Barış Bıçakçı'nın on dört öyküden oluşan son kitabı, hasretle yollarını gözlemekteyken bir çırpıda bitiveren dostumuz...
Bıçakçı eserlerinde gördüğümüz aşinalık her ortamdan beliriverecekmiş gibi çıkan ana karakterler burada da mevcut. Basit, sıradan kelimelere boncuk dizercesine büyük anlamlar yükleme yeteneği biz okuyuculara boğazda bir düğüm, tebessüm, kimi zaman doğum lekesi gibi bir gülümseme bırakıyor.
Cortazar hayranlığı etkisini ve beslenişini yeniden gördüğümüz yapıtı, öykülerdeki anlık ters köşeler, mecazlar, iç seslerin düşünce yığınından çıkıp nesnelleşmesi sizi asla yalnız bırakmayan eşlikçiler.
Neden bu kadar seviyoruz bu karakterleri? Ceren, Funda, Mehtap, Ferhat... Kim bunlar? Şüphesiz kitabı okuyan herkes hayatının bir döneminde Ankara'da yaşadığına inanmaya başlayan, belki sıranın sonundaki biri, üst kat komşusu, yazlıkçı, eşelek kelimesini arayan, kaldırımda değil yolda yürüyenlerden, yaşadıklarımızı saklamak için edebiyata başvuranlardan... Kimiz?
Barış Bıçakçı evreni o kadar geniş ki insanlık tükenmediği sürece bize üretmeye devam edecek şüphesiz. İç görünün derinliklerinden kelimelerle sana ulaşmayı yine başarıyor bu kitabında. İç sesin aynı zamanda seninle yankılanıyor gözler her sözcükle buluşup, tahayyül edebildiğin her anda.
Özgünlük, etkileyicilik büyük kelamlar edip, gerekli gereksiz ters köşe yapmaktan ibaret değil. Bunun bilincinde yine kurgunun ilk cümleden son paragrafa kadar akışıyla, düzenli bir Barış Bıçakçı okuyucusu yine fark edebiliyor.
Mütevazı Ankara yazarımız yine kalbimizi çaldı...