• Çok iyi duygu analizi yapan, iyi bir gözlemci olduğu belli bir yazarın kaleminden çıkan ve keşke daha uzun olasıydı dedirten bir kitap. Aradan aylar geçse de kitabın hayalinizdeki dünyasında yaşıyorsunuz. Herkesin kitaplığında bulunması gereken bir kitap. Konusu çok iyi yazarın dili de oldukça edebi. Edebi kitaplardan hoşlananları oldukça doyuracak bir kitap. Ben bir kez okudum ama ikinci kez okunmayı hak ediyor.
  • Brandon Sanderson günümüzün en başarılı fantastik edebiyat yazarları arasında hiç kuşkusuz. Yazarla Fırtınaışığı Arşivi serisi ile tanışmış ve serinin ilk iki kitabını okumuş, her iki kitaba da bayılmıştım. Bu serinin üçüncü kitabı henüz dilimize çevrilmediği için yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Sissoylu serisine başlayayım dedim, iyi ki de demişim. Serinin ilk kitabı olan Sissoylu: Son İmparatorluk'u okudum ve çok beğendim. Brandon Sanderson inanılmaz bir hayal gücü ve zekaya sahip kesinlikle. Yazarın bir hayli hacimli olan iki serisi hakkında da bilgi sahibi olmuşken kendimce "Bir yazar, içinde bu kadar detay barındıran iki seri yazar da iki seride de okuru nasıl bu kadar hayrete düşürebilir?" diye düşündüm. Demek istediğim Tolkien daha çok Yüzüklerin Efendisi, J. K. Rowling Harry Potter, George R.R. Martin Buz ve Ateşin Şarkısı serileriyle tanınırken Brandon Sanderson birden fazla seri yazıyor ve hepsi belli bir seviyenin üstünde; Sanderson'un kitap yazma konusunda inanılmaz bir verimliliği var ve birden fazla kitabı aynı anda yazıyor.

    Son İmparatorluk'un başlarında kitaba alışmaya çalıştım çünkü çok ilginç şeyler var ve fantastik kitaplar zaten başlangıçta okurda bir kafa karışıklığı yaratabiliyor. O evrene ve olaylara alıştıktan sonra ise kitap aktı gitti. Lord Hükümdar tarafından yönetilen bir toplum düşünün, Lord Hükümdar kendini tanrı olarak tanıtıyor bu topluma. Sınıfsal ayrılıkların olduğu bu toplumda skaalar yani köleler, asiller, obligatörler ve sorgucular var. Bir skaa grubu ise Lord Hükümdar'ın bu totaliter yönetimine son vermek istiyor. İsyancı skaalar kendilerine bu iş için bir çete kiralıyorlar, başlarında ise Kelsier var, "Hathsin Firarisi Kelsier." İşte kitabımızda bu grubun Lord Hükümdar'ı tahtından indirmek için yaptıkları anlatılıyor tabii bu sadece genel bir konu. Bir sürü yan olay, yan karakter, birçok değişik mekan da mevcut Son İmparatorluk'ta. Sonu ise son derece heyecanlı, şaşırtıcı ve merak uyandırıcı. Yazarın hayal gücüne ve yazma yeteğine saygı duymamak olanaksız.

    Brandon Sanderson kitaplarında günümüzün toplumsal sorunlarına da değinen bir yazar. Sissoylu serisinde de bunu bolca göreceğim çok belli ki kendisinin en sevdiğim yönlerinden biri de bu. Örneğin bu kitabında sınıf ayrılıklarını görüyoruz, baskıcı bir yönetimin topluma yaşatabileceği sıkıntıları görüyoruz, güç-zayıflık, iktidar, din gibi birçok konuda yeri geldiğinde felsefik konuşmalara şahit oluyoruz. O yüzden bu tür kitapların yeri bende çok ayrı. Hem olayların içinde okuru yaşatan, karakterlerle okuru bir bütün haline getiren, hem de insanı çeşitli konularda düşünmeye sevk eden kitaplar çok fazla okunmayı hak ediyor. Tabii ne yazık ki ülkemizde fantastik edebiyat gibi alanlara bakış açısı oldukça sığ olan bir "okur kitlesi" var.

    Sonuç olarak ben Sissoylu serisinin bu ilk kitabına bayıldım. Muhteşem bir kitap okudum diyebilirim. Özellikle bu türden hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum Son Imparatorluk'u. Kitabın hacmi kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Bense en kısa zamanda serinin ikinci kitabı olan Sissoylu: Kuşatma'yı da okuyacağım.
  • Her ne kadar objektiften uzak olsada olaylar tarihden kopmadan anlatılmış. Kronolojik sıranın takipi ile okuyucuyu
    Sıkmadan yormadan bir adamın yükselişini ve yaşadığı trajediyi oraya koyuyor okumasını sağlıyor
    öte yandan Kitabın avantajı olduğu gibi dezantajlarinida söylemek mümkün bazı bölümlere uzun uzun yer verilmesi okuyucunun heyacan ve merakla izlediği bölümlerin kısa tutulması olayların zinciri her ne kadar girintisiz olsada bazı bölümlere hızlı geçiş yapılıp ara detayalar bariz geçilmiş
    Fakat Kitap muazzam kurgulanmis bunu söylemeden geçemeyeceğim ayrıca
    Eserin ebedi değeri ortalamanın üzerinde o nedenle okunmayı hakeden bir kitap
    Son olarak çevirmen Hülya Arslanın emeğini de göze almamak mümkün değil
    Şairlerin eserlerini,şiirlerini çevirmek bir hayli zorlu bir iş. Hem anlamı yakalamak hem de aynı ses tınısını vermek maalesef pek çok yerde olası değil

    Aşağıda kitap hakkinda açıklayıcı bilgilere yer verdim buradan da anlaşılacağı üzere..

    ---------------
    Boris Leonidoviç Pasternak, Rus şair, oyun yazarı, romancı, çevirmen. Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1920'lerde Rus edebiyat çevrelerinde "şairlerin şairi" unvanını alan sanatçı, SSCB'nin kültür politikasını yönetenlerle ile ters düşmüş ve şiirleri 1936'den itibaren ülkesinde yasaklanmıştır.

    Ölüm tarihi ve yeri: 30 Mayıs 1960, Boris Pasternak's House Museum, Moskova, Rusya

    Doktor Jivago aslında şair olan Boris Pasternak’ın yazar olarak adını duyurduğu ilk yıllardan itibaren hayalini kurduğu tek romanıdır. Önceleri  “Kızlar ve Oğlanlar” adını vermeyi düşünür eserine. Çeşitli zaman dilimlerinde kendi yaşadıkları üzerine kurgulayacağı ve kişisel deneyimleri ile güçlendireceği bir roman yazmayı hayal ettiğini biliyoruz
    1956'da SSCB tarafından yayımlanması uygun görülmeyen, 1957'de gizlice kaçırıldığı İtalya'da ilk kez yayımlanan ve 1958 Nobel ödülünü Pasternak'a kazandıran kitap, 50 yılı aşkın bir süre sonra, ilk kez eksiksiz bir biçimde ve doğrudan Rusçadan çevrilen eser,
    Dr. Hülya Arslanın 2014 yılında Rusçadan Türkçeye çevirdiği Boris Pasternak'ın "Doktor Jivago" isimli eseriyle "Read Russia" ödülü adaylığına seçildiğini Pasternak gibi seslerle çok oynayan ve bunu da çok başarılı yapan ş
    Roman 1965 yılında sinemaya da uyarlandı ve beş Oscar kazandı. Aynı zamanda tüm zamanların en çok gişe hasılatı getiren filmlerinden biri unvanına da sahip
    Doktor Jivago uzun yılları kapsayan, bir epik roman olması ile okuyucuyu sıkmadan bir adamın yükselişini ve yaşadığı trajediyi ortaya koyuyor bu özellikleri ile okunamyi hak ediyor
    Şiirlerinde daha çok sembolizmin etkileri görülmekle birlikte simgeci bazı izler de görülmektedir. Bunun yanı sıra Pasternak, yasaklı olduğu yıllar esnasında çevirmenliğe yönelmiştir. Fransa, İngiltere, Almanya ve Polonyadan birçok eser çeviren Pasternak, bu konuda büyük bir başarı göstermiş ve o yıllarda ülkesinde çevirmen olarak ün yapmıştır. Özellikle de Shakspeareden yaptığı çeviriler büyük yankı uyandırmıştır. Boris Pasternak, şair ve çevirmenliğin yanı sıra yazarlığıyla da tüm dünyada yankı uyandırmıştır. Doktor Jivago adlı eseri İtalyada yayımlanır yayımlanmaz büyük bir etki yaratır. Roman bir tıp doktorunun arka planında Rusyanın Ekim Devrimi’ni ve sonrasını etkileyici bir üslupla anlatmaktadır
    ----------------------
  • Mihail Afanasyeviç Bulgakov’u, edebiyatla alakadar olup da tanımayan kimse yoktur. Bendeniz de bir kitabını Rusçadan Türkçeye geçen sene çevirmiştim. Tefrika Yayınları’ndan çıktı: Köpek Kalbi. Bulgakov’un, Dedalus’tan çıkan Ölümcül Yumurtalar çeviri eserini geçen ay okudum. Kaliteli bir edisyondu o da. Bu kitabı yani Şeytani adlı çeviri eseri ise bugün okuyup bitirdim. Kitap, 80 sayfalık bir novella. Encore Yayınları’ndan 2014-11-10 tarihinde çıkmış. Ancak İnternette yaptığım araştırmaya göre, Osman Çakmakçı’ya ait olan bu çeviri eseri daha önce 2006-08-04 tarihinde Salyangoz Yayınları’ndan yayımlanmış. Sanırım Osman Beyden çeviri telifini satın alıp 2014-11-10 tarihinde kitabı tekrar basmış Encore Yayınları. Osman Bey beni affetsin, çevirilerini ya daha önce hiç okumadım ya da çevirenin adına dikkat etmemişim. Çünkü birçok çeviri eseri var kendisinin. Bu kitaptaki çevireye bakarak şunu söyleyebilirim ki nefis bir Türkçesi var. Çok akıcı. Kitabın dizgisi de fena olmamış. Fark edebildiğim tek bir dizgi hatası dışında dört dörtlük bir edisyon olmuş, ekibi tebrik ederim (Sayfa 65: Loş bir kanak odayı… [“karanlık” olmalıydı]). Bu arada Osman Beyin başka bir Bulgakov çeviri eseri daha var: Bir Ölünün Anıları (Pinhan Yayıncılık). Onu da ilk fırsatta satın alıp okuyacağım.

    Karşımızda yine klasik bir Bulgakov romanı. Hiciv, sürrealist bir ortam, hayal ve gerçek grift durumda, proletarya yine yerden yere vuruluyor. Bürokrasi ile derinlemesine bir alay var. 1921 yılı Sovyetlerinde, KIMAGETEM denen bir birimde çalışan esas oğlanımız kâtip Krotkov ve onun –adı Rusça külot anlamına da gelen- acayip tuhaf amiri Klotski, romanın başat kahramanları. Tekdüze hayata kendini iyice kaptırmış olan Krotkov, yaptığı trajikomik bir hata yüzünden, pek sevdiğini söyleyemesek de, karnını doyurduğu işinden hiç beklemediği bir anda kovulur. Amiri Klotski’den özür dileyip işini tekrar geri kazanma çabaları onu, hayal mi gerçek mi olduğu pek belli olmayan tuhaf bir kovalamacanın içine sürükler. Klotski önde, Krotkov arkasında, bir oraya bir buraya kitap boyunca koştururlar. Bu eser, Bulgakov’un tarzı olan bilimsellikten uzak da olsa, içerdiği hiciv ve hayal gücüyle diğer kitaplarını hiç aratmıyor. Tek oturumda okuyabileceğiniz bu güzel eser, Osman Beyin de harikulade Türkçesi ve nefis çevirisiyle tarafınızdan okunmayı hak ediyor sanırım.

    Kalbinizden huzur, elinizden kitap hiç eksik olmasın.

    Süha Demirel, 16 Mart 2016.

    ***

    KİTABIN KÜNYESİ:

    Şeytani, Mihail Afanasyeviç Bulgakov
    ENCORE Yayınları
    Çevirmen Osman Çakmakçı
    Yayın Tarihi 2014-11-10
    ISBN 6059949118
    1.Baskı
    Dil Türkçe
    Sayfa Sayısı 84
    Cilt Tipi Karton Kapak
    Türü Edebiyat, Roman (çeviri)
    Orijinal Dil Rusça
  • İkna konusuna farklı bir açıdan değinmiş yazar. Bu açı da insan davranışını şekillendiren hayalet etkiler olarak adlandırılmış. Nedir bu etkiler? Farkında olmadığımız ama hayatımızın içinde sıklıkla karşılaştığımız sosyal baskılar. Örneğin, birkaç arkadaşımızla yemeğe çıktığımızda, vereceğimiz siparişin diğerlerinin siparişlerinden etkilenmesi. İster istemez başkalarına benzemeye çalışmamız veya onlardan ayrı olma gayretimiz. Eser, Giriş ve Sonuç bölümlerinin yanı sıra beş bölümden oluşuyor. Bunlar: Maymun Taklit Eder, O Başka Bir Konu..., Onlar Yapıyorsa Ben Yapmam, Benzer ama Farklı ve Come on Baby, Light My Fire. İlginç bilgiler de bulunduran kitap, çevirisi ve diliyle de okunmayı hak ediyor.
  • Bu kitabı bu sene 5.sınıfa başlayan haylaz, yaramaz, geveze ama çok sempatik 5D sınıfında okuma saati sırasında okumaya başladım. Alptuğ, Mustafa, Yağız, Eymen ve Esra arada konuşuyordu, ama itirazlarımla yeniden kitaplara dönüp kırk dakikayı doldurmaya çalışırken ben de yavaş yavaş kitaba bıraktım kendimi.

    Kitap Necdet Neydim adında bir yazara ait. İlk kez duyuyorum. Ödemişli bir yazar Neydim. Bir sürü kitap yazmış yazar. "Sen Islık Çalmayı Bilir misin?" ise bir şiir kitabı. 2007'de yazılmış. Bu sade, sevimli, yalın şiirler 2004 ylında İstanbul İlhami Ahmed Örnekal Okulu 4.sınıf öğrencileri tarafından sahnelenmiş ve yazar da izlemiş bu çalışmayı. İlk basımında 41 şiir varken, yazar zaman içerisinde on altı şiir daha ekleyerek kitabı genişletmiş.Kitap birden fazla okulda sahnelenmiş, Çocuk Olmanın Hoşluğu adlı şiirin okunması-sahnelenmesi sırasında yazarın gördüğü şey, bütün çocukların gülümsediği olmuş. Sen Islık Çalmayı Bilir misin? adlı şiirde ise 600 çocuk aynı anda ıslık çalmış. 2005 yılında, Kocaeli'nde olmuş bu... Neydim," ıslık, şiirdir" diyor.

    Suzan Aral'ın kitaba, şiirlere ve kitabın atmosferine çok uyan renkli çizimleri çıtayı yükseltiyor. Şiirler ve şiir başlıkları için seçilen fontlar da görsel olarak resimlerle beraber aynı etkiyi gösteriyor.

    Çocuk kitapları çocuk ruhunun darmadağın edilebileceği, edildiği ve bunun bir şekilde aklandığı bir dünyada ve onun insan geleneklerinde ısrarla naifliği, güzelliği, paylaşmayı ve inadına iyi olmayı ve iyi kalmayı öğütleyen, oraya çağıran kitaplar. İnsanın dünyadaki serüveninde kirlenip lekeleneceği, günaha ve kötülüğe bulanacağı dönemini bir kenara koymak istercesine, o her şeyin tertemiz, hakikaten masum olduğu yaşları ve çağları, insanın çocukluğundaki naifliği öne çıkararak belki de bunu kaybediyor oluşumuzun, bunun kaçınılmaz oluşunun ve bu bilgiyi tecrübe etmeden yaşayamayışımızın bir çeşit ikrarı gibi, ona bir güzelleme gibi.

    Necdet Neydim'in kitabı okunmayı hak ediyor. Çocuk kitaplarını seven herkese öneririm.
  • Daha önce yazarımızın ''Hû Diyen Karga'' sını okumuş, beğenmiştim.

    Yakup'un Kanatları'nda 18 tane ayrı hikaye bulunuyor. Kitabın adı da bu hikayelerden birinin kahramanından geliyor.

    Ben eseri beğendim, anlatımı çok hoş. Hikayeleri okurken yer yer duygulandım, yer yer kendimi hikayede buldum. Kısa kısa hikayeler olmasına rağmen yazar okuyucuyu hikayenin içine çekmeyi başarıyor.

    Tavsiye ederim, yazarımızın Hatırla Beni'sini aldım hazır duruyor; okuduğum ilk eseri beni yazara zaten yaklaştırmıştı.

    Misli Hocamız okunmayı hak ediyor.

    15.11.2018 20:26 Erciş