Giriş Yap
511 syf.
·
1 günde
·
1/10 puan
Bir Kitap Daha Ne Kadar "Kötü" Olabilirdi?
YouTube kitap kanalımda Kötü Çocuk kitabını yorumladım! : youtu.be/q-_bzyWLIGI Işıltılı hayatlar, bol bol ergenlik hormonu, mutasyonla üretilmiş domatesler ve en çok da kendisini dünyanın en bad boy’u zanneden ERRRKEKKKKler… İşte bunların hepsi Kötü Çocuk kitabı arkadaşlar. İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmemeniz açısından daha nitelikli kitaplar önerdim, yorumlar kısmına bakarak efsane kitap önerileriyle karşılaşabilirsiniz! Kitabın başrolü Kayla’nın bir gün canı sıkılır ve tabii ki de bir bad boy arayışına sürüklenir, sonra da kolejde tanıştığı Meriç ile birlikte olaylar gelişir. Atahan Koleji’ne gidecek olan Kayla, kendisini birden ergenlik hormonlarından dolayı alınlarındaki sivilceleri Etna Yanardağı kadar büyümüş çocuklar arasında bulur. Acaba hayatının en zor kararını nasıl verecek ve hangi bad boy’u seçecektir Kayla, hangi bad boy’un bad girl’ü olacaktır? Kitabın kapağından başlamak gerekirse kapaktaki ismi biraz araştırmam neticesinde isminin Vini Uehara olduğunu öğrendim. Hatta bu çocuk sırf bu kitabın tanıtımları için Türkiye’ye getirilmiş ve hatta onun geleceği yere gelebilecek 1500 insan da sosyal medyada çekiliş yoluyla belirlenmiş. Arkadaşlar biz Dune evreni gibi başka bir paralel evrende mi yaşıyoruz bilmiyorum ama ülkemizde gerçekten çok garip kafada işler dönüyor, buna kesin olarak eminim. Pis Yedili’deki Orço’nun serüvenlerini izlesem zamanımı bunu okumaktan daha verimli geçirebileceğim bu kitabın, televizyonda Arka Sıradakiler dizisi açıkken yazıldığını düşünmekteyim. Hatta Arka Sıradakiler dizisindeki Oktay ile Gamze’nin boyutlarını yarı yarıya küçültüp bir de onları o ergen halleriyle Miniatürk’e falan koysaydık bence Kötü Çocuk kitabının gizli formülünü de kolaylıkla elde edebilirdik. Kitabın sayfaları arasından o kadar vıcık vıcık bir erillik akıyor ki, romanın bir yerinde bir kız uğruna kavga çıkıyor ve kavgadan sonra çocuğun kurduğu cümle aynen şöyle oluyor: "Benim olan hiçbir şeye yan gözle bakamayacaklarını anlattım" (s. 88) Bu cümleyi okuduktan sonra evde aynen şöyle bol R ve K harfi içerecek şekilde "ERRRRKKEKKKK" dedim. Çünkü dünyanın en has ve en taşfırın ERRRKEKKklerinin olduğu kitaplar elbette ki Wattpad kitaplarıdır, bunun aksi düşünülemez ve hatta bu konu tartışmaya bile kapalı bir konudur. Kitaptaki kategorilendirmeyi anlamak aslında o kadar da güç değil. Çünkü genelde şu şekilde gidiyor: burslu kötü çocuklar, burssuz kötü çocuklar, burslu iyi çocuklar, burssuz iyi çocuklar... Eğer bu insan kategorilendirmesini anlarsanız hem sınavlarınızda çıkabilecek permütasyon ve kombinasyon temalı soruları çok daha rahat çözersiniz hem de kitap fiyatlarının artmasından dolayı pahalı test kitaplarına vereceğiniz para da cebinizde kalmış olur. Oh mis. Kitapta anlayamadığım noktalardan bir tanesi de Kayla'nın bindiği araba olan Cadillac Escalade'ye sürekli vurgu yapılıyor olması. Yani 1-2 kere olsa tamam diyeceğim ama bu kadar sık olunca aklıma iki adet ihtimal geldi. Birincisi bence Büşra Küçük soyadı gibi küçükken çok Need for Speed Underground 2 oynamış. İkinci ihtimal de Underground 2'nin yapımcıları bu kitabı okurlarsa o oyunun bütün kopyalarını piyasadan toplatırlar ve Escalade'yi de o oyundaki araba listesinden çıkarırlar. Bu konuda seçimi size bırakıyorum… Bu Wattpad kitaplarını hormon basılıp kenarından köşesinden bacaklara ve kollara benzeyen şeyler çıkan mutasyonlu domateslere veya havuçlara o kadar çok benzetiyorum ki, bu argümanımı kanıtlayacak nitelikte bir alıntı da geçiyor bu kitapta: "Hiçbir şeyim olmayan bir erkeğin başka bir kıza gülümsemesi fikri, beynimden tüm vücuduma zapt edilemez bir hormon salgılıyordu" (s. 114) Evet, işte tam olarak bu... Bu tür kitaplar sanırım yazarları tarafından plütonyum yedirilerek besleniyor ve Hulk gibi yaratıklar tarafından okunuyor. Çünkü bu tarz kitap olmayan kitaplarda gördüğüm ortak şey de bu aslında: Gerçek edebiyatın genetiğinin değiştirilmesi. O yüzden insanların karakterleri ya da hayata bakış açıları yerine hormonlarının daha ön planda olduğu bu kitaplara ben GDO’lu gıdalara benzer olarak Genetiği Değiştirilmiş Kitaplar (GDK) demek istiyorum izninizle. Kitapta en çok ilgimi çeken noktalardan bir tanesi de 194. sayfada kitabın baş karakterine bir edebiyat kulübü teklifinin gelmiş olması ve o kahramanın tabii ki de bu teklifi reddetmesi oldu. Çünkü karakter bile içinde bulunduğu kitabın zerre kadar edebilik içeren bir ürün olmadığının o kadar farkında ki, sanırım burada bir tek kitabın yazarı bu kitabın edebiyat kategorisinde olamayacağına ikna olamamış. Şaka bir yana arkadaşlar, bu kitap o kadar büyük bir israf ki bunu okuyan bir insanın 500 sayfa boyunca kendi hayatına katabileceği tek bir cümle bile yok. Yani sadece bir cümle bile mi olmaz, insanın kendisine katıp düşünebileceği ve hayatını birazcık bile olsa daha güzel hale getirebileceği bir tanecik cümle bile mi olmaz diye şaşırıyor insan ama yok, gerçekten yok… Üstelik bu kitap duyduğuma göre 100 milyondan fazla okunmuş. Ulan Türkiyede zaten en fazla birkaç milyon insan kitap okuyorken bu kitabı okuyacak 100 milyon bomboş insanı nereden buldunuz anlamıyorum ki. Hayır yani bu Wattpad yazarlarının klonlama fabrikaları var da kitaplarından kazandıkları paralarla kendi kitaplarını okuyup sürekli 10 üzerinden 10 puan verecek klon okur robotları mı üretiyorlar anlamış değilim. O yüzden bu kitabı okumak yerine şu söylediğim 5 kitabı okursanız kendinize çok büyük bir iyilik yapabilirsiniz, hatta dediğim gibi bu incelemeye yazılan her yoruma karşılık olarak da bu şekilde nitelikli kitap önerileri verdim aşağıda: 1- Albert Camus, Mutlu Ölüm 2- William Shakespeare, Atinalı Timon 3- Sigmund Freud, Kitle Psikolojisi 4- Oğuz Atay, Oyunlarla Yaşayanlar 5- Mehmet Eroğlu, Belleğin Kış Uykusu Genetiği değiştirilmemiş kitaplar ve tabii ki iyi insanlarla olabilmeniz dileğimle...
Kötü Çocuk
4.5/10 · 3.635 okunma
·
234 yorumun tümünü gör
Reklam
304 syf.
Hadi Ahlak Sarsalım - Cinsel Sağlık Üzerine Okuma Etkinliği
Gelin bir miktar yargı kıralım, seks – vajina – penis diyerek prim kasalım, ne var bu bilgileri okusak da sussak kimselere söylemeden içimize doğru bilgilensek? Ama sen konuşmazsan, ben konuşmazsam, o konuşmazsa nasıl aydınlanacak bu karanlık zihinler? Nasıl kendilerini keşfedecek kadınlar, erkekler? Affedersiniz, erkeklere açık bu sektör, o yüzden incelemem boyunca penise ve erkeklere evin dış direği muamelesi göstereceğim :D bu erkeklerin suçu diye değil, sadece kadınların kendi keşfi olması gerektiğini düşündüğüm için; daha doğrusu ‘öncelikle’ kendi keşifleri olmalı. İncelememde, seks – vajina – penis – mastürbasyon vs. diyeceğim, bu kelimelerin imledikleri nesnelerle her gün muhatap olup burada okuyunca duyar kasacaklar duyarlarını benden uzakta kassınlar, aksi halde ben onları duyar manyağı yaparım, bilgilerine.. :) Öte yandan bu inceleme aynı zamanda bir etkinlik incelemesidir, daha önce yapıldı mı bilmiyorum ama bu incelemeyi etkinliğe dönüştürme fikri geldi aklıma, genel olarak cinsellik ve kadın-erkek cinselliği üzerine yaptığım okumalarda bu fikir aklımdaydı, yani Cinsel Sağlık Üzerine Okuma Etkinliği, dolayısıyla sizleri bu etkinliğe davet ediyorum. İnceleme biterken önereceğim kitaplar dahil olmak üzere, siz de bildiğiniz ve önerdiğiniz kitaplarla bu inceleme etkinliğine katılabilirsiniz. Yorum kısmından bildirmeniz yeterli, ayrıca inceleme – alıntılarla da desteklerseniz bilinçlenme konusunda müthiş olur. İnceleme etkinliği süresi sınırsız. Ben ölene kadar açık arkadaşlar, ben öldükten sonra Dora ile devam edersiniz.. :D Küçüklükten itibaren durmadan kullanmak zorunda kaldığımız (dışkılama için) bir noktada orada olduğunu yadsıdığımız bir organımız var, cinsel organ. Cinsel organ çünkü cinsiyete özgü olarak değişiyor, erkeklerde bu penis iken kadınlarda vulva olarak adlandırılıyor, fakat bilinen adıyla vajina da denebiliyor. Ben vajina diyeceğim yazı boyunca siz anlayın ki salt vajinal açıklıktan bahsetmiyorum, vulvanın tamamından bahsediyorum. Anatomi haliyle incelemek isterseniz diye buraya Vikipedi sayfasındaki genel ve bilinen haliyle resim ve bilgiyi ekliyorum, tr.wikipedia.org/wiki/Kad%C4%B1n_%C3... Tüm kadınların kendi cinsel organlarını tanıması gerekiyor (en az erkekler kadar), hem sağlık hem cinsel yaşamları için. Bu kitap her ikisi için de bilgilere sahip, erkekler genellikle penisleriyle içli dışlılar, demek istediğimi anlıyorsunuz durmadan ona bağlı onunla bir hayat yaşıyorlar, kadınlar ise vajinalarını unutarak yaşıyorlar, unutmaya zorlanıyorlar. Dolayısıyla cinsel organları ile kadınlıkları arasında kocaman bir duvar örülüyor, o duvara biz toplum diyelim. Toplum kadının kendisini bu açıdan tanımasını istemiyor ama ileride yaşayacağı her türlü cinsel problemde kadını suçluyor. Benim burada ana problemim öncelikli olarak genç kadınların kendi cinsel organlarını ve dolayısıyla kadınlıklarını keşfetmesidir. Dolayısıyla bu öncelikle kişisel araştırma, okuma, bilinçlenme ve en sonunda o organ ile tanışmayla gerçekleşir. O organı, dışkılama – mastürbasyon - seks – doğum için kullanmanın ötesinde kadınlığınızı simgeleyen bir imge olarak tanıyın. Özellikle bir namus olgusu söz konusu kadınla vajinası arasında. Namusunuzun ölçüldüğü organı görmezden gelerek ‘’namuslu’’ olmak aman şimdi felsefe okursam dinden çıkarım demek kadar iki yüzlüce geliyor bana. Önce şunu anlayalım; o organ sizin namus organınız değil, aynı erkeklerin penisleriyle namuslarının ölçülmemesi gibi kadınların da vajinalarıyla namusları ölçülmez, aksini iddia eden zihinsel ve bedensel namussuzdur. Namus kavramına ait sevgili Sezen Aksu’nun Namus şarkısını dinlemenizi naçizane öneririm. Hakiki namus cinsel organla, bekaretle, sizin cinsel hayatınızla ilgili konuşmaz. Namus sizin erdemliliğiniz, dürüstlüğünüz, adaletliliğinizle ilgilenir, namus sizin beyninizin bakir(e)liği ile ilgilenir. Oysa toplumun yarattığı bozuk namus, yine toplumun insanları bir fanusa tıkarak kendi arzularını o insanlar üzerinden yürüttüğü basit bir kelime olarak insanları baskılamaktadır. O nedenle rica ediyorum kendi bedeninizi keşfederken; dinden, namustan, ahlaktan ve bilumum baskı kodlarından sıyrılın. Doğarken tek doğdunuz ölürken de tek öleceksiniz. O beden sizin ve tek sahibi de sizsiniz. O sizin mülkiyetiniz, bir başkasının değil. O nedenle o bedene yapacağınız ve o bedenle diğer bedenlerin izni dahilinde yapacağınız her türlü eylem sizi ilgilendirir başkasını değil. Öte yandan kadınların erkeklerden bu konuda daha fazla baskılandığı aşikar, bir zamanlar ‘alınıp-satılan’ kadın tabii ki kendi bedenine yabancı bir geçmişe sahip. Penis ne kadar dışarıda ve belirginse, vajina o kadar içeride ve belirsizdir. Gizlenmiştir, bunun illa ki biyolojik ve korumaya dayalı alt sebepleri var fakat bu şu demek değil; kadın kendi bedenine yabancılaşmalı. Vajina Monologları diye bir kitap okumuştum bakabilirsiniz, orada bir soru vardı, daha önce dediğim gibi penis kadar önde ve belirgin bir organ değil kadınların cinsel organı dolayısıyla kadının onu keşfetmesi için ayna benzeri bir nesneye ihtiyacı var, ''Kendi cinsel organınıza aynadan baktınız mı'?' sorusu soruldu kadınlara, ''..ya da hiç gördünüz mü?'' Çoğu kadın, ‘’Hayır.’’ cevabını verdi. Ne kadar acı ki kendilerine ait bir organa yabancılaşmış milyonlarca kadın var. Şu an bu dediklerimi kadınlar çok iyi anlayacaklar, hadi benimle birlikte bir yaşam serüvenine adım atalım; doğuyoruz, kız bebek olarak bu dünyaya geliyoruz. Türkiye bazında konuşacağım, daha bebek – çocuk iken oğlanlar ‘pipi’leri ile fıldır fıldır gezerken kızlar tuvalete girdiklerinde bile anneleri tarafından hep bir korumaya alınıyorlar. (Lütfen bunu tecavüz ile bağdaştırmayın zira oğlan çocuğuna da tecavüz edildiğine çok şahit olduk, mevzu korumak değil mevzu kodlama.) Daha sonra, oğlan çocuk penisiyle oynamaya başlıyor, kendi çevresinde onun büyüklüğüne göre değer görmeye başlıyor, işeme yarışında en uzağa işeyerek bir değer kazanmaya çalışıyor. Ki penis sertleşme ve boşalma ile zaten oğlan çocuğunu kendini daha hızlı keşfetmeye zorluyor. Hele sünnet var ki dillere destan, ‘erkeklik’ için (Sağlık diyenler de mevcut ama benim konum penisin ‘ucundan’ kesilip kesilmemesinin sağlıksal sonuçları değil.) ucundan azıcık veriyorlar sonrası zurnalı davullu düğün, resmen oğlanlara düğün yapıyor bu toplum, kız çocukları kanadıklarından utanırken… Hem de kanama sebepleri üremek iken. Devam ediyoruz, kız çocuğu ve oğlan çocuğu yavaş yavaş ergenliğe yaklaşıyor, erkekler kendi aralarında yine bir penis mücadelesine girerken aynı zamanda ‘milli’ olma olayı yani ilk kez seks yapma olayı ile yine bir güç yarışına giriyorlar, ne gücü bu? Daha fazla döl atımı gücü. Çünkü ne kadar çok kadınla birlikte olurlarsa o kadar değer görüyorlar toplumda. Neyse, genç kızlar ise o dönemde regl olmaya başlıyorlar, nedir regl? Bazı erkeklerin, ‘’Iyyy..’’ dediği, ama döl atıp üremeye çalışırken işe yarayan ölü (döllenmeyen) yumurtaların atılma süreci.. Genç kızların çoğunun korkuyla karşıladığı, kanları giydikleri kıyafete geçtiğinde deli gibi utandıkları, pedleri bile nerelerine gizleyeceklerini bilemeden tuvalete koştukları döneme regl dönemi deniyor. Ha bir de şiddetli ağrıların ve hormonsal sıkıntıların, duygusal baş dönmelerin eşlik ettiği bu dönemde, genç kız kadın olmanın sancısını çekiyor. Hem de düğünsüz :D eğlence yok yani, ooo bizim genç kızımız kadın mı oluyor diye ödüllendirme yapılmıyor çoğu ailede. Bize ‘’ödüller’’ de verilmiyor, aksine dışlanıyoruz yine ya da yobazsa çevremiz, evlendiriliyoruz. Evet genç kızın kadın olma ödülü aşağılık zihniyetlerde evlilikle ödüllendiriliyor. Çünkü onların gözünde çocuk pırtlatan kocaman bir delik kadınlar, o delikte kaybolmaları dileğiyle.. Dolayısıyla bu süreçte eğer yobaz bir zihniyete sahip ailenin içindeyseniz genç kızlar için evlilik yaşının geldiği anlamına geliyor çünkü artık ‘kadın’ yani eşittir ‘anne’ olabilir anlamına eş oluyor. Dolayısıyla bazı anneler kızlarının regl oluşlarını babadan gizlerler. Yani yine bir gizlenme var, kadın o organa elinden gelse düşman olacak, hem kanıyor hem namus bekçiliği yapıyor hem içinde lanet olası bir zar var onun yırtılması demek toplumda aşağılanma, linçlenme ve yer yer ölüm demek. Hakikaten kadın nasıl tanışsın ki bu organla? Resmen toplum bir ip takmış kadının vajinasına, oradan oraya onunla değerli kılıp onunla değersizleştiriyor. Son zamanlarda sırf bu ip yüzünden kızlık zarı diktirme ameliyatlarının arttığını söylemiş miydim? O. diye adlandırılmamak için özgürce yaşadıkları cinselliğin toplum gözünde geldiği anlama kendilerini teslim etmemek için, yine kadınlıklarıyla toplumun bezini birbirine diktiriyor bu kadınlar. Toplum; ‘’Evlenene kadar bakireyse değerli, değilse değersiz. Evlendikten sonra çocuk yapabiliyorsa değerli, yapamıyorsa değersiz. Evlendikten sonra doğurduğu o çocuklara iyi bakabiliyorsa değerli, bakamıyorsa değersiz.’’ Farkında mısınız? Vajina ile değerliyiz ve değersiziz. Kendinize dokunamazsınız, neden dokunamazsınız biliyor musunuz? Çünkü herkes kodlarınızda sizi izler, anne – baba – akrabalar – din ulan tanrı bile işi gücü bırakır gelir oturur köşeye ki siz kendinize dokunacak mısınız dokunmayacak mısınız ona bakar :D neden? Çünkü siz kadınsınız, kadınlar anne olmak için varlardır, kadın olmak kendi bedenlerini tanımak için değil. Ama peki erkekler? Onlar daha pipileriyle kıçlarını sallaya sallaya gezerken 1-2 yaşında erkeklerdi zaten, onlar için babalık döl atımı, bir görev değil. En azından toplumun gözünde seks açısından bakıldığında kadınlarınki kadar ciddi bir görev değil. Onların da cinsel açıdan pek çok sıkıntısı oluyor bu toplum denen varlığın baskısında, belki onu da başka bir incelemede bir erkek okur anlatmak ister. :) O nedenle kendinizi tanımak adına bir şeyler yapmak isterseniz, günahı-toplumu-ahlakı ve mümkünse erkekleri dışarıda bırakarak biraz kendinizle tanışın ve bu kitabı okuyun. Kitapta kadınlar açısından hem cinsel sağlık hem de öğütler mevcut. Özellikle bir anne dilinden anlatıldığı için bana samimi geldi. Zaten bu kitabı anne-kız yazıyor, o nedenle de içerisinde eğlenceli diyaloglar da mevcut. Dili esprili ve net. Yani sizi bir şeyleri açıklamak için bulmacanın içine sokmuyor. Kitabın içerisinde regl, bakım, seks, mastürbasyon, hamilelik, kürtaj, menopoz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, hamilelikten korunma, rahim sorunları vs. anlatılıyor. İncelemelerimi okuyanlar bilir aslında, ben incelemeyi kitabı anlatmaktan ziyade kitaba ve kitabın ana mesajına dair kendi görüşlerimi anlatmak için kullanırım. Dolayısıyla kitapta okuyacağınız şeyleri burada size ancak mini şekilde özetleyebilirim ve sizi bu tarz kitapları okumaya teşvik edebilirim. İçerisinde anne kızın konuşmaları da var, ben okurken sanki annem benimle bu konuları konuşuyor gibi hissettim, arada yazar kendi hastalarından – danışanlarından örnekler vermiş, gebelikten korunma için kullanılan doğru ve yanlış yöntemlerden bahsetmiş. Keza cinsel yolla bulaşan hastalıklardan nasıl korunulması gerektiğini anlatmış. Orgazm ve seks sırasında yaşanabilecek aksaklıklardan söz ederek mevcut olasılıkları okura en sade şekliyle anlatmış. Ayrıca yazarımız 82 yaşında ve hiç orgazm olmamış bir nineye taktik verip orgazm olmasını sağlayacak kadar idealist. :D Mastürbasyon yöntemlerinden ve bunun cinsel sağlık açısından önemine değinmiş. Seks ve seksin içeriğinden (anal – oral) bahsetmiş. Külot seçiminden, vajinal egzersizlerden, vajina temizliğinden, vajina üzerine yapılan dövmelerden vs. bile bahsetmiş. Rahim hastalıklarından, kürtajdan ve yumurtalık borusundan bahsetmiş. Ayrıca vajina üzerine mitlerden de söz ederek beni güldürmüştür. :D Gerçekten öğrenmek açısından ideal bir kılavuz diyebiliriz Bir incelemenin daha sonuna gelirken, hepinizi tekrar Cinsel Sağlık Üzerine Okuma etkinliğine davet ediyorum, malum beni bilen bilir ben pek kuralları sevmem hele de bu kuralları koyanlar kimsenin görmediği yerde bu kuralları yıkan insanlar Nietzsche'nin deyimiyle ahlaksız ve namussuz ''ahlak ve namus şövalyeleri'' ise. :) Yorumlara etkinliğe katılmak istediğiniz kitapları yazabilirsiniz, ben de yorumda önereceğim kitapları ekleyeceğim. Bu kitabı okumak isterseniz yine yorumda mail adresi yazarsanız gönderirim. Hemcinslerim, lütfen bedeninizin her organının sadece sizin için var olduğunu unutmayın, kendinizi keşfetmekten çekinmeyin. Özellikle de bu kişisel bir tercih değil de bir başkasının, toplumun, ahlakın ya da dini inancınızın baskısı ise bunu kırın. Eğer siz kendinizi tanır, kendinizi sever ve kendinizle mutlu olursanız inanın, ailenizle, arkadaşlarınızla, eşinizle ve üremek isterseniz (üremeyin! :D) çocuğunuzla da daha doğru ve daha mutlu bir ilişkiniz olur. Vajinanızla kadınlığınızın arasındaki o iğrenç perdeyi kaldırın, cinsiyet özgürlüğünün en önemli adımı kendini keşfetmektir. Keşfinizin hızlı ve başarılı olmasını ümit eder, hepinizin 82 yaşındaki teyzenin azminden faydalanmanızı temenni ederim. :D mega.nz/file/sbgyzBTZ
·
94 yorumun tümünü gör
280 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Tek Kelimeyle Muhteşem!
Yakın zamanda Azerbaycan edebiyatı hakkında gelecek videoyu kaçırmamak için YouTube kitap kanalıma abone olabilirsiniz: youtube.com/c/alintilarlayasiyo... Hayatımda ilk kez Azerbaycan edebiyatı okuyorum ve bana başlıktaki cümleyi kurduran muhteşem bir kitap önermek istiyorum bugün size: Beş Katlı Evin Altıncı Katı. Hayatınızda hiç Anar Rızayev diye bir yazar duydunuz mu? Açıkçası ben de sizler gibi duymamıştım. Kitaplarını okudukça da neler kaçırdığımı fark ettim. Reklamlar önümüze o kadar çok popüler yazar fırlatıyor ki, biz bunlar arasından kendi zevkimizi ve keşfedilmemiş harika kitapları bulamıyoruz. Bence Ak Liman ile Beş Katlı Evin Altıncı Katı kitaplarında, mesela
Stefan Zweig
'ın novellalarından çok daha derinlikli duygular var. Yani Zweig ne kadar okunuyorsa Rızayev de bir o kadar okunmayı hak ediyor. Okura duygunun geçişi desen var, karakter işçiliği desen var, kurmaca desen var... Ama ne yazık ki popüler kültür bizim bu tür yazarlarla tanışmamızı engelliyor. İtiraf ediyorum, Anar Rızayev'i okumadan önce bu kadar güzel kitaplarla karşılacağımı düşünmüyordum. "Kimmiş ya bu Anar Rızayev sanki?" modunda takılıyordum. Sonrasında kitabın neredeyse her cümlesiyle birlikte bir kuyuya düştüm. Bazen kuyudan tırmanıp dışarı çıkmaya çalıştım bazen de o kuyunun bana sağladığı küçücük mekanlarla barıştım. Bu kadar abartmama bakmayın, ben bir kitabı abartıyorsam emin olun ki boşuna abartmıyorumdur. Hadi gelin, sizi harika bir alıntıyla tanıştırayım bu kitabın içinden: "Ben hiç kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ve şimdiye dek hiç kimseye de seni sevdiğimi söylemedim. İşte en büyük hakikat budur." (s. 84) Şu sevginin güzelliğine ve mahremliğine bakar mısınız? Ama gerçekten bakın. Sadece okuyup geçmiş olmak için okumayın. Düşünün, içselleştirin ve şimdiki herkese açık Instagram ve Twitter sevgileriyle birlikte karşılaştırın. Şimdi herkes evlendiğini, sevdiğini, hatta en çok kendisinin sevdiğini diğer herkese kanıtlamanın peşinde. Bu alıntıda ise hiç kimseyle paylaşılamayan, tek birisiyle paylaşılırsa bile o sevgiden bir şeyler kaybedileceğini düşündüren bir empati gizli. Ne saf bir sevgidir bu! Hem de ne gösterişsiz. Bu kitabın ana karakteri ne kadar Zaur olsa bile ben hep Tahmine'yi bir merkez olarak düşündüm. Aşk şehri Paris'te bir Zafer Takı vardır, belki görmüşsünüzdür. Paris'te bütün yollar ona çıkar, onda birleşir. İşte Tahmine'nin de bir Zafer Takı olduğunu düşündüm ben. Ona çıkan yollar ise Nimet, Manaf, Spartak, Muhtar ve Zaur'du. Hepsi tek bir kişide birleşiyordu işte. Biz de bazen bir kadını ya da bir adamı hayatımızın merkezine koyarız, bütün yolların istisnasız ona çıkmasını isteriz. Bazen yol çalışması olur o yollarda. Bazen de işaretlere anlam vermekte zorlanırız. Yanlış yollara girer dururuz. Ama ne güzeldir direksiyonu yanlış yollara çevirmek... Onlara gire gire doğru yolların tabelasını gösterir hayat bize. Bütün bunları bana yazdıran Anar Rızayev'e ise minnettarım. İnsanın içinde saklı kalmış en doğal duyguları dışarıda top oynamaya çağıran bir yazar bence Anar Rızayev. Ben de duygularımla birlikte top oynamayı öğrendim, bile bile gol yedim kendi kaleme, onlarla birlikte arabalar sürdüm, kumdan kaleler yapıp ayağımla bir bir üstüne bastım bu kitapla, çok zevk aldım onu okurken. Hatta yetmedi gittim filmini de izledim, Təhminə adında. Filmler, kitaplardan bir şeyler kaybolmasına sebep oluyor diye düşündüm. Diziler, filmler ya da videolar, kitapların yerini asla tutmuyor. Ben o siyah beyaz satırların aklımda rengarenk olabilmesine tutkun biriyim. Yine de bu kitabı okuyanlar Təhminə filmini de izlesinler. Onların gözlerindeki gerçek, çocuksu sevgiyi görsünler, içlerinde hissetsinler. Azerbaycan edebiyatı okuyalım, okutalım. Bu kitapların daha çok kişi tarafından bilinip okunması amacıyla Azerbaycanlı takipçilerime sesleniyorum: Ak Liman ve Beş Katlı Evin Altıncı Katı kitaplarını daha çok okur keşfetmeli, okumalı ve hissetmeli!
Beş Katlı Evin Altıncı Katı
9.1/10 · 692 okunma
·
44 yorumun tümünü gör
656 syf.
·
8 günde
·
9/10 puan
Bu Kitap Hayatımı Değiştirdi!
YouTube kitap kanalımdaki videoyla Ulysses'a geçmeden önce okumanız gereken kitapları ve yayınevi tercihimi anlattım: youtu.be/KLlr9mQrA-E Bugün size hayatınızda 1 defa da olsa mutlaka okumanız gereken bir kitap önereceğim. Onun adı: Ulysses! Kitabı okuduğum süreç boyunca aklımda tek bir alıntı dolaştı durdu. Kafka'nın günlüklerinden bir alıntı olduğuna emindim bunun. Üşenmedim, kitabın sayfalarını tek tek çevirdim. 584 sayfa sonra dünyanın en mutlu insanı ben oldum, çünkü aradığım alıntıyı bulmuştum. Kafka şöyle diyordu kendi günlüğünde: "İnsan vücutlarının kesin sınırlarla ayrılmış olması dehşet verici bir şey." İşte dedim, işte! Ulysses okurken hissettiğim şey tam olarak bu. Vücudumun kesin sınırlarla ayrılmış olmasının bana yaşattığı rahatsızlık duygusu. Toplum içinde adımlarımı atarken içimdeki seslerin dışımdaki seslerden hep daha yüksek oluşu. Hayatın sınırlarıyla kendi sınırlarım arasındaki o iletişimsizlik... Bugüne kadar hep bu kitabın karakterleri gibi varlığımın sınırlarını esnetmeye çalıştım. Hepimizin artık kaybettiği ve bulmak için de hiç uğraşmadığı sıradanlığın güzelliğini buldum bu kitapta. Eminim ki bu kitabı okuyanlar bu kitabın sıradan olmadığını ve her bölümde başka bir anlatım tekniğinin kullanıldığını söyleyecektir. Kitap sıradan değil, evet, ama Dedalus sıradan, Bloom sıradan, biz sıradanız. Sıradanlık, illa ki sıradan anlatılacak diye bir kaide yok ya. Joyce bana varlığımın sınırlarını esnetmeyi öğretti işte. Bizim de bütün günlerimiz Dublin'de olağanüstü hiçbir şeyin olmadığı 16 Haziran 1904 gibi geçiyor çünkü. Aynı bu incelemeyi yazdığım 12 Ağustos 2022 günü gibi. Aynı sizin bu incelemeyi okuyacağınız 2022, 2023, 2024, 2025 günleri gibi. Olabildiğince rutin. Etrafımızda tanıdığımız herkesin de aynı böyle geçiyor zaten. Hayat bu işte. Hayat Ulysses'ın ta kendisi. Tek biz konuşmuyoruz üstelik bu hayatta. Kafamız konuşuyor, arabalar, araba yıkamacılar, köpekler, kuşlar, gök gürültüsü, gece, ormanlar ve kaldırımlar da konuşuyor. Onlara kulak vermemizi zorlaştıran şey ise sadece kendi konuşmalarımıza odaklanıyor olmamız. Kendimiz dışındaki konuşmaların diline bir odaklanabilsek. Belki de hayatta en çok yabancı dil bilen insan biz olacağız küçücük bir çabayla. Ulysses, sadece bir roman değil bence hem. Bir genel kültür kitabı. Büyük çoğunluğu da İrlanda'ya dair bir genel kültür kitabı. Kitabı okuduğum süreçte hep şunu düşündüm... Dublin insanlarıyla her yerde, her gün karşılaşıyoruz aslında. Çünkü bizler de İstanbul insanıyız ya da Ankara ya da İzmir ya da Eskişehir, Kocaeli, Bursa, Antalya ve diğer 74 ilin. Bence bu kitap zor bir kitap değil. Daha doğrusu bu kitabı zor yapan şey kesinlikle dili değil. Neredeyse her sayfada karşılaşacağınız özel adlar, İrlanda kültürü ve tarihi, Hristiyanlık, Shakespeare ve diğer konular hakkındaki atıflar zorlaştırıyor bu kitabı okumayı. Bir insan her bilgiyi saniyesinde tarayabilen bir robot olmadığı sürece Ulysses'ı tamamen anlayabilmesinin imkanı yok -ki zaten sayın Joyce'un istediği de tam olarak bu. Dedim ya, dünyadaki hiç kimse bu kitabın tamamını hiçbir zaman anlayamayacak. Ama zaten sanatın güzelliği de burada değil mi? Her okur her kitapta aynı duyguları yaşasa, herkes her kitabı tamamen anlayabilse sanat denen şey olmazdı ya zaten. Eğer edebiyatı şu an sanatın bir türü olarak sayabiliyorsak bu hep Dostoyevski, Kafka, Proust, Musil ve Joyce gibi açık uçlu yazarlar sayesinde... Peki bu kitabı okumadan önce hangi kitapları okumalı? Bence ilk olarak işe bu kitabın çevirmeni olan Fuat Sevimay'ın
Benden'iz James Joyce
kitabını okuyarak başlayabilirsiniz. Böylece Joyce'un kendi kitaplarında ne yapmaya çalıştığına dair önceden detaylı bilginiz olmuş olur. Joyce özelinde ise Ulysses'a geçmeden önce Dublin halkının farklı katmanlarındaki insanların olduğu
Dublinliler
'i ve Ulysses kitabındaki ana karakterlerden biri olan Stephen Dedalus'un çocukluk ve gençliğinin anlatıldığı
Sanatçının Gençlik Portresi
kitabını okuyabilirsiniz. Bunları okuduktan sonra ise sıra
Odysseia
ve
Hamlet
'e gelmeli. Çünkü Ulysses zaten Homeros'un
Odysseia
destanının modern bir versiyonu. Tek günde, yani 16 Haziran 1904'te geçen hali. Odysseia kitabı okumadan geçiş yapılan bir Ulysses serüveni, pek çok detayın ve olay örgüsü işleyişinin havada kalmasına sebep olacaktır. Bütün bunlar bir yana kendi adıma konuşmak gerekirse edebiyattaki Üç Büyükler olarak sayabileceğim
Niteliksiz Adam 1,
Kayıp Zamanın İzinde
ve
Ulysses
'ı an itibariyle okumuş oldum. Açıkçası Niteliksiz Adam ve Kayıp Zamanın İzinde serileri beni büyüten, beni benle tanıştıran ve hayatımı toptan değiştiren kitaplar olduğu için onları daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Yine de Ulysses'ın da edebiyattaki yeri her zaman en üstlerde olacaktır. Bu kitap ya da yazarı hakkında aklınıza takılan sorular için yorumlar kısmında bir soru-cevap yaptık. Detaylı bilgi almak için yorumlara da göz atabilirsiniz. Edebiyatta sadece karakterler mi konuşsun? Kim dedi onu? O çok konuştu, biraz sussun artık. Buradan okurlara sesleniyorum. Ana karakter haricinde kimse konuşamazmış, konuşacak. Kafamızın içi konuşamazmış, konuşacak. Evet. Gök gürültüsü, dünyanın sonu, geçmişin acıları... Hepsi konuşacak. Evet, artık konuşma vakti!
Ulysses
8.7/10 · 771 okunma
·
28 yorumun tümünü gör
Reklam
448 syf.
·
1 günde
·
2/10 puan
Acilen Karantinaya Alınması Gereken Tek Kitap
YouTube kitap kanalımda Beyza Alkoç'u ve Karantina kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: youtu.be/2Ia6xxuNANg Nasıl ki "boş yapma, yıkık, duyar kasma, kral, düştüm, yorma reis" gibi kelimeler Z kuşağı turnusolü ise Beyza Alkoç'un Karantina serisi de bir o kadar Z kuşağı turnusolüdür arkadaşlar. Bu incelemeye özel olarak farklı bir şey yaptık, Google'dan 1000kitap'a yolu düşüp bu kitap yorumunu okuma ihtimali bulunan okurlar için bir yere kadar her yorum yazan arkadaşa, gençlerin rahatlıkla okuyabileceği ve nitelikli bulduğum 2 adet kitap önerdim. Belki genç arkadaşlar bir ihtimal yorumları okur da Karantina kitabından çok daha iyi ve küfürlerle değil kurguyla, olay örgüsüyle, toplumsal bir mesajla öne çıkıp edebiyatın gerekliliklerini sağlayan kitaplarla karşılaşırlar diye siz de 14-18 yaşları için uygun kitapları yorum olarak yazabilirsiniz. Şimdi girelim bakalım... Karantinaya. Kitabın adının devamı Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi olduğu için öncelikle bunun ne demek olduğundan bahsedeyim. Hristiyanlık inancında kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlıdır bu arkadaşlar. Bunu duyunca aklıma şöyle bir şey geldi... Sanırım bu kitap da Türk Edebiyatı'nın kıyamet alameti olarak ortaya çıkmış gibi görünüyor. Hatta koronavirüsten yaklaşık 2 yıl önce bir salgından ötürü karantinaya gireceğimiz konusunda kehanette bulunduğu için Beyza Alkoç, Ortaçağ'da yaşamış Nostradamus adlı kahinin reenkarne hali bile olabilir. Lana Del Rey'in kendi şarkısında su-su-summertime summertime sadness demesi gibi bu kitabı okuduğum sırada benim de içimden "ka-ka-karantina karantina sadness" diyesim geldi sürekli. Hatta Çağdaş Türk Edebiyatı adıyla sürekli çok satanlarda bulunan ve içleri erkeğin kadın üstündeki tahakkümü, cinsiyetçi küfürler ve şiddet gibi alt metinlerle dolu bu tür kitapları, esas nitelikli Çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarımız olan, halen yaşayan ve adlarını bir avuç insanın bildiği Serkan Türk, Pelin Buzluk, Mehmet Yılmaz, Mehmet Eroğlu veya Faruk Duman gibi isimlere tulum giydirip karantinaya almalıyız esas! Dediğim gibi, kitabın her sayfası argo değil bildiğiniz ağır küfürlerle dolu, çocuklara ve gençlere kesinlikle önerilmemesi gerekmesine rağmen 1000kitap istatistiklerinde okuyanların %70'i 14-17 yaş arası çocuklarımız. Bu konu çok ciddi bir konu bence, zira gençlerimiz böyle kitapların içinde yazanları birbirine karşı söyleyip kendilerine örnek olarak alıyor. Kitabın içinde neredeyse her sayfada olan küfürleri incelemeye yazsaydım bu inceleme şikayet alıp kaldırılırdı, gerisini siz düşünün. Yani mesela Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli kitabını her ne kadar Türk Edebiyatı'nın en iyi eserlerinden biri olarak görsem de içeriğindeki cinsellik ögeleri ve klinik vakalar nedeniyle yine çocukların yaşına uygun bulmam, bulamam. Ayrıca erkeğin kadın üzerindeki tahakkümünün alt metinde sürekli işlenmesi demiştik değil mi... Hah işte. Bu konu çok daha sıkıntılı bir konu. Gerek Sümeyye Koç'un Hercai kitabında gerek Büşra Küçük'ün Kötü Çocuk kitabında gerekse de Beyza Alkoç'un Karantina kitabında alt metinlerde işlenen şey, erkeğin kadına psikolojik ve fiziksel tahakkümünün göze ısrarla sokulması. Siz bu kitapları önceden hiç duymamış olabilirsiniz fakat gençlerimizin büyük çoğunluğu bunları okuyor. Hatta Karantina kitabının içinde pek çok benzeri bulunan bir cümleyle örnek vereyim bu durumu: "Bu iş bitene kadar senin sahibin benim. Ne dersem o!" (s. 36) Wattpad'den ünlenip Çağdaş Türk Edebiyatı adıyla satılan pek çok kitabın içinde işlenen bir konudur bu: "Kadın köle ve erkek de efendi-sahip." Alttan alta gençlere aşılanan mesaj bu işte. Sürekli kadına hakimiyet kurulup o sanki bir köle gibiymiş gibi ve erkek de ona gücünü her şekilde kanıtlamalıymış şeklinde bir ima var. Beyza Alkoç'a sormak isterdim: "Sen de bir kadınsın Beyza ve 18 yaşın altındaki çocuklara okuttuğun bu kitabın içerisinde neredeyse her sayfada ağza alınmayacak küfürler ve kadının bir ezikmiş gibi gösterilmesi var. Genç nesli nasıl zehirlediğinin farkında mısın?" diye. Kitabın içinden bahsetmek istediğim bir diğer konu, kitabın 137. sayfalarında yapılan ve birbirini en çok seven çiftin belirlendiği Romeo ve Juliet yarışması. Yani Shakespeare, Karantina kitabının bu kısmını okusaydı muhtemelen Romeo ve Juliet'i hiç yazmazdı ve şu anda mezarında kemiklerinin sızlamasını istemeyip bir krematoryumda cesedinin yakılmasını isterdi herhalde. Çünkü Beyza Alkoç, Romeo ve Juliet'i o kadar yanlış anlamış ki, onların masum, bilinçsiz, toy aşkı yerine burada erkeğin kadına tahakküm kurduğu, her sayfada görmekten şaşırdığım küfürlerden geçilemeyen ve hiç de masum olmayan bir aşk var. Beyza Alkoç bir röportajında şöyle demiş : "Aslına bakarsanız Karantina basit bir fikirle ortaya çıkmış fakat benim içimde çok büyük bir yere sahip olmuş bir seri. İstediğim şey az önce bahsettiğim gibi okurlara çözebilecekleri bir bulmaca vermekti." Ben sana bulmacayı veriyorum kardeşim, katil Onur'un babası. Hepsi bu. Oh beee... Bak, kitabı okumana gerek kalmadı. Kocaman bir spoiler yedin ve zaten bütün kitap bu bulmaca üzerine kuruluydu. Hadi artık okuma böyle kitapları ve sana önereceğim, senin de yaşına uygun olan şu kitapları okumayı dene: 1- Dostoyevski, İnsancıklar 2- Yaşar Kemal, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca 3- Stefan Zweig, Gömülü Şamdan 4- Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde 5- Miguel de Unamuno, Sis Beyza Alkoç, Z kuşağının ilgi ve beğeni müptelası Instagram hesapları için artık o kadar büyük bir tapınma kaynağı olmuş ki, muhtemelen Osho ve Kubrick'in Eyes Wide Shut filmindeki gibi Beyza Alkoç'un da kendisine özel mistik bir tarikati olsa gerek. Aksi takdirde kitapları kendi kimliği ve olgunlaşıp gelişmek için değil sosyal medyada ilgi görüp statü kazanmak için okuyan, Beyza Alkoç'un çobanlığında sürüleşip bu kitabı Twitter Türkiye trendlerine bile sokacak kadar müridi bir araya toplamak gerçekten bir hayli zor görünüyor. Çünkü kabul etmek gerekir ki, bu kitap, bir kitap değil. Bu kitabın bir kitap olmadığı tartışılamaz, tartışılması teklif dahi edilemez. Beyza Alkoç gibi kendini yazar sananların ve Sümeyye Koç gibi "Maddi anlamda epey rahatladım. Hayallerimi gerçekleştirebilecek paraya sahibim." deyip de kitaplarını yazanların kitaplarına para veriyorsanız Oğuz Atay'ın "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" demesi ve yaşarken değer görememesi, Robert Musil ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarların da borçlar ve açlık içinde ölmüş olmasını unutma. Bu, aklının bir köşesinde her zaman kalsın. Kitaba 1 puan yerine 2 puan vermemin sebebi, yazarın kendisinin bu kitap için yazdığı önsözden dolayı. Kendisi 10 yıldır yazıyormuş ve samimi olduğunu düşünmek istediğim bir önsöz kaleme almış. Umarım yazarın kendisi bu incelemeye bir şekilde rastgelir ve eğer okursa düşünür "Acaba?" diye. Bizim zamanımızda herkesin kitabını okuyup sonrasında izlediği Twilight filminde Edward, Jacob, Bella üçlüsü olması gibi bu kitapta da Onur, Burak, Zeynep üçlüsünün genç okurların parasını, hayatlarını ve kitap zevklerini bir vampir gibi emmesi bir tek beni rahatsız ediyor olmamalı arkadaşlar... İncelemenin başlarında dediğim gibi belli bir yere kadar yazılan her yorum için 14-18 yaş aralığındaki çocukların ve gençlerin okuyabileceği 2 adet nitelikli kitap önerdim. Çabuk, Beyza Alkoç'un müritleri gelmeden...
Karantina: Mahşerin Dört Atlısının Hikayesi
7.1/10 · 14,8bin okunma
·
223 yorumun tümünü gör
Reklam
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42