Kitabın ilk yüz sayfası Refik Halit'in sürgün yılları sırasında yakından şahit olduğu olayları hikâyeye döktüğü ve özellikle Osmanlı'nın bugün bizim tabirimizle "Orta Doğu" dan çekiliş sürecini konu alan kısa (yazarın yirmi sene öncesinde yazdığı Memleket Hikayeleri'ne nazaran) hikayelerden oluşmakta. Gözyaşı ve Eskici adlı hikâyeleri okuyucusuna epey bir tesir edecektir.
Hikayelerden sonra "Yeraltında Dünya Var" romanı ayrı bir kitap gibi aslında. İsmi Gurbet Hikayeleri'nin gölgesinde kaldığından yazarın eserlerini incelerken de karşınıza ayrıca çıkmamakta.
# Konu itibariyle; yalnız, münzevi bir hayat yaşayan ve Beyrut şehrine yakın mesadeki tenha sayılır bir çiftliğin sahibi olan genç adamın hayatına tesaüfen giren bir kadınla birlikte başına gelen, okuyucuya inanılmaz dedirtecek derecede aşk, macera ve merak içeren bir eser olmuş. Kendisinden yaklaşık kırk beş sene sonra yazılan Amin Maalouf'un "Doğu'nun Limanları" kitabına çok benzettim. Hatta Amin Maalouf'un kendi eserini yazmadan önce bundan esinlendiğine eminim bile diyebilirim. Özellikle tımarhane mevzusu için. Okuyucuyu şaşırtsa da Davut Ağa'nın "Yeraltından hayır gelmedi ama yeryüzünün keyfini süreceğe benziyorsun" sözüyle gayet güzel bitmiş ve kendini okuyucusuna unutturmayacak bir eser olmuş kanaatimce.