Geri Bildirim
  • Bu yıl bir değişiklik yapalım. Kur'an- ı Kerim'i mealiyle birlikte okuyalım. Notlar alalım. Hayatımıza uygulayalım. Kendimizi yüce kitabımızla test edelim.
    Kurana göre müslümanlığımız ne durumda kontrol edelim.
    Anlayamadıklarımızı tefsir kitaplarından bakalım. Ehline soralım ve öğrenelim.
    Hayatımızın noktalanacağı gun gelmeden bunları yapalım.
  • Anında Milyoner... Gerçekten ismi çok dikkatimi çekti.. 'Acaba nasıl milyoner olur? Bu mümkün mü? Kim bir an da milyoner olmuş ki?' Gibi gibi bir sürü soru belirdi kafamda. Hadi bir okuyayım diye başladım. Ne yalan söyleyeyim somut olarak milyoner olmakla ilgili bir konu bekliyordum.

    İçerisinde bir milyoner ile ondan bunun sırrını öğrenmeye gelen genç bir adamın hikayesini anlatıyor yazar. Milyonerlik.... O büyülü, kulağa hoş gelen kelime; ilk duyan herkesi cezbeden, keşke ben olsam dedirten, insana milyonlarca hayal kurdurtan kelime...

    Kitap içeriği her ne kadar para ile gösterilse de asıl verilmek istenen düşünce disiplinli olmak, plan yapmak ve her işe başlamadan bir hedef belirlemek o hedefe ulaşıncaya kadar çalışmak hep çalışmak... Bıkmadan usanmadan. Yine kararlı olmak, risk almak, neye sahip olmak istediğini bilmek, hayal gücünün peşinden gitmek ve tüm bunları kontrol sahibi olarak yapmak. Bu kitapta yer alan her düşünce her insanın sahip olması gereken aynı zaman da milyoner olmasının şartları. Bunları hayatımıza uygulayacak olursak zaten hayatımızı idame ettirmemiz gereken paraya kavuşabiliriz. Ya da hayalini kurduğumuz hayata...

    Okuyalım, hayal kuralım, hedef belirleyip, uygulayalım sonuna kadar. Mutluluk zaten bunlarda. İyi okumalar, güzel hayal kurmalar:)
  • *Beş yaşında idim. **
    Babaannem rahmetli,pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere
    düştü.Babaannem eğildi,aramaya
    başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya
    çalışıyor. Çocukluk işte,"aman babaanne dedim. Bir
    pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya
    değer mi?" Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı,
    öfkeyle doğruldu. "Sen oturduğun yerden ahkâm
    kesiyorsun, " dedi. "Hiç pirinç üretilirken gördün
    mü?
    İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç
    tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği,
    çilesi var biliyor musun?"
    Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

    *Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
    Alain'in proposlarını okuyorum. Birden irkildim.
    Babaannemi hatırladım. Alain, bir insan yerde bir
    iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı
    ihanet etmiş olur diyordu. İlave ediyordu. Bir
    iğnenin
    üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el
    emeği vardır diyordu.

    *On dokuz yıl evveldi.**
    Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi.
    Sabahleyin, traş olmak için lavaboya
    gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
    Lütfen diyordu, traştan sonra jiletinizi çöpe
    atmayın.
    Yanda bir kutu var,oraya bırakın. Bir tek jiletle
    dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı
    olun. Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan
    beri çelik eşya
    denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya
    üzerinde"
    İsveç çeliğinden yapılmıştır" diye yazardı. İste o
    ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe
    gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor,gelen
    turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. *

    *İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda,
    radyolar,
    televizyonlar, bir haberi duyurur.
    Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz
    lütfen
    hazırlığınızı yapın.**
    Okumadığınız,ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne
    kadar kitap,dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutu
    varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
    kapının önüne koyun.
    İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç
    ziyanına engel olun. *

    *Japonlar son derece sade, basit,yalın mütevazı
    yasayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile
    dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş ,
    hayatın manasını anlayamamış , zavallı kimselerdir.
    Böyleleri ile, zavallı, evini mezat salonuna
    çevirmiş
    diye eğlenirler.
    Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne
    kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi bir
    dar boğazdan geçiyor. İç borçlar,dış borçlar
    gırtlağı
    aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi
    toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve
    tehlikeleri ile anlatır ve su andan itibaren der,
    Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış
    borçları
    son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir
    şey
    yemeyeceğim. Su üstümdeki elbiseden başka elbise
    giymeyeceğim. Dediklerini yapar, en üstten en alta
    bir
    israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün
    borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün
    kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını
    söylemeye
    gerek yok. Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını
    gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı,
    ne
    kadar gösterişten uzak...

    *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, Suyu
    kapamadan boş yere akıtmakta, Gece çamurlu
    ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek
    yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de
    zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

    *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle
    örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
    İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

    Bir mıh bir nalı kurtarır. Bir nal bir atı


    bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu,
    bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

    Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin
    olalım,
    ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak
    zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan
    büyük
    bir edep ve incelik vardır.