• HAYIRLI CUMALAR...

    Ey Rabbim! Ben, gizlide senden hayâ etmeyen utanıp çekinmeyen, açıkta seni gözetmeyen zavallıyım. Ben, büyük musibetler sahibiyim. Ben, Mevlasına karşı çıkan cüretkârım. Ben, gökyüzünün güçlü Rabbine isyan eden biriyim. Ben, büyük günah yolunda malını harcayanım. Ben, büyük günahlara doğru koşanım. Bana mühlet verdin, kendime gelmedim. Günahlarımı örttün, çekinmedim. Günah işlemekte haddi aştım. Beni gözünden düşürdün, yine kendime gelmedim. Ama sen hilminle bana mühlet verdin; kereminle kusurlarımı örttün; bana karşı kusurlarımı hiç görmemiş gibi davrandın; benden hayâ ediyormuşsun gibi günahlarımın azabını benden uzaklaştırdın.

    Allah’ım! Günah işlediğim zaman, senin Rablığını inkâr ederek, emrini hafife alarak, azabına göğüs gererek, tehdidini umursamayarak günah işlemedim. Bir hataydı oldu; nefsim onu bana güzel gösterdi; heva ve hevesim bana galip geldi; bedbahtlığım buna yardımcı oldu. Diğer taraftan kusurlarımı örtmene, aldandım. Böylece, sana isyan ettim, emrine muhalefete kalkıştım. Şimdi senin azabından kim kurtaracak beni?! Yarın davacılarımdan kim koruyacak beni?! Eğer tutunacağım ipi çekip koparırsan, kimin ipine tutunurum ben?! Amel defterimin açılacağı gün vay benim halime! Eğer kerem ve sonsuz rahmetine ümit etmeseydim ve rahmetinden ümit kesmemi yasaklamamış olsaydın, yaptıklarımı hatırladığımda tamamen ümitsizliğe kapılırdım, ey çağırılanların en hayırlısı ve ey ümit edilenlerin en üstünü!

    Allah’ım! İslam’a olan bağlılığımla sana yöneliyorum. Kur’an’ın hürmetine sana güveniyorum. Ümmî, Kureyşî, Haşimî, Arabî, Tihamî, Mekkî ve Medenî olan Peygamber’in aşkına, sana yaklaşmayı ümit ediyorum. O halde, imanla olan tanışıklığımı yabancılığa çevirme. Mükâfatımı, senden başkasına ibadet eden kimsenin mükâfatı gibi kılma. Çünkü insanlardan bir grup, kanlarının dökülmesini önlemek için dilleriyle iman ettiler ve arzuladıklarına kavuştular. Biz ise, bizi bağışlayasın diye sana dilimiz ve kalbimizle iman ettik. Öyleyse bizi de arzuladığımıza kavuştur; sana olan ümidimizi kalbimizde sabitleştir; bizi hidayete kavuşturduktan sonra kalbimizi saptırma ve kendi katından bize bir rahmet ihsan et; şüphesiz sen, bol ihsan sahibisin.

    Andolsun izzetine, kalbime ilham olan bilgiye dayanarak senin kerem ve geniş rahmet sahibi olduğunu bildiğim için, beni kovsan dahi, kapından ayrılmam ve sana yalvarmaktan vazgeçmem. Kul, mevlasından başka kime gidebilir?! Yaratılan, kendisini yaratandan başka kime sığınabilir?! Allah’ım! Beni (kıyamet günü) ağır zincirlere vurup insanların arasında ihsanını benden kessen, insanların gözlerini kusurlarımı görmeye açsan, ateşe sürüklenmemi emretsen ve benimle iyi kulların arasında ayrılık düşürsen, yine de senden ümit kesmem; affına olan ümidimden vazgeçmem; senin sevgin hiçbir zaman kalbimden çıkmaz. Ben, hiçbir zaman verdiğin nimet ve ihsanlarını ve dünyada kusurlarımı örtmeni unutmam.

    Ey Mevlam! Dünya sevgisini kalbimden çıkar. Beni, peygamberlerinin sonuncusu Muhammed Mustafa -Allah’ın salatı ona ve âline olsun- ve yarattıklarının içinden seçtiğin Ehl-i Beyt’iyle bir araya getir. Beni, tövbe ehli ve gerçekten sana yönelenlerin makamına ulaştır. Beni kendi halime ağlamaya muvaffak eyle. Gerçekten ömrümü boş şeyler ve boş arzularla geçirdim. Nefsimin hayrından ümit kesenlerin durumuna düştüm. Bu halimle kabre intikal edecek olursam, hali benden daha kötü olan kim olabilir?! Orayı, rahatlayabileceğim bir yer olarak hazırlamış değilim; salih amelle orada yatmak için bir sergi sermiş değilim. Nasıl ağlamayayım?! Oysa gidişimin nereye varacağını bilmiyorum; nefsimin beni aldattığını, günlerimin beni yanılttığını ve ölümün (kartal gibi) başım üzerinde kanat açtığını görüyorum. O halde, neden ağlamayayım?! Ruhumun bedenden ayrılacağı ana ağlıyorum! Kabrimin karanlığına ağlıyorum! Lâhdimin (mezarımın) darlığına ağlıyorum! Münker ve Nekir’in beni sorguya çekecekleri ana ağlıyorum! Kabirden çıplak, zelil ve yaptıklarımın ağır yükünü sırtımda taşıdığım bir vaziyette çıkacağım ana ağlıyorum! O gün (şaşkınlık içerisinde) bazen sağıma ve bazen de soluma bakacağım. O gün herkes kendi işiyle meşgul olacaktır. O gün herkesin kendine yeter bir işi vardır. Nice yüzler o gün parıl parıl parlar, güler, sevinir. Ve nice yüzler o gün toz toprakla bulanır, üstlerine bir karanlık çöker ve zillet kaplar.

    Ey Mevlam! Güvenim, itimadım, ümidim ve tevekkülüm sanadır; bağlılığım senin rahmetinedir. Sen dilediğini rahmetine ulaştırırsın ve sevdiğini kerametinle doğru yola iletirsin. Kalbimi şirkten temizlediğin için sana hamd olsun; dilimi seni anmaya açtığın için sana hamd olsun. Bu kusurlu dilimle sana şükredebilir miyim?! Her ne kadar iyi ameller yapmaya çalışsam da senin rızanı kazanabilir miyim?! Ey Rabbim! Şükrünün karşısında dilimin kıymeti ne ki?! İhsan ve nimetlerinin karşısında amelimin değeri ne ki?!

    Allah’ım! Bahşiş ve keremin beni ümitlendirmiştir; lütuf ve keremin amelimin kabul olmasına sebep olmuştur. Ey Mevlam! Yönelişim sanadır; korkum sendendir ve ümidim sanadır. Ümidim, beni sana getirmiştir. Ey Yegane Mevlam! Himmetimi sana bağladım; senin katındakine yönelmişim; en samimi ümidim sanadır; en gerçek korkum sendendir; sevgim seninle tanışıktır; elim sana doğru uzanmıştır ve korkum sana itaat etme ipine bağlanmıştır.

    Ey Mevlam! Seni anmakla kalbim dirilmiştir. Seni çağırmakla korkunun acısını kendimden uzaklaştırmışım. Ey Mevlam, ey umudum ve ey en son isteğim! Benimle, daima senin itaatinde olmama engel olan günahlarımın arasına ayrılık düşür. Sana olan her zamanki ümidim ve üzerine farz kıldığın şefkat ve rahmetine olan büyük ihtirasımdan dolayı hacetimi senden istiyorum. Hüküm senindir; ortağın yoktur. Yaratıklarının hepsi senin rızkınla rızıklanmakta ve senin yed-i kudretindedirler. Her şey senin karşında boyun eğmektedir. Pek yücesin, ey âlemlerin Rabbi!

    Allah’ım! Hüccetim kesilip delilsiz kalacağım, dilimin sana cevap vermekten âciz kalacağı ve sorgulaman karşısında aklımın karışacağı gün (kıyamet günü) bana acı. Ey büyük ümidim! En çok muhtaç olduğum zaman (kıyamet gününde) kereminden beni mahrum eyleme. Cehaletimden dolayı beni katından kovma. Sabrımın azlığından dolayı lütfünü benden kesme. Fakir olduğum için bana ihsan eyle. Güçsüz olduğum için bana merhamet et. Ey Mevlam! İtimadım, güvenim, ümidim ve tevekkülüm sanadır. Bağlılığım senin rahmetinedir. Muhtaçlık yükümü senin ihsan kapına indiriyorum. Senin kerem ve bağışını göz önünde bulundurarak hacetimi sana bildiriyorum. Ey Rabbim! Keremini ümit ederek sana yakarıyorum. İhtiyacımın giderilmesini senin katında umuyorum. Fakirliğimi senin zenginliğinle gidermek istiyorum. Senin affınla ayakta duruyorum. Senin kerem ve bahşişine göz dikiyorum. Bana ihsanda bulunmanı umuyorum. O halde, beni ateşte yakma; sensin benim ümidim. Beni cehenneme yerleştirme; sensin benim gözümün ışığı.

    Ey Mevlam! İhsanına olan iyi kanââtimi boşa çıkarma; gerçekten güvenebileceğim tek sığınak sensin. Benim fakir olduğumu (senin lütfüne muhtaç olduğumu) çok iyi bildiğin halde katındaki sevaptan beni mahrum eyleme. Allah’ım! Ecelim yaklaşmış da amelim beni sana yakınlaştırmamışsa, günahımı itiraf edişimi özür dilememe vesile kılıyorum. Allah’ım! Eğer affedecek olursan, affetmeye senden layık kim var?! Ve eğer azaplandırırsan, hükümde senden daha adil kim var? Bu dünyada garipliğime, ölüm anında kederime, kabirde yalnızlığıma ve lâhitte tenhalığıma merhamet et. Hesap vermek için huzuruna vardığımda zelilliğime acı. İnsanların bilmediği günahlarımı bağışla. Her zaman kusurlarımı ört. Ölüm döşeğine düştüğümde, dostlar başıma toplanıp beni sağa sola hareket ettirdiklerinde bana merhamet et. Gusül için yatırılıp salih komşularım tarafından sağa sola çevrildiğimde bana lütufta bulun. Cenazem akrabalarım tarafından taşındığında bana merhamet et. Bu dünyadan ayrıldığımda ve senin huzuruna varmak için tek başıma kabre koyulduğumda bana ihsanda bulun. Yeni evimde (kabirde) garipliğime (yalnızlığıma) acı ki senden başkasına menus olmayayım.

    Ey Mevlam! Beni kendi başıma bırakacak olursan, helak olurum. Ey Mevlam! Hatalarımı bağışlamadığın takdirde kime sığınabilirim?! Ölüm döşeğinde senin lütfünle ulaşamadığım takdirde kime yakarabilirim?! Kederimi gidermediğin takdirde kime iltica edebilirim?!Ey Mevlam! Senden başka kimsem yok benim. Eğer sen bana merhamet etmezsen, kim bana merhamet eder?! Yoksulluk günümde, senin fazl ve ihsanın beni kapsamına almazsa, kimin fazl ve ihsanını ümit edebilirim?! Ecelim yetiştiğinde günahlarımın affı için hangi kapıyı çalabilirim?!

    Ey Mevlam! Sana ümit bağladığım halde beni azabına duçar etme. Allah’ım! ümidimi gerçekleştir ve korkumu güvene çevir. Günahlarımın çokluğundan dolayı sadece senin affını ümit ediyorum. Ey Mevlam! Hakketmediğim şeyi senden istiyorum. Çünkü sen takva ve mağfiret ehlisin (senden çekinilmeli ve senin affına sığınılmalıdır); öyleyse beni affet. Lütfünden bana kötü yönlerimi örtecek bir elbise giyindir. Hatalarımı bir daha onlardan dolayı hesaba çekilmemek üzere bağışla. Şüphesiz, senin ihsanın kadimdir; affın büyüktür ve büyüklüğünle kullarının hatalarından geçersin. Allah’ım! Sen bir kerimsin ki, ihsanın istemeyenlere ve hatta Rabliğini inkâra kalkışanlara bile daima ulaşır. Öyleyse Ey Mevlam! Hacetini senden isteyeni, yaratan ve işleri tedbir edenin yalnız sen olduğuna inananı kapından nasıl boş çevirirsin?! Bereket sendendir; sen yücesin ey âlemlerin Rabbi. Ey Mevlam! Âciz kulun senin kapına gelmiştir. Muhtaçlık onu senin huzuruna getirmiştir. Dua etmekle senin ihsan kapını çalıyorum. Lütuf ve keremin hürmetine benden yüz çevirme. Dile getirdiklerimi kabul buyur. Seni çağırdığım gibi beni reddetmeyeceğini umuyorum. Çünkü senin çok şefkat ve rahmet sahibi olduğunu biliyorum. Allah’ım! Sen, hacetini isteyene ihsanda bulunmaktan yorulmayan bir kerimsin ve bu senden bir şeyi eksiltmez. Sen, kendin vasfettiğin gibisin ve bizim vasfımızdan çok yücesin.

    Allah’ım! Senden güzel sabır, yakın kurtuluş, doğru konuşan dil ve büyük mükâfat istiyorum. Ey Rabbim! Bildiğim ve bilmediğim her hayrı senden istiyorum. Allah’ım! Senden salih kullarının istedikleri şeylerin en hayırlısını istiyorum. Ey kendisine el açılanların en hayırlısı ve ey bahşiş edenlerin en cömerdi! Kendim, ailem, annem, babam, çocuklarım, yakınlarım ve din kardeşlerimle ilgili isteklerimi gerçekleştir. Yaşayışımı güzel kıl. Yiğitlik vasfını bende aşikâr et. Bütün hallerimi ıslah et. Beni ömrü uzun, ameli iyi, nimetini kendisine tamamladığın, kendisinden hoşnut olduğun ve baştan başa mutluluk, keramet ve rahatlık dolu temiz bir hayatla yaşattığın kimselerden kıl; sen dilediğini yaparsın. Senden başkası her istediğini yapamaz. Allah’ım! Beni kendi tarafından özel bir şekilde anılmaya layık kıl. Geceler ve gündüzler sana yakın olmak için yaptığım amelleri riya, gösteriş ve duyulup övülme tutkusundan uzak tut. Beni senin karşında eğilen ve huşu eden kullarından eyle. Allah’ım! Razkımı bol, vatanımı emniyetli kıl. Ailemi, evladımı ve mal varlığımı benim için göz aydınlığı ve sevinç vesilesi kıl. Bana verdiğin nimetleri elimden alma. Cismime sağlık ve bedenime kuvvet, dinime sağlık ver. Beni yaşattığın müddetçe kendi itaatine ve elçin Muhammed’in -Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun- itaatine muvaffak eyle. Beni kendi katından indirdiğin her çeşit hayır ve bereketten fazlasıyla nasibini alan kullarından kıl. Beni (özellikle) Kadir gecesinde indirdiğin hayır ve bereketten en çok nasibini alan kullarından eyle. Her yıl kullarına indirdiğin rahmet ve giydirdiğin afiyet giysisinden bana da nasip eyle. Beni, üzerlerinden belaları kaldırdığın, iyi amellerini kabul buyurduğun ve fenalıklarına göz yumduğun kullarından eyle. Bu yıl ve her yıl bana, Beyt-i Haram’ı (Kâbe’yi) ziyareti nasip eyle. Ve sonsuz fazlından bana bol rızk ver.

    Ey Mevlam! Tüm fenalıkları benden defet. Eziklik duymamam için borcumu ve üzerimde olan kul haklarını eda eyle. Bana zulmetmeye kalkışanların, düşmanlarımın ve beni çekemeyenlerin gözlerini ve kulaklarını benden uzaklaştır. Beni onlara galip et. Gözümü ışıklı ve kalbimi mutlu kıl. Hüzün ve kederimi, rahatlık ve ferahlığa çevir. Yaratıklarından, bana kötülük etmeye kalkışanı ayaklarım altına düşür (zelil eyle).

    Beni, şeytanın, ve kötü amellerimin fenalıklarından koru. Beni tüm günahlardan arındır. Lütfünle beni cehennem ateşinden kurtar. Rahmetinle beni cennete götür. Fazlınla cennet hurileriyle evlenmeyi bana nasip et. Beni salih evliyan Muhammed ve onun temiz, üstün ve seçkin Ehl-i Beyt’iyle birlikte mahşur eyle. Salat ve selamın onlara, onların bedenlerine ve ruhlarına olsun. Allah’ım ve Mevlam! Andolsun izzet ve celaline, eğer beni günahlarımdan dolayı hesaba çekecek olursan, ben de senin affını öne sürerim. Eğer beni cimriliğimden dolayı hesaba çekecek olursan, ben de senin keremine sığınırım. Eğer beni ateşe atarsan, ben yine cehennem ehline seni sevdiğimi söylerim.

    Allah’ım ve Mevlam! Eğer mağfiretin itaat ehli ve evliyana has olursa, günahkârlar kime yakarsınlar?! Sadık kimselerden başka hiç kimseye ikram ve ihsan etmeyecek olursan, kötü insanlar kime sığınsınlar? Allah’ım! Eğer beni cehenneme atacak olursan, buna düşmanın (şeytan) sevinir. Ve eğer beni cennete götürürsen, buna Peygamber’in sevinir. Allah’a andolsun, Peygamber’inin sevinmesinin düşmanının sevinmesinden sana daha sevimli olduğunu biliyorum. Allah’ım! Kalbimi sana sevgi, senden korku, kitabına tasdik, sana iman ve sana kavuşma sevinci ile doldurmanı niyaz ediyorum; ey celal ve ikram sahibi!

    Sana kavuşmayı bana sevimli kıl ve benim de sana varmamı kendine sevimli kıl. Sana vardığımda bana esenlik, kurtuluş ve keramet nasip et. Allah’ım! Beni geçmiş salihlere kavuştur ve kalan salihlerden eyle; salihlerin yolundan gitmeyi bana nasip et. Salihleri kendi nefislerine galip eylediğin gibi beni de kendi nefsime galip et.

    Amelimi en iyi şekilde sonuçlandır. Rahmetinle amelimin mükafatını cennet kıl. Beni, bana verdiğin şeylerden razı olduğun şekilde yararlanmaya muvaffak eyle. Bana dinde sebat ver. Ey Rabbim! Beni kurtardığın fenalığa bir daha döndürme. Ey âlemlerin Rabbi Allah’ım! Senden ancak, sana kavuşmakla sonuçlanan bir iman gücü istiyorum. Beni yaşattığın sürece böyle bir imanla yaşat, böyle bir imanla öldür ve böyle bir imanla mahşur et. Amelimde ihlaslı olmam için kalbimi dininde riyadan, şüpheden ve duyulup övülme tutkusundan uzak tut. Allah’ım! Bana dinini kavrama, hükmünü ve ilmini anlama kabiliyeti, rahmetinden iki kanat ve günahlardan sakınma gücü ver.

    Nurunla yüzümü ak et. Katında olana beni rağbetli kıl. Beni kendi yolunda ve Peygamber’inin dini üzerine öldür. Allah’ın salat ve selamı ona ve onun Ehl-i Beyt’ine olsun. Allah’ım! Tembellikten, yorgunluktan, hüzünden, korkudan, cimrilikten, gafletten, katı kalplilikten, zilletten, düşkünlükten, fakirlikten, her türlü beladan, gizli ve açık kötülüklerden sana sığınırım. Kanaat etmeyen nefisten, doymayan karından, huşu etmeyen kalpten, kabul olunmayan duadan, faydası olmayan amelden sana sığınırım. Ey Rabbim! Nefsim, dinim, dünyam ve bana verdiğin tüm nimetler hususunda, rahmetinden kovulmuş olan Şeytan’ın şerrinden sana sığınıyorum. Muhakkak sen işiten ve bilensin. Allah’ım! Senin gazabından hiç kimse kurtaramaz beni. Senden başka sığınılacak birini bulamıyorum. Bu durumda, beni azabının hiçbir çeşidine duçar eyleme. Beni helakete ve acı azabına doğru sürükleme. Allah’ım! (Amellerimi) Benden kabul eyle. Ad ve şanımı yücelt. Günahlarımı dök. Hatalarımla beni anma. Meclisimin sevabını, konuşma ve duamın mükâfatını kendi rızan ve cennetin kıl.

    Senden istediklerimin hepsini bana ver ey Rabbim! Fazl ve rahmetini bana artır. Benim sana rağbetim çoktur, ey âlemlerin Rabbi! Allah’ım! Sen Kitabında, haksızlık yapanı affetmemizi buyurmuşsun. Gerçekten biz kendimize zulmettik; o halde bizi affet. Şüphesiz sen affetmeye bizden daha layıksın. Sen bize, dilenciyi kapımızdan boş çevirmememizi emrettin. Ben de bir dilenci olarak kapına geldim; hacetimi vermeden beni geri çevirme. Bize, elimizin altında olanlara iyilik yapmamızı emrettin. Biz de senin kullarınınız; bizi cehennem ateşinden kurtar. Ey kederli anımda sığınağım! Ey zor anlarımda elimden tutan! Sana sığındım ve senden yardım diledim. Senden başkasına sığınmıyorum; senden başkasından kurtuluş ummuyorum. O halde, bana yardımcı ol ve kederlerimi kalbimden gider. Ey esirleri kurtaran ve ey çok günahları affeden! Az itaatimi kabul eyle ve çok günahlarımı bağışla. Sensin merhametli ve çok bağışlayan. Allah’ım! Senden, kalbimden hiçbir zaman çıkmayan kâmil ve sabit bir iman, hakkımdaki takdirlerinden başka hiçbir şeyin bana ulaşamayacağını bilmeme sebep olacak kâmil bir yakîn niyaz ediyorum. Hayatımda bana verdiğin şeylere beni razı ve hoşnut eyle; ey merhametlilerin en merhametlisi!
  • 35 yıllık otobüs şoförüyüm.İsmim Hayri Okumuş.Soyadim gibi okudum,tahsil gördüm bu yollarda milletin hikayelerinin pesinde.Adım gibi hayırlı hizmetlerde bulunurum hiç surat asmadan senelerce,mesafeleri yakınlaştırarak sevdiklerine .Emektar Kazım kimlere bağrını açtı,kimleri yüreğinde misafir etti saymakla bitmez.Onur konuğu bendim tabiki.En cok ben sürünce sevinirdi,rahatlardi cünkü.Hürmet ederdim kilometrelerce gittiklerine.Taşıdıklarına.En cok o anlardi ,en cok o dinlerdi beni.Simdiki kıytırık sözüm ona gıcır otobüsler çıkınca hurdaya gömdük cenazesini.Hırıltılarına,boğuk boğuk öksürüklerine tahammülü yok şimdiki konfor düşkünlerinin.Yok kliması çalışmazmış,yok sular sıcakmış,yok bilmem neymiş.Ne anlarlar ki derdiyle değerlenenlerin , hatıralara kucak açanlarin eskimeyen ve de eksilmeyen kıymetini . Yeniledikce silinmez ki yüreğimize dokunanlarin parmak izleri.

    Anons veriliyor .

    " İyi akşamlar, İstanbul – Hatay seferi yapan KT1000 sefer sayılı Yediveren Turizm'in Saygıdeğer Yolcuları otobüsünüz 5 dakika içinde kalkacaktır.Otobüsteki yerlerinizi alınız lütfen.Otobüsünüz 5 dk içinde hareket edecektir.Bizi tercih ettiginiz icin tesekkur eder,iyi yolculuklar dileriz."


    Otobüsteki yerimi aldım.18 saatlik uzun bir yolculuk bekliyor bizi.5 dakikanın dolmasını beklerken otobüse binen yolculara tebessüm edip,direksiyonu vesaire kontrol ettim.Isıldayan gözlerle "Kolay Gelsin Kaptan" selamlarını işitince yüreğime esenlik veriyor bazı yolcular.Sükür ,kedersiz bir yolculuk geçecek belli diyorum o zaman .Cok geçmeden burnunu sürekli çekip,ellerindeki mendille içli içli gözyaşlarını gizlemeye çalışan yolcularla göz göze gelince "kalbimin kalbine dokunurcasına sakladığım acılarım" yeniden günyüzüne çıkacakmışcasına korkarım,akordum da bozulmaya başlar.Ayrilik,hasret gibi duyguları kalbim de onlarla beraber yüklenerek, kaldırması güç bir bavulla yığılırım ben de koltuğuma .


    Gece yolculuklarını çok severim.Bundan dolayi hep de geceyi tercih ederim yapacagim seyahatlerde.Gece olunca yolcular uykunun kucağına emanet bırakırlar çoğu zaman yüklediklerini.Bazı zaman otobüse bebekli bir aile binince iş değişir tabiki.Sessizligin büyüsünü bozmak için yarişan cıyak cıyak bağırtılı ağlayislari yok mu çileden çıkarır insanı.O zaman direksiyona yüklenirim de yüklenirim,vitesi yükseltirim.Ayağim gazda. Yakarım bir cigara üç-beş...Püfletip dururum sıkıntıdan.Bebek cıyakladıkca kafam zonk zonk ağrımaya başlar.Zavallı annelerine tövbe ettirirler,bir daha uzun yolculuk yapmayacaklarina dair.Etraftaki yolcular bakışlarını onlara yöneltip göz taciziyle öf'leyip püf'lemeye başlayınca garibim anneler ne yapacaklarını şaşırıp, saklanacak bir köşe aramaya başlar.Otobüsün koridorunda bir ucundan annesi,diğer ucundan da babası dört elle sallayarak susturmaya çalıştıkları battaniyeyle kafalarına kadar çekip gizlenmek ister aileler, başkaları daha fazla rahatsız olmasın diye.Yolcular muavini başıma gönderip gönderip şikayetlerini hiç eksik etmezler.Söylenmeye başlarlar bu tarz bir yolcuyu otobüse aldığım icin.Yahu benim ne günahım var, anlayış göstersenize biraz.Yahu ben koca otobüsümle onca insanı şikayet dahi etmeden beşik sallar gibi piş pişş pişliyorum bunlar minnacık bebeğe garez edip ,asabımı bozuyor.Soför değil miyim arkadaş indireceksin en yakın molada.Yakalarından silkeceksin.Cekilmiyor bu tiplerle yolculuk.

    Kimi yolcular da tepelerindeki cılız ışığa aldırış göstermeksizin hoplaya zıplaya çevirirler okudukları kitabın sayfalarını.Kendilerini kitabın sayfalarına bırakıp, tabelaların yönünü çevirmeye çalışırlar kendi kalbi derinliklerine doğru .Kulakliklarindaki müziğin sesini açıp ,etraftan soyutlamaya başlarlar kendilerini.Kimi yaşlı teyzeler çantalarına sakladıkları elmalarla olmayan dişleriyle gacır gucur ettirerek midemin iştahını kabartirlar.Yahu insan bana da bir ikram eder.En önde oturan yolcular pür dikkat sabitledikleri bakışları ile ablukaya alırlar kelimelerimi çok konuşup da kaza yapmayayım diye.Hele sevdiğim müziğin sesini birazcık açınca,içtiğim sigaranın dumanı gayriihtiyari esen rüzgarla yüzlerini yalayinca yalandan öksürmeye başlarlar rahatsızlıklarını belirtirler yüzlerini ekşiterek.

    Kimi yolcularsa sırtını koltuğa yaslayıp, görünürde pencereden disarıyı seyrediyor gibi gözükse de çok uzaklara, bambaşka duygularla yaptıkları seyahatle kalbinin yollarını hor kullanır, aşındırır kendilerini.Daldıkları kuyudan çıkarmasını beklerler otobüsün onları.Aşmasini bekler aşılmazlarının.Otobüsün geride sektirmeyip ağaclari,dağları hızla geçişi gibi yollara emanet bırakırlar hatıralarını,özlemlerini ,
    hüzünlerini.Pırıl pırıl bir güne neşeyle uyanmanin özlemiyle yollardaki beyaz çizgileri ucu ucuna ilmekleyip bağlayarak,onlara sımsıkı tutunarak gönüllerinin istirahat edeceği tabelayla cıkışın,insirahin izini sürerler kayboldukları zifiri kuyudan.

    Muavin çay ,kahve servisine başlar.Yolcular silkelenip bir yudumda canlanmaya başlar.35 yıllık şoförlük hayatımda şu dikiz aynası ne hikayelere şahitlik yaptı bir bilseniz.Onlarin hikayesiyle kalbi irtibat kurup,kendi hikayemi mayalayıp her zamanki gibi yollara sığınırım ben de.

    -Kamiiiiiiiiiil...
    -Bir okkalı kahve bana da.
    Dertler koyu,yıllar boyu ...

    Kamil getirir kahvemi.Cigaram düşmez elimden üst üste iki, üç,dört.Radyoyu karistiririm.Bir frekansta cakılı kalır arabesk yüreğim aniden.Ah be Müslüm Baba'dan...

    "Ne çabuk tükendi olduğun günler
    Yine mi hasretler yaşayacağım
    '
    '
    '
    Gitme gitme gitme ne olursun"

    Ah be Nalan seninle hayaller kurarken nasıl da beni sensizliğe ittin.Senden sonra tabelalar küstü bana.Yönümü kaybettim.Sen beni sensiz bıraktın başka bir adamla evlenerek.Duydum ki çocukların da olmuş.O günden beri bıraktım kendimi yollara.Düsürdüklerimizi toplasa da getirse,seni bana diye.'Hayalle yaşarken gerçek dünyada ,zamanı içmisiz haberimiz yok'.

    Harcanıp gitmisiz,acı günlere gözyaşı ekmisiz haberimiz yok.Yaktın be Müslüm Baba .Yeter yollara akıttığımız gözyaşları.Ömür geçiyor be Nalan.Meğer aynı kitaba bakıp farklı hayallerin sayfalarını çevirmişiz seninle. Eriyip gidiyoruz.Gözlerimden süzülen yaşlarla,yüzüme yüzüme vuran güneşin ışıklarıyla kavrulan yüreğimle birlikte ızdırap çeken ruhum gökkuşağına kavuşsun istedim çok mu ? Şunu unutma ama Nalan seni seven kalbim otobandan hiç sapmadi,istikametini şaşırmadı. Çok geç.Gitme,gitme ne olursun.Gidersen bir daha dönmeyeceksin.

    Gizlemeye çalıştığım el hareketiyle yanağımda süzülen gözyaşlarımı hızla silerek,muavini çağırdım yanıma.Saatime baktım.Epey zaman geçmiş.Hatiralarimda boğulmusum resmen.Evladim mola anonsu verir misin?Muavin mikrofonu burnuna ve ağzına yapıştırarak boğuk boguk çıkardığı kalın sesiyle ;

    -"Sayın Yolcularımız otobüsümüz yarım saat yemek ve ihtiyaç molası verecektir.Lutfen degerli eşyalarınızı otobüste bırakmayınız.Kaybolan eşyalarınızdan firmamız kesinlikle sorumlu değildir.İyi yolculuklar dileriz.Tesekkurler."

    diye papağan gibi sıralamaya başlar talimatları ezberinden Kamil ...

    ~Bizim kayıplarımız ne olacak peki evlat dedim sessizce mırıldanarak...~

    Ben ise kendi hikayemi kucaklayıp dikiz aynasindan yüzleştiğim hikâyelerin üstüne beyaz bir şerit çekip yollara bırakırım hislerin mezar taşlarını.Yollar yutar çünkü geçmişin enkazını.Lavobaya gidip yüzüme soğuk su serperek çıkmaya çalışırım gömüldüğüm gecmisimden,tatlı hatıralarımdan.

    Mola bitti.Hangi durakta kalmis olursa olsun yureginiz, yolculuk ve hayat devam ediyor.Sonu mutsuzluk bile olsa sırf beraber yürümek ,beraber yolculuk yapmak için bile birkaç tatlı anıyla idare edersiniz buruk bir gülümsemeyle.İcimiz guzel goruntulere muhtaç.Anilarla teselli oluyorum ben de. Gönlümüzün istirahat edeceği yüreklerle icimizin yollarının kesişmesi dileğiyle.Aynı yönde seyir eden,plakası belli olan gönüllerle karsilasmak dilegiyle.Rabbim kalp kazalarından muhafaza etsin bizleri.Onun etkisi çok daha feci.İyi yolculuklar.
  • Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Barca


    Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, “Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım” dedi. Allah da, “Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.” dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, “Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim” dedi. (Araf Suresi, 143)
    8Yukarıdaki ayette kendisine yer verilmiş olan bu hadise, bundan yaklaşık 3500 yıl önce meydana gelmiş olsa da insanlarda Yüce Allah’ı somut gözlerle (basar) bizzat görme isteğinin devam etmesi anlatının evrenselliğinin bir boyutunu gözler önüne sermektedir. 
    İnsanların diğer canlıları somut gözlerle görme arzusunun farklı seviyelerde ve ayrı ayrı saiklerle oluştuğu bilinen bir gerçektir. Ancak somut gözlerin ruhlara habercilik ve tercümanlık hizmetlerini yapabilmesi özelliği insanların geneli için en ağırlıklı ve önemli nedenlerden biridir. Zira ruhlar, fiziki boyut tel örgüleriyle çepeçevre kuşatılmış madde-enerji hapishanesinde ancak gözler aracılığı ile nisbeten birbirlerine ulaşabiliyor, tanışıyor, özlem gideriyor, asıl vatanlarını hatırlayıp yad ediyorlar.  Hem başta gurbet ve yalnızlık kaynaklı olmak üzere yaşadıkları birçok korku, acı ve ürküntüyü de yine gözler aracılığıyla gidermeye çalışıyorlar. Bu yüzden Yüce Allah’ı da kendisi gibi bir canlı olarak tasavvur eden insanın –buna insan olan Hz. Musa da dahildir- onu da diğer canlıları gördüğü gibi somut gözleri ile görmek istemesi doğal olsa gerektir. 
    Mesela bazı gözler nazar eder de sağlam deveyi kazana koyar, iriyarı bir adamı mezar yolcusu kılar. Bazı gözler bakanı kendisine köle kılar ve ölümlere götürür. Bazı gözler vardır Müslüman sahibinin, Müslüman olmadığını fısıldar. Diğer bazı gözler de kafir sahibinin aslında Müslüman olduğunu açıklar. Bazı gözlerde şehvetten başka bir şey görünmezken bazı gözler anlatılamayan acıları gözyaşları ile dillendirir. Bazı gözler bakıldığında Maveraya imanı artırırken diğer bazı gözler ise kendisine nazar edene korkunç korkular yaşatır veya hiçlik karadeliklerine çeker. Bazı gözler de vardır ki, kendileri hastalanmak pahasına bir bakışıyla en amansız hastalıkları bile bir anda alıp götürebilir. Gözlerin tüm anlatılan özellikleri aslında ruhlarla olan ilişkisi ve ruhlar üzerindeki etkisinin tezahürleridir. 
    Belki de en büyük işkence, insanın sevmediği birisinin gözlerine bakmak zorunda bırakılmasıdır. Modern depresif rahatsızlıkların altında yatan sebeplerden biri de bu olsa gerek. Gözler utandığı, çekindiği ve nefret ettiği için bir göze bakamazken bazen de ürkme ve aşırı sevdiğinden bakamaz. Bu durumlarda da aslında görünen gözlerin arkasında ruhlar sahnededir ve gerçekleşenler de ruhların birbirleriyle aralarında veya tek taraflı gerçekleşen aksiyon veya reaksiyonlarıdır. Zira ruhlar adeta kar taneleri ve DNA’lar gibidirler. Birbirlerine benzerdirler ancak hiçbiri tam olarak birbirinin aynısı değildir. 
    Hz. Musa somut gözleri ile görmek istediğinde gözlerin yaratıcısını, gözlerini gözleri olmayan dağa çevirmesi emredildi. Dağ bile onun tecellisi üzerine gözü olmadığı halde tarumar olduysa, Hz. Musa somut gözleri ile kim bilir ne hale gelirdi. “Gözler yaratıcısını idrak edemez. Ama yaratıcıları gözleri idrak edebilir.” (Enam 103) Yani somut gözlerin, gözlerinin yaratıcısını kuşatacak bir gücü, yetisi ve yetkisi yoktur. Zira yaratıcı, yarattığı gözleri –tüm özellikleri ile en iyi bilendir. Bu ve benzer durumlarda somut gözleri harekete geçiren; onu etkisiz kılan veya onun etkisini olumlu veya olumsuz anlamda hisseden; elinin ulaşamadığı ve gücünün yetmediği durumlarda yardımına koşan aslında soyut gözlerdir. Kısacası ruh gözün gözüdür de.
    Yüce Allah’ın peygamberi olan Hz. Musa’nın Yüce Allah’ı bu denli görmek arzusunun altındayatan sebeplerden birisi, ona duyduğu sevginin artmasını istemesidir. Zira sevgi ya somut (basar) gözle ya soyut (basiret) gözle ya da her ikisinin ortaklığıyla vuku bulur.  Basireti ile Yüce Allah’ı sevmiş Musa,  diğer insanlarda olduğu gibi basar’ı ile de bu sevgiyi yaşamak ve pekiştirmek de istemiştir. Ancak o esnada -mümkün olamasa da- faraza gözle göreceğinin onun ruhunda ne denli bir sevgi yoğunluğu yaşatacağını bilmiyordu. Sonunda olan oldu ve devasa dağ bu duruma yerle yeksan olarak cevap verdi.  Hem Musa’nın –asla mümkün olmaz, olamaz ve olamayacak-  ama faraza vuku bulsaydı göreceği onu lahzasında öldürecekti. Fakat ölmesi için henüz erkendi. 
    Bu vakıada Yüce Allah; Hz. Musa ile ayette belirtildiği gibi hiçbir varlıkla konuşmadığı biçimde konuşmuş, ayetin devamında yani Hz. Musa’nın bu konuşmadan cesaret alarak Allah’ı görmek istemesinden sonra konuşan yine Yüce Allah’tır “Benigöremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de beni göreceksin.” Buna binaen ilahi konuşmanın birçok değişik şekli olduğu gibi ilahilik özelliği olan veya kendisine ilahilik atfedilen kelam ve metinlerin birbirinden ayrı isnat edilmeleri, anlaşılmaları ve buna bağlı olarak da mutlak/mukayyed ilahiliklendirilme nasipleri ve/veya nasipsizlikleri vardır denilebilir.
    Hz. Musa’nın yerinde kim olsaydı Yüce Allah’ın kendisiyle konuşmasının ardından onu görmek isteyecekken o dehşet anında bayılan sadece Hz. Musa’ydı. İnsanların Allah’ın şahidi olması sanıldığı kadar kolay değilmiş yani; demek ki geriye kalanlara ancak Hz. İbrahim gibi kalbini daha bir tatmin için Yüce Allah’inın işlerinin nasıllığını öğrenme isteği düşer, çünkü beden elbisesiyle ilahi ruh sınırlandırılmıştır ve işte bu nedenle Allah’ı o nasılsa öyle görmek hem göz, hem ruh ve hem de akıl tur-i sinalarının yerle bir olması anlamına gelir.
    Bu kıssada kaderle ilgili de bir açıklayıcılık var. Bizzat Yüce Allah, Hz. Musa’nın böyle bir istekte bulunmasını istedi, bizzat Hz. Musa bu istekte bulundu ve bizzat Hz. Musa’nın kavmi Hz. Musa’dan bu istekte ve bu isteği dillendirme isteğinde bulundu. Bu üç görünen bizatihiliklerden hiç biri diğer bizatiliğin bizatiliğine halel getirmeden aynı anda ve aynı durumda kendilerini gerçekten var kılabilmişlerdir. İşte kader de bu üç önermeyi insanların aklı pek birleştiremese de birbirlerinin içinde eriterek birçok olayda olduğu gibi bu olayda onu görmeyi arzulayanlara kendini göstermiştir.
    Eğer bütün insan soyunu bir insana benzetirsek -Âdemler çoksa şayet- Bizim Âdemimiz bu insanın doğum, Yüce Allah’ı görmek isteyen Hz. Musa gençlik ve delikanlılık dönemini ifade ediyor. Zira böyle bir arzu ancak o çağa ait olabilir. Hz. Muhammed’e gelince o adeta insanlığın 33 yaşına girişini temsil ediyor. Şimdiyse 40 yaşının habercisi bulanımlar geçiriyor insanlık… Yalnızlığın dibine düşmüş yalnızlık hissi, amaçların amaçsızlığı ve tatminsizliği, her şeyden korkmanın sebebi kıyamet (evrenin ya yok olması veya değişmesi) düşüncesi, acizlik duygusu, merhamet, şefkat ve dürüstlüğün azalması, doyurulamayan doyumsuzluk vs. Son olarak da son yaşlılık devresi ve de ölüm; yani kıyamet. Şu an dünya üzerinde yaşayan insanların neredeyse dörtte birinin akıl sağlığının bozuk olduğunu ortaya çıkaran istatistikler de herhalde bu tezi; yani 40 yaşında, bunalım döneminde olduğumuzu destekliyor.
    Bu hadisenin teolojik bir tarafında, Yüce Allah’a çok inanmak istedikleri halde herhangi bir sebepten inanamadığını dillendirenlere sanki şöyle deniliyor. Yüce Allah’a inanmamanız Hz. Musa’yı da kabul etmemenizdir ve daha fazlası. Hz. Musa’yı inkâr etmede zorlandığınız kadar Yüce Allah’ı yok saymada da zorlanmalısınız ve daha fazlası ve nokta en sonunda.
  • Seni ben canımın içinde sakladım. Kalbimin ta derinliklerinde…

    Denize ilk kez giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni. Boğulacakmışım gibi.

    Kalbim; ki kendisine kefilim. Adınla uyandı bu sabah.

    Ey sevgili; heyben acıyla dolar da nefes alamazsan gel. Huzur bulacağın kıyılarım senindir. Umutların solar kurur da su bulamazsan beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir. Kanadın kırılır da maviye uçamazsan, ne güne duruyor al, kanatlarım senindir. Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan, kendime ettiğim dualarım senindir. Mevlana

    İkimizi bir kefene saralar, bir kabirde sır olalım sevdiğim.

    Ey yar! Seninle ölmeye geldim. Ateşsen yanmaya, yağmursan ıslanmaya, soğuksan donmaya geldim. Mevlana

    Ben seni bu yaşımda yaşamın tam ortasında öylesine değil ölesiye seviyorum.

    Bunca yalanın, bunca talanın, bunca riyanın arasında sen. Ne güzel duruyorsun ömrümün ortasında.

    İnsana imtihan için özlemek yeter, bir şehri, bir sesi, bir nefesi. İmtihan için bir sen yeter…

    Belki hiçbir evrakta isimlerimiz yanyana gelmedi. Ama gayriresmi birçok hayalde ben seninle aynı yastıkta yaşlandım.

    Bazı duyguları yazamazsın. Anlatamazsın. Çünkü tefsiri ancak his ile mümkündür. Bu yüzden sadece yaşarsın.

    Seni bana veren rabbime şükürler. Yaşanan senli her anıma şükürler. Göz görüp gönlüm severse sevgim için seni gören gözlerime teşekkürler.

    Sizi hayallerinden vazgeçecek kadar seven bir kalp bulduysanız Allah’tan yeni bir ömür isteyin. Çünkü bir ömür yetmez onu sevmeye.

    Senin gözbebeklerin var ya, kadın kadın gülen, insan insan bakan gözbebeklerin. Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta. Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder. Bir açarsın ki mutluyum. Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.

    Sen benim en doğru yanlışım. Tövbesi olmayan günahımsın. Uzak duramadığım yasaklım, en açık ettiğim saklımsın. Sen başımdan giden aklım, severek çektiğim ahımsın.

    Sen benim bakışına hasret kaldığım sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok kanatansın… Sen tarifi imkânsızımsın.

    Ben sana kızsam, kendime küserim.

    Konu ne zaman senden açılsa kapatmaya kıyamıyorum.

    Bana yüzünü dönme gece oluyor sanıyorum.

    Görmeden seni isteyen gönlüm, görünce nasıl dayansın.

    Sen benim şarkımsın, herkesin dili dönmez.

    Kim istemez mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?

    Çünkü her bir zerrem aşık her bir zerrene.

    Besmelesiz başladım diye mi, doyamıyorum seni sevmeye?

    Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim.

    Sen aklım ve kalbim arasında kalan en güzel çaresizliğimsin.

    Sen bile bilemezsin gülüşün ben de kaç bahar eder.

    Sevdim. Çünkü bir tek ona sarılınca yuva gibi kokuyordu içim.

    Öğrendik ki: Her yarayı saran zaman değil, sevgidir.

    Ötesi yok bu duanın benim ol. Benimle, aklınla, aşkınla bin yaşa.

    Gittin… Ve solumda kaldın ve soluğumda ve sonumda.

    Canımın içi, sen hangi şiirden kaçıp geldin yüreğimin orta yerine?

    Sen yeter ki çocukluk yap. Gönlümde salıncağın hazır…

    Manzarası sen ol gözlerimin, her baktığımda yeni mutluluklar göreyim.

    Sen bana Allah’ın emanetisin. Seni sevmek aşktır bana.

    Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim, sensiz boğazımdan geçmiyor.

    Sen benim ilk şiirim, ilk kavgam, sen benim 17 yaşımsın.

    Sensiz bir gün daha akşam oldu. İçim el vermiyor. Biz buna “gün” demeyelim.

    Sen benim gökyüzüne gönderdiğim duamın yeryüzündeki cevabısın.

    Elimdeki resmin yerine kendin olsaydın. Olsaydın da benim yine derdim olsaydın.

    Aşk, yer yerinden oynasa da; yâri yürekteki yerinden oynatmamaktır.

    Bir şehir ol. Mesela İstanbul gibi. De ki; boğazım kuruyuncaya kadar seveceğim seni.

    Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!

    Sen benim hiç bıkmadan saatlerce seyre daldığım, tövbe tutmayan en tutkulu sevdamsın.

    O senin neyin olur dediler. Uzaktan dedim uzaktan yandığım olur kendisi.

    Eş olan, aşka eştir. “Eş” değer, nefesten ötedir. Ötemde özüm var, özüm nefesin ötesinden ötedir.

    Bana kimse sen gibi baktı mı bilmem ama ben kimseye sana baktığım gibi bakmadım.

    Belki de sonu nasıl bitecek diye korkmaktan sevmeyi unuttuk.

    Aşk ehli isen sitemin cahili olma. Şems

    Sevmek ve sevilmek güneşi iki taraftan hissetmeye benzer.

    Evvelimiz aşk, halimiz aşk, istikbalimiz aşk.

    Seviyorsan git ısır bence, köpek gibi sevdiğini o da anlasın.

    Kendime gelemiyorum, sana gelsem olur mu?

    Bir insanın bir insana verebileceği en ölümsüz hediye, sevgidir.

    Sesindeki huzuru kimse bilmesin. Kıskanırım.

    Gözlerime bakarken gözlerinin içi gülüyordu, nasıl sevmezdim?

    Sevmek için yürek, sürdürmek için emek gerek.

    Ey gece git o yâre söyle. Kokusuna sarılıp uyumak isteyen biri var.

    Sen beni sev, geri kalan her şeyi ben hallederim.

    Sevmek zor iş, ne maaşı var ne sigortası, bir ayrılığı var bir de gözyaşı.

    Sımsıkı sarılalım, aramızdan rüzgâr bile geçmesin.

    O kadar güzel gülüyor ki tamam diyorum bu kadar yaşadığım yeter.

    Ve sen ağlama. Gözlerin fazlasıyla güzel ağlamak için.

    Ve diyeceğim ki; Aşk güzel şey. Vaktinde ve doğru insanla geldiği sürece…

    Bir dilek hakkım olsaydı, gittiğin her yer olabilmeyi dilerdim.

    Bir yürek anca bir yürek ile takas edilir, yüreğini almadığıma, yüreğimi vermem.

    Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor. Özdemir Asaf

    Eğer aşk karşılıklı olsaydı, tek taraflı aşkın en güzel aşk olduğunu inkâr ederdi.

    Seni sen olduğun için değil, seni bende bulduğum için seviyorum.

    Beni hep yanlış anladın zaten sen. Geleceğim ol demiştim sana. Gel ecelim ol değil.

    Herkesten kıskanacak kadar değil, herkesi kıskandıracak kadar sev.

    Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın.

    Kızdığında, küstüğünde bile seni düşünen bir sevenin olması ne güzeldir.

    Bir insan aşık olunca; kıskanır, bağırır, kısıtlar, hesap sorar, sahiplenir. Ama anlayana işte…

    Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden. Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem.

    Dilek tutman için yıldızların kayması mı gerekiyor illa ki? Gönlüm gönlüne kaydı yetmez mi?

    Öyle bir ‘yâr’ sev ki evladım; elinde su tasıyla, iftarı bekleyen oruçlu gibi beklesin seni…

    Aşkın gözyaşları ıslatırken sevgilinin omzunu, neden bu kadar geç kaldığını sorar aşk meleği.

    Açık çay içerdi hep, demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, öyle derdi.

    Dediler ki: gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: gönle giren gözden ırak olsa ne olur.

    Aşk bittikten sonra arkadaş kalalım diyenler. Güle başka isim versen değişik kokacak mı?

    Aşkın hikâyesini, durmaksızın feryâd eden bülbüle değil. Sessiz sedasız can veren pervanelere sor.

    Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, olsun! Vuslata aşık gönül susmaya da razı.

    Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur.

    İyi geceler canım derdin. Gecenin iyiliğinden çok, canın olma düşüncesi yeşerir dururdu içimde.

    Dünyadaki herkesin parmak izinin farklı olması, kimsenin sana benim gibi dokunamayacağının kanıtıdır…

    Belki de aşk asla kullanılmamalıydı cümle içinde, zaten bir daha gönül koymak mı ortaya, tövbe.

    Eskiden karanlıktan korkar yağmurdan ürperirdim şimdi karanlıklar sırdaşım yağmurlar gözyaşım oldu.

    Bir kadın aşka inanmıyorum derken, aslında tek bir şey söylemek istiyordur: Hadi beni aşka inandır.

    Sevgi; insanın kalbinde tomurcuklanan nadide bir çiçektir. Mühim olan onu yara almadan yaşatabilmektir.

    O yokken “hayır sevmiyorum, unuttum” deyip, onu görünce elin ayağın birbirine dolanıyorsa; aşıksın işte.

    Aşk kaçmaktan çok kovalamak, görmekten çok özlemek, gitmekten çok beklemek, dokunmaktan çok düşünmektir.

    Halden ala halsizliğim, sözden ala sessizliğim. Ben seninle olduktan sonra, umurumda değil kimsesizliğim.

    Gerçek sevgi sabırdır, her şeye dayanır. Affeder, çabalar, gerektiğinde susar, kabullenir ama asla bitmez.

    Ne iş yaparsın sen dedi. Hamalım dedim. Nasıl yani dedi. Elimden tutmasını bilenin, yüreğini taşırım dedim.

    Yerden yere vurmak yardan yâre tutulmak değildi aşk. Yer yerinden oynasa da Yâr’i yürekten oynatmamaktı aşk.

    Gönlüme düştüğü günden beri o ateşi aşk bilirim. Lal olmuş dilime adını dolar. Beni sen, seni ben bilirim.

    Aşk ateşten bir parçadır; önce ruhunu aydınlatır, sonra bedenini ıstırtır. Ama illaki yakar benliğini kavurur.

    Aşk’a sınır koyamazsın ve aşık oldun mu kalbinin esirisin onun sürüklediği yerdesin; sana acı çektirse bile.

    Kapına geldim. Ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki “kim o” de. Kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim.

    Eğer gökyüzü bir parça kâğıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi.

    Seni bağrıma değil, bağrımı ve başımı ayağının altına bastım. Gözüm toprak olacak, ama gönlüm daima aşk kokacak.

    Ey sevgili. Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken, başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayallerde harap olmuşuz.

    Bazen hiç ummadığınız birine aşık olabilirsiniz ama bu yaptığınız şeyi yanlış kılmaz. Herkes mutlu olmayı hak etmez mi?

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri.

    O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki sensiz duramıyorum.

    Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.

    Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, sen zaten bunlara sahipsin. O yüzden sana bir ayna getirdim. Kendine bak beni hatırla.

    Sevebilir misiniz? Karşılıksız, beklentisiz, hesapsız, çıkarız, özgür bırakarak. Sırf bir başkasının iyiliğini, mutluluğunu isteyerek…

    Kadehime lacivert bir akşam çöküyor gülüm. Zehrini akıtarak çöküyor. Kartana çeviriyor her saniyeyi. Üşüyorum. Üşüdükçe seni daha çok özlüyorum.

    Aşk, sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, insanlar da pekguzelsozler.com onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

    Gece midir insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?

    Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.

    Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi, sahiplendiğinde sadık kalmayı? Sen bilir misin aşık olmayı? Bölünebilir misin ikilere, üçlere, gerekirse binlere? Yapabilir misin? Gerçekten sevebilir misin? Sevmenin demesi olmaz. Unutma; ya çok seversin bir kere, ya da hiç sevmezsin.

    Bazı aşklar okyanus gibidir. Görmesen de sonunun bir yerde bittiğini bilirsin, şimdi okyanuslar bile kıskanır sana olan sevgimi, görmesem de biliyorum sonunu sonsuza dek bitmeyecek.
  • BABALAR VE OĞULLAR (5 BABA 5 OĞULUN HİKÂYESİ)

    (Kapitalizmin çarkına su taşımak için icat edilmiş olan babalar gününe inat, Kur'an ikliminde 5 baba ve 5 oğulun hikâyesi)

    Hayat Âdem babamız ve Havvâ anamızla başladı… Ve Allah bu ikisinden bütün insanlığı var etti. Kur’an bize peygamberlerin hayatlarında tebliğ mücadeleleri yanında “baba” ve “oğul” davranışlarına ilişkin asırlara mâl olmuş rol modellerden de söz eder. “Bunlarda aklını kullananlar için dersler / ibretler vardır.”

    1. Nuh aleyhisselam…

    Dokuz yüz elli yıl kavmini davet etti… Çalıştı, çabaladı… Açık söyledi olmadı, gizli anlattı olmadı… Sonunda tufan günü geldi çattı… Kendi oğlu bile ona inanmamıştı… Oğul "Nûh" dedi ama “peygamber” demedi, Nuh’un gemisine binmedi… “Ben kendimi korurum! Sen işine bak!” dedi. Uyarılara kulak asmadı. Boğulanlardan oldu… Sadece bu dünyasını değil ahretini de kaybetti…Nuh, Rabbine yalvarınca “o senin âilenden değil, onun yaptığı sâlih olmayan bir iş, seni cahillerden olmaman konusunda uyarırım!” [Hûd, 11/46] diye uyarıldı…

    Öyleyse ders 1: Baban peygamber bile olsa onun yolundan gitmedikçe baban seni kurtaramaz. Aynı âileden olmanın ölçüsü kan bağı değil din bağıdır.

    2. İbrahim aleyhisselam…

    Evlat hasretiyle yandı kavruldu… Gün oldu Allah ona bir erkek çocuk nasip etti… Ama, sevgisini sadece Hakk’a hâs kılması için bir imtihana tabi tutuldu… Daha önce ateşle ve canıyla sınanan İbrahim bu sefer can pâresiyle, oğluyla sınandı… “Ey oğlum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Sen bu işe ne dersin?” dediğinde oğlu “Babacağım sana emredileni yap! Beni inşallah sabırlı bulacaksın!” dedi… Her ikisi de imtihanı kazandı… Hem bu dünya da hem de ukbâda kazandılar…

    Ders 2: Peygamberin emrine itaat görünüşte ölüm bile olsa sonu hayır getirir.

    3. Âzer... Hz. İbrahim'in babası....

    İbrahim’in babası Âzer de babaydı ama sadece biyolojik baba… İbrahim babasına “ey babacağım! Gel beni dinle, gittiğin yol yol değil” diye ne kadar uyarıda bulunduysa da dinletemedi… Oğlunun hakkı haykıran sözlerini değil kavminin bâtılı fışkıran işlerini kendine yol edindi… Hem bu dünyada hem de âhirette kaybedenlerden oldu… İbrahim’in babası için tövbe ve istiğfarda bulunması bile yasak oldu…

    Ders 3: Zâlimden âlim doğabilir, soya çekmek mutlak bir kural değildir. Kâfir olarak ölen yakın için istiğfarda bulunulmaz.

    4. Yakub aleyhisselam…

    Evlatlarının kumpasıyla en sevdiği evladından ayrı düştü… Ağlamaktan gözlerine ak indi… Hüznünü, gam ve kederini Allah’tan başkasına açmadı… Ümidini kesmedi, Rabbe isyan etmedi… Kaderin çarkı döndü, Yusuf Mısır’a yönetici oldu… Ne babasını, ne kardeşlerini unuttu… Onların derdiyle dertlendi… Babasının ak inen gözlerini aydın kıldı…

    Ders 4: Kim Allah’a karşı gelmekten sakınır ve sabrederse Allah iyi davranışta bulunanların bu iyiliğini asla zayi etmez… İyiler mutlaka kazanır!

    5. Lokman aleyhisselam....

    Peygamber olup olmadığını net olarak bilmediğimiz Lokman aleyhisselam… Oğluna en güzel öğütleri verdi… Hikmeti öğretti… “Oğulcuğum!” diye başlayan şefkat dolu öğütleriyle ona yol gösterdi… Şirki de anlattı, tevhidi de… Yolda nasıl yürüyeceğini de, sesini nasıl ayarlayacağını da…

    Ders 5: Her baba, çocuğunu yakıtı insanlar ve ateş olan cehennemden kurtarmak için çalışmalı, ona sözleriyle nasihat ederken davranışlarıyla da güzel örnek olmalıdır.

    Babalar ve oğullar için (analar ve kızlar da buna dahildir) Kur’an’ın nurlu ikliminden alınacak nice dersler var… Rabbim Kur’an’ı hakkıyla okuyan ve gereğiyle amel edenlerden eylesin. Ana-babası hayatta olanlara uzun ömürler ihsan eylesin, vefat etmiş olanlara rahmet eylesin.

    (Soner Duman /Hayata Bir de Böyle Bak adlı kitabımdan)
  • İstanbul Galata’daki, Karanlıkta Yemek organizasyonun düzenlendiği mekanın bekleme salonunda kalın bir Playboy cildi konukları karşılar.

    Cinsiyeti ne olursa olsun konukların çoğu, şöyle çevreye kaçamak bir bakış attıktan sonra, o kitabın kapağının altında ne olduğuna dair meraklarını usul usul giderirler.

    Meraklılarımız için sonuç ilk başta şaşırtıcı gelse de bir süre sonra aslında doğal olduğunu kabul ederler. Çünkü mevzu bahis olan yerin garsonlarının bile görme engelli olduğu, zifiri karanlıkta yemek yenen ve çeşitli gösterilerin olduğu bir mekan olduğunu tekrar hatırlar.

    Görme engelliler için özel olarak basılmış bu ciltte, seksi kadınların fotoğrafları ve görünen yazılar yerine dokunarak okunabilinen Braille alfabesi ile yazılan yazılar vardır.

    “Yorgan altında gerçekleşen ayıp şey” olmaya mahkum edilmiş cinselliğin içimizdeki açlığı, fırsat bulduğu her yerde kafasını dışarı uzatır. Ayrıca,cinselliğin öğretilmediği yerde hakimiyetin naif bir erotizmden yanlışlarla dolu kaba bir pornografiye kayması da kaçınılmazdır.

    Kitaba gelebilirsek sadece ismi ile, yaşlı amcaların “kırarım boynuzu iblis” nidaları ile size karşı taarruza geçmesini; menopoz olmanın sıkıntısından mütevellit pesimistliği coşmuş ablaların “ sende suç yok, seni yetiştiren o ananın, o babanın suçu” girizgahı ile başlayan sin kaflarla bezenmiş hakaretlerini etmesini ve tüm erkeklere potansiyel “tecavüzcü coşkun” gözü ile bakan marjinal feminist kardeşlerin tükürüğü ile gusül abdestinizi tazelemenizi, sağlayacak potansiyele sahip bir kitap.

    KADIN OKURLAR İÇİN ZORUNLU AÇIKLAMA: Yukarıdaki uyarı erkek okurlar içindi. Pek kıymetli karşı cins arkadaşlarım; içinde yaşadığınız çağdaş “mış gibi” toplumunun ( Mış Gibi Toplumu : BİM marketlerinde satılan ürünlere benzeyen toplumlarla ilgili beynelmilelde kullanılan bir terimdir. Satın aldığın ürüne ne peynir ne de peynir değil dediğin zamanda, peynir miş gibi dersin ve el-mahkum yersin ) , tecavüze uğramış bir kadın hakkındaki ilk sorduğu soruların “ ne giyiyormuş” veya “saat kaçta olmuş” soruları olduğunu hatırlataraktan cinsellikle vb konularla ilgili bu gibi kitapları topluma açık yerde okumamanızı salık veririm. ( Zaruri Altyazı: Sevgili feminist ablam, yukarıda da söyledim, hayır ismim Coşkun değil; hayır, yoksa tecavüze uğrarsınız gibi iğrenç bir şey de demedim. Bir kez daha oku lütfen. Erkeklere yukarıdaki tepkileri veren bir toplumun kadına tepkisinin daha da ağır olacağını, kadına karşı bakış açısının ne düzeyde olduğunu, seni haksız görebileceğini çarpıcı bir örnekle açıklamak istedim.)

    Yok ben illaki okuyacağım diyorsan, günah bende gitti demiyor ve birkaç öneride bulunmak istiyorum. Mesela, 90’larda toplu taşıma araçlarında dini kitap okumak isteyenlerin yaptığı gibi bu kitabı gazete kağıdı ile kaplayabilirsin. Veya yine 90 larda bağlama kursuna giden özellikle Alevi bir tanıdığın varsa maruz kalacağın tacizlerle nasıl mücadele edeceğin konusunda birkaç tüyo alabilirsin. Ancak, kitabı Kabataş civarında okursanız bu önlemler de sizi koruyamaz. Çünkü bu kitabı okurken, 2013 den beri orayı mesken etmiş, üstleri çıplağğğ, deri eldivenli ve kadınların üzerine işeyen yaklaşık 100 kişilik bir çapulcu çetesi karşınıza çıkabilir.

    Guinness rekorlar kitabına girmesi pek de olası olmayan bir rekor denemesi ile başlıyor kitap. Rekor denemesini zamanın çok ünlü bir kadın porno oyuncusu ve onun figüran olarak kullandığı yüzlerce erkek gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu yüzlerce gönüllü arasından bir kaçının kendi ağzından olayların akışına tanık oluyoruz. Kimi zaman aynı olayı çok farklı şekillerde anlatmaları kitabı daha da diri tutuyor.

    Kısaca; göte, göt denildiği zaman, rahatsız olan bir bünyeniz varsa bence okumasanız da bir şey kaçırmazsınız.

    Hiç porno filmi seyretmeyenler için bu türün tanımını yapmak gerekirse; filmlerin sonu hep aynı şekilde bitse de, seyircinin ilgisini sürekli diri tutan bir aksiyonun hiç eksik olmadığı, “cinsi sapıkların” toplanıp tövbe estağfurullah şeyler yaptığı aktivitelerle dolu bir film türü deyip işin kolayına kaçabiliriz.

    Aslında bahsettiğimiz bir sektör. Her sektörde olduğu gibi paradan başka bir şey düşünmeyen patronlar, patronların yardakçıları ve sömürülen işçiler burada da var. Sadece söyledikleri marş azıcık daha farklı, yapılan işte tuluma gerek olmadığından: “İşçisin sen, işçi kal, tak dedi kondomları” diyen çıplak bir usta var.

    Yeraltı edebiyatı hakkında da birkaç kelam etmek istiyorum.

    Che’nin tişörtlerinin 9,99 dan süpermarketlerde satılması kadar ironik olmasa da, Yer altı edebiyatının bu kadar popüler hale gelmesi bu türün doğasına aykırı duruyor. Tamamen karşı olduğu sistem tarafından “övülerek” sömürülüyor.

    Özünün farkına varılmadan “moda” haline getirilip çürütülüyor.

    Kimi Hollywood filmlerinde gördüğümüz olay burada da gerçekleşiyor. Sistem, kendini eleştiriyormuş gibi gösterip hem şikayetçi olanın gazını alıyor hem de sistemin devamı için gerekli olan kapitali yine şikayetçiden topluyor.

    Aslında yer altı edebiyatında yazar genel olarak, Rockefeller tarzı kodamanlar var bir yerde, her şeyin sebebi onlar, sen üzülme sen masumsun, demiyor. Sistem bu ise, senden ötürü diyor.
    Ağlıyorsun, haksızlık diyorsun ama, gel bu haksızlığa son verecek çözümler üretelim vandallık yapmadan, denildiğinde; el alem “gomünüst” der bölücü der deyip mabadını sıcak tutmaya devam ediyorsun, diyor anlayana…

    NOT: Maksat “gözümüz”, “gönlümüz” açılsın diyenler varsa aranızda, başta bahsettiğim mekanın linki aşağıda.

    https://www.karanliktayemek.com