• 169 syf.
    ·4 günde·8/10
    'Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku' kitabı ile tanıştığım İlhami Algör'den okuduğum 2. kitap. Tabii ki ilkinin tesirinde kalarak hiç düşünmeden aldım. İlhami Algör'ün müthiş bir kalemi var. O kadar güzel kelime oyunları düşündürücü birçok söylem mevcut ki kitapta, hayran olmamak elde değil.
    Kitapta kendi yaşadığı olayları ve kendini sorgulayan bir genç var. Ve bitmiş bir ilişkisi, kopuk bir aile yaşantısı var. Kendi tabiri ile 'ismi lazım değil' bu genç sürekli iç sesi ile bir konuşma halinde ve hayaline geçmişte yaşayan insanları çağırıyor, o an yaşayan insanları çağırıyor. Onlarla konuşuyor, onları birbiriyle konuşturuyor. Müthiş diyaloglar ortaya çıkarıyor. Kitapta altı çizilecek o kadar çok cümle var ki yetişemedim bile.
    Okurken çok keyif aldım ve yazarın kalemine bir kere daha aşık oldum. Ama araya sıkıştırdığı birkaç cümle, bilmiyorum sanki 'bu kadar güzelliğin arasına şunları sıkıştırayım da okunsun, zihinde yer etsin' düşüncesi ile yazılmış gibi geldi. O da beni müthiş soğuttu çok tuhaf bir durum. Yani hem severek okudum, hem okumak istemedim ve acayip bir ikilemde kaldım. Bu durum birçok kişiyi rahatsız etmiyordur eminim fakat bendeki bu saplantı değişik bir durum. Hani açık açık bir konuyu işlemek vardır, hangi fikir ve düşüncede olursa olsun alır, tamamını okur ve fikir üretirim. Onunla ilgili araştırma yaparım ama böyle ufak ufak çaktırmadan kitabın içine yerleştirilmiş bir şeyler bunlar rahatsız ediyor. Bu durumu saymazsak çok tat alarak, zevk alarak okudum.
  • Çoğu toplumda kadınlar erkeğin malıydı,genellikle de babalarının,kocalarının ve erkek kardeşlerinin.Çoğu yasal sistemde,tecavüz mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilirdi.Başka bir deyişle, kurban tecavüze uğrayan kadın değil,ona sahip olan erkekti. Durum bu olunca yasal çözüm de mülkiyetin el değiştirmesi oluyordu. Tecavüzcü,kadının babasına veya erkek kardeşine parasını ödeyerek kadının mülkiyetini üzerine alıyordu.
  • 150 syf.
    ·Puan vermedi
    Ali Ural okumak bir ihtiyaçtır demiştim. Okurken insanı saran ve silkeleyip kendine getiren bir özelliği var kaleminin. Bizim aklımıza bile gelmeyen ya da bağdaştıramadığımız kavramları öyle güzel harmanlayıp duygusunu dozunda veriyor ki hayran olmamak elde değil. Kitabı bitirdikten sonra şimdi bunun üstüne hangi kitap okunur ki diye düşündüm doğrusu. Bazı kitaplar gerçekten çok özel bir yere sahip benim için. #bisikletdersleri de o kitaplardan oldu. (Bizi ne çok şey yaralıyor, eksik parçalar,seni seviyorum, kaptana mektup, gayb ve amin) en çok etkilendiğim bölümler.
    Çok fazla altını çizdiğim cümleler var şimdilik bir kaçını bırakıyorum buraya...
    Bir çocuğun evinin pencerelerinden neleri görebileceğini hiç kimse bilmez. Bir yetişkinle, bir çocuğun seyrettiği yağmur aynı yağmur değildir çünkü. Çocuk yağmuru seyrederken şemsiyeyi düşünmez. Annesinin bir gün önce sildiği camlarda yarış yapan damlaların heyecanına bırakır kendini..
    Kalbim mi dedim? Uyumayan ve uyutmayan bir kalbim vardı sahi. Yalnız yaşamak için değil, sevmek için de ihtiyaç duyduğum kalbim.
    Çölün yakıcı sıcağında bir ağaç gölgesinde Hudeybiye Anlaşması'nı imzalıyordu Hz. Peygamber. Yüzüne gelen bir ağaç dalının O'nu rahatsız ettiğini düşünen arkadaşlarından biri, dalı koparmaya yeltenince izin vermedi. Yaralanan bir ağacın altında yapmak istemedi belki anlaşmasını. Yalnız insanlara değil, evrene şefkat olarak gönderilmişti O. Yaralamak değil, yaralara şifa olmak için. Hayat saygıyı öğretmişti orada, "Hayır!" diyerek..
    Yaralarını kamufle edenler bilmezler ki yaralarıdır en kıymetli şeyleri. Çünkü yaralar madalyalarıdır hayatın. Herkes zafer kazananları alkışlar ve madalya takarken, mağluplar hayatın elinden gizlice alırlar madalyalarını..

    Ey sanal dünyadaki varlığını gerçek dünyadaki varlığından daha çok önemseyen dostlar! Ne söyleyecekseniz hepsini söyleyin, birazdan kalbiniz atmayacak.
    Sevdiğimden haberdar etmem gereken ne çok şey var;kitaplarım mesela,her biriyle tek tek helalleşeceğim sevgimi söylemekte geciktigim için. Altını çizdiğim satırların arasından kuş sürüleri geçecek o anda,cıvıl cıvıl. .
    Yoksuldur sevgisini söylemeyen...
  • 432 syf.
    ·7/10
    Marcelline, Sophia ve Leonie anlatan serinin ilk kitabı. Terzi dükkanı açmış bu üç kardeşin entrikaları ile donatılmıştı çoğu sayfalar.
    Gerçi okurken Marcelline'nin dik duruşuna, azmine, kararlılığına hayran olmamak elde değil. Başladıkları ile geldikleri noktaları okuduğunuz zaman ' vay be helal olsun ' demeden duramıyorsunuz.
    Rahatsız olduğum bir konu vardı mesela. Okurken sürekli Marcelline'ne Madam denmesi. Tamam kızın başından bir evlilik geçmiş ve ondan bir çocuğu olmuş olabilir ama kız baksan en fazla 25 yaşında. Tamam o dönemin toplumsal kuralları bla bla ama ben nedense ona Madam veya Bayan Norriot dendiğinde sanki kadın en az 40 yaşında falan gibi hissettim. Yani Madam Madam diyerek bu kadar gözümüze sokmalarına gerek yoktu.
    6 yaşındaki kızı Lucie ise tam bir cin, tilki.. İstediğiniz sıfatı koyun ama çok sevimli yine de :)
    Clevedon Dükü ise aslında bir bakıma 5 yaşından beri tanıdığı Leydi Clara ile nişanlı gibi. Ama son 3 senesini Londra'dan kaçarak hovardalık yapmaya Avrupa turuna gidiyor. Bu yüksek sosyeteyi anlamak güç. Herifin Avrupa'ya gitme nedeni belli ama kadın oturmuş elleri kucağında onu bekliyor. Niye beklersin ki o dışarıda gününü gün ederken. Bir de herif tutturmuş bir Clara'yı seviyorum nidalarını. O zaman Marcelline'e niye takarsın bu kadar? Heralde son sayfalara kadar erkek karakteri öyle seve seve okumadım.
    Yazarın okuduğum ilk kitabı, biraz değişik bir havası var. Kadın karakterinin gücünü sevdim. O nedenle diğer kitaplarını da eminim en kısa zamanda tüketirim :)
    Tavsiye ederim ;)
  • 824 syf.
    Bu güzel eseri geçen ay okumuştum ama inceleme yazısını eklemek bugüne nasip oldu. İki gün boyunca büyük bir keyif alarak okudum. Ve yazarın diğer eserlerini de bir de tam metin olarak okumaya devam edeceğim inşallah. Kitaba gelecek olursak;

    1866 yılında dünyanın dikkati, denizde görülen ve özellikle ticaret yollarında seyahat eden gemileri tehdit eden bir canavara yoğunlaşmıştır. Birçok gemi tarafından sıklıkla görülse de ne tür bir canavar olduğu bir türlü anlaşılamamaktadır. Bu esnada Paris Doğabilimleri Müzesi'nde vekil Profesör olarak çalışan Aronnax ise bilimsel araştırmaları için Amerika'dadır . Aronnax'ın tüm dünyada kabul görmüş ve büyük ilgi çeken iki ciltlik "Denizaltı Derinliklerinin Sırları" isimli bir eseri bulunmaktadır ve gelişen bu olayları da yakinen takip etmekte, bu canavarın ne olabileceği yönünde çeşitli bilimsel açıklamalar yapmaktadır. Bu esnada Amerikan hükümeti Abraham Lincoln isimli firkateyni bu canavarın tespit edilip yok edilmesi amacıyla Komutan Farragut'un emrine vermiştir ve tüm hazırlıklar tamamlanmıştır. Komutan firkateynin yola çıkacağı gün profesöre bir davet mektubu gönderir ve Aronnax büyük bir heyecanla bu daveti kabul ederek sadık uşağı Conceil ile bu yolculuğa katılır. Firkateynde zıpkıncıların kralı olarak nam salan Ned Land'de bulunmaktadır.

    Uzun süren aramalar sonucu canavara bir türlü ulaşılamaz. O kadar ki tayfalar isyan etme noktasına gelir. Tam ümitlerin bittiği noktada canavarla karşılaşılır ve onun saldırısı sonucu gemi büyük bir hasar alır. Çarpışma esnasında Aronnax, Counseil ve Ned denize düşer ve ağır yara almış olan gemiden bir hayli uzaklaşırlar. Sonrasında canavar sandıkları şeyin aslında döneminde eşi benzeri olmayan bir denizaltı olduğu anlaşılır. Kaptan Nemo onları Nautilus adlı denizaltısına alır ve onların canını bağışlar. Artık onlar da tüm ekiple beraber bu sırra ortak olmuşlardır ve denizaltının mecburi misafiri olarak yaşamlarına devam edecekleri Kaptan Nemo tarafından kendilerine bildirilmiştir. Ned bu durumdan son derece rahatsız olup ilk fırsatta kaçış planları hazırlamak istese de bu o kadar kolay bir iş değildir. Profesör içinse bu yolculuk tam bir keşif gezisi niteliğindedir ve değişik kıtalar arası gözlemlerini sürekli kayıt altına almaktadır.

    Sonrasında ise bizi okyanuslar arası uzunn bir yolculuk bekliyor. Kaptan Nemo ve Profesör Aronnax geçtikleri her güzergahta o bölgelere ait tarihi ve bilimsel pek çok sırları bize düşsel bir yolculuk tadında sunarak eşsiz bir ziyafet sunmaktadır.Fakat bu uzun yolculuk ne zamana kadar bu şekilde sürecektir. Profesör ve arkadaşları denizaltıdan kaçma fırsatı bulabilecek midir? Bu macera nasıl bir sonla bitecektir. Ayrıntılar kitapta :)

    Bazı canlılar için yapılan uzun bilimsel sınıflandırmalar bazen can sıkıcı olabilir ama okumaya kesinlikle engel oluşturmuyor. Kitabı okurken bir harita açıp, onun üzerinden rotayı takip etmek ayrı bir keyif oluyor. Size de tavsiye ederim. Ayrıca Nautilus'un üç boyutlu sunum videoları da mevcut. Onları gördükten sonra okumak daha da ilgi çekici bir hal alıyor.

    Yazarın yüzyıllar öncesinden sahip olduğu bu dehaya ve hayal gücüne hayran olmamak elde değil. Özellikle yazarın hiçbir eseri ile tanışmış olmayan okuyuculara ısrarla tavsiye ederim.

    Herkese keyifli okumalar :)
  • 224 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    #SputnikSevgilim .

    İlk Haruki Murakami kitabım .

    Kitap ismi hayli ilginç.Kitabı elime alınca " Sputnik" ne demek diye düşünmüştüm .Sonra araştırınca ; Sputnik , Sovyetler Birliği'nin 1957 yılında uzaya fırlattığı dünyanın ilk yapay uydusunun adıymış . Rusça kelime anlamı yoldaş , yol arkadaşı demekmiş.( kitabın ismine istinaden aklıma Japon ile Rus kızının aşkını okurum sanmıştım ) yanılmışım :)))

    Yazarın kalemini çok sevdim zaten merak ettiğim bir yazardı .Kitabın içindeki benzetmeler kitabın edebi değerini yükseltiyor .Basit bir konuyu bile öyle güzel sunmuş ki hayran olmamak elde değil .Şahsi adıma kitap bittiğinde ilk düşüncem diğer kitaplarını da alıp okumak .Hatta ilk hedef Sahilde Kafka'yı almak .

    Biraz içeriğinden bahsedelim ...

    Kitap ilk 100 sayfa çok basit konularla ilerliyor bir ara sıkılmaya bile başlamıştım .Bay K. bir ilkokul öğretmeni kitapta ismi hiç geçmiyor .Sumire adında yazmaya aşık yazar olma hayali kuran bir kıza plotonik aşık.Fakat kız da Myu adında başka kadına plotonik aşık Myu ile Sumure iş için yurt dışı seyahatine gider o ara tanıştığı bir adam sayesinde Yunanistan da bir adada tatil yaparlar .Sumire esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolur .
    Myu ise çareyi bay K .i aramakta bulur .İkili arasında bir arkadaşlık başlar ....K .Myu ile arkadaşlığı sırasında Myu'un farklı bir yönünü keşfediyor .Myu yıllar önce lunaparkta dönme dolapta unutuluyor /mahsur kalıyor . Yaşadığı "gerçek- hayal arası " esrarengiz bir olay bir gecede tüm saçlarını genç yaşında beyazlatıyor .Bay K .den etkileniyor fakat K.için hayatında tek önemli kadın Sumire.Onu bulma çabaları boşa çıkıyor .Hikayenin bundan sonrasını anlatmam ,kitaptaki tüm gizemi çözmüş olacağı için , okumamış okurların okuma şevkini kırabilme ihtimalini düşünüp susuyorum .

    Ve kitapta okurken beni rahatsız eden tek nokta ise benim hassas noktam .Türkler hakkında hoş olmayan söylemlere rastladım .Bu benim için büyük eksi oldu . Onun dışında kelemi iyiydi .Bir başka kitabında umarım böyle bir saçmalığa rastlamam .Ah ki ahhh deyip susuyorum.