Ali Lidar’ın kalemi, hayatın en küçük ayrıntılarından koca bir iç dünya kuruyor. Tesirsiz Parçalar da tam olarak bu bakışın ürünü: sıradan gibi görünen anıların, mahalle köşelerinin, eski arabaların, sokak lambalarının ve kırık dökük aşkların içimize işleyen bir şiirselliğe dönüşmesi.
Kitap, klasik anlamda bir roman değil; parçalı bir anlatıya sahip. Anılar, günlük notlar, aforizmalar, şiir tadında pasajlar… Hepsi bir araya gelip okurda bütünlüklü bir his bırakıyor. Adı her ne kadar “tesirsiz” olsa da, aslında okuyan herkesin içinde küçük bir iz bırakıyor.
Ali Lidar’ın dili yalın ama derin; edebiyatın süslü katmanlarına yaslanmadan, samimiyetle ve yeraltı edebiyatına yakın bir duruşla yazıyor. Bu yüzden satırlar, bir öğretmenin, bir dostun, bir abinin kulağına fısıldadığı cümleler gibi geliyor. Okurken bazen çocukluk mahallene dönüyor, bazen ilk aşkını hatırlıyorsun, bazen de gece vakti bir sigaranın dumanına dalıp gidiyorsun.
Tesirsiz Parçalar, adına inat, iz bırakan bir kitap. Bitirdiğinde büyük olay örgülerini değil, küçük ama derin anların hayatımıza nasıl tesir ettiğini hatırlıyorsun. Ali Lidar, “gündelik hayatın kırıntıları”ndan koca bir edebiyat kurabilmenin en güzel örneklerinden birini sunuyor.