• yazmak, bir anlamda buluşmakmış. Aynı sıkıntıları,
    aynı endişeleri, aynı umutları paylaşanların buluşması, zaman-
    ları farklı olsa dahi...
    7


    Fakat guguklu saat misali, sunulan her fırsatta konuşmaya kalk-
    mak, bu devrin müzmin hastalıklarından biridir.
    15

    "Dilinizin sınırları, dünyanızın sınırlarıdır ... "
    Ludwig Wittgenstein
    18

    bir insanın
    anne karnından doğum sonrası 10 yaşına gelene kadar, beyninde
    ortalama olarak her saniye 1,8 milyon kadar yeni bağlantı kurul-
    duğu hesaplanmakta.
    19

    "Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil ... "
    Clavdius
    24

    Herkesin bilim
    adamı, herkesin bilim felsefecisi, herkesin din alimi, herkesin futbol
    yorumcusu olduğu bir toplumda "gerçekten uzman aydın" bulma
    imkanımız gittikçe azalacaktır (azalıyor da).
    28

    "İki şey dünyaya hükmeder: Biri kılıç, diğeri düşünce ...
    Kılıç, önünde sonunda düşünceye yenilir."
    Napolyon
    31

    Fakat cinsel
    içerikli bu yayınların beynimize neler yaptığını bilsek, sanırım hem
    kendimiz hem de gelecek nesiller için alarm çanlarının ne kadar
    gürültülü çaldığını duyabilirdik.
    39

    "Yabancı bir lisanla ilgili hiçbir şey bilmeyen,
    kendi dili hakkında da hiçbir şey bilmez."
    Johann Wolfgang von Goethe
    41

    bir şeylerin "bilimsel temeli"ni araştırma alışkanlığımız olsaydı, bugün bulunduğumuz konum-
    dan çok daha farklı bir yerde olurduk, bu kesin ...
    44

    Yabancı bir lisanla eği-
    tim, Türkiye'ye bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan en büyük iha-
    netlerden biridir ve kanımca yıllardır bizi yerlerde sürükleyen en
    önemli etmenlerden biri olan Batı karşısındaki aşağılık komplek-
    simizin de en önde gelen nedenlerindendir.
    45

    Bu meyvelerin en acısı, mesleki jargon zorlamaları dışında, günlük
    hayatta sıkça karşımıza çıkan o "aşırma" lisandır. Hayreti belirt-
    mek için "w"li "wow" kullanılması ve güzelim "harika" kelimesi-
    ninse yerini "Süppeer!" ünlemine bırakması gibi unsurlar sıradan
    hale geldi. Artık asabı bozulduğunda "Modumda değilim" diyerek
    kendini ifade eden çocuklar, ödevlerini yaparken anne ve babala-
    rına "Halet-i ruhiye ne demek? Edebiyat kitabında geçiyor da ... "
    diye soruyorlar. Atatürk'ün "Gençliğe Hitabe"sinin ve "Nutuk"u-
    nun aslı, çoktan anlaşılmaz bir lakırdıya dönüştü bile. O yüzden
    "modernize" edilmedi mi zaten?
    50

    Kendi
    dallarını İngilizce kaynaklardan öğrenen bilim adamı adayları,
    ileride o kadar çalışmanın üstüne bir de öğrendikleri İngilizce te-
    rimlerin Türkçe karşılıklarını bulmak için ilave bir mesai harca-
    maya gönüllü olmuyorlar. İşte bu da kendiliğinden bugünkü garip
    "Türkilizce" bilimsel(!) dilin ortaya çıkmasında çok büyük etken-
    lerden bir tanesi!
    52

    Alev Alatlı'nın söylediği
    gibi "Dünyayı bilmeyen, onun maskarası olur".
    56

    "Akıllıca söylenen rahatlatıcı sözler,
    insanoğlunun bildiği en eski tedavi yöntemidir."
    Louis Nizer
    57

    "Ofisindeki çiçekleri ölmüş bir doktordan uzak durun!"
    Erma Bombeck
    60

    "Haysiyet, izzet-i nefis, gurur gibi kelimeleri-
    mizi attık bir kenara, hepsine birden onur dedik. Onur geldi ama biz
    haysiyetimizden olduk"
    63

    Halbuki milyonlarca yıllık yaşam planından edi-
    nilmiş bilgeliğin yanında günlük modaların ne kadar önemsiz oldu-
    ğunu bir fark edebilsek, mutluluk dediğimiz kelimenin anlamını çok
    daha iyi kavrayabileceğiz.
    75

    Jostein Gaarder "Sofie'nin Dünyası" adlı kitabında bu açmazı şöyle
    dillendiriyor: "İnsan beyni bizim anlayabileceğimiz kadar basit ol-
    saydı, onu anlayamayacak kadar aptal olmamız gerekirdi.''
    83

    Bazen sorular, cevaplardan daha çok şey anlatıyor insana ...
    83

    Sıradan olmamak için ha-
    yatında sıradan gördüğü her şeye sırtını dönen ve böylece yıllar
    boyu gözünün önündeki imkanlardan, hatta mucizelerden bihaber
    yaşayan insanları tanısanız, sıra dışı olmaya çalışırken kaçırdık-
    larınızı daha iyi anlayacaksınız, anlayacağız belki...
    87

    "Bir şeyi yaparken mutlu ve verimli olabiliyorsanız, o iş için dün-
    yaya gelmiş olma ihtimaliniz yüksektir"
    87

    Bu dünyadaki her insan gibi "benzersiz"
    olduğumuzu bize pek kimseler hatırlatmadığı için, şu sonsuz ola-
    sılıklar evrenini birkaç başarı formülüne indirgeyen hazırlop pa-
    ketler yüzünden, ekserimiz mutsuz ve sıkıntılı bir hayatın içinde
    bulur kendini. Heveslerimiz de böyledir, ne olduğumuzu bilmeden
    ne olacağımızı hayal etmeye başlamış buluruz kendimizi...
    88

    Biyolojik olarak en fazla 150 kişilik bir çev-
    reyle baş edebilecek bir zihinle, bazen bütün ülkede, bazen bütün
    dünyada tanınan, bilinen biri olma arasındaki zıtlığı yenebilecek
    bir zihin bulabilmeniz, işte bu nedenle çok zordur
    89

    Mesela sırf yüksek puan al-
    dığı için üniversite tercihlerinde tıp fakültesi gibi bölümler oku-
    yan ve tüm ömrünü hiç sevmediği, mizacına hiç uygun olmayan
    bir meslekle geçiren nice insanımız var. Sırf yüksek puan alabile-
    cek kadar çalışkan ve hızlı işlem kapasitesine sahip oldukları için
    adeta ömür boyu cezalandırılan nice insan ...
    90

    İş garantisini veya diğerlerinin gözündeki prestiji öncelerken mutlu-
    luğu ikinci planda bırakmak, ne büyük bedeldir!
    90

    Üretim çarkı içinde "iş bulma"nın hayatın tek amacı haline gel-
    diği karanlık bir dünyayı anlatan ahmakça bir film izliyor gibiyiz.
    91

    Sanayi Devrimi'nin neticesinde şekillenen ve
    insanları devasa üretim-tüketim makinasına birer dişli olarak
    yetiştirmek üzere kurgulanmış, adına "eğitim" dediğimiz çarkın
    en anlamsız ve zamanın gereksinimleriyle uyumsuz sürecini ya-
    şamaya devam ediyoruz. Herkes üniversite profesörü olacakmış
    gibi yönlendiriliyor.
    91

    İnsanlar adedince çeşitlilik arz etmesi gereken tabii insan yaşa-
    mına bu eğitimde yer yok. Bu daracık seçeneklere sığamayanlar,
    başarısız olarak damgalanıyor. Kendini alabildiğine törpüleyip bu
    seçeneklerden sağ salim çıkabilenler ise geride kalan kısımlarıyla
    kendilerine ve topluma faydalı olmaya çalışıyor. İşte günümüzün
    "çözümsüz" elitlerinin üretim bandı kabaca böyle işliyor ...
    89

    Osmanlı sultanlarının Enderun mektebinin kapısına yazdırdığı
    "Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz" yazısını
    biz ne zaman eğitim kurumlarımızın girişlerine yazacağız acaba?
    90

    "Sonsuzluğun karşısında dağlar, bulutlar kadar geçicidir."
    Robert Green Ingersoll
    91

    Tafsilatlı bir market alışverişinden sonra buzdolabımıza doldur-
    duğu'
    muz ürünlerin bir kısmı tüketilerek, gittikçe artan bir kısmı
    ise "bozularak" hayatımızdan çıkıyor. Yeni bir market alışverişi
    ile her şeye sıfırdan başlayabiliyor, taze ürünlerle "hiçbir şey ol-
    mamış gibi" hayatımıza devam edebiliyoruz.
    91

    Bayram SMS'leri ile eski arkadaşlarımızla bağlantımızı sürdür-
    sek de bunun gerçek bir bağlantı olmadığının hepimiz farkındayız.
    92

    Tükettikleri kadar
    değil, tasarruf ettikleri kadar insan olunacağına inanmış insanlar
    gördüm ben.
    92

    Bir düşünsenize, bugün yahut 50 yıl sonra hayata gözlerimizi ka-
    padığımızda, gerçekten bizim olan ne kalacak geriye?
    Keşke "bir hoş seda" diyebilsek ...
    93

    "Basitlik, gelişmişliğin son noktasıdır."
    Leonardo da Vinci
    99

    Etrafımızdaki verilerin çokluğu
    bizde "bilgili olma" yanılsamasını geçici bir süre de olsa başarıyla
    yaratıp, her birimizi biraz daha ukalalaştırırken zihnimizin yor-
    gunluğunu gözümüzden başarıyla gizliyor.
    99

    "Öğrenmemi engelleyen tek şey, eğitimimdi..."
    Albert Einstein
    113

    Güneş tutulmasının tam saatini ve dünya üzerin-
    deki izleme noktalarını son derece dakik bir şekilde hesap edebile-
    cek kadar gelişmiş astronomi ilmine sahipken acaba İslam coğrafyası
    neden "bayram günlerinin tarihi" ve "Ramazan ayının başlangıcı"
    konusunda hala anlaşamaz?
    126

    insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik ise benim görü-
    şüme göre "sınırlarını aşabilme" yeteneğidir
    133

    Bilimsel bilgideki boşluklarda Allah'ı arayanlar, bilgileri arttıkça
    inançlarından olurlar.
    134

    İslam inancına sahip olan bir insan için, maddi nedenleri bilinse
    de bilinmese de bu evrende olan biten her şey, Allah'ın yaratıcılı-
    ğına, muhtelif isimlerine ve sıfatlarına dolaysız delillerdir. Meka-
    nizmayı öğrenmek, bizzat Allah'ın emrettiği gibi, O'nun sanatını
    daha doğrudan deneyimleyebilme tecrübesidir, hepsi o kadar ...
    Bilimsel bilgideki boşluklarda Allah'ı arayanlar, bilgileri arttıkça
    inançlarından olurlar.
    134

    Peki, dünyamızda kaç "tür" canlı yaşıyor acaba? 2009 yılında ya-
    pılan kapsamlı bir çalışmaya15 ait bilgilere bakacak olursak, yak-
    laşık olarak 310 bin bitki, 100 bin kadar mantar, 1 milyon 400
    binden fazla hayvan (bunların 1 milyondan fazlası böcek, 65 bin
    kadarı omurgalı) türü tanımlanmış durumdadır.
    136

    Şimdi bu tartışmalardaki temel mantık hatalarından bazılarına ya-
    kından bakalım: Öncelikle tür dediğimiz kavram, doğada gerçek
    bir karşılığı olmayan, salt insan icadı bir kavramdır. İnsanın kate-
    gorik düşünüş biçimine bağlı olarak çevresindeki canlı dünyayı sı-
    nıflandırma alışkanlığının bir sonucudur. Ayrıca sanıldığı gibi tür
    kavramı ve tür tanımlamaları o kadar sabit ve keskin kenarlı ta-
    nımlar değildir. Birçok canlı örneğinin hangi türe dahil edileceği
    konusunda ciddi ihtilaflar yaşanmakta ve birçok canlının filoge-
    netik (soyoluş) ağaçları veya başka bir deyişle, ait oldukları takso-
    nomik sınıflar, gözden geçirilmekte ve değişmektedir. Birçok kez
    çıplak gözle ayırt edebileceğiniz herhangi bir farkı olmayan hay-
    vanların (özellikle bazı böceklerin) farklı türler olduklarına hük-
    metmeniz gerekebilir. Çünkü görünüşteki benzerlik ve farklılık-
    lar yanıltıcı olabilir. Kısacası taksonomi ve tür tanımlama, oldukça
    kaygan zeminli ve belirsiz bir uğraştır.
    Bir başka husus ise taksonomi fikrinin, yani canlıların sınıflan-
    dırılması sürecinin, büyük oranda canlıların "akrabalıkları" üze-
    rine kurulu olduğudur. Yani taksonomi verileri, tür tanımları ve
    hayvanların sınıflandırma bilgileri üzerinden tartışmaya başla-
    dığınız zaman, otomatik olarak evrimsel akrabalık fikri üzerinde
    tartışıyorsunuz demektir. Bu noktanın çoğu kez gözden kaçması,
    özellikle evrim aleyhinde kanıtlar getirmeye çalışanların sonuç-
    suz döngüler içinde kalmalarına neden olabilmektedir. Yaratılışın
    ateşli savunucuları, çoğu kez "Türler asla birbirine dönüşmez" der-
    ken, insan icadı taksonomik bir sınıflandırma birimini adeta kut-
    sallaştırma yanılgısına düşmektedirler.
    Hatırda tutulması gereken en önemli hata ise "Ya o ya bu" şek-
    linde ortaya çıkan ikili mantığa dayalı hatalardır. Canlılar alemi
    hiçbir zaman bizim sınırlandırıcı ikili mantığımıza göre işlemez.
    Davranışlardan hayvan gruplarının özelliklerine kadar baktığı-
    nız her yerde, bol miktarda ara geçişler içeren, sınıflandırmayı
    son derece zorlaştıran "gri" unsurlar çıkar karşımıza. Hal böyley-
    ken, yani canlılar bizim ikili mantığımıza hiç mi hiç uymazken, on-
    ları "Ya şöyledir ya da böyle!" mantığıyla tartışmanın bizi gerçeğe
    ulaştırmayacağı açıktır.
    Tabii amaç gerçeğe ulaşmak değil de sadece kavga ve tartışma ise
    bunların da hiçbir önemi yoktur.
    137


    "Cevap, sorunun açtığı pencereden görünür ... "
    Ali Suad
    139


    Evrim ve İslam inancı üzerine yaptığım konuşmalar, yazdığım ya-
    zılar re katıldığım televizyon programları sonrasında çoğu olumlu
    olmak üzere birçok tepki alıyorum. Geri dönüşlerin önemli bir kıs-
    mında bazı temel kafa karışıklıklarını yansıtan itirazlar var. Ge-
    nel bir cevap olsun diye onlardan önemli bulduklarımın bazılarını
    burada sizlerle paylaşacağım. Elbette buradaki soru ve cevaplar
    yüzyılları aşkın bir zamandır içinde bulunduğumuz bu düşünce
    cenderesini kırmaya yetmeyecek fakat bana faydası olduğunu dü-
    şündüğüm bir akıl yürütme zincirinin, bu konuda gelen sorulara
    verdiğim cevaplarla daha kolay anlaşılabileceğini ve izlenebilece-
    ğini düşünüyorum. Şimdi sizi, internet üzerinden bana ulaştırılan
    bazı sorular ve onlara vermeye çalıştığım cevaplarla baş başa bı-
    rakayım:
    • Evrimi mi, yaratıhşı mı savunuyorsunuz?
    Benim dünyam bu iki seçenekten ibaret değil ve bunlar birbirinin
    zıddı, birbirini dışlayan şeyler değil. Yani soru, özü itibariyle ha-
    talı. Ama Allah'ın her şeyi belli bir oluş ve sürece bağlı olarak ya-
    ratmayı murat ettiğini çok iyi biliyorum. Hayatınızda bir tek bitki
    diktiyseniz, bir kez bir bebeğin büyümesini izlediyseniz, siz de Sün-
    netullah'ın bu kısmını yakinen gözlemlemişsiniz demektir. Unut-
    mayınız, sizi de (eğer inanıyorsanız) Allah yaratmıştır ama dokuz
    aylık bir gebelik sürecinde şekillenmenizi beklemek zorundaydınız.
    Bu bekleme, sizin ait olduğunuz maddi alemin bir kuralıdır ve Ya-
    radan'ı bağlamaz.
    • Evrimin olmadığı tek bir proteinden bile anlaşılır ...
    Tek bir proteinden, "hiçbir şeyin rastgele olamayacağı" anlaşılır, o
    da insafı olana! Aynı şey bir kar tanesinden, bir damla sudan, ge-
    lip geçen bulutların şeklinden de anlaşılır. Eğer istenirse ... Ama
    bir proteine bakarak canlıların "nasıl yaratıldığı" anlaşılmaz. İşte
    orada biraz "bilim" bilmek lazım ...
    • Evrime dair ne tip kanıtlar var? Nasıl bu kadar eminsi-
    niz?
    Emin değilim. Bakınca tek gördüğüm şey bu olduğu için aklıma
    sebepler dairesinde "başka" bir açıklama gelmiyor. Canlıların bir
    şekilde akraba olduklarını görebiliyorum. Ama bunun Darwin'in
    dediği gibi olduğunu da hiç zannetmiyorum. İşin içinde bambaşka
    süreçler var ve bilimsel olarak daha bu mevzuu anlamanın başında
    olduğumuzu düşünüyorum. Ayrıca Müslüman bilim adamlarının
    bu konularda söyleyecek çok sözleri olduğunu da düşünüyorum.
    Yeter ki bu anlamsız reddiye psikolojisini üzerimizden bir atalım ...
    • Evrim teorisi doğru ise neden ara geçiş fosilleri yok? Yani
    bu sorudan bıkmış olabilirsiniz ama gerçekten de ara form·
    ların olmaması ve bunun açıklanmaması beni şaşırtıyor.
    Canlılar arasında çok çeşitlilik ve benzerlik var fakat ne·
    den çok bariz farklar arasında türler yok, bunu anlayamı·
    yorum. Mesela şu, şu türden türedi gibi bir bilgi var mı?
    Canlıların bulunduğu ortam ve şartlara göre değişimini an·
    layabiliyorum fakat canlıların türden türe geçişi arasında
    kopukluk olduğunu düşünüyorum. Birebir türden türe ge·
    çiş olduğuna inanmıyorum. Mesela at ile eşeğin birleşimin·
    den katır oluyor ama katır neslini devam ettiremiyor.
    Hayır, bu tip sorulardan henüz bıkmadım, zira her seferinde masa
    başı anti-evrim anlayışının bana da ne kadar zaman kaybettirdiğini
    aklıma getiriyor bu itiraz ... Klasik olacak belki ama ara form bul-
    mak isteyen sadece "Google"a baksa yeter. Mesela Wikipedia'da
    şöyle bir madde var: Ara Geçiş Fosillerin Listesi.16 Buradaki hay-
    vanlar bugün soyları tükenmiş ve bildiğimiz tüm canlıların özel-
    liklerini kısmen taşıyan ama günümüzde benzerleri olmayan can-
    lılar. Ara form dendiğine "sakat ve yarım" uzuvlar içeren canlıların
    anlaşılması, evrim biyolojisinin bilinmemesinden kaynaklanan bir
    yanlış bakış açısıdır. Eksik ve sakat bir hayvan, fosil bırakacak ka-
    dar zaten yaygınlaşamaz, yaşamını sürdürüp üreyemezdi. Dolayı-
    sıyla, bulunan hayvanların tamamı "mükemmel" canlılardı, yani ya-
    şadıkları ortamlara milyonlarca yıl boyunca hayatta kalabilecek
    şekilde uyum sağlama yeteneği olan (kendilerine öyle yetenekler
    bahşedilmiş) hayvanlardı. Fakat elimizi insafımıza koyup da mü-
    zede gezerken "tüylü dinozor" diye bir canlı gördüğümüzde "Ne
    oluyor?" diye soramıyorsak, bir sorun var demektir.
    Microraptor gui'ye17 bakalım ... Milyarlarca yıllık bir canlılık sü-
    reci ... Yaşayan canlıların %99.5 kadarının soyu tükenmiş ... Kalan
    canlı türlerinin sayısı bugün milyonlarla ifade ediliyor. İnsan bu
    "tür"lerden sadece biri... Burada düşünenler için ibretler yok mu-
    dur? Her şeyden daha önemlisi, "evrim" ile sorunu olan birinin,
    elinde daha iyi bir açıklama yahut fikir olmalı ... Yoksa sorun ne-
    rede? "Hepsi yaratıldı" demek, hiçbir şey dememektir. Her zerreye
    hakim olan bir Allah kavramına inanılıyorsa, zaten esen her rüz-
    gardan titreşen her bir moleküle kadar her şey her an yaratılmak-
    tadır. Varsa, biyolojik evrim de bundan ayrı değildir ...
    Anne karnında safha safha gelişen insan, "yaratılmıyor" mu
    yani?
    Yaşadığımız sorun aslında materyalist dünya görüşü ile inancımız
    arasında. Ve biz "evrimi" bir yana ittiğimiz, onun üzerinde aklet-
    meyi bıraktığımız için Allah muhtemelen bu muhteşem tefekkür
    vesilesini bizim elimizden alarak, bizden daha çalışkan olanların
    eline verdi. "Onlar" da bu verilerle istedikleri gibi oynuyorlar, bize
    uzaktan seyretmek düşüyor. Evrimin "kendi kendine oluş" mesele-
    siyle ilgili sorun yaşamayı elbette anlıyorum. Bilimsel olarak nasıl
    olduğuna dair fikrimiz olan herhangi bir şeyden, "kendi kendine"
    ve "rastgele" oluyor anlamını çıkartmak eblehliktir. Böyle bir olu-
    şun "rastgele mi, yoksa amaçlı mı" olduğu, bilimin tespit edebile-
    ceği bir şey değildir. "Anne karnındaki embriyo genetik kodlarla
    kendi kendine oluşuyor" saptamasına küsüp embriyolojiyi boşla-
    mıyor, kadın-doğum hekimlerine güvenmeye devam ediyorsak,
    canlılığın bu dünyadaki yaratılışı meselesine de farklı muamele
    etmemiz anlamsız.
    Bu mesele hepimizin belli bir zihinsel seviyeyi aşması için gerekli.
    "Şöyledir" veya "böyledir" deme kolaycılığından ve Allah'ın kitabı
    adına bilmişlik taslayanlardan özellikle uzak durarak, Allah'ın
    "kevni" ayetlerinden bihaber insanların bilime dair mevzularla il-
    gili masa başı fetvalarına sırtımızı dönerek, kainattaki en büyük
    gizem üzerinde düşündüğümüzün bilinciyle, derinlemesine düşün-
    meye değer. Üzerinde tefekkür edilen şeyin, milyarlarca yıl süren
    ve halen devam eden, eşref-i mahlukata bu alemi hazırlayan ve
    büyük kısmı gayb perdesi altında gizli kalmaya mahkum bir des-
    tan olduğunu unutmamalı. İmtihan büyük ve halen devam ediyor ...
    • Allah'ın yaratmak için evrime mi ihtiyacı var? İnsanı yok·
    tan var edemez mi?
    Allah'ın yaratmak için hiçbir nedene ve hammaddeye ihtiyacı yok-
    tur. Fakat buna rağmen Kur'an-ı Kerim'de insanın yaratılışından
    bahsederken "çamurdan", "sudan" ve "bitki gibi yerden bitirmek-
    ten" bahsedilir. Bunların tamamı hem "hammadde"lerdir hem de
    "dünyevi hammaddeler"dir. Bu maddeler aynı zamanda (modern
    biyolojinin de bildirdiği gibi, insan da dahil) "tüm" canlıların or-
    tak maddesel temelidir.
    Yine, Allah her bir anı yeniden yaratır ve icat eder. Fakat bu dün-
    yadaki tüm yaratımları bir sebepler perdesi ardına gizlediğinden
    de sıklıkla bahseder. Her şeyi "Hak ve hikmete uygun" bir biçimde
    yarattığının garantisini vererek, kendi koyduğu fizik kanunlarıyla
    bu evrendeki yaratma (halk) sürecini -kısmen- anlaşılabilir süreç-
    lere bağlar. Kainatta olan her şey, adına fizik dediğimiz bir neden-
    ler silsilesine bağlıdır. Bu nedenlerin büyük bir çoğunluğunu he-
    nüz anlamaktan uzağız, ancak çok küçük bir kısmını biliyoruz ve
    çoğunu belki de hiç bilemeyeceğiz. Fakat buradaki her şey, fiziksel
    olarak "bilinebilir" temellere dayanır. Bunu bizzat Allah, Kur'an-ı
    Kerim'deki yaratılış ayetlerinde ifade eder (6 günde yaratma, ça-
    murdan halk etme vs.). Demek ki Allah, kendisinin böyle bir şeye
    ihtiyacı olmamasına rağmen, bize bir şeyler anlatmayı murat ediyor.
    Sorun şu: O'nu (c.c) sağlam bir kafayla dinleyebiliyor muyuz?
    • insanın yaratılması için Allah neden milyarlarca yıl bek-
    lemek zorunda olsun? Bu dediğiniz her şeye kadir bir Ya-
    ratıcı inancına aykırı değil mi?
    Sorunuzu değiştirip şöyle sorayım: "Allah neden bir kediyi (yahut
    tek hücreli bakteriyi) yaratmak için milyarlarca yıl beklemek zo-
    runda olsun?" Eğer sadece bu "çevirme" işlemi soruyu yeterince
    saçmalaştırmadıysa, ilave açıklamalarım da olacak:
    Bu evrendeki her şey gibi zaman da bir yaratıktır, yaratılmıştır.
    Allah'ın bize bildirdiği üzere, Allah zamandan ve mekandan mü-
    nezzehtir, onlarla kayıtlı değildir. Şu satırı okurken geçirdiğiniz
    birkaç saniye, sizin anne karnında geçirdiğiniz dokuz ay veya şim-
    diye kadar yaşadığınız ömür ne ise, milyarlarca yıllık yaratılış sü-
    reci de "zamandan münezzeh bir Yaratıcı için" aynı mesabededir,
    yani bir "hiç" hükmündedir.
    Kur'an-ı Kerim' de "kün fe yekun (Ol der ve o da olur)" ifadesinde
    "Hemen olur" gibi bir mana yoktur. Bu kainatta "oluş", yani "yara-
    tılış", bir sürece bağlanmış, fizik kanunlarına tabi kılınmıştır. Bu
    süreç, sadece zamana bağlı biz yaratıkları bağlar; zamanı yara-
    tan için böyle bir "bekleme" zorunluluğundan bahsetmek abestir.
    Kur'an-ı Kerim'de defaatle bahsedilen bu "zamansızlık" ve "zama-
    nın göreceliği" kavramını fizikçiler yüz yılı aşkın süredir bilirler ama bugünün Müslümanları ne hikmetse bunu bir türlü anlaya-
    mıyorlar. Bilgiden uzak kalmak bize nelere mal oluyor, görebili-
    yor musunuz?
    • İnsanı yaratan Allah'tır ve Kur'an'da nasıl yaratıldığı açıkça
    yazılmıştır. İnsanın çamurdan yaratıldığım ve ruh üflene-
    rek dünyaya gönderildiğini biliyoruz. Siz hala insansılar-
    dan, maymunlardan bahsediyor, bunu da Kur'an'la tevil et-
    meye çalışıyorsunuz. Neyin peşindesiniz?
    İslam inancına göre insanı ve her şeyi, hatta şu andaki her bir oluşu
    yaratan Allah'tır. Eğer sadece insanı yarattığını düşünüyorsanız,
    dinimiz farklı olmalı. Allah, Kur'an-ı Kerim'de "İnsan, henüz adı anıl-
    maya değer bir şey değilken üzerinden çok uzun bir zaman geçmedi
    mi?" (İnsan, 1) diyor. Eğer okursanız, insan diye bir "varlığın", he-
    nüz adına "insan" denemez durumdayken üzerinden çokça vakit
    geçmiş olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Çamurdan/balçıktan/
    sudan yaratılış ayetleri insanın yaratılışına ilişkin "açık" olarak
    hiçbir şey anlatmaz. Zira Kur'an, bir biyoloji kitabı değildir. Eğer
    dediğiniz gibi "açık ve aşikar" bir anlatım olsaydı, Allah'ın -haşa-
    bir heykeltıraş olduğunu (Hicr 26), nefes alıp verdiğini (üflemek;
    Hicr 29), iki eli olduğunu (Sa'd 75) ve daha birçok "tuhaf" şeyi an-
    lamamız gerekirdi. Kur'an'ı okurken lütfen biraz daha dikkat ...
    Sorunun son kısmına gelince, hakikat dışında hiçbir şeyin peşinde
    değilim, bunu herkese de tavsiye ederim.
    • Milyarlarca yıldır hiç değişiklik göstermemiş canlıların
    fosillerine ne diyeceksiniz? Evrime en büyük darbe bizzat
    karşınızda duruyor.
    Bu ilginç itiraz, son birkaç yıldır dillerde gezer ve kusura bakma-
    yın ama bu, sevmediğiniz bir adamın başkaları tarafından yapıl-
    mış bir heykeline çekiçle vurarak "Onun fikirlerini çürütüyorum"
    demeye benziyor. Evrim kuramlarının "Milyarlarca yıldır değiş·
    meyen hiçbir canlı yoktur" dediğini yahut "Her canlı değişerek
    başka bir tür olacaktır" dediğini nereden duydunuz? Bunu hangi
    evrim biyolojisi kitabından okudunuz? Evrim biyolojisinin böyle
    bir dayatması yoktur.
    Genel geçer evrim anlayışında, canlılarda meydana gelen değişik-
    likler, ortama uyum sağlamalarını ve üremelerini kolaylaştırıyorsa,
    o canlılar daha çok hayatta kalır ve kuramsal olarak milyonlarca
    yıl boyunca biriken bu değişimler, bir noktadan sonra farklı bir
    türün ortaya çıkmasına vesile olabilir (bunu görebilen hiç kimse
    yoktur şimdiye kadar). Fakat bir canlı türü, mesela bir akrep türü,
    yaşadığı ortamlarda gayet başarılı bir şekilde hayatta kalabilecek
    teçhizata sahipse meydana gelen değişimler onu etkilemez, biyo-
    lojik olarak başarılı olduğu için soyunu sürdürmeye devam eder.
    Kaldı ki "Milyarlarca yıldır değişmemiş" dediğiniz canlıların bir-
    çoğunu eğer genetik ve moleküler açıdan inceleyebilirseniz, eski
    kalıntılarla bugünkü örnekleri arasındaki farkları daha açık bir
    biçimde görebilirsiniz.
    Günümüzde yaşayan binlerce çekirge yahut yumuşakça türünden
    öyleleri vardır ki dışarıdan bunların "farklı canlılar" olduğunu ayırt
    etmeniz mümkün değildir fakat bunlar aslında insan ve goril gibi
    farklı türlerdir, birbirleriyle çiftleşemezler ve genetik yapıları te-
    melden farklıdır. İşte bu yüzden, sırf görünüşlerine bakarak "Mil-
    yarlarca yıldır değişmemiş canlı buldum" demek, biyolojik açıdan
    çoğu zaman safsatadan öteye gitmez.
    Yine tekrarlayayım; tüm bilimsel, özellikle de biyolojik açıklama-
    lar gibi Evrim Kuramı'nda da elbette büyük boşluklar vardır. Fakat
    Evrim Kuramı, henüz hakkıyla göremediğimiz bir gerçeğin meka-
    nizmasını açıklamaya çalışır: Canlılar "aynı" hammaddeden, aynı
    programla yapılmıştır. Bu gerçeği -ne kadar gözünüzü kapatsanız
    da- bir gün siz de görmek ve "nedenine" kafa yormak zorunda ka-
    lacaksınız. Tabii eğer "anlamak" gibi bir niyetiniz var ise ...
    • Evrimle (yani bilimle) inancı bağdaştırmaya çalışmak ta-
    mamen zaman kaybı. İkisi farklı şeylerdir. Harcadığınız
    vakte yazık.
    Tamamen "size öyle geliyor". Siz bu işle vakit harcamazsınız, olur
    biter. İslam'da "din bilgisi" ve "dünya bilgisi" diye bir ayrım yok-
    tur. İster bilim adamı ister ilahiyatçı olsun, tüm inananlar "Allah'ın
    ayetleri" üzerinde bir şekilde çalışır. Bu da din ve bilimi "aynı ger-
    çekliğin" paydaşları yapar. Din ve bilimi ayıran şizofreni, Batı ve
    Kilise kaynaklıdır ve şahsen benim, bu ruh hastalığıyla herhangi
    bir bağlantım yoktur.
    • Neden sadece evrimi konuşuyoruz? Diğer teorilerden ne-
    den bahsedilmiyor?
    Müsaadenizle, sorunuza bir soruyla karşılık vereyim: Canlılar dün-
    yasına şöyle bir bakınca (ama gerçekten bakınca, masa başında
    veya İnternet önünde otururken değil) başka ne tür bir alternatif
    görüyorsunuz? Bilim adamlarının dediklerini bir kenara bırakın,
    etrafınıza ve canlılara kendi gözünüzle baktınız mı hiç? Bakabi-
    lirseniz, "akrabalık" dışında hiçbir şey göremeyeceksiniz. Eğer ta-
    biata inceleyip de bunun dışında bir şey görebilen varsa buyurun,
    ömür boyu o görüşü savunmaya hazırım.
    Burada, "Hepsini Allah yarattı" argümanı son derece kolaycılığa
    kaçmaktır, sizi de beni de Allah yarattı ama milyonlarca insan
    neslinin gelip geçmesini, anne ve babamızın tanışmasını, o sperm
    ve yumurtanın birleşmesini ve dokuz aylık bir hamilelik sürecini
    beklememiz gerekti. Bu dünyada, bizzat Allah'ın koyduğu kanun-
    lar gereği, hiçbir şey "pat" diye olmuyor. Sebepler arkasına gizle-
    niyor. Gizleniyor ki iman edenle etmeyen ayrılsın ...
    Özetle: Dünyayı anlamadan onun hakkında konuşmasak çok daha
    iyi olur. Bir ara evrime alternatif olarak "akıllı tasarım" mevzu-
    unu hepimiz çok sevdik. Neydi bu? "Canlılar alemindeki bazı şey-
    ler daha basit bileşenlerine indirgenemez, dolayısıyla 'indirgene-
    mez karmaşıklığa' sahiplerdir. Böylece ancak akıllı bir tasarımcı
    tarafından tasarlanmış olabilirler" şeklinde özetlenebilecek bir id-
    dia idi. Bunu sevdik ama argümanın hemen peşinden gelen sorunu
    çok azımız gördük: Bir şey "indirgenemez karmaşıklık" özelliği
    göstermiyorsa, "akılsızca" mı tasarlanmıştır? Yahut kendi kendine
    mi olmuştur? İslam inancında bu kainatta kendi kendine olan her-
    hangi bir şeye yer var mıdır? Elbette yoktur! Dolayısıyla, akıllı ta-
    sarımı kabul ettiğiniz anda, onun zıt anlamlısı olan "akılsız var
    oluşu" da kabul etmeniz gerekir. Ben böyle saçma bir şeyi kabul
    edemem. Dolayısıyla, en azından bir Müslüman için, akıllı tasarım
    bir safsatadan ibarettir. Zira İslam inancına göre bu kainatın her
    bir atomu, kuarkı ve her bir zerresi, ancak "akıllı ve amaçlı bir ya-
    ratımla" var olabilir.
    • Evrimle ilgili görüşleriniz İslam'a ne gibi bir katkı sağlı-
    yor? Bence İslam'a güç verme açısından tam bir fiyasko.
    İslam'a güç kazandırılmaz, İslam hakikat ise bütün güç onundur.
    Derdimiz, aklımıza ve idrakimize güç vermek olmalı. O zaman her
    şeyimiz güçlenir. Bugün zayıf olan İslam değil, Müslümanlardır. Bi-
    lim ve bilgi ile bağlantısını tekrar kurmadan da bu zafiyetten asla
    kurtulamayacaklardır.
    • Madem bütün canlılar evrim geçirdi, bugün neden evrim
    göremiyoruz?
    Evrim, eğer jeolojik kayıtların doğru olduğunu kabul ediyorsak,
    milyarlarca yıldır devam eden bir süreçtir. Çok yavaş ilerlemekte-
    dir ve birkaç yıllık hayatımızda gözlenebilir bir olay değildir. Can-
    lılar bugün de çarpıcı bir hızda değişir ama "bir canlının bir başka
    canlıya dönüşmesi" anlamında anlaşılan makro evrim, eğer var ol-
    duysa bile, insanlığın bugüne kadar olan toplam macerasıyla bile
    izlenebilir bir süreç değildir.
    Tekrarlayalım: Bir "evrim" vardır. Fakat bu evrim (gerçek yara-
    tılış öyküsü), Darwin'in Evrim Kuramı'na tıpatıp uymak zorunda
    değildir. Hala nasıl olduğunu bilmiyoruz. İlk hücrenin nasıl ortaya
    çıktığına dair hiçbir açıklamamız yok. Dolayısıyla, bilimin bu ko-
    nuda söyleyebilecek çok fazla bir sözü yok. Ama aynı şey "kütle-çe-
    kim" meselesi için de geçerlidir. Halen boşluktaki cisimlerin birbi-
    rini "neden" çektiğini bilmiyoruz. Ama böyle bir çekim var ve bunu
    görebiliyoruz. Nedenini, nasılını bilmememiz, onu reddetmemizi
    gerektirmiyor. Dolayısıyla, "canlıların birbirine bu kadar benze-
    diği bir dünyada, sırf mekanizması bilinmiyor diye ortak yaratı-
    lışı inkar etmek" akılla bağdaşır bir durum değildir.
    • Evrime dair Kur'an'dan nasıl bir kanıt gösterebiliyorsu-
    nuz?
    Bilimle ilgili mevzulara Kur'an'dan kanıt aranmaz. Bu yaklaşım,
    yöntem olarak tam bir felakettir. Kur'an-ı Kerim, ana mesajı itiba-
    riyle insana her zaman dünya üzerindeki yaratılmışları örnek ve-
    rir. Bunların "yaratılış ayetleri (kevni ayetler)" olarak zikredilmesi
    boşuna değildir. Allah, Kur'an'da, etrafımızdaki canlı ve cansız ya-
    ratıklara (kuş, arı, inek, incir, zeytin, dağlar, yerler, gökler vs.) sü-
    rekli olarak dikkatimizi çeker ve "dünya hakkında bir şeyler öğ-
    renmeye" yönlendirir. Eğer siz, Kur'an'ın açık bir emri olan "ilim
    yapmayı ve dünya hakkında bilgi toplamayı" bırakıp bu tip bilgi-
    leri Kur'an'da ararsanız, Kur'an'ın temel mesajına taban tabana zıt
    bir iş yapmış olursunuz. Kur'an bize cennetin ve Rıza-yı İlahi'nin
    yolunu gösterir, bilimsel konularda kopya vermez. İnsanlar ara-
    sındaki yarış ise hakça bir yarıştır ve Allah hiçbir kuluna (ateist
    de olsa, bilmem ne de olsa) farklı ve adaletsiz muamele etmez. En
    azından İslam'a göre bu böyledir.
    • Ateist ve maddeci bilim adamlarının kuramlarını neden
    böyle içtenlikle savunuyorsunuz? Bu nasıl Müslümanlık?
    Şöyle: Siz hiç son 300 yıldır, tabiatı gezip de "Allah bu canlıları na-
    sıl yaratmış" diye bakınan yahut moleküler biyoloji laboratuvar-
    larında yaratılışın sırlarını merak eden bir Müslüman bilim ada-
    mıyla tanıştınız mı, ismini duydunuz mu? Son 10-15 yılda sayıları
    tek tük artsa da, İslam inancına sahip bilim adamlarından böyle
    "zor" mevzularla ilgili neredeyse hiçbir katkı göremezsiniz. O za·
    man biz kimin çalışmalarını ve bulgularını konuşacağız?
    Ampulü, bilgisayarı, kozmolojik bilgileri, kuantum fiziğini ve diğer
    birçok bilgiyi ekseri "ateist" bilim adamları yahut mucitler icat et·
    miş olmasına rağmen bunları itirazsız kullanıyorsunuz. İş evrime
    gelince, nedense Darwin ve diğer evrim biyologlarının materya-
    listliği aklımıza geliveriyor. Onlar maddeye bu kadar ehemmiyet
    verip araştırmasalardı, haliniz nice olurdu farkında mısınız? Al-
    lah adildir. Çalışana karşılığını verir. Batıl itkilerle de olsa Batı
    dünyası, madde üzerindeki çalışmalarının karşılığını aldı ve al-
    maya devam ediyor.
    İslam dünyası ise kendisine bizzat emredilen "ilim" konusunu başka
    medeniyetlere terk ettiği için bugün ziyadesiyle tokadını yiyor. Biz
    kendi halimizi değiştirmedikçe Allah da bizim durumumuzu de-
    ğiştirmeyecektir ve bize bunu peşinen söylemektedir (Ra'd, 11).
    Ateist ve inançsız bilim adamlarının çalışmalarından rahatsızsa-
    nız buyurun üniversiteler, okullar, laboratuvarlar emrinizde, he-
    men başlayın. Yoksa susalım, zira ayıp oluyor ...
    • Canlıların birbiriyle olan benzerlikleri ve ortak yönleri ol-
    ması çok doğal. Zira bu, hepsinin tek elden çıktığını, aynı
    yaratıcının eseri olduğu belgeler. Tıpkı Mercedes marka
    tüm otomobillerin aynı üretici, mühendis, tasarımcı tez-
    gahından çıkması gibi. Evrime delil olamaz.
    Bininci kez söyleyeyim: Yıldızlar ve gezegenler de aynı yapıda ve
    maddedendir, onlar da mı müstakil olarak ve "pat diye" yaratıl-
    mış? Gezegenlerin, yıldızların birbirinden nasıl oluştuğunu görü-
    yorsunuz, bu Allah'ın kudretine gölge düşürür mü? Canlılar ara-
    sında bu kadar benzerlik varken olası bir akrabalığı hangi kanıta
    dayalı olarak reddediyorsunuz? Size 8000 farklı çekirge türünün
    ayrı ayrı yaratıldığını düşündüren "kanıt" nedir? Bana ve evrime
    kanıt sormadan önce kendinize soruyor musunuz "Kanıtım ne?"
    diye? Kur'an demeyin, zira orada öyle bir şey yok.
    • İslam kaynaklarında bütün canlıların ayrı ayrı yaratıldığı
    açıkça belirtiliyor. Siz neye dayanarak hem Müslüman hem
    de evrimciyim diyorsunuz?
    Öncelikle "Evrimciyim" diye bir şey söylediğim vaki değildir, bu
    benim mesleğim değil. Ayrıca evrimci diye bir şey de yok, evrim
    biyoloğu falan var belki.
    İkinci olarak, canlıların ayrı yaratıldığı nerede belirtiliyor? Kur'an-ı
    Kerim'de bu yönde hükümler olması bir yana, tam aksi yönde ("Bü-
    tün" canlıların sudan yaratılması, hepimizin "tek bir" nefisten ya-
    ratılması, bitki gibi yerden bitirme, bir damla sudan yaratma vs.
    gibi ifadelerle) birçok beyanat bulunur. Lütfen, Kur'an'ı "ezberle-
    tilmiş dublajlarla" seslendirmeyi bırakın ve açıp okuyun. Çünkü o,
    size de inmiş bir uyarıdır ...
    • Müslümanların 'yaratılışa ve canlıların oluşumuna dair
    bir kuramı yok' demişsiniz. Kur'an'da her şey yazıyor, açıp
    okuduğunuzda göremiyor musunuz? Müslümanların başka
    kurama ihtiyaçları var mı?
    Kur'an'da ne yazıyor? Yaratılışa dair, dışarıdaki gözlemlerinizle
    örtüşebilen nasıl bir ilham alıyorsunuz? Evrenin oluşumu, yıldız-
    ların teşekkülü, kalbimizin atışı, depremlerin mekanizması, ku-
    antum fiziği gibi konularda Kur'an'dan ne öğrenebiliyorsunuz? Ba-
    tılı bilim adamları bir şeyleri keşfettikten sonra "Bu gerçek, 1400
    yıldan beri Kur'an'da var zaten!" diye tembellik yapmak dışında,
    Kur'an'dan nasıl bir bilgi elde edebiliyorduk şimdiye kadar?
    Kur'an bir bilim ve teknoloji kitabı değildir. Elbette "hayat ve ha-
    kikat" kitabı olması açısından gerçeklere birçok atıf bulunur ve
    bulunacaktır ama Kur'an'ın temel işi fizik, kimya, biyoloji konu-
    larında "tüyo vermek" değildir. Kur'an, insanın insan olması için
    inmiş bir rehberdir ve bu rehberin her yerinde de "akıl" ve "araş-
    tırma" önerilir. Ama biz her nasılsa Kur'an'a bakarak bunu göre-
    meyecek kadar körleşmişiz ...
    • (İslam'la evrimin ters düşmediğini savunmak) jön-İslam-
    cılıktır; hatta o da değil, yeni bir din yaratma çabasıdır.
    Şimdiye kadar çamur atmaya çalışmışlar, becerememişler,
    "Biz en iyisi mayasını bozalım" durumudur, bilinçli ya da
    değil ... Din sahibinindir, koruyacak olan da O'dur.
    Burada sadece şu ayeti söyler ve çekilirim: "Ne zaman onlara: 'Al-
    lah'm indirdik/erine uyun' denilse, onlar: 'Hay1r, biz, atalanmızı üzerinde
    bulduğumuz şeye (geleneğe) uyanz' derler. (Peki) Ya atalarmm akit
    bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?" (Bakara, 170)
    Bu ayetin sadece müşrikler için bir şeyler söylediğini düşünen-
    lerdenseniz, müthiş bir yanılgı içinde olduğunuzu söylemeliyim.
    Aman dikkat!




    "lnsan, hayreti ölçüsünde bilgedir ... "
    Mehmet Salah
    152

    İki başlı bebekler doğduğu zaman hayret ediyoruz, normal bir in-
    sanın dünyaya gelmesi çok sıradanmış gibi...
    Bungee-jumping gibi uç sporları yapanlara hayret ediyoruz, ta-
    vanda yürüyen sinek basit bir iş yapıyormuş gibi...
    Belgesellerdeki hayvanlara hayret ediyoruz, sanki sokaklardaki
    kediler ve köpekler çok sıradanmış gibi. ..
    Bilgisayar dünyasındaki gelişmelere hayret ediyoruz, hepsinin çık-
    tığı yer olan beynimiz çok basitmiş gibi...
    Kocaman gökdelenlerin inşasına hayret ediyoruz, asırlık çınarlar
    çok sıradanmış gibi...
    Bir ressamın benzetmesine hayretler ediyoruz, doğadaki asılları
    çok basitmiş gibi. ..
    Çiçekli ağaçların güzelliğine hayret ediyoruz, ezip geçtiğimiz di-
    kenler çirkinmiş gibi ...
    Ölüme hayret ediyoruz, yaşamak çok sıradan bir "hak"mış gibi...
    153

    Nefes aldığının farkında olan insan, o nefesin boş laflarla tüke-
    tilemeyecek kadar kıymetli olduğunun farkına daha kolay varır.
    155

    "Her şeyi ezbere bilmek, bilmek demek değildir."
    Montaigne
    162

    Falanca mankenin son sevgilisini, en son parfümleri, en son tekno-
    lojik ürünleri vs. takip etmeyi kendimize esas iş edinirken Bertrand
    Russell, Mevlana, Dede Korkut gibi akil insanların haklı serzeniş-
    lerini anlama gayretini "diğerlerine" bırakıyoruz.
    164

    Kendini bilen insan "parayla satın alınabilecek kadar değersiz" şey-
    lerin peşinde ömrünü tüketemez. Kendini bilen insan ...
    165

    "lnsan zihni, yeni bir fikre bedenin
    yabancı bir proteine davrandığı gibi
    davranır, onu reddeder. .. "
    Peter Medawar
    168

    "Bilmediğini bilmek en iyisidir.
    Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır."
    Lao-Tzu
    226

    Ne çare ki insanoğlunun tarihi, tarihin hemen her döneminde, elin-
    deki bilgiyi "nihai" zannetme yanılgısına düşmesinden kaynakla-
    nan büyük hatalar zincirinden ibaret gibi görünüyor ...
    275


    "Birçok şey gibi maalesef kitaplar da artık kısa vadeli birer tüketim
    maddesi haline geldi, getirildi. Ne yapalım? Popüler kültür bizi buna
    zorluyor, modern çağ böyle istiyor! Ne istiyor? 'Kitaplar kapanır
    kapanmaz içindekiler unutulsun' istiyor."
    Cemil Meriç
    279
  • ve İslam inancı üzerine yaptığım konuşmalar, yazdığım ya-
    zılar re katıldığım televizyon programları sonrasında çoğu olumlu
    olmak üzere birçok tepki alıyorum. Geri dönüşlerin önemli bir kıs-
    mında bazı temel kafa karışıklıklarını yansıtan itirazlar var. Ge-
    nel bir cevap olsun diye onlardan önemli bulduklarımın bazılarını
    burada sizlerle paylaşacağım. Elbette buradaki soru ve cevaplar
    yüzyılları aşkın bir zamandır içinde bulunduğumuz bu düşünce
    cenderesini kırmaya yetmeyecek fakat bana faydası olduğunu dü-
    şündüğüm bir akıl yürütme zincirinin, bu konuda gelen sorulara
    verdiğim cevaplarla daha kolay anlaşılabileceğini ve izlenebilece-
    ğini düşünüyorum. Şimdi sizi, internet üzerinden bana ulaştırılan
    bazı sorular ve onlara vermeye çalıştığım cevaplarla baş başa bı-
    rakayım:
    • Evrimi mi, yaratıhşı mı savunuyorsunuz?
    Benim dünyam bu iki seçenekten ibaret değil ve bunlar birbirinin
    zıddı, birbirini dışlayan şeyler değil. Yani soru, özü itibariyle ha-
    talı. Ama Allah'ın her şeyi belli bir oluş ve sürece bağlı olarak ya-
    ratmayı murat ettiğini çok iyi biliyorum. Hayatınızda bir tek bitki
    diktiyseniz, bir kez bir bebeğin büyümesini izlediyseniz, siz de Sün-
    netullah'ın bu kısmını yakinen gözlemlemişsiniz demektir. Unut-
    mayınız, sizi de (eğer inanıyorsanız) Allah yaratmıştır ama dokuz
    aylık bir gebelik sürecinde şekillenmenizi beklemek zorundaydınız.
    Bu bekleme, sizin ait olduğunuz maddi alemin bir kuralıdır ve Ya-
    radan'ı bağlamaz.
    • Evrimin olmadığı tek bir proteinden bile anlaşılır ...
    Tek bir proteinden, "hiçbir şeyin rastgele olamayacağı" anlaşılır, o
    da insafı olana! Aynı şey bir kar tanesinden, bir damla sudan, ge-
    lip geçen bulutların şeklinden de anlaşılır. Eğer istenirse ... Ama
    bir proteine bakarak canlıların "nasıl yaratıldığı" anlaşılmaz. İşte
    orada biraz "bilim" bilmek lazım ...
    • Evrime dair ne tip kanıtlar var? Nasıl bu kadar eminsi-
    niz?
    Emin değilim. Bakınca tek gördüğüm şey bu olduğu için aklıma
    sebepler dairesinde "başka" bir açıklama gelmiyor. Canlıların bir
    şekilde akraba olduklarını görebiliyorum. Ama bunun Darwin'in
    dediği gibi olduğunu da hiç zannetmiyorum. İşin içinde bambaşka
    süreçler var ve bilimsel olarak daha bu mevzuu anlamanın başında
    olduğumuzu düşünüyorum. Ayrıca Müslüman bilim adamlarının
    bu konularda söyleyecek çok sözleri olduğunu da düşünüyorum.
    Yeter ki bu anlamsız reddiye psikolojisini üzerimizden bir atalım ...
    • Evrim teorisi doğru ise neden ara geçiş fosilleri yok? Yani
    bu sorudan bıkmış olabilirsiniz ama gerçekten de ara form·
    ların olmaması ve bunun açıklanmaması beni şaşırtıyor.
    Canlılar arasında çok çeşitlilik ve benzerlik var fakat ne·
    den çok bariz farklar arasında türler yok, bunu anlayamı·
    yorum. Mesela şu, şu türden türedi gibi bir bilgi var mı?
    Canlıların bulunduğu ortam ve şartlara göre değişimini an·
    layabiliyorum fakat canlıların türden türe geçişi arasında
    kopukluk olduğunu düşünüyorum. Birebir türden türe ge·
    çiş olduğuna inanmıyorum. Mesela at ile eşeğin birleşimin·
    den katır oluyor ama katır neslini devam ettiremiyor.
    Hayır, bu tip sorulardan henüz bıkmadım, zira her seferinde masa
    başı anti-evrim anlayışının bana da ne kadar zaman kaybettirdiğini
    aklıma getiriyor bu itiraz ... Klasik olacak belki ama ara form bul-
    mak isteyen sadece "Google"a baksa yeter. Mesela Wikipedia'da
    şöyle bir madde var: Ara Geçiş Fosillerin Listesi.16 Buradaki hay-
    vanlar bugün soyları tükenmiş ve bildiğimiz tüm canlıların özel-
    liklerini kısmen taşıyan ama günümüzde benzerleri olmayan can-
    lılar. Ara form dendiğine "sakat ve yarım" uzuvlar içeren canlıların
    anlaşılması, evrim biyolojisinin bilinmemesinden kaynaklanan bir
    yanlış bakış açısıdır. Eksik ve sakat bir hayvan, fosil bırakacak ka-
    dar zaten yaygınlaşamaz, yaşamını sürdürüp üreyemezdi. Dolayı-
    sıyla, bulunan hayvanların tamamı "mükemmel" canlılardı, yani ya-
    şadıkları ortamlara milyonlarca yıl boyunca hayatta kalabilecek
    şekilde uyum sağlama yeteneği olan (kendilerine öyle yetenekler
    bahşedilmiş) hayvanlardı. Fakat elimizi insafımıza koyup da mü-
    zede gezerken "tüylü dinozor" diye bir canlı gördüğümüzde "Ne
    oluyor?" diye soramıyorsak, bir sorun var demektir.
    Microraptor gui'ye17 bakalım ... Milyarlarca yıllık bir canlılık sü-
    reci ... Yaşayan canlıların %99.5 kadarının soyu tükenmiş ... Kalan
    canlı türlerinin sayısı bugün milyonlarla ifade ediliyor. İnsan bu
    "tür"lerden sadece biri... Burada düşünenler için ibretler yok mu-
    dur? Her şeyden daha önemlisi, "evrim" ile sorunu olan birinin,
    elinde daha iyi bir açıklama yahut fikir olmalı ... Yoksa sorun ne-
    rede? "Hepsi yaratıldı" demek, hiçbir şey dememektir. Her zerreye
    hakim olan bir Allah kavramına inanılıyorsa, zaten esen her rüz-
    gardan titreşen her bir moleküle kadar her şey her an yaratılmak-
    tadır. Varsa, biyolojik evrim de bundan ayrı değildir ...
    Anne karnında safha safha gelişen insan, "yaratılmıyor" mu
    yani?
    Yaşadığımız sorun aslında materyalist dünya görüşü ile inancımız
    arasında. Ve biz "evrimi" bir yana ittiğimiz, onun üzerinde aklet-
    meyi bıraktığımız için Allah muhtemelen bu muhteşem tefekkür
    vesilesini bizim elimizden alarak, bizden daha çalışkan olanların
    eline verdi. "Onlar" da bu verilerle istedikleri gibi oynuyorlar, bize
    uzaktan seyretmek düşüyor. Evrimin "kendi kendine oluş" mesele-
    siyle ilgili sorun yaşamayı elbette anlıyorum. Bilimsel olarak nasıl
    olduğuna dair fikrimiz olan herhangi bir şeyden, "kendi kendine"
    ve "rastgele" oluyor anlamını çıkartmak eblehliktir. Böyle bir olu-
    şun "rastgele mi, yoksa amaçlı mı" olduğu, bilimin tespit edebile-
    ceği bir şey değildir. "Anne karnındaki embriyo genetik kodlarla
    kendi kendine oluşuyor" saptamasına küsüp embriyolojiyi boşla-
    mıyor, kadın-doğum hekimlerine güvenmeye devam ediyorsak,
    canlılığın bu dünyadaki yaratılışı meselesine de farklı muamele
    etmemiz anlamsız.
    Bu mesele hepimizin belli bir zihinsel seviyeyi aşması için gerekli.
    "Şöyledir" veya "böyledir" deme kolaycılığından ve Allah'ın kitabı
    adına bilmişlik taslayanlardan özellikle uzak durarak, Allah'ın
    "kevni" ayetlerinden bihaber insanların bilime dair mevzularla il-
    gili masa başı fetvalarına sırtımızı dönerek, kainattaki en büyük
    gizem üzerinde düşündüğümüzün bilinciyle, derinlemesine düşün-
    meye değer. Üzerinde tefekkür edilen şeyin, milyarlarca yıl süren
    ve halen devam eden, eşref-i mahlukata bu alemi hazırlayan ve
    büyük kısmı gayb perdesi altında gizli kalmaya mahkum bir des-
    tan olduğunu unutmamalı. İmtihan büyük ve halen devam ediyor ...
    • Allah'ın yaratmak için evrime mi ihtiyacı var? İnsanı yok·
    tan var edemez mi?
    Allah'ın yaratmak için hiçbir nedene ve hammaddeye ihtiyacı yok-
    tur. Fakat buna rağmen Kur'an-ı Kerim'de insanın yaratılışından
    bahsederken "çamurdan", "sudan" ve "bitki gibi yerden bitirmek-
    ten" bahsedilir. Bunların tamamı hem "hammadde"lerdir hem de
    "dünyevi hammaddeler"dir. Bu maddeler aynı zamanda (modern
    biyolojinin de bildirdiği gibi, insan da dahil) "tüm" canlıların or-
    tak maddesel temelidir.
    Yine, Allah her bir anı yeniden yaratır ve icat eder. Fakat bu dün-
    yadaki tüm yaratımları bir sebepler perdesi ardına gizlediğinden
    de sıklıkla bahseder. Her şeyi "Hak ve hikmete uygun" bir biçimde
    yarattığının garantisini vererek, kendi koyduğu fizik kanunlarıyla
    bu evrendeki yaratma (halk) sürecini -kısmen- anlaşılabilir süreç-
    lere bağlar. Kainatta olan her şey, adına fizik dediğimiz bir neden-
    ler silsilesine bağlıdır. Bu nedenlerin büyük bir çoğunluğunu he-
    nüz anlamaktan uzağız, ancak çok küçük bir kısmını biliyoruz ve
    çoğunu belki de hiç bilemeyeceğiz. Fakat buradaki her şey, fiziksel
    olarak "bilinebilir" temellere dayanır. Bunu bizzat Allah, Kur'an-ı
    Kerim'deki yaratılış ayetlerinde ifade eder (6 günde yaratma, ça-
    murdan halk etme vs.). Demek ki Allah, kendisinin böyle bir şeye
    ihtiyacı olmamasına rağmen, bize bir şeyler anlatmayı murat ediyor.
    Sorun şu: O'nu (c.c) sağlam bir kafayla dinleyebiliyor muyuz?
    • insanın yaratılması için Allah neden milyarlarca yıl bek-
    lemek zorunda olsun? Bu dediğiniz her şeye kadir bir Ya-
    ratıcı inancına aykırı değil mi?
    Sorunuzu değiştirip şöyle sorayım: "Allah neden bir kediyi (yahut
    tek hücreli bakteriyi) yaratmak için milyarlarca yıl beklemek zo-
    runda olsun?" Eğer sadece bu "çevirme" işlemi soruyu yeterince
    saçmalaştırmadıysa, ilave açıklamalarım da olacak:
    Bu evrendeki her şey gibi zaman da bir yaratıktır, yaratılmıştır.
    Allah'ın bize bildirdiği üzere, Allah zamandan ve mekandan mü-
    nezzehtir, onlarla kayıtlı değildir. Şu satırı okurken geçirdiğiniz
    birkaç saniye, sizin anne karnında geçirdiğiniz dokuz ay veya şim-
    diye kadar yaşadığınız ömür ne ise, milyarlarca yıllık yaratılış sü-
    reci de "zamandan münezzeh bir Yaratıcı için" aynı mesabededir,
    yani bir "hiç" hükmündedir.
    Kur'an-ı Kerim' de "kün fe yekun (Ol der ve o da olur)" ifadesinde
    "Hemen olur" gibi bir mana yoktur. Bu kainatta "oluş", yani "yara-
    tılış", bir sürece bağlanmış, fizik kanunlarına tabi kılınmıştır. Bu
    süreç, sadece zamana bağlı biz yaratıkları bağlar; zamanı yara-
    tan için böyle bir "bekleme" zorunluluğundan bahsetmek abestir.
    Kur'an-ı Kerim'de defaatle bahsedilen bu "zamansızlık" ve "zama-
    nın göreceliği" kavramını fizikçiler yüz yılı aşkın süredir bilirler ama bugünün Müslümanları ne hikmetse bunu bir türlü anlaya-
    mıyorlar. Bilgiden uzak kalmak bize nelere mal oluyor, görebili-
    yor musunuz?
    • İnsanı yaratan Allah'tır ve Kur'an'da nasıl yaratıldığı açıkça
    yazılmıştır. İnsanın çamurdan yaratıldığım ve ruh üflene-
    rek dünyaya gönderildiğini biliyoruz. Siz hala insansılar-
    dan, maymunlardan bahsediyor, bunu da Kur'an'la tevil et-
    meye çalışıyorsunuz. Neyin peşindesiniz?
    İslam inancına göre insanı ve her şeyi, hatta şu andaki her bir oluşu
    yaratan Allah'tır. Eğer sadece insanı yarattığını düşünüyorsanız,
    dinimiz farklı olmalı. Allah, Kur'an-ı Kerim'de "İnsan, henüz adı anıl-
    maya değer bir şey değilken üzerinden çok uzun bir zaman geçmedi
    mi?" (İnsan, 1) diyor. Eğer okursanız, insan diye bir "varlığın", he-
    nüz adına "insan" denemez durumdayken üzerinden çokça vakit
    geçmiş olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Çamurdan/balçıktan/
    sudan yaratılış ayetleri insanın yaratılışına ilişkin "açık" olarak
    hiçbir şey anlatmaz. Zira Kur'an, bir biyoloji kitabı değildir. Eğer
    dediğiniz gibi "açık ve aşikar" bir anlatım olsaydı, Allah'ın -haşa-
    bir heykeltıraş olduğunu (Hicr 26), nefes alıp verdiğini (üflemek;
    Hicr 29), iki eli olduğunu (Sa'd 75) ve daha birçok "tuhaf" şeyi an-
    lamamız gerekirdi. Kur'an'ı okurken lütfen biraz daha dikkat ...
    Sorunun son kısmına gelince, hakikat dışında hiçbir şeyin peşinde
    değilim, bunu herkese de tavsiye ederim.
    • Milyarlarca yıldır hiç değişiklik göstermemiş canlıların
    fosillerine ne diyeceksiniz? Evrime en büyük darbe bizzat
    karşınızda duruyor.
    Bu ilginç itiraz, son birkaç yıldır dillerde gezer ve kusura bakma-
    yın ama bu, sevmediğiniz bir adamın başkaları tarafından yapıl-
    mış bir heykeline çekiçle vurarak "Onun fikirlerini çürütüyorum"
    demeye benziyor. Evrim kuramlarının "Milyarlarca yıldır değiş·
    meyen hiçbir canlı yoktur" dediğini yahut "Her canlı değişerek
    başka bir tür olacaktır" dediğini nereden duydunuz? Bunu hangi
    evrim biyolojisi kitabından okudunuz? Evrim biyolojisinin böyle
    bir dayatması yoktur.
    Genel geçer evrim anlayışında, canlılarda meydana gelen değişik-
    likler, ortama uyum sağlamalarını ve üremelerini kolaylaştırıyorsa,
    o canlılar daha çok hayatta kalır ve kuramsal olarak milyonlarca
    yıl boyunca biriken bu değişimler, bir noktadan sonra farklı bir
    türün ortaya çıkmasına vesile olabilir (bunu görebilen hiç kimse
    yoktur şimdiye kadar). Fakat bir canlı türü, mesela bir akrep türü,
    yaşadığı ortamlarda gayet başarılı bir şekilde hayatta kalabilecek
    teçhizata sahipse meydana gelen değişimler onu etkilemez, biyo-
    lojik olarak başarılı olduğu için soyunu sürdürmeye devam eder.
    Kaldı ki "Milyarlarca yıldır değişmemiş" dediğiniz canlıların bir-
    çoğunu eğer genetik ve moleküler açıdan inceleyebilirseniz, eski
    kalıntılarla bugünkü örnekleri arasındaki farkları daha açık bir
    biçimde görebilirsiniz.
    Günümüzde yaşayan binlerce çekirge yahut yumuşakça türünden
    öyleleri vardır ki dışarıdan bunların "farklı canlılar" olduğunu ayırt
    etmeniz mümkün değildir fakat bunlar aslında insan ve goril gibi
    farklı türlerdir, birbirleriyle çiftleşemezler ve genetik yapıları te-
    melden farklıdır. İşte bu yüzden, sırf görünüşlerine bakarak "Mil-
    yarlarca yıldır değişmemiş canlı buldum" demek, biyolojik açıdan
    çoğu zaman safsatadan öteye gitmez.
    Yine tekrarlayayım; tüm bilimsel, özellikle de biyolojik açıklama-
    lar gibi Evrim Kuramı'nda da elbette büyük boşluklar vardır. Fakat
    Evrim Kuramı, henüz hakkıyla göremediğimiz bir gerçeğin meka-
    nizmasını açıklamaya çalışır: Canlılar "aynı" hammaddeden, aynı
    programla yapılmıştır. Bu gerçeği -ne kadar gözünüzü kapatsanız
    da- bir gün siz de görmek ve "nedenine" kafa yormak zorunda ka-
    lacaksınız. Tabii eğer "anlamak" gibi bir niyetiniz var ise ...
    • Evrimle (yani bilimle) inancı bağdaştırmaya çalışmak ta-
    mamen zaman kaybı. İkisi farklı şeylerdir. Harcadığınız
    vakte yazık.
    Tamamen "size öyle geliyor". Siz bu işle vakit harcamazsınız, olur
    biter. İslam'da "din bilgisi" ve "dünya bilgisi" diye bir ayrım yok-
    tur. İster bilim adamı ister ilahiyatçı olsun, tüm inananlar "Allah'ın
    ayetleri" üzerinde bir şekilde çalışır. Bu da din ve bilimi "aynı ger-
    çekliğin" paydaşları yapar. Din ve bilimi ayıran şizofreni, Batı ve
    Kilise kaynaklıdır ve şahsen benim, bu ruh hastalığıyla herhangi
    bir bağlantım yoktur.
    • Neden sadece evrimi konuşuyoruz? Diğer teorilerden ne-
    den bahsedilmiyor?
    Müsaadenizle, sorunuza bir soruyla karşılık vereyim: Canlılar dün-
    yasına şöyle bir bakınca (ama gerçekten bakınca, masa başında
    veya İnternet önünde otururken değil) başka ne tür bir alternatif
    görüyorsunuz? Bilim adamlarının dediklerini bir kenara bırakın,
    etrafınıza ve canlılara kendi gözünüzle baktınız mı hiç? Bakabi-
    lirseniz, "akrabalık" dışında hiçbir şey göremeyeceksiniz. Eğer ta-
    biata inceleyip de bunun dışında bir şey görebilen varsa buyurun,
    ömür boyu o görüşü savunmaya hazırım.
    Burada, "Hepsini Allah yarattı" argümanı son derece kolaycılığa
    kaçmaktır, sizi de beni de Allah yarattı ama milyonlarca insan
    neslinin gelip geçmesini, anne ve babamızın tanışmasını, o sperm
    ve yumurtanın birleşmesini ve dokuz aylık bir hamilelik sürecini
    beklememiz gerekti. Bu dünyada, bizzat Allah'ın koyduğu kanun-
    lar gereği, hiçbir şey "pat" diye olmuyor. Sebepler arkasına gizle-
    niyor. Gizleniyor ki iman edenle etmeyen ayrılsın ...
    Özetle: Dünyayı anlamadan onun hakkında konuşmasak çok daha
    iyi olur. Bir ara evrime alternatif olarak "akıllı tasarım" mevzu-
    unu hepimiz çok sevdik. Neydi bu? "Canlılar alemindeki bazı şey-
    ler daha basit bileşenlerine indirgenemez, dolayısıyla 'indirgene-
    mez karmaşıklığa' sahiplerdir. Böylece ancak akıllı bir tasarımcı
    tarafından tasarlanmış olabilirler" şeklinde özetlenebilecek bir id-
    dia idi. Bunu sevdik ama argümanın hemen peşinden gelen sorunu
    çok azımız gördük: Bir şey "indirgenemez karmaşıklık" özelliği
    göstermiyorsa, "akılsızca" mı tasarlanmıştır? Yahut kendi kendine
    mi olmuştur? İslam inancında bu kainatta kendi kendine olan her-
    hangi bir şeye yer var mıdır? Elbette yoktur! Dolayısıyla, akıllı ta-
    sarımı kabul ettiğiniz anda, onun zıt anlamlısı olan "akılsız var
    oluşu" da kabul etmeniz gerekir. Ben böyle saçma bir şeyi kabul
    edemem. Dolayısıyla, en azından bir Müslüman için, akıllı tasarım
    bir safsatadan ibarettir. Zira İslam inancına göre bu kainatın her
    bir atomu, kuarkı ve her bir zerresi, ancak "akıllı ve amaçlı bir ya-
    ratımla" var olabilir.
    • Evrimle ilgili görüşleriniz İslam'a ne gibi bir katkı sağlı-
    yor? Bence İslam'a güç verme açısından tam bir fiyasko.
    İslam'a güç kazandırılmaz, İslam hakikat ise bütün güç onundur.
    Derdimiz, aklımıza ve idrakimize güç vermek olmalı. O zaman her
    şeyimiz güçlenir. Bugün zayıf olan İslam değil, Müslümanlardır. Bi-
    lim ve bilgi ile bağlantısını tekrar kurmadan da bu zafiyetten asla
    kurtulamayacaklardır.
    • Madem bütün canlılar evrim geçirdi, bugün neden evrim
    göremiyoruz?
    Evrim, eğer jeolojik kayıtların doğru olduğunu kabul ediyorsak,
    milyarlarca yıldır devam eden bir süreçtir. Çok yavaş ilerlemekte-
    dir ve birkaç yıllık hayatımızda gözlenebilir bir olay değildir. Can-
    lılar bugün de çarpıcı bir hızda değişir ama "bir canlının bir başka
    canlıya dönüşmesi" anlamında anlaşılan makro evrim, eğer var ol-
    duysa bile, insanlığın bugüne kadar olan toplam macerasıyla bile
    izlenebilir bir süreç değildir.
    Tekrarlayalım: Bir "evrim" vardır. Fakat bu evrim (gerçek yara-
    tılış öyküsü), Darwin'in Evrim Kuramı'na tıpatıp uymak zorunda
    değildir. Hala nasıl olduğunu bilmiyoruz. İlk hücrenin nasıl ortaya
    çıktığına dair hiçbir açıklamamız yok. Dolayısıyla, bilimin bu ko-
    nuda söyleyebilecek çok fazla bir sözü yok. Ama aynı şey "kütle-çe-
    kim" meselesi için de geçerlidir. Halen boşluktaki cisimlerin birbi-
    rini "neden" çektiğini bilmiyoruz. Ama böyle bir çekim var ve bunu
    görebiliyoruz. Nedenini, nasılını bilmememiz, onu reddetmemizi
    gerektirmiyor. Dolayısıyla, "canlıların birbirine bu kadar benze-
    diği bir dünyada, sırf mekanizması bilinmiyor diye ortak yaratı-
    lışı inkar etmek" akılla bağdaşır bir durum değildir.
    • Evrime dair Kur'an'dan nasıl bir kanıt gösterebiliyorsu-
    nuz?
    Bilimle ilgili mevzulara Kur'an'dan kanıt aranmaz. Bu yaklaşım,
    yöntem olarak tam bir felakettir. Kur'an-ı Kerim, ana mesajı itiba-
    riyle insana her zaman dünya üzerindeki yaratılmışları örnek ve-
    rir. Bunların "yaratılış ayetleri (kevni ayetler)" olarak zikredilmesi
    boşuna değildir. Allah, Kur'an'da, etrafımızdaki canlı ve cansız ya-
    ratıklara (kuş, arı, inek, incir, zeytin, dağlar, yerler, gökler vs.) sü-
    rekli olarak dikkatimizi çeker ve "dünya hakkında bir şeyler öğ-
    renmeye" yönlendirir. Eğer siz, Kur'an'ın açık bir emri olan "ilim
    yapmayı ve dünya hakkında bilgi toplamayı" bırakıp bu tip bilgi-
    leri Kur'an'da ararsanız, Kur'an'ın temel mesajına taban tabana zıt
    bir iş yapmış olursunuz. Kur'an bize cennetin ve Rıza-yı İlahi'nin
    yolunu gösterir, bilimsel konularda kopya vermez. İnsanlar ara-
    sındaki yarış ise hakça bir yarıştır ve Allah hiçbir kuluna (ateist
    de olsa, bilmem ne de olsa) farklı ve adaletsiz muamele etmez. En
    azından İslam'a göre bu böyledir.
    • Ateist ve maddeci bilim adamlarının kuramlarını neden
    böyle içtenlikle savunuyorsunuz? Bu nasıl Müslümanlık?
    Şöyle: Siz hiç son 300 yıldır, tabiatı gezip de "Allah bu canlıları na-
    sıl yaratmış" diye bakınan yahut moleküler biyoloji laboratuvar-
    larında yaratılışın sırlarını merak eden bir Müslüman bilim ada-
    mıyla tanıştınız mı, ismini duydunuz mu? Son 10-15 yılda sayıları
    tek tük artsa da, İslam inancına sahip bilim adamlarından böyle
    "zor" mevzularla ilgili neredeyse hiçbir katkı göremezsiniz. O za·
    man biz kimin çalışmalarını ve bulgularını konuşacağız?
    Ampulü, bilgisayarı, kozmolojik bilgileri, kuantum fiziğini ve diğer
    birçok bilgiyi ekseri "ateist" bilim adamları yahut mucitler icat et·
    miş olmasına rağmen bunları itirazsız kullanıyorsunuz. İş evrime
    gelince, nedense Darwin ve diğer evrim biyologlarının materya-
    listliği aklımıza geliveriyor. Onlar maddeye bu kadar ehemmiyet
    verip araştırmasalardı, haliniz nice olurdu farkında mısınız? Al-
    lah adildir. Çalışana karşılığını verir. Batıl itkilerle de olsa Batı
    dünyası, madde üzerindeki çalışmalarının karşılığını aldı ve al-
    maya devam ediyor.
    İslam dünyası ise kendisine bizzat emredilen "ilim" konusunu başka
    medeniyetlere terk ettiği için bugün ziyadesiyle tokadını yiyor. Biz
    kendi halimizi değiştirmedikçe Allah da bizim durumumuzu de-
    ğiştirmeyecektir ve bize bunu peşinen söylemektedir (Ra'd, 11).
    Ateist ve inançsız bilim adamlarının çalışmalarından rahatsızsa-
    nız buyurun üniversiteler, okullar, laboratuvarlar emrinizde, he-
    men başlayın. Yoksa susalım, zira ayıp oluyor ...
    • Canlıların birbiriyle olan benzerlikleri ve ortak yönleri ol-
    ması çok doğal. Zira bu, hepsinin tek elden çıktığını, aynı
    yaratıcının eseri olduğu belgeler. Tıpkı Mercedes marka
    tüm otomobillerin aynı üretici, mühendis, tasarımcı tez-
    gahından çıkması gibi. Evrime delil olamaz.
    Bininci kez söyleyeyim: Yıldızlar ve gezegenler de aynı yapıda ve
    maddedendir, onlar da mı müstakil olarak ve "pat diye" yaratıl-
    mış? Gezegenlerin, yıldızların birbirinden nasıl oluştuğunu görü-
    yorsunuz, bu Allah'ın kudretine gölge düşürür mü? Canlılar ara-
    sında bu kadar benzerlik varken olası bir akrabalığı hangi kanıta
    dayalı olarak reddediyorsunuz? Size 8000 farklı çekirge türünün
    ayrı ayrı yaratıldığını düşündüren "kanıt" nedir? Bana ve evrime
    kanıt sormadan önce kendinize soruyor musunuz "Kanıtım ne?"
    diye? Kur'an demeyin, zira orada öyle bir şey yok.
    • İslam kaynaklarında bütün canlıların ayrı ayrı yaratıldığı
    açıkça belirtiliyor. Siz neye dayanarak hem Müslüman hem
    de evrimciyim diyorsunuz?
    Öncelikle "Evrimciyim" diye bir şey söylediğim vaki değildir, bu
    benim mesleğim değil. Ayrıca evrimci diye bir şey de yok, evrim
    biyoloğu falan var belki.
    İkinci olarak, canlıların ayrı yaratıldığı nerede belirtiliyor? Kur'an-ı
    Kerim'de bu yönde hükümler olması bir yana, tam aksi yönde ("Bü-
    tün" canlıların sudan yaratılması, hepimizin "tek bir" nefisten ya-
    ratılması, bitki gibi yerden bitirme, bir damla sudan yaratma vs.
    gibi ifadelerle) birçok beyanat bulunur. Lütfen, Kur'an'ı "ezberle-
    tilmiş dublajlarla" seslendirmeyi bırakın ve açıp okuyun. Çünkü o,
    size de inmiş bir uyarıdır ...
    • Müslümanların 'yaratılışa ve canlıların oluşumuna dair
    bir kuramı yok' demişsiniz. Kur'an'da her şey yazıyor, açıp
    okuduğunuzda göremiyor musunuz? Müslümanların başka
    kurama ihtiyaçları var mı?
    Kur'an'da ne yazıyor? Yaratılışa dair, dışarıdaki gözlemlerinizle
    örtüşebilen nasıl bir ilham alıyorsunuz? Evrenin oluşumu, yıldız-
    ların teşekkülü, kalbimizin atışı, depremlerin mekanizması, ku-
    antum fiziği gibi konularda Kur'an'dan ne öğrenebiliyorsunuz? Ba-
    tılı bilim adamları bir şeyleri keşfettikten sonra "Bu gerçek, 1400
    yıldan beri Kur'an'da var zaten!" diye tembellik yapmak dışında,
    Kur'an'dan nasıl bir bilgi elde edebiliyorduk şimdiye kadar?
    Kur'an bir bilim ve teknoloji kitabı değildir. Elbette "hayat ve ha-
    kikat" kitabı olması açısından gerçeklere birçok atıf bulunur ve
    bulunacaktır ama Kur'an'ın temel işi fizik, kimya, biyoloji konu-
    larında "tüyo vermek" değildir. Kur'an, insanın insan olması için
    inmiş bir rehberdir ve bu rehberin her yerinde de "akıl" ve "araş-
    tırma" önerilir. Ama biz her nasılsa Kur'an'a bakarak bunu göre-
    meyecek kadar körleşmişiz ...
    • (İslam'la evrimin ters düşmediğini savunmak) jön-İslam-
    cılıktır; hatta o da değil, yeni bir din yaratma çabasıdır.
    Şimdiye kadar çamur atmaya çalışmışlar, becerememişler,
    "Biz en iyisi mayasını bozalım" durumudur, bilinçli ya da
    değil ... Din sahibinindir, koruyacak olan da O'dur.
    Burada sadece şu ayeti söyler ve çekilirim: "Ne zaman onlara: 'Al-
    lah'm indirdik/erine uyun' denilse, onlar: 'Hay1r, biz, atalanmızı üzerinde
    bulduğumuz şeye (geleneğe) uyanz' derler. (Peki) Ya atalarmm akit
    bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?" (Bakara, 170)
    Bu ayetin sadece müşrikler için bir şeyler söylediğini düşünen-
    lerdenseniz, müthiş bir yanılgı içinde olduğunuzu söylemeliyim.
    Aman dikkat!
  • 651 syf.
    ·Puan vermedi
    ||Sahilde Kafka-Haruki Murakami||

    Yazarın sanırsam en bilinen ve en popüler kitaplarından birisi Sahilde Kafka ve bende nihayet okuyabildim. Yine tam bir Murakami tarzını dibine kadar hissettiren çok güzel bir romandı. Kitapta 15 yaşındaki Kafka Tamura adlı karakterimiz verdiği bir karar ile evden kaçmayı düşünüyor ve taaa hiç bilmediği bir yere gidiyor. Aynı zamanda bunları yapmasının bir nedeni de babasının onu lanetlediği şeylerden kaçınmak ve biz de bu süreç içerisinde Kafka Tamura’nın başına gelenleri okuyoruz ama tabii bu kadar basit olmuyor her şey aynı zamanda başka bir karakterin hikayesine de değiniyoruz.

    Yazar bu olayı da çok sık yapıyor. İki farklı karakteri yazıp onları bir yerde de birleştirmesini de iyi biliyor. Bunda da öyle oldu. O kısımları da epey bir etkileyici oluyor. İkinci karakterimiz ise Bendeniz Nakata adlı amcamızdı. Kendisi küçükken geçirdiği bir kaza yüzünden hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi hatırlayamadığı için -okuma yazma gibi şeyleri de- yaşadığı yerin Valisinden engelli maaşı ile geçinen bir karakterimiz ve onunda hiç beklemediği bir şekilde yaptığı bir olay neticesinde olaylar çok bambaşka bir şeye dönüşüyor. Nakata amcayı çoook ama çok sevdim.

    Yani sürekli onun kısımlarında yüzümde hep bir gülümseme beliriyordu. “Bendeniz Nakata akılsızımdır bilemem böyle şeyleri” deyişleri hala zihnimde canlanıyor. Yazara da yine çokça hayran oldum. Bu yazarın en çok anlatım şeklini seviyorum ve o kadar çok bambaşka olaylara götürüyor ki bizi böyle okurken gerçekten mest olduğum yazıları oluyor. Bir de böyle birçok olayın gerçekdışı olmasını da çok seviyorum. Hep böyle metaforlar üzerinden ilerlemesi de bana çok güzel geliyor çünkü o metaforları anladıkça insan daha bir mutlu oluyor böyle bazı yerleri tekrar tekrar okuduğumda olmuştu.

    Şimdi burada tam olarak ne diyor bakımından ve bu yazarı okurken o kadar çok keyif alıyorum ki. Yani iyi ki bu yazara yolum düşmüş diyorum. Diğer kitap yorumlarımda da sözünü ettiğim gibi yazarın inanılmaz bir gözlem yeteneği var. Gerçekten bu gözlem yeteneğine de çokça hayranım. Karakterlerin içsel dünyalarını ve o an düşündükleri şeyleri öyle bir gözlemleyerek yazıyor ki diyorsunuz ki “Aa ben de böyle düşünüyordum hep bu anlarda” bunu bana çokça yaşatan bir yazar.

    Kitapta cinsellik de işleniyor ama bunu da yazar çok doğal bir şeyin getirisi olarak yerine getiriyor bence bu yüzden mesela okurken çok rahatsız edici de olmuyor. Kısacası yine çok sevdiğim, yine çok hayran kalarak okuduğum böyle büyülendiğim bir Murakami kitabıydı. 5/5 Sahilde Kafka Haruki Murakami
  • 312 syf.
    ·2 günde·1/10
    Kitabı bitirdiğim gibi inceleme yazmak istemedim. Sarah Jio ile 5 yıl önce tanışmıştım. Ve gerçekten, harika, naif, kibar bir kadındı. Ama hiç okumamıştım kitaplarını. Günümüz yazarlarını okumuyorum-okuyamıyorum. Bir şans verdim ve başladım. Tam manasıyla rezillik. Bu yüzden inceleme yapmadan önce, sakinleşmeyi bekledim.

    Bir kadının, onu seven bir adamı, aşk adı altında boynuzlamasını, aldatmasını ve bunu da sahte bir vicdan azabı ile resm ettiği kötü bir kitap. Bunu seven insanlar var aklım almıyor ve genelde de kadınlarımız oluyor bu. Hayır entrikanın, sevginin ayaklar altına alınmasını, yozlaşmanın neyini seviyorsunuz? Bu kitabı okuyup da beğenenleri hayatımın herhangi bir alanın da ciddi anlamda görmek ya da düşünmek; midemi bulandırıyor.

    Bir okuyucunun kendisini bir kitapta bulamaması çok kötü bir olay. Sevmediğim, sevemediğim ve zorla okuduğum bir çok kitap oldu yalnız bu kitaplar da bile kendimi bulmuş ve herhangi bir yere koymuştum. Bu kitap ise bana tamamıyla yabancıydı. İki yabancı oturduk ve konuştuk yalnız hiç anlaşamadık. Her şey her cümle tamamıyla doğallıktan uzak, içinde kocaman bir sahtecilik barındırıyordu. Seni seviyorum diyip başka bir adamla sevişmesi? What the fuck!! Modern kitapların, modern dünyada gördükleri bu mu gerçekten? Rezillik. Modern zaman, bu sahtecilikten daha fazlasını barındırıyor içinde. Aşk yaratmaya çalışıp içine boynuz doldurmak boktan bir olay.

    Popülaritenin etkisinde kalmış demek isteyeceğim ama dilimin varmadığı bir kitap. Çünkü popülaritenin ta kendisi olmuş. İlk defa kocaman bir fincanda da bol köpüklü latte ya da bmv ya da tek taş pırlanta çok garipti baksanıza bir kadın düşünün tek derdi alışveriş yapmaya geç kalıyor olması olsun.
    Okuduğum kitapların bir doğallığı, güzelliği, samimiyeti var. Bu kitabın içtenliği yoktu. Acılar içinde seni seviyorum derken bile, bana komik geliyordu bu olay. Çünkü samimi değil. Kitap samimi değil. Bir okuyucunun beğeneceğine kesinlikle inanmıyorum. Popülaritenin etkisinde kalanlar okuyucu değildir zaten.

    Adam geliyor kadın tribe giriyor: ay makyajım yok, ay saçım düzgün değil, ay elbisem temiz değil. Abi bir kadın bundan fazlası olmalı yaa. Bir kadın bu kadar basit olmamalı. Size, sizin ne kadar aptal olduğunuzu gösteren şeylerden hoşlanmayın.

    Bu kitap insanın ruhunu doyurmaz. Ona canlılık katmaz onu aydınlatmaz karanlığın içinde öylece bırakır etkisiz ve zaman kaybı. Okumayın. Okutmayın.
  • Rainbow Warrior, yani Gökkuşağı Savaşçısı'nı tanımayanımız yoktur. Greenpeace ( Yeşil Barış ) örgütünün en az örgüt kadar tanınmış gemisi. Ama pek azımız, bildiğimiz bu geminin aslında ikinci Gökkuşağı Savaşçısı olduğunu, ilkinin 10 Temmuz 1985 tarihinde Fransız gizli teşkilatı tarafından batırıldığını hatırlar veya bilir.

    1955 yılında basit bir balıkçı gemisi oalrak inşa edilen ilk gemi 1978 yılında gönüllülerin yaptığı küçük bağışların toplanması ile Greenpeace tarafından satın alındı ve yenilendi. O YIllar soğuk savaş yıllarıydı ve bu dönem, nükleer silah denemelerinin yer altında, deniz altında veya asmosferde nükleer teknolojiye sahip ülkeler tarafından -birbirlerine gözdağı vermek için- sürdürülen bir dönemdi. Greenpeace ve onun simgeleşmiş gemisi Gökkuşağı Savaşçısı, nükleer denemelerin durdurulması için olanca gücü ile savaşıyordu.

    Fransa'nın Pasifik Okyanusunda yaptığı nükleer bomba denemelerini protesto amacıyla gemi ve Greenpeace aktivistleri Yeni Zelanda'ya geldiler ve Gökkuşağı Savaşçısı 1985 yılının 10 Temmuz günü Yeni Zelanda'nın Auckland limanından hareket etmeden birkaç gün önce, Fransız gizli servisinin ajanları tarafından altına patlayıcılar yerleştirilerek batırıldı. Bu olay sonucu Greenpeace fotoğrafçısı Fernando Pereira boğularak öldü. Yeni Zelanda polisinin araştırmaları ve kamuoyu baskısı sonucu, dönemin Fransa başbakanı Fabius, ajanlarının "Emir doğrultusunda hareket ettiklerini" kabul etti ve Fransız ajanları uluslararası mahkemede suçlu bulundu.
    Ahmet Soysal
    Sayfa 17 - Yitik Ülke Yayınları
  • 216 syf.
    ·14 günde·7/10
    Franz Kafka'nın ilk okuduğum eseri  "Dönüşüm" olmuştu.  Olay basit görünmesine rağmen derinlemesine incelendiğinde yazarımızın mesajini farklı bir perspektif ile verdiğini görmüş ve diğer eserlerini de bu yüzden okumaya karar vermiştim. Aynı perspektif "Dava" eserinde de var ancak "Dönüşüm" ile kıyaslandığında eser olay olarak durağan bu da okumanızı biraz güçleştiriyor diyebilirim. O yüzden tavsiyem yoğun olmadığınız  bir dönemde okumanız yönündedir.

    Eser "Josef K."nın bilinmeyen bir suçtan dolayı tutuklanması ile başlıyor. İlginçtir ki bu suç eserin hiçbir yerinde açıklanmıyor. Tutuklanma ise normal bir tutuklanma değil. Aynı şekilde gerek mahkeme süreci, gerek  avukatın savunma biçimi gerekse K.'ya sunulan çözüm yöntemleri bildiğimiz günlük hayatta karşılaşacağımız durumlar değil.

    Peki bu kadar değilin içinde niçin size bu kitabı okumayı öneriyorum?  Çünkü eser günlük hayatta örneğini çoğu yerde gördüğümüz gibi yazılı kuralların değil de sözde kuralların geçerli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor da ondan. Peki bu kurallar nedir? Adam kayırma, karşılıklı çıkar ilişkileri, ikiyüzlülük... ... saymakla bitmez.

    Yazarın  Josef K.'nın ismini eser boyunca tam olarak vermemesinin aynı şekilde suçunun açıklanmamasının sebebi Kafka'nın amacının ÜZÜM YEMEK DEĞİL BAĞCIYI DÖVMEK olmasıdır. Burada üzerinde durulması gereken zanlı veya suç değildir amaç kağıt üzerinde olduğu gibi mükemmel gitmeyen bir organın yerilmek istenmesidir.