Hasan Kenar, Yakuza Dövmeli Gelin'i inceledi.
22 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi · Puan vermedi

Okumaya başladığım bu kitap sürükleyici. Küçük kız çocuğunun büyürken hayatta karşılaştığı sorunları anlatıyor
Kendisinin Sorunlarına ailesinin sorunlarıda eklenerek büyümeye devam ediyoruz şimdilik

M.Kenan Ademoğlu, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · İnceledi

11.BÖLÜM
Yaşıyor olmak ve sevmek güzeldi.

( İşyerinde unuttuğum kitabımı kaldığım yerden tekrar okumaya devam )

Martin Eden, Jack London (Sayfa 105 - İskele)Martin Eden, Jack London (Sayfa 105 - İskele)
Gürkan ((şair)), Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'yu inceledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çocuğu ölen bir annenin mektubu idi. Hislerini mektuba yazarken kendini çok zorlamış ve anlatmak zorunda olduğu için biriken cümleleri hızlı bir şekilde kâğıda dökmeye çalışmıştır. Mektup yazarımızın eline geçtiği anda kendisinin artık olmayacağını anlatan ve oğlunun ölümü ile çok sarsılan bir annenin haykırışlarından ibaretti. Yalnızca R. ile konuşmak istediğini söylüyordu ve anısal boyutlara doğru götürüyordu R.’yi ilk tanıdığı ana götürüyor onu. Karşı komşusu olduğu ana. Oraya taşındığı andan itibaren on üç yaşında ki bir kızı etkilediğinin farkında bile olmayışını anlatmaya başlıyor. Taşınan eşyalara bakarken hayalinden farklı bir genç yazar ile karşılaşıyor oluşu da onun etkilenmesi içinde farklı bir sebep oluşturmuştu. Annesi ise dul bir hanım olan kızının geleceği için bir adam ile evleniyor ve taşınmak zorunda olduklarında bahsetmeye başlıyor. Kitapları çok seven bir çocuk olduğu için onun ilk olarak zekâsından etkilenmesi onu düşünmesini sağlıyordu. On üç yaşında iken yirmi beş yaşındaki gence olan aşkının büyüklüğü ile yanarken tenine, kalbine hatta başka birinin ona bakmasına fırsat bile vermeyen bir aşk öyküsünü kaleme almıştır. Hepsi tek taraflı olan bu sayfaların ilerleyen cümlelerin de ise on üç yaşında ama on sekiz yaşına gelince taşındığı yere geri dönerek, iş bularak özlemini gidermeye çalıştığını anlatıyor. Her karşılaştığında R.’nin kıza bakışları daha farklı boyutlara ulaşırken gelip yanına konuşması ile âdete kalp krizi geçirebileceği anları anlatıyor. O gün beraber yedikleri yemek evde bitmesi zaten kızın hayalini kurduğu bir durumdu. Çıktığı merdivenleri nasıl beklediğini hayal eden o kız çocuğunu hatırladı bir anda. R.’nin onu tanımadığı için daha sakin davranmalıydı. Bakire olduğunu söylememişti. Onun içindi hazır olduğunu kitabı okumaya başladığınız andan itibaren size kenetlenecektir. Beraber üç gece daha geçirdiler. Bir anda mektup çarpıcı gerçekler arasında süzülmeye başlıyor ve ölen çocuğunun o üç geceden birinde olduğundan bahsediyor. Doğum da çok kötü bir hastanede doğum yapmıştı. R.’ye bunu bahsetmemesinin temel sebebi ise onun çocuğu olduğuna inanmaması onu çok üzeceğini düşündüğü için asla söylemedi. Şimdi ise öldüğü için acısını boşaltmaya çalışıyordu. Çocuğuna iyi bir hayat sunmuştu. Bunu nasıl yaptın sorusuna da “KENDİMİ SATTIM.” Cümlesini ekleyerek devam ediyor. Ama sadece onu seven erkekler ile birlikte olduğundan bahsediyor. Buradaki “satmak” eylemi fahişelik manasında olan bir olay değildir. Hatta birlikte olduğu erkekler evlenme teklifi ediyorlardı. Ama o bu teklifleri kibarca reddediyordu.

Menekşe, İzdiham - Sayı 34'ı inceledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

İzdiham. İlk gördüğümde hepimiz ölecek ya(ş)tayız sloganıyla beni kendine bağlamıştı. Hala arada bu sözdeki nüansı düşünürüm.
Yeri geldiğinde edebiyat yeri geldiğinde az biraz siyaset,sosyoloji hatta felsefenin yapıldığı; filmlerden, kitaplardan ama en çok da insanın ta kendisinden bahsedildiği bi dergi.
Bu sayısında biraz sıkıldığım, beğenmediğim noktalar oldu ama genel işleyişini sevdiğim için okumaya ısrarla devam edicem. Ne zaman ki artık tat vermez o zaman bırakırım. İyi okumalar

Eveet yeni bir kitap+yeni bir inceleme... Heyecanlıyım bu inceleme için. Çünkü Makinist Dostum Pınar Yiğitcan ve onun diğer makinist arkadaşları sayesinde okumuş olduğum bu kitabı, yine onlara ithaf ederek başlamaktan gurur duyuyorum. İzninizle başlayalım incelemeye.

Annemin cüzdanının derinliklerine inip bu kitabı almak zorunda kaldım. (Çünkü istisnasız her hafta en az iki üç kitap alma ihtiyacı duyuyorum. Bendeki de sizler gibi hastalık efenim ve annem artık kitaba para vermemem için yalvarıyor:p) neyse işte, hazır kitapçıya gitmişken annemle hemen Aytmatov etkinliği aklıma geldi ve Cemileyi elime aldığım gibi kasaya koştum. Annemin o yakıcı bakışlarının altında kasadan geçirdim kitaplarımı vee koşarak eve gelip okumaya başladım. Sayfa sayısından anlayacağınız üzere (80 sayfa) ince bir kitap ve hemen bitiverdi. Bitince ne hissedeceğimi bilemeden kalktım koltuğumdan inanın. Kitaptan bahsedecek olursam;

Küçük çocuğun ilahi bakış açısıyla yazıldığı bir kitap Cemile. Çocuğun köy, aile yaşantısı, savaş vb. konuları ele alarak işlenmiş. İlk başlarda güzel ilerleyen kitabımız sonradan sekteye uğradı. Şayet; kitabın başlarında yer alan karakterler yerlerini sonradan sadece üç kişinin olduğu bir olay örgüsüne bıraktı. Yani başka bir deyişle, köy hayatı oldu size aşk üçgeni:) Gerek betimleme, gerekse yalınlık konusunda benden geçer not alır Aytmatov. İyi bir yazar ama daha iyi olabilir. Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve kendi görüşüm; Muhteşem bir yazar olmadığı, muhteşem kitaplarının olmadığı yönünde. Keşke biraz daha olayı uzatsaydı. Tamam öykü yazmak istemiş, ben de roman yazsın demiyorum ama keşke biraz daha uzatsaymış iyi edermiş. Karakterleri biraz daha tasvirleseymiş... Bir de şunu söylemek isterim; Bir kadının köy ortasında mıncıklanması ahlaksızlık olmuyor, ama kocanın karısına mektup göndermesi, mektuplarda adından sıkça yer edindirmesi namussuzluk oluyor. Bunu da saçma buldum açıkcası. Bir de, bir çocuğun abisinin eşine âşık olması da... Yorumu size bırakıyorum:D

Kitap okunabilir mi? Evet. Ama çok bir beklentiye girilmemeli. Pekiii, üç puan nereden gitti Sherlock abi? Kitapta uzunca anlatılması gereken yerleri kesmesi, bir çocuğun yengesine aşık olduğunu iddia etmesine rağmen, yengesinin aşık olduğu adamla resmini çizmesi ve buna gerçek aşk demesi biraz garip geldi bana:\ yine de yorumu size bırakıyorum okurlar. Yok yok, bu aşk kitapları benlik değil, ben en iyisi polisiyeye devam edeyim:)


Keyifli okumalar:)

Esther. Sema, Otlakçı'ı inceledi.
 Dün 21:31 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

İsmini hepimizin bildiği ancak yine birçoğumuzun okumaya yönelmediği, belki de ileride unutulmaya yüz tutacak bir yazar Memduh Şevket Esendal

Anadoluyu karış karış gezmesinin, girmiş olduğu siyasal yaşamının izlerini taşıyor öyküleri. O, Anadolu insanının cahillik ile boyun eğme, razı olma gibi durumlarını, o samimi yaşamlarını yalın ve akıp giden bir anlatım ile yansıtmış.

Kulaç ata ata ilerledim bu sefer. Yüzerek kıyılara vardım. Tek tek öykü adalarına ulaştım. Adaların hepsinden bahsedemem. İrili ufaklı birçok ada vardı. Kimisinde dinlendim düşündüm, kendi adamla karşılaştırdım, kimisinde de uzaktan el sallayıp tebessüm ederek yüzmeye devam ettim.

Bir ada vardı ki Hayriye Hanım 'ın ince ve düşünceli oluşuyla, kocasına olan sevgisinin büyüleyici etkisiyle karşılaştım. Küçük ama sevgi kaplı bu adadan ayrılarak bu sefer olumsuz bir havayla karşılaştım. Ali Rıza Efendi pek dertliydi. Karısı ve kaynanasının dedikoduculuklarından dert yanıyordu. Oturdum dinledim onu. Teselli etmeye çalıştım. Daha sonra ayrılık vakti geldi. Otlakçı ile karşılaştık bu sefer. Mahmut idi ismi. Aman efendim herkesten tütün otlanıyordu. Hem de iyi tütünleri kendi alıyor kötüleri sahibine bırakıyordu uyanık. Bir laf da denmiyor, suçlu siz oluyordunuz. Her neyse fazla durmayım burada dedim. Bir de cebime baktım ki sigaralarımı yürütmüş çakal! Son bir dal kalmış. Onu da kaptırmayım diye koştum denize hemen.
Sıradaki küçük adada ise bir mektupla karşılaşıverdim. Yazık bir kadın yazmış. Kocasından boşanacağı yazılıydı. Açgözlülük ve türlü üç kağıtçılıkla zengin olan kocasının yerine, alnının teriyle az ama öz yemek yemeği yeğlediğini anlatmıştı. Övüneceği kürklü mantolar yerine, üç kuruş da olsa ellerinde huzur olmalıydı onun için. Takdir ettim bu kadını. Nerde öyle insanlar?
Sonra ona benzer biri daha çıkmasın mı karşıma? Şaşırdım vallahi. Behin'in sosyetede yeri var. Kocası ile de evde kalma korkusu yüzünden evlendirilmiş. Kumarbaz olan kocasını sevmiyor. Onunla boşanıp fakir ama gururlu, ailesine düşkün ve sevgiyle bağlı bir adamla evlendi. Anne ve babası ile çevresi şiddetle karşı çıksa da dinlemedi onları. Helal olsun!

Bu adaları böyle böyle gezip bitirdiğim anda birden irkilerek uyandım. Meğer hepsi rüyaymış. Eee doğru ya yüzerek onlarca adayı nasıl gezeyim. Heleki yüzme de bilmiyorum. Laf işte benimki de...

Hepinizi bu samimi ve sımsıcak içimizi ısıtan hikayeleri okumaya davet ediyorum efendim.

Gogol, Oblomov'u inceledi.
Dün 20:24 · Kitabı okudu · 13 günde · 10/10 puan

Oblomov.. Ruhuma işleyen, tembel ve tembel olduğu kadar da iyi yürekli benim canım Oblomovum. Rus edebiyatına büyük bir hızla (!) devam ederken sıradaki durağım Gonçarov oldu. Kitabı okumaya başlamadan önce hakkında çok şey duyduğumdan olsa gerek hemen bitireceğim hırsına kapıldım ve çoğu insan gibi hemen bitiremedim :) İlk 100 sayfa boyunca yataktan çıkmayan ve misafirlerini “Dışarının soğuğu var üzerinde !” Diyerek yanına yaklaştırmayan kahramanımız aslında başlarda beni oldukça eğlendiriyordu taa ki bu tembellik beni bile yorana kadar, bazen sesli bazen sessiz bir şekilde kitabın ortalarında “ E kalk da yap şu işi be adam !” dediğim çok oldu :) Ama sonlara yaklaştığımda Oblomov’un o ince ruhu, o herkese kanan saf halleri ve insanlara güvenen masum tavırları içime işledi, bu kitabı okuduğunuzda Goethe’nin ne kadar haklı olduğunu siz de anlayacaksınız gerçekten de ‘Dünya hassas kalpler için cehennemdir.’

Kaktüs Kitap Evi, Mecburiyet'i inceledi.
Dün 19:09 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Selam okurlar! Nasılsınız? Ben birçok yönden sıkışmış hissi içinde olsam da hâlâ kitap okumaya devam ediyorum. Ya da okumaya çalışıyorum mu desem? 🤔
Illuminae kitabını okumaya başladım ve ders çalışmam gereken şu günlerde kitabın sayfa sayısı beni bunaltmasın diye arada bu kitabı okumak istedim.
Zweig'ı gerçekten seviyorum. Bunu kaç kere söyledim bilmiyorum ama onun kalemini seviyorum. Olaylara bakış açısını, psikolojiyi ele alışını, duyguları aktarımını seviyorum. Yine bu kitap da bir içsel çatışmanın serüvenine götürüyor bizi. Karakterimiz Ferdinand kendi görüşüne aykırı olan bir durumun işine düşüyor ve bir mecburiyet hissediyor. Yazar karakterin bu durum karşısındaki eli kolu bağlanmışlığını ve vicdanını çok iyi konuşturmuş diye düşünüyorum. İnsanın mecbur kaldığı durumlarda aslında hiçte onaylamadığı bir olaya katılmak zorunda olup bunun çatışmasını yaşaması durumunu çok iyi yansıtmış. Kitaptaki bu çatışmaya sebep olan konuya hak verip vermemek sizin kendi görüşünüz. Olayı doğru veya yanlış bulmak tamamen kişisel. Ben kişisel düşüncelerimi ne olursa olsun bir kenara bırakıp kitabın sadece bu çatışma kısmına adapte oldum.
Tüm bunların yanısıra ben karakterimizin karısını çok sevdim. Kendisi doğruluğuna gönülden inandığı olgular konusunda gevşeklik göstermiyor. Aynı şekilde kocasına da bunun hatırlatmasını yapıp duruyor. Kendisinin kocasına sarfetttiği cümleler beni çok etkiledi. Ferdinand'ın içinde bulunduğu bu ikilemin aslında onun içinde bir savaş olduğunu gördüm. Uzun zamandır hiçbir kitapta ağlayamıyor olmama rağmen bu hanımefendinin cümleleri beni çok derinden etkiledi. Tamam kabul, sadece etkilemedi. Aynı zamanda ağlattı da.
Diyeceğim o ki ben Zweig'ın bu kitabını da çok beğendim. Artık Zweig kitapları arasında en beğendiğim diyerek bir sıralama yapamaz oldum.
Tavsiyemdir. ️

Seddar büyüksarıyıldız, Sarayın Bozkurtları'ı inceledi.
Dün 17:52 · Kitabı okuyor · Beğendi · Puan vermedi

Yazarın daha önceki kitapları gibi çarpıcı tespit ve bilgileri yer almakta,okumaya devam ediyorum.Bu kitapta yasaklanır mı şüpheliyim açıkçası.

Lina Halimova, Melekler ve Şeytanlar'ı inceledi.
Dün 17:46 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Kitap bir romandan öte bir çok konu hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor .Yazarın en sevdiğim yönlerinden biride bu ,kendisi bilgi konusunda acayip derecede donanımlı bir profil. Bu bilgileri de bize Bilimsel kitap yazarak değil de bir çoğumuzun dikkatini çekecek şekilde roman yazarak aktarması ne kadar ince bir zekaya sahip olduğunun kanıtıdır .
Gelelim heyecanla başladığım kitabın özetine ,benim için tam bir HÜSRAN la sonuçlandı .
NEDENİ İSE;
Kaliteli bir kitap olduğu tartışılmaz,yazarın kitaptaki inanılmaz anlatımına hayran kalmamak gibi bir durum da söz konusu değil.Elinden kalem eksik olmasın diyeceğim nadir yazarlardan biri . Lakınnnnnnn gel gör ki o da taklitçilerden nasibini almış .
Kitabı okumaya başlar başlamaz Dejavu hissi sardı beni ...Tabi jeton hemen düştü ,ben bu kitabın seyrini ve sonunu biliyordum .Ama bir umut belki sonda şaşırırım diyerek devam ettim okumaya, son sayfaya kadar gelmeme rağmen bazı yerlerde değişikler olsa da genel olarak konusu İle sonu İle daha geçenlerde okuduğum “Vatikan” kitabından pek farkı yoktu
Zekice kurgulanmış olay zincirleri yazmak doğuştan gelen bir yetenektir ,Dan Brown’da da bu fazlası İle var .Taklitçileri ise her daim gerçeğin gölgesinde kalmaya mahkumdurlar... Ben Zaten daha Geçenlerde bunları bilmezken “Vatikan”yazarıma notumu vermiştim Yanılmamışım.
Kısacası kitabı sevmememin nedeni ; olayların akışını bildiğim için beni heyecanlandırmamış olması