✔ Bir defasında mahkeme reisi İslam arasında fitne çıkarmanın küfür olduğunu bildiren Kur'an'dan bir ayet okudu. Bunun ayet olup olmadığını sordu. Şeyh Efendi bu Kur'an'dan bir ayettir dedi. Öyle ise niçin İslam arasında fitne soktun diye soran mahkeme reisine cevaben küçümser bir şekilde "Ya... Siz müslümanmısınız?" demek suretiyle mahekme reisinin islam ile bir alakası olmadığını anlatmak istemiştir. Mahkeme reisi bu cevabı kızdı ise de şey sözünü söylemiş oldu.
    ✔ Kurdler ecnebilerden azıcık bir yardım almış olsa idi Kürdistan böyle elim ve yoksul halde olmazdı.
    ✔ Hüküm verildiği 27 Haziran 1925 gününün akşamı Dağ Kapı meydanında kurulan 51 adet darağacında asılarak rahmeti Rahman'a kavuşturulan bu kahramanlar ilelebet Kurd milletinin ölmez hatıralarında yaşayacaklardır.
    ✔Türk hükümeti İsyan esnasında kim kendisine yardım ettiği ise evvela bunları ilk kafile olarak sürgün etti.
    ✔ Kürdistan'dan uzaklaştırma icraatı gerçekte Kurdlere maddi ve cismani büyük zararlara mal oldu ise de milli mefkürenin zihinlerde yerleşmesine fırsat vermesin itibarıyla da çok faydalı oldu.


    XOYBÛN CEMİYETİNİN TESİSİ
    ✔1927 senesi Eylül ayında toplanan kongre Xoybun namıyla siyasi bir cemiyet tesisine karar verdi.
    ✔İhsan Nuri Irak'tan kaçarak Agirî'ye gelmişti. Çok iyi İdaresi sayesinde mevki kazanan İhsan Nuri'nin Ağrı'da bulunduğunu haber alan Xoybun Merkezi, kendisini Ağrı Askeri Murahhası ve Milli Hareketin Umumi Kumandanı olarak tayin etti. İhsan Nuri Ağrı'da medeni bir hükümet esasını kurdu.
    Her türlü medeniyetten yoksun olan Ağrı'da, Ağrı adında gazete neşr etti. Gazetede Kurd milli davasından bahis yazılar yazılmakta idi.
    İhsan Nuri Tahran'da bulunduğu dönemde Nejad-i Kurd isimli kıymetli bir tarih kitabı da neşretmiştir.

    Ağrı gazetesinin bir nüshasında aşağıdaki Helbê Agirî marşı neşredilmiştir:
    S. 122

    ✔ İhsan Nuri ve dolayısıyla Xoybun, Ağrı'da kurduğu milli ve Medeni teşkilat ile Kurdlerin de her medeni millet gibi hürriyet ve İstiklal mücadelesindeki kabiliyetini ispat etmiştir.
    ✔ Türk hükümeti, Savaşçıları aldatmak istiyor af edileceklerini söyleyerek kendilerini hükümete boyuna eğmeye davet ediyordu. başvekil İsmet Millet Meclisi'nde bir affın icrası zaruri olduğunu kabul ettirmiş. Böylece Sürgünde olan ve mallarına el konulan Kurdler yerlerine döndüler. Daha sonra bu kanunun iptal edilmesiyle tekrar Sürgüne gönderildiler. Her zaman Kurdleri Yalanlarla bir surette aldatan Türk hükümeti bu sefer İhsan Nuri ve Arkadaşları tarafından aldatılmış oldu. Böylece Ağrı Dağı'nda İsyan daha kuvvetli olarak devam etti.
    ✔ o günlerde İstanbul'dan Diyarbakır'a gelmiş olan Ekrem ile Xoybun Cemiyeti'ne iltihak ettik. Gizli olarak çalıştığımız Amed'de hükümete tedbir olarak Türkiye dışına çıkmayı tercih ettik.
    Hoybun Cemiyeti mümessilleri beni ve Ekrem'i Merkez azalığına seçtiler.
    ✔ Gün geçtikçe kahraman İhsan Nuri Paşa'nın Ağrı'daki milli faaliyetleri ehemmiyet kazanıyordu. İhsan Nuri Paşa ağrıyı müstakil Kürdistan'ın bir vilayeti halinde idare ederek idari ve askeri bir teşkilat vücuda getirmişti. Xoybun Cemiyeti paşalık rütbesi ile Celali Aşireti reisi İbrahim Heskî Paşa'yı Ağrı vilayeti Valiliğine tayin etti.
    ✔ Ağrı'da muntazam bir teşkilat ve askeri kuvvetin hazırlanmakta olduğunu gören Türk hükümeti bunun daha ziyade tehlikeli bir hal almaması için ortadan kaldırmaya teşebbüs ederek Salih Paşa'nın kumandasında tertip ettiği 40bin piyade 10 batariye top, 550 mitralyöz ve 50 harp tayyaresinden mürekkep bir askeri kuvvetle Ağrı Dağı'ndaki Kurd milli kuvvetlerine 11 Haziran 1930 tarihinde taarruza geçti. Ağrı'nın güneybatısında bulunan Kurd milli Kuvvetleri Türk ordusuna hücum ederek Ağrı'ya saldırısını durdurdu. 20 Haziran muharebesinde Türk ordusu muvaffak olamadı. Kurd milli Kuvvetleri bu muharebeden ganimet olarak 30 mitralyöz 60 deveyükü cephane 500 çadır ele geçirdi. Ağrı civarındaki Türk kışlaları yakılarak müdafileri kısmen öldürüldü kısmen esir alındı. 11-20 Haziran sürecinde yapılan çarpışmalarda 5 Türk teyyaresi de düşürülmüştü. 27 temmuza kadar yapılan harbin en şiddetlisi Zilan Deresi civarında yapıldı. Londra'da neşredilen Times gazetesi 24 Temmuz 1930 tarihli nüshasında Ağrı'ya taarruz eden Türk kuvvetlerinin 60000 kişi olduğunu gösteriyordu. Sonuç olarak Türkler bu girişimden muvaffakiyet elde edemedi 800 ölü 200 yaralı 700 esir verdiler. Birçok ganimet de Kurd Kuvvetleri'nin eline geçti.
    Türk askeri Ağrı civarında 130, Zîlan civarında 200 köyü tahrip ederek ve yakarak yaklaşık 10bin masum ahaliyi katlederek muvaffakiyetsizliklerinin hıncını almakta idiler. Buna mukabele olarak Ağrı Kurd Kuvvetleri Beyazid'e kadar uzanan hat üzerinde düşmana şiddetli bir taaruz yaparak zayiat verdi: 2 adet ağır top 24 adet dikers ve 30 adet hotchkiss mitralyözü 600 adet tüfek pek çok miktarda bomba cephane telefon makineleri ve benzeri levazımı Harbiye zapt etmişler 8 Türk Tayyare sini de mitralyoz ve tüfek kurşunları ile düşürmüşlerdi. 3 aydan beri büyük bir askeri kuvvet ile yapılan hücumlara rağmen türk ordusu Ağrı'nın hiçbir mıntıkası ele geçirememiş. Türk ordusu muvaffakiyet elde edemediğinden tashih-I Hudut (sınır düzeltme) ismi altında Van vilayetinin bir kısım arazisini iranilere terk etmek suretiyle Ağrı kahramanlarının her taraf ile ilişkisini kesebilmişti. Haftalarca acçlığa katlanan Mücahitler nihayetinde aile ve çocuklarını açlıktan kurtarmak için maalesef ağrıyı Terk etmeye mecbur kalmışlardır.
    ✔MK hükümeti 1928 senesinde yaptığı af kanunu ile Kurdleri yatıştıramayacağını anlayınca Ağrı harekatından sonra 1932 senesinde asimilasyon için kanun neşretti. 5 Mayıs 1932 tarih ve 2237 numaralı kanun: anadili Türkçe olmayanlardan oluşan köy, mahalle, sanat ve hizmet zümresi ve iş sınıf teşkili veya bu gibi kimselerin bir mahalleyi, bir sanat zümresini veya bir şubesini kendi mensuplarına mahsus ve münhasır vaziyete getirmesi yasak olacaktır.
    ✔ Hindistan hükümet reisi büyük mütefekkir ve büyük insan merhum Nehru "Alem Tarihinden Görüşler" adlı kitabında diyor ki ...Mustafa Kemal teşkil ettiği hususi İstiklal mahkemelerinde binlerce Kürdü merhametsizce mahvetti. Şeyh Said, Dr. Fuat ve diğer bazı liderleri idam etti...
    ✔ Büyük alim Dr Abdullah Cevdet Bey'in Roji Kurd Mecellesinin 9 Temmuz 1913 nüshasında yazdığı İttihat yolu başlıklı makalesi:

    Belirli ve seçkin bir şahsiyete sahip olmayan bir ferdin hiçbir toplumsal değeri olmadığı gibi, şahsiyetine sahip olmayan bir milletin de “esamisi okunmaz”, ve konuşan hayvan suretinden başka bir şey olmaz.

    Hafıza alışkanlığı fertlerde ne ise milletler için de tarih odur. İnsan hayatı ve hatta hayvan hayatı, hafıza hazinesinin sürekli çalışmasıyla belirlenir ve devam eder.

    Amnésie complette yani “nisbanê tam” denilen, hastalıklı olmuş adam. Bir bitkiden, bahçelerimizde, dağlarda, rüzgarın istediği yöne yeşil yapraklarını eken bir ağaçtan başka bir şey değildir. Bir milletin ki mazbut ve mükemmel olarak bir tarihi yoksa, o millet hiç yaşamamış gibidir.

    Kürdlerin tarihi var mı?

    Bir “Şerefname” ile bir millet tarihî şerefini veyahut tarih şerefini tasarruf ve muhafaza edemez. Yaşadığımız asır, şaka değil, yirminci asırdır. Geçmişinin tarihine, geleceğinin tarihine sahip olmayan millet kendisine sahip değildir. Kendi kendisine sahip olmayan milletler ve fertler memluk (köle) olur, başkalarının olur.

    Geleceğinin tarihine dedim. Okuyucuların belki pek çoğu bu garip tabire şaşmıştır. Evet milletler geçmişlerinin tarihlerinden pek çok daha ziyade mühim olarak bir de tarihi geçmişlerine sahip olmalıdırlar. Daha doğrusu milletler geçmişlerinin tarihine sahip ve geleceklerinin tarihine memluk(nesne) olmalıdırlar.

    Bir milletin geleceğinin tarihi o milletin “ideâl”idir. Yakın zamandan beri mefkure (amaç) kelimesiyle ayakta tuttuğumuz ve ifade ettiğimiz “ideâl”dir. Kürdlerin hakikaten asrımıza layık bir tarih kitabına sahip olmadıklarını, gelin hep birlikte itiraf edelim. Sonra Kürdler bir “ideâl”e sahip midirler? Sahip iseler, o „ideâl? nedir ona bakalım.

    Büyük hekimlerden biri diyordu ki bir milletin gelecekte ne olacağını öğrenmek kadar kolay bir şey yoktur:

    Ne olmak istediğini öğrenmeye çalışınız, bir millet ne olmak istiyor, o ne olacaktır? Bu halde demek ki milletlerin geleceğini keşfetmek için ne evliya olmak, ne de deli olmak lazım değil.

    Genç Kürdlere sormak ve anlamak isterim. Ne olmak istiyorlar?

    Veyahut ne olmamak istiyorlar. Osmanlı İmparatorluğunda bir unsur mu? Unsur fakat nasıl unsur, çürüyen ve çürüten bir unsur mu, yoksa yenilenen ve yenileten, yaşayan ve yaşatan bir unsur mu? Bir kere bu sorunun cevabı kesin bir şekilde verilmelidir. O zaman yol göstermek kolaydır. Öncelikle okur-yazarların oranı en az yüzde kırka (%40) çaresine ulaşmak. İkincisi en fazla bir ay içinde yedi-sekiz yaşında bir çocuğun okuma yazmayı ve okuduğunu doğru okumayı öğrenmesine müsait olan harfleri esas itibarıyla kabul ve şimdiye kadar kullanılan harfleri terk etmek. Diğer her mesele bence ikinci derecede kalır.

    30 Mayıs 1913
    Doktor Abdullah CEVDET
    Rojî Kurd-Hejmar: 1

    ✔Erivan'da kurulan Kürdoloji Kongresi'nin aldığı kararlar:
    A) Kürdü, Türk kültürünün tesirinden kurtarmak,
    B) Kürdün aslını eski hadiselere dayanarak bulmak ve bir Kurd tarihi yazmak,
    C) Kurdlerle Yezidilerin ve Ermenilerin ırki münasebetlerini bulmak,
    D) Bir kürdistan haritası yapmak,
    E) Kurdçedeki lehçeleri birleştirip tek bir dil vücuda getirmek ve bir gramer ile bir lügat yapmak ve yazıyı tesbit etmek.
    Görülüyor ki, verilen kararlar, Kurdlüğün ilerletilmesi ve benliğine sahip olarak yaşatılması gayesini hedef almaktadır.
    ✔Amerika savunma bakanı Mc. Namara 1965 senesi Şubat ayında Amerika Meclisi silahlanma bütçesinde söylediği sözler: Ortaşark'ta sükunet ve istikrarın temini 3 engelin çözümü ile mümkündür.
    1. Arap devletlerinin İsrail Devleti ile anlaşması.
    2. Arap devletlerinin birbiriyle iyi geçinmesi.
    3. Ortaşark devletlerinde mevcut kuvvetli Kurd ehliyetlerinin (azınlıkların) hukukunun temini ile mümkün olabilir
    ✔ Bir münasebetle İsmet İnönü 1935 senesinde Kürdistan'a yaptığı bir seyahatte Amed ovasına yerleştirilmiş zavallı perişan Türk göçmenleri görüp hal ve ahvallerini sormak suretiyle gönüllerini hoş etmek istemiş ve göçmenlerle demiş ki: " İnşallah etrafınızdakilere Türkçe konuşmayı öğretiniz. "
    Göçmenler cevaben "Paşa hazretleri biz Kurdçe öğrendik"
    Paşa: İyi oğlum iyi lisan öğrenmesi fena değildir, demiş.
    ✔ Kurd lisanı edebiyatı iktisadı hayatı Osmanlı Devleti tabiyetine girmeden evvel daha ileri seviyede idi. Kürdistan'da herkes bilimin ve sanatın kadrini bilir. Cezire, Soran, Siirt, Bitlis, Amed ve Kürdistan'ın her tarafında Mümtaz müderrisler vardı. Şehadet (diploma) almak için 12 ulûmdan imtihan vermek lazımdı. Osmanlı Devleti idaresine geçince mektepler azaldı.
    Evliya Çelebi Rojki Emareti'nin merkezi olan Bitlis'te gördüğü ilim, Marifet ve umran Osmanlı Devleti'nin diğer bölgeleri ile kıyas kabul etmez derecede yüksek olduğunu söylemektedir.

    KURDLER NE İSTİYOR NE VERİLMELİDİR
    ✔Ingilterenin son zamanlarda irlandada gösterilen mubalagali mutalibata karşi takindigi mutedil vaziyetten alinacak dersler vardir. Ingilterenin irlandayi cezalandırması mümkün idi. Fakat ingiltere bunu yapmadi. Çünkü bu muvakkat muvufakiyet idi. Aksi takdirde hüsrani intaç ederdi (hüsranla sonuçlanırdı). Suriyede fransanin gösterdiği itidal yumuşaklik bir çoklarinca zaaf ile tefsir edilmektedir. Halbuki bu tarzi hareket hakim ve tedbirli fransiz siyasetini gösterir.
    ✔«Roji Kürd» mecmuasini yazi masasinin üstünde gören bir muhterem ve muazzaz dostum, nedir bu mecmua dedi? Kürdolojiye organı yani Kürtlük hakkindaki sosyal ve ırksal incelemelerin yayın aracı dedim. Arkadaşim mecmuayi açti gözü Kürtçe yazilmiş bir makaleye tesadüf edince: madamki Kürtçedir tefrika gazatasidir diyerek «ROJI KURD» u masanin üzerine birakti bu bir hadisedirki bence kayd ve dikkat edilmeğe çok layiktir. Bu sureti hüküm avama mahsus ve umumidir.
    ✔ Kürt vatanperverleri ulvi gayeye doğru açilmiş olan şahrah üzerinde hiç bir sedayi iğfale (aldatıcı söze) kulak kabartmadan çok metin hatvalarla ileriye yürümektedirler. Hakkindan emin ve bunu İman-ı milliyenin yaktigi aşk kaynagindan aldigi kuvvetle tahakkuk ettireceğine mütmein olan Kürt gençleri hiç bir an öfkeye kapilmadan pür ümit gözlerini son devrin vücuda getireceği hadisata tevcih etmişlerdir. Zülüm saçan mahkemelerin kurduğu idam sehpalarinda yaşasin Kürdistan diye haykiran kahramanlrin hatiralari kalplerde yaşadikça ideali uğruna ölmesini ve öldürmesini bilen mefkureli bu bedbeht gençler hiç bir zaman en tabii hak olan milli davadan vazgeçemezler. Her milletin kavuştuğu, ve kavuşmakta olduğu mesut hayat nihayet Kürt milletinede mecvud ve mukadderdir. Bunu kalbimizin bütün kudretile böyle bilir ve iman ederiz. Okumasinlar diye kapatilan mekteplerden hariçte kalmiş kanli, canli gençlerden tutunuz da son nefesini saymakta olan ihtiyarlara varincaya kadar bütün millet bu refah ve saadet getirecek günü beklemektedir.

    TÜRK AFF-İ UMUMİSİ KARŞİSİNDA KÜRDLER
    ✔Türklerin şimdiye kadar Kürtler için ilan ettikleri aflar ancak bir tuzak olmuştur. Devletin sözü olan af kanununa, hükümetin sözüne güvenerek Türk hakimiyetinin havzasına giren Kürtlerden kaçi bu gün berhayattir?
    ✔Türkler bu gün yeni bir tecrübe daha yapmak istiyorlar. Büyük Kürd davasini Kürt azmi ve imanini yenerek değil fakat hile ile Kürt civanmertlegini, Kürt ruhunun safvetini tuzage düşürerek halletmeğe çalişiyorlar.
    ✔Kürt kıyam-ı millisnin hedef ve mahiyeti bu gün dünyaca malum olmuştur, hiç bir irtica ve eşkiyalik olamaz ki, bir hükümet on sene bütün vesaiti itfaiyesile ugraşsinda onü iskat ve tiskin edemesin. Eğer bu öyle bir hareket ise ve türk hükumeti buna ordusu ile, Jandarmasile, istiklal muhakemelerile, tehcir ve tebidlerile nihayet affi umumilerile hal ve teskin edemiyorsa demek Türk hükümeti bir imanla, bir imana dayanan mukaddes bir gaye ile, bir hakla çarpişiyor.
    ✔Yüreğinde hak ve insaf hissini taşiyan her izan sahibi insan, hemen teslim ederki bütün bu hadisat bir milletin milyonlarca nüfusu ile bir milletin umumi ve kendiliğinden kiyamidir. insanca yaşamak için şerefle ölüme atilişidir. Kürt davasi bir milletin hakki hayat davasidir.
    ✔Xoybun mesaisine iştirak eden Bedirhaniler Botan emaretinin verdiği bir hissi gururla kendilerini daima arkadaşlardan üstün tutmagi farzetmek istiyerek daima diktatorane bir tavir takinmalari, milli sahada yapilmakta olan hizmetin sirf kendi mesailerile husule geldiği fikrini harice telkin etmek istemeleri milli faaliyete iştirak etmiş olan arkadaşlarin kendilerine karşi kirginliklarina sebep olmakta idi, bu kabilden olarak ecnebi müellefatinda Kürt milli mesailine dair bedirhaniler tarafindan yapilmiş gibi gösterilen bazi malumatlarin yanlişliklarini teshih ederek bu hususa çalişmiş olan vatanseverlerin tarihi mesai ve emeklerini belirterek mesailerini şükranla yadetmegi vicdani bir borç addatmekte yim. Mesela Amerikali DANA ADEM IşMITIN «JONNEY ONOY BRAN MIN» adli kitabinin 157 inci sahifesin¬ de bildirilen «modern ilk kurt mecmuasi Bedirhaniler tarafindan Botan lehçesile neşredilmiş olduğu» haberi doğru değildir.
    ✔Bedirhan biradeler tarafindan ilk defa olarak latin hurufile neşredildigi alfabe haberide sihattan aridir. Latin harflerinin kabulünü ilk evvela 1913 tarihinde istanbulda posta memuru Hevi cemiyeti mensuplarindan Faiz bey Hevi cemiyetine teklif etmişti. Doktor Abdullah Cevdet beyde arap harflarinin Kürt lisanini temamile ifade etmediğini söyliyerek bu harflerin latin harfleri ile tebdili lüzümunu Roji Kürd mecmuasindaki yazilarinda soyluyordu. 1931 senesinde Şamda Ali Aga Zilfonun evinde toplanan Celadet bey Bedirhan, Mikisli Hamza bey, şam kürtlerinden Musa bey ve Ekrem cemilpaşadan mürekkep bir komisyon latin harflerinin bu gün kullanilan şeklinin kabulünü ve Kürd lisanina tatbikini muvafık gördü.

    DERSİM KIYAMI VE TÜRK ASKERİ HAREKETİ
    ✔Seyit Rıza'nın kardeş oğlu olan rehber Seyit Rıza'ya karşı Türklerle beraber olmuştu. Daha sonra Türk hükümetinin fena yüzünü gördüğünü söyleyerek Seyit Rıza'dan af dilemişti ve kendisine katılmıştı. Seyit Rıza'nın sağ kolu mahiyetinde olan Ali Şirin evine misafir olmuştu. Ali Şir misafirine yemek tedariki yaparken rehber ansızın tabancası ile ateş ederek öldürdü. Ali Şirin karısı kocasının öldürüldüğünü görünce o da tabancası ile Rehbere ateş ettiği ise de çıkan Kurşun rehbere arkadaşlık eden efendinin başına isabet ederek öldürmüştü rehber ikinci bir kurşunla Ali Şir'in karısı zarife'yi de öldürerek başlarını kesip türklere götürdü. .....

    MAHABAD CUMHURİYETİNİN TESİSİ
    ✔Kanaatimce merhum Pêşewa kardeşi Sadri Qazi'nin safdilliğinin kurbanı oldu. Ben Mahabad'da iken bizzat Qazi Muhammed'in ağzından işittim: Kardeşim Sadri ki Tahran'da milletvekiliydi ne yapıyorsan ikna edemiyorsun. O, Kavami Saltana'nın Demokrat bir devlet adamı olduğuna Kürtlerin haklarının tanınmasına taraftar olduğunu fikrindeydi. Halbuki Saltana İngilizlerin adamı ve Kürtlere düşmanlık yapmış bir kimsedir. Qazi Muhammed'den işittiğim bu sözlere bakılırsa Kavami Saltananın aldatıcı yalan vaatlerine inanan kardeşi Sadri'nin tesiri ile merhum Qazî Muhammed'in teslim olduğu muhtemeldir.

    BAĞDAT PAKTI
    ✔Bağdat Paktı Bolşeviklik tehlikesini önlemek için Pakta dahil olan devletlerin kuvvetlerini birleştirerek müttefik bir cephe teşkil etmek gayesiyle yapılmıştır.
    ✔Malumdur ki Ingilizler, Irak'a ilk girişlerinde cenupta Irak hükümeti, şimalde bir Kürt hükümeti yapmak niyetinde görünüyorlardı. Sonra Irak hükümetini kuvvetlendirerek bekasını temin için Kürdistan'ın Irak hükümetine bağ- lanmasını kendi menfaatleri icabindan gördü. *Irak'in istilası günlerinde Kürtlere hususi bir teveccüh gösterir gibi olan Ingilizler, hemen birden bire Kürtlerin aleyhine döndüler. Irak hükümetinden memnun olmayıp kıyam eden Kürtler aleyhine Irak hükümeti ile beraber orduları ile, tayyareleri ile şiddetli tenkil harbi yaptılar. Bu pakt, alakadarlarının hepsi tarafindan zahiren bir müdafaa pakti' diye tarif edildi ise de hakikatte her şeyden evvel Iran, Türkiye, Irak hükümetleri için yalınız Kürt tehlikesine karşı müşterek hareket amacı ile yapılmıştır.
    ✔Türkiye Başvekili Adnan Menderes, iktidar mevkiinde iken Israil Devleti Başvekili'ne yazdığı ve Arap gazetelerinin de elde ederek neşrettikleri mektubunda Menderes, 'Kürdistan' ismi ile tanılan coğrafi kitanın, devleti tarafindan itiraf edilmemesi şartıyla Israil'in Arap memleketleri üzerindeki bütün metalıbatinin [taleplerinin] Türkiye tarafindan teyid edileceğini vaad etmekte idi.
    KÜRDÜN AYDIN VE GENÇ EVLATLARINA
    ✔Muvaffakiyetsizliğimizin en büyük sebebinin cehalet dir. Kürde hayr [iyilik] istemeyen hilafet hükümetlerinin ihmal edici elleri arasına, kendimizi dini bir tevekkülle teslim ederek uzun asırlar boyunca milletimizin benliğini tebarüz ettirecek [ortaya çıkaracak] milli duygulara ilgi göstermeden, uyuşturucu telkinlerle gittikçe cehaletin baskısı altında ezilip kalmışızdır. *Balkan milletleri aydınlarının çalışma tarzı bize örnek olmalıdır. Osmanlı Devleti'nin kara zulmü altında inliyen bu milletlerin aydınları, bütün varlıklarıyla milletin çocuklarını fikren yetiştirmeğe koyuldular. Tahsilini ikmal etmiş olan gençler kendilerine mevut olan [vaadedilen] her türlü refahı bir tarafa atarak basit ve her şeyden mahrum köylere yerleşerek çocukları okuttular, fikirlerinin açılmasına çalıştılar; bu suretle hakiki, muhlis vatanse- verliğe numune olmağa hak kazandılar. Şehirlerde oturup konforî, mükemmel yerlerde bağdaş kurarak yükseklerden atıp tutmadılar. Neticede Osmanlı Devleti'nin ezici boyunduruğundan kurtuldukları gibi, dünya milletleri arasında da şerefli bir mevki elde ettiler.
    ✔(Ey xortên şêr û şepal bidêrin gotinên vî sal dîti).
    Altmış senelik mücadele safahatının hakiki aynası olan bu müzekkerenin [yazıların] Kürtçe lisanı ile yazılması lazımdı; fakat şoven devletlerinin, insanın en tabii haklarından olan öz lisanı ile tahsil etmek zevkinden Kürdü men etmesi sebebiyle Kürtçe lisaniyla layıkı ile ifade edemeyeceğim vakayı Türkçe yazmağa mecbur kaldığıma teessüf etmekteyim.
    NEWROZ
    ✔4.000 sene evveline [anlaşılıyor] ki Kürtler Ahura'ya taparlardı; yani ateşe, nura, aydınlığa taparlardı. Karanlıktan ikrah eder [iğrenir], korkarlardı. Kürtler, hakikatin ateşten, nurdan doğduğuna inanırlardı. Bu- nun için eski Kürtler ateşi mukaddes bilirler ve taparlardı. Birinci, ikinci, üçüncü Zerdeşt vardır. *Birinci Zerdeşt'in Zend ismiyle yazdığı kitabın büyük bir kısmı maalesef zayi olmuştur. Kitaptan bakiye kalan birkaç sahife bugün Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Üçüncü Zerdeşt'in yazdığı kitap Avesta'dır. Kürtçe lisanı ile yazılmıştir. Bu kitap da Hindistan Zerdeştlerinin yanındadır. Zerdeşt dininde ateş mukaddestir; fakat mabut [ilah] değildir *Zerdeşt dininin üç mühim esasatı vardır: lyi düşünmek, iyi konuş-mak, iyi yapmak; Farisî tabiri ile pêndari nig, güftari nig, kirdarî nig.

    RIYA AZADAN
    Pir giran e lo bira!
    Bavê te mir tu nel'imal,
    Bavê ku tu xwedi kir, bi nazdarî, bi şekir
    Çav li rê bû li derî belkî nişkav tu weri
    Tu, li ber serî rûnenişt, xwêdan ji ru nemalişt,
    Dil û xatir jê ne xwest; te maç nekir herdu dest,
    Pê ra neçu ser gorê maxa paşin bi dorê.
    Min jî wek te winda kir, dê, bav, bira û agir
    Ji ber turanperestan, bûme xwinî, j'Kurdistan.
    Me hev nedît carek din, gorrê ew giş revandin.
    Ev bist sal e ser gerdan dixwum kulan û derdan
    Min pir tengî û tali kişandin ji her ali
    Lê bê hêvî nebûm hêç min berneda şop û rêç
    Ma çi bikim tiştê çû lê nagerim nadim dû
    Eve rêza azadan ne rev heye ne bazdan
    Sistî nabe li ser vê ev bext ji me wa dibê
    Tim namîne dem wisan wê bê roja wan kesan
    Ev toleyên bê yek ol ji dolar ra bûne kol
    Neçar ewê bimirin ji bîr nabe, çi kirin
    Bê mezel û gor û kêl bibin tune ku hat pêl
    Hew bi tenê ev welat deşt û çiya teht û lat
    U ev gelê ku em jê cewher bêzar û kejê
    Naçe namre tu cara ne, b'kuştinê ne b'dara
    Gerek jê ra bi yek can em pêwan bin bê razan
    Biparêzin ji dijmin; bi te, bi wî û bi min.
    Reşîdê KURD