15. Hikaye Tamamlama etkinliği üçüncü kısım (Bölüm 7-9)
#29166379 iletisinde yazılan hikayenin üçüncü kısmıdır. Bu kısmı https://1000kitap.com/sessizol , Mithril / Danny ve Erhan yazmıştır.

7.

Luis’in odadan çıkmasıyla Profesör Alex düşüncelere daldı. Ne hayallerle yola çıkmışlardı,Sonuçları ne olmuştu?Büyük bir keşif yapmanın hazzını bile yaşayamadan kendini güç dengelerini değiştirmeye çalışan toplulukların içinde bulmuştu.Onun yeri labatuvarlardı.Karmaşık düşüncelerle doluydu zihni.’’ Neyse! Şimdilik biraz dinleneyim yarın ne gösterecek bana’’ dedi kendi kendine.
Prof.Alex'in yanından ayrılan Luis, her ne kadar karargahlarının gizliliğine güvense de bir tedirginlik hissediyordu. Beklediği haber bir an önce gelmeliydi. Prof.Russel olmadan Enceladus’ta neler olduğunu öğrenemeyeceklerdi yoksa.Adımlarını hızlandırdı; karargah merkezine girdiğinde tedirginliği yüzüne yansımış olmalı ki Einar ‘’Bir şey mi oldu?’’ diye sorma gereği duydu.
‘’ Önemli bir şey değil.Haber geldi mi?’’ diye cevap verdi Luis.
‘’Hayır,henüz ses seda yok.En son bir hafta önce mesaj gelmişti.Bekliyoruz.Güvenli bir hat bulamamıştır belki.’’
‘’Bir an önce bize ulaşmalılar Einar.Prof.Russell’ı onların elinden almalıyız.İçimden bir ses Enceladus’da neler olduğunu ancak böyle öğrenebiliriz diyor.’’
‘’Ama Luis veriler bizde.Belki Bilim Konseyi’ne verdiğimizde neler olduğunu öğrenebiliriz.’’
‘’Sanmıyorum.Prof.Alex ve Russel olmadan veriler bir işe yaramaz.Yine de yarın ki toplantıda bu durumu onlara anlatacağım.Bir haber gelirse beni hemen bilgilendir.’’
Dışarı çıkan Luis’in ardından Einar derin bir iç çekip bilgisayarının başına döndü.
****
Simülasyonu durduran Dr.Whoo,sınıftaki öğrencilerin yüzlerine tek tek baktı.’’Evet bugüne kadar anlattıklarımız hakkında sorusu olan var mı?Cevap ise uzun bir sessizlik oldu.Meryem ve Levi’ye baktı.Beyin hareketlerinden birçok soruya sahip olduklarını anlamıştı.Sonunda Meryem
‘’Atalarımızın yaptığı şeyleri anlamakta zorlanıyorum.Neden beraber yaşamak ve ortak bir noktada anlaşmak yerine savaşmayı seçmişler?’’ diye sorarak Dr.Whoo’yu gülümsetti.
Omuzlarını silkerek ‘’O zaman devam edelim ve sorunun cevabı geçmişte yatıyor mu bakalım?’’diyerek simülasyonu tekrar başlatan Dr.Whoo 2071 yılında başka bir zaman dilimini anlatmaya başladı.
Olağanüstü toplantıdan Dr.Lily Parker'la birlikte ayrılan Prof.Russell şaşkınlık içerisindeydi.2040 yılından itibaren,Dünya’yı bozan etmenlerin kontrol edilebileceği bir yaşam biçimi oluşturmak için uğraşmışlardı Alexle birlikte.Satürn Projesi, insanlığın en büyük umudu olmalıydı;kaos ortamı yaratmamalıydı.20 yıllık yolculuk süresinde gelişen olayları Enjung Guanjie anlatmıştı.Ama aklına yatmayan ya da içine sindiremediği noktalar da vardı. ’Enceladus’ta olanlar ortaya çıktığında insanlığın yararına mı olacak yoksa Antlaşma Devletleri ’nin egemenliği altında bir sömürge haline mi gelecek? Dünya’nın yavaş yavaş yok olması kibirden dolayı değil miydi? Şimdi buluşlarını anlatırsa….’’ gibi bir çok sorusu vardı Russell ’ın.İçinden bir ses cevapların Lily’de olduğunu söylüyordu..Bunları Lily’e sorabilirdi.
Russel bunları düşünürken Lilly de meslektaşını inceliyordu.Satürn de neler yaşandığını çok merak ediyordu ama zamanı değildi.Russell’ı buradan çıkarmalıydı.Peki ona güvenebilir miydi?İlk önce bunu öğrenmesi gerekiyordu.Alexi’i Son Umuttan almak için saldırı hazırlıkları tamamlanmak üzereydi gerçi.O sırada arkadaşının kendisine seslenmesiyle bir anda durdu.
‘’Lily aklıma takılan bir şey var.Dünyaya indiğimizde yer altından bazı insanların çıktıklarını gördük.Yüzleri vücutları hastalıklı gibiydi.Değişen iklim koşulları ve küresel ısınmanın etkili olduğunu düşünmüştüm;ama bu derece olması tuhaf geldi.’’
Soruyu ilginç bulan Lily içgüdülerini dinleyerek ‘’Şimdi değil.Gel benimle’’diye cevap verdi Russel’ın sorusuna.
Birkaç koridor ve geçit geçtikten sonra bir odaya girdiler.
Şimdi konuşabiliriz.Bu odada kimse bizi duyamaz.’’
Russel kaşlarını kaldırarak ‘’Bu gizlilik neden Lily?Neler oluyor?diyerek şaşkınlığını dile getirdi.
‘’Otur Russel lütfen.Yolculuğunuz başlamadan önce olanları zaten biliyorsun.Yokluğunuzda olanların bir kısmını da az önce dinledin.Ama anlatılmayan şeyler var ve ben sana bunları anlatacağım.Hepimiz sizi yolcularken büyük umutlara sahiptik.Yeni ufuklar açacaktınız bize.İnsanlık eski güzel günlerine dönecekti.Sonra irtibatımız kesildi.Bunun üzerine Antlaşma Devletleri projeyi rafa kaldırdı.Daha sonra senden ve Russel’dan fanusun hayata geçirildiğini öğrendik ve dönmeniz için gün saymaya başladık.Ama bu haber artçı depremleri de beraberinde getirdi.’’Derin bir nefes alan Lily anlatmaya devam etti
“Artık Enceladus bir hayalden ibaret değildi.Dünya üzerinde de bir takım çalışmalar başlatıldı.İnsanlar denek olarak seçildi ve bazı bilim insanları da bu konuda egemen güçlere yardımcı oldu.Gizli bölgelerde ve yer altında labaratuvar kurarak genleri değiştirilmiş klonlar oluşturabilmek için insanlar üzerinde çalışılmaya başlandı.Antlaşma devletleri kendi soylarından insanları bile gözden çıkartmakta sakınca görmedi.Başarılı oldukları takdirde şu an elinde bulundurdukları gücü bin yıl sonra bile devam ettirebileceklerdi.Belki de bir uzay hanedanlığı kurmak istiyorlardı.Baş devlet olan ABD,artık insanlık uzaydan yönetilebilecek diye söylemlerine başlamıştı bile.”
“O zaman gördüğümüz insanlar deneklerdi..Bu çok acımasızca.Tüm o insanlar bunca acıyı elit bir kesim daha da güçlensin diye mi çekti.Aklım almıyor.Bizler gibi kendini bilime adamış insanlar buna nasıl alet oldu?Sen Lily?”
“İlk başlarda ben de inandım onlara.Ama içime sinmeyen durumlar da vardı.Bir kere gece yarısı çığlıklarla uyanıyordum.Etraftan bazı duyumlar da alıyordum.Şehir efsanesi olduğunu düşündüm ama emin olamıyordum.Bunu bir şekilde öğrenmeliydim.Ama nasıl?Bunun için araştırama yaparken bazı fısıltılar duymaya başladım.Sen sormadan ben hemen açıklayayım.Son Umut adlı bir gruptan bahsediyorlardı.Tamamen sisteme karşı Dünya insanlarının hakkını savunan bir asiler.”
“Buna nasıl inanıyorsun Lily?Onlar da kendi çıkarları doğrultusunda bizleri kullanmak istiyor olabilirler.”
“Haklısın.Ben de bunları düşündüm.Sonra liderleriyle tanıştım.Reiner Luis.Eski yıllarda yaşayan bir astro fizikçi olan Neil degrasse Tyson’nın bir sözüyle Son Umudun düşünce tarzını bana açıkladı:”Eğer başka bir gezegeni Dünya’ya dönüştürecek gücümüz varsa; o zaman Dünya’yı da eski Dünya haline getirmeye gücümüz var demektir.”Bu söz beni etkiledi ve onlar için burda kalmaya karar verdim.Ama yalnız değilim.Benim gibi kendini bilime adamış ondokuz arkadaşım daha var.Onlar güvenli bir yerde saklanıyorlar.Eğer tanışmak istersen bu akşam benimle gelebilirsin.Az vaktimiz var.Söylediklerimi düşün lütfen.”
Prof.Russel bir baş sallamasıyla ona onay verdi ve anlatılanları beyninde süzgeçten geçirdi.Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak belirleyemese de bilimin kimsenin tekelinde olmasını istemiyordu.
“Tamam ne yapılması gerekiyorsa ben varım.” Tam o esnada Quinjetlerin sesleri duyulmaya başlandı.Saldırı başlamıştı.
“Acele et.Buradan bir an önce çıkmalıyız.Seni Prof.Alex ile buluşturmalıyız.Gerçekten de Enceladus’ta neler oldu çok merak ediyorum.”
******
Dr.Whoo “Bugünlük bu kadar yeter diyerek simülasyonu durdurdu.Yarın neler olacak bakalım.Prof.Alex ve Prof.Russel bir araya gelebilecek mi?

8.

Ders bitiminde Levi ve Meryem yine her zamanki gibi yapay golun yanina gitmek uzere siniftan ciktilar. Son bir kac gunde gecmislerini bu kadar net bir sekilde ogrenmis olmalari, bilinmezlik perdesini az da olsa aralamisti aralamasina ancak perdenin altinda kat be kat daha fazla perdenin oldugunu gormek, urkutmustu onlari. Oylesine dalgin bir sekilde yuruyorlardi ki Igor’un ve Olivia’nin arkalarindan seslendiklerini bile farketmediler.
Yapay gol, fanusun kapladigi ve icindeki tum iklim ve dogal yasami kordugu yaklasik 300 bin kilometrekarelik toplam arazideki binlerce golden biriydi, yani Dunyada, Avrupa olarak bilinen kitadaki orta buyuklukteki bir devlet kadar ancak. Genis topraklara ragmen insanlik hatalarindan ders almis, ve nufus artisini kontrol altina almisti. 2056'da Dunya’dan yola cikan NOAH-3071’de damizlik olarak getirilmis denek, kimsesizler, klonlar ve gonullulerden olusan 15 kadin ve 15 erkek, 8 adet yapay zekaya sahip robot, ve duzeni kurmak icin ozel olarak secilmis, icinde bilim adamlari, teknisyenler, muhendislerin bulundugu 30 kisilik ozel bir ekip vardi.. Ancak yolculuk pek de beklenildigi gibi gitmemis ve Enceladus’a, planladiklari gibi 7 degil ancak 10 yilda ulasabilmislerdi. Bu esnada gemide erzak ve ilac sikintisi bas gostermis, ekipte kayiplara neden olan hastaliklar baslamisti. 2081 yilinda Noah sonunda Enceladus’a, Professor Russel ve Alex’in onlar icin yillar evvel biraktiklari fanusa vardiklarinda 15 kadin ve erkek grubundan geriye yalnizca 11 kisi kalmisti. Ozel zumredeki grup da daha sansli degildi. Kilit oneme sahip 7 kisi hayatini yolculukta kaybetmisti.
Fanus o zaman yalnizca 20 metre capinda bir yarim kureydi.Icerisi genis bir labaratuvari andiriyordu. Yogun kokusundan oturu, profeslerin tuvalet ollarak kullandigini tahmin etmenin pek de zor olmadigi kucuk bir bolme haricinde baska bir oda yoktu iceride. Yillardir el surulmemis cihazlar, bir enerji kaynagi olmamasindan oturu olu ve tozlu gorulse de hasarsizdilar. Ancak grup icin en buyuk saskinlik, yerdeki kucuk kafataslari ve kemikler olmustu. Profeslerin SC ismini verdikleri canlilari gormeyi umut ediyorlardi ancak bakimsiz, besinsiz ve kontrolsuz kalmis bu genetigiyle oynanmis sempanzeler 300 metrekarelik alanda sag kalmayi ne yazik ki basaramamislardi.
Yeni dunyanin ilk temsilcileri, R2D2 ismini verdikleri yapay zekali robotlar sayesinde cok kisa surede duzenlerini oturtmaya baslamisti. Teknik zumre ve bilim adamlari ilk etapta yiyecek ve su sorununu cozmustu. Yiyecek icin kucuk bir sera kurulmus ve ihtiyaci karsilayacak kadar besin uretimine baslanmisti. Ote yandan su, daha kolay cozulmustu. Her ne kadar Enceladus’ta buzul formuna su molekullerine rastlanmis olsa da bunu kullanmaya gerek kalmamis, gezegenin atmosferindeki bol miktardaki hidrojen ve oksijen moleklluerinden su uretilmisti. Suyun icme suyuna donusturulebilmesi icin de gezegenin mineralce zengin topragindan faydalaniliyordu. Teknik zumre ve R2D2’lar gezegenin yasanilasi bir seviyeye getirilmesi konusunda haril haril ugrasirken geriye kalan 11 kisilik ekibin de uzerinde ugrastiklari baska bir sorun vardi, nufus artisi. Ekipteki 6 kadinin tek gorevi hamile kalmak ve cocuk dogurmakti, geriye kalan 5 erkek ise diger 6 kadinla beraber cocuklarin bakimi ile ilgileniyordu. Cocuklar buyudukce kucuk okullar kurulmus, teknik ekip tarafindan egitimler baslamisti. Zamanla alan sikintisi bas gostermis, yeni robotlar yapilmis ve once fanus buyutulmus, ardindan da yasam kalitesinin artirilmasi icin ewyanlar yapilmaya baslanmis.
Ancak insanlik, bu sefer hatalarindan ders almisti. Yaklasik 300 yil icinde, yani ortalama 15 kusak sonrasinda insan nufusu 1 milyona erismisti. Gerci bunu yaparken bazi sert kurallar da konulmustu. Ozellikle 3. Kusak sonrasinda, yeni dunyanin insanlari ayni gen havuzu icinde hapsoldugu icin genetik hastaliklar bas gostermisti. Bu hastalikli bebeklerin uremesi ve genlerini aktarmalari tamamiyle yasaklanmisti. Neticede insanlik icin insanlik haklarinda sinirlamalar meydana gelmisti. Yaklasik olarak 2400 ylinda insan nufusu 1 milyona eristiginde yonetim yeni bir kural daha koymak zorunda kalmisti. Her yetiskin bireyin yalnizca 1 bebegi olabilirdi. Boylece nufus 1 milyon civarinda sabitlenmis, boylece Dunya’yi felakete surukleyen olaylar zincirininin ilk halkasi en basindan engellenmisti.
Ve simdi, 3071 yilinda yine yaklasik 1 milyonluk insan nufusu, 300 bin kilometrekarelik fanusun gobeginde yer alan, bir zamanlar Profesor Russel ve Profesor Alex’in ilk adimini attiklari, ilk fanusu kurduklari yerde insa edilmis, New World ismindeki sehirde yasiyorlardi. Sehirde insanlar ve atalari R2D2’lara dayanan ama cok daha gelismis model olan C3PO’larla bir arada yasiyorlardi. Sehrin etrafindaki genis araziler ise tarim, sanayi ve turizm faaliyetlerine ayrilmis, C3PO’larca yonetiliyordu. Sehir, bir zamanlarin New York’unu andirdigi soylenen (kimilerine gore sehrin birebir plani kopyalanmisti ancak su an kontrol etmek mumkun degildi. Atlantis gibi New York da efsanelerde kalmisti ne de olsa) gokdelenlerle kapliydi. New World pek cok bilim merkezi ve okulla donatilmisti. Cocuklar ilk dogduklari andan 3 yaslarina kadar ozel kreslerde egitilirler ve robotlarca gozlenirdi. Cocuklarin butun tepkileri, yetkinlikleri, becerileri degerlendirilir, toplumun gelecekteki mesleki ihtiyaclari ongorulerek, 3. yilin sonunda cocugun toplum icindeki rolu belirlenirdi. Ancak bu bilgi cocukla ya da ebeveyni ile asla paylasilmaz, yalnizca egitimcileri tarafindan bilinirdi ve her bir birey kendilerine gore ozel hazirlanmis egitim plani icinde ozenle gelecegi icin hazirlanirdi.
Ve simdi, 15 yasindaki iki genc, Meryem ve Levi sehrin gobegindeki Merkezi Park’a girmis, su yerine mavi bir sivi ile doldurulmus yapay golun kenarinda sessizce oturuyorlardi. Sessizligi ilk bozan Meryem oldu.
„Dersten ciktigimizdan beri agzini bicak acmadi. Her zamanki ‚buyulu‘ sozlerini bile mirildanmadin. Ne dusunuyorsun?“Meryem ‚buyulu‘ kelimesine alayci bir vurgu katarak arkadasini biraz kizdirmak, boylece de onu, aliskin oldugu neseli ve canli ruh haline sokmak istemisti. Basarili olmamisti.
„Dunya benim icin bir masaldi, bir cesit efsane. Dusunsene, bizler, yillar once bambaska bir gezegenden gelen bir turuz. Inanmasi o kadar zor ki.“ Biraz dusunup devam etti. „Sanki 2000’li yillardaki dunya insaninin efsanalerine gomdugu Thor’un, Zeus’un, Ra’nin bir an gercek oldugunu gormesi gibi bir sey...“
„Yoksa inanmiyor muydun bizim dunyadan geldigimize“
„Inaniyordum elbette, butun bilim onu destekliyor. Ama yine de o kadar zaman oncesinden bashediyoruz ki. O kadar zordu ki inanmak. Ta ki simulasyondaki goruntulere kadar” Meryem bir anda aklina gelmiscesine heyecanla konustu;
“Simulasyon demisken, kafama takilan bir sey var.” Levi kaslarini hififce kaldirdi. “O goruntulere nasil ulasmislar sence. O donem, dunya bu kadr kaos icindeyken nasil o goruntuler kaydedildi. Haydi goruntuler uyarlama desek bile, o kadar detayli bilgiye nasil erisildi, hem de karanlik donemin en zifiri karanligiymis o zamanlar”
“Bilmiyorum Meryem, kayitlar saklanmistir belki de… NOAH ile buraya getirilmistir.”
“Sacmalama, NOAH, profesorler henuz daha donus youndayken yola cikti. Sonra da dunya ile bir daha baglantiya gecilmedi. Ayrica…” Levi merakla kizin sozunu devam ettirmesi icin bakiyordu.
“Ayrica Dr Whoo ve Earthman… O donemlerden bahsederken bir kac kez agizlarindan ‘biz’ ifadesini kullanmis olmalari sana da garip gelmedi mi?” Levi, arkadasinin neyi kastettigini anlamisti, gulmeye basladi.
“Asil simdi sen sacmaliyorsun. Profesor Alex ve Russel’in Dr Whoo ve Earthman oldugunu dusunmuyorsun degil mi? Adamlar daha o devirde 70lik ihtiyarlar. Simdiye kemikleri bile coktan gubreye donusmustur.”
“Peki ya olumsuzlugu buldularsa ya da bilinc aktarimini icat ettilerse? Beyinlerindeki butun bilgi androidlere aktarildiysa?” Kemikleri fosillesmis olsa bile bilincleri su anda varsa ve bize ders anltan onlarsa?” Levi artik kahkahalarla gulmeye baslamisti.
“Eminim senin kariyerinde iyi bir bilim kurgu yazari olmak yatiyordur.” Meryem’in gulmedigini gorunce ciddileserek devam etti.
“Dunya artik yok. Ve buraya Noah’dan baska gemi gelmedi”
“Bize anlatilan bu, bize anlatilan her sey dogru mu?” Bu soruyu derin bir sessizlik takip etti. Ikili yeniden suya, sudaki kipir kipir hareketleri ile dalgalar olusturan canlilara odaklanmislardi. Bu sefer icini yiyen seyi ortaya dokmek icin konusmaya baslayan Levi olmustu:
“Eger 14ler atalarimizi buraya gondermeseydi sence ne olurdu?”
“Su an olmayan dunyadaki hic dogma imkani bulamamis iki kisi olurduk”
“Ben emin olamiyorum. Son Umut ya hakliysa, ya 14 uzayda yeni yasam merkezi kurmak yerine Dunya’ya odaklansaydi? Dunya’nin o donemki hali, burdan daha mi kotuydu? Hem bir de buyuk bir risk alarak atalarimizi buraya yolladilar, hepsi de gozden cikarilabilir insanlardi. Asil plan her zaman zengin ve guclu zumrenin, buradaki duzen kuruldugu zaman gonderilmesiydi. Diger insanlar, yer altinda yasayan o zavalli denekler hepsi olume mahkum edilecekti.Gercekten merak ediyorum, butun dunyayi yok eden o olay gerceklestigi anda, bizim yani gozden cikarilmislarin hayata tutundugunu bilerek, kendilerinin de o kucumsedikleri ve uzerlerinde tanricilik oynadiklari zavalli insanlarla ayni olume giderken 14un, ya da diger o butun zengin zumrenin aklindan gecen neydi?” Meryem konusmadan rahatsiz olmustu. Her ne kadar kendileri gibi insan olsalar da butun varliklarini 14e borcluydular ve bu, toplumlarinda onlari kutsallastirmislardi. Onlar hakkinda kotu bir yorum yapmak yasakti. Etrafina bakindi, kendilerini duyacak hic kimse yoktu.
“Kalkalim gec oluyor. 14 de insandi, onlarinda hatalari oldu. Eger atalarimizi buraya yollamak hataydi ise bile su an varligimizi onlara borcluyuz. Son Umut’a degil. Lutfen kafandaki bu dusunceleri sil. Yarin derste Dr. Whoo bu tarz bir dusunceyi okuyacak olursa basina is acarsin.” Diyerek kalkti. Levi de mecburen sessizce kalkarak kizi takip etti. Evlerine donene kadar da bir daha konusmadilar.

9.

Uyku tutmuyordu Meryem'i bir türlü o gece. Levi ile konuştuklarını, derste gördüklerini düşünüyordu. Dr Whoo'nun anlattığı şeylerin bir kısmını babaannesinden de dinlemişti aslında. Alex ve Russell'ı zaten şehir merkezindeki heykellerinden biliyordu. Dünya... Beş yaşından beri babaannesinden başka bir şey duymamıştı ki. Anne ve babasını hiç tanımamıştı. Hem arkadaşlarının arasında bir kişiden fazla akrabası olan bir Olivia vardı,halası ve dedesiyle yaşayan, bir de Semih – anneannesi ve teyzesinden bahsediyordu sürekli. Hiç sorgulamamıştı gerçi. Ama şimdi ,derslerde dünyayı öğrendikçe düşünüyordu çoğu şeyi. Annesinin, babasının, kardeşinin yokluğu, hiçbir zaman şimdi olduğu kadar meşgul etmemişti aklını. Doktor Whoo ve Earthman'ın derslerini bu yüzden çok seviyordu. Sorgulamayı öğreniyordu bu derslerde. Yaşam Bilimleri, Etik ya da Temel Satürn Fiziği gibi derslerde, ondan sadece bir şeyler ezberlemesi ya da bazı temel kurallara uygun hareket etmesi bekleniyordu oysa.

Levi'yi düşündü sonra, nedense herkes beraber olmalarını istiyor gibiydi. Sürekli yanındaydı çocuk, garip bir şekilde. Garip tabi, diye düşündü, o acayip kelimeleri sanki çok önemli bir şey gibi tekrarlaması başka türlü nitelendirilemezdi. Haberdardı dünyadaki dinlerden. Levi'nin atalarının Yahudi, kendininkilerin de Müslüman olduğunu biliyordu elbette. Babaannesi her şeyi anlatmıştı o kanlı 20. yüzyıl hakkında. Acaba bir tanrıya inanmak nasıl olurdu diye düşündü, sonra da acaba bir annem olsaydı nasıl olurdu diye. Sonra uzaklaştırmaya çalıştı bu düşünceleri babaannesinin tembihlediği gibi.

Dünyayı düşündü tekrar, acaba orada olsa kimin yanında olurdu, atalarını buraya gönderen, kendilerine ikinci bir şans tanıyan 14 savaş yorgunu devletin mi, yoksa her türlü otoritenin karşısında olan Son Umut'un mu? Kendilerine hep kurallara uyması söylenmişti. Bilimin üstün olduğu, çoğunluğun iyiliği için insanların feda edilebileceği anlatılmıştı. Bunlara rağmen asilere karşı bir sempati duyuyordu Meryem. Levi de sorguluyordu her şeyi, hatta kendisinden çok daha ataktı böyle konularda. Meryem bunları herkesin içinde açık seçik dile getiremiyordu.

Neyse yarın en azından Levi'ye göstereceği yeni bir şey vardı. O her zamanki gibi o çift üçgenli yüzüğünü gözüne soktuğunda, Meryem de yağmur damlası şeklindeki kolyesini çıkaracaktı tüniğinin üstüne. Babaannesi bu akşam takmıştı boynuna, dünyadan geldiğini söylemişti kolyenin. Üzerinde, Arapça olduğunu düşündüğü bir şeyler yazıyordu ama anlamını söylememişti babaannesi. “Zamanı gelince anlayacaksın”, ne kadar saçma bir laftı. Güvensizlik üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyorlardı hep.

İçeriden bir takım sesler geliyordu. Bu saatte kimin geldiğini merak etti. Eywanların dışına çıkılamasa da yeraltı tünelleri vasıtasıyla seyahat etmek mümkündü güneş batmışken. Ama daha önce kimseyi görmemişti bu saatte babaannesini ziyaret eden. Kalktı, Wazovski horultulu bir şekilde uyuyordu. Babaannesi SC'lerine bu adı vermişti nedense. Uyandırmamaya çalışarak kapıya doğru gitti. Bir erkek sesiydi, hatta çok yakından tanıdığı bir ses.

- Ne zaman anlatacaksın gerçekten olup bitenleri
- Çok küçükler daha, bu yaşta her şeyi kaldırabileceklerini sanmıyorum işin doğrusu.
- Meryem yeterince olgun, Levi için de aynısını söylüyorlar
- Yavaş yavaş, her şeyin bir sırası var.
- Korkuyorsun değil mi, o mükemmel profesör imajının zedeleneceği için.
- Saçmalama Lily, yüzlerce sınıf okuttum şu ana kadar.
- Ama hiçbiri bu kadar özel olmadı
- Biliyorum, 3071 geldi
- Özlüyor musun?
- Bir insanla hayatının 20 yılı içice geçince başka bir şansın olmuyor ne yazık ki.
- Earthmann yetmiyor mu peki
- Sana Meryem yetiyor mu?
- Meryem farklı ama
- Ne farkı var, kaybettik ikimiz de sevdiklerimizi dünyayla
- Bazen düşünüyorum de, başka bir seçeneğimiz var mıydı diye hiç?
- Ya dünya olacaktı, ya burası- ikisi bir arada var olamazdı biliyorsun
- Biliyorum, ama neden burası?
- Bunu yüzlerce defa konuştuk
- Evet ama alışamadım bir türlü
- Sen ne yaptın, verdin mi emanetini
- Kolyeyi verdim, ama söylemedim daha anlamını, biraz daha zaman geçmesi lazım
- Levi biliyor ama, sürekli ağzında o dua
- Duydum söyledi Meryem. Ama biraz daha beklememiz lazım
- Buraya gelirken de öyle diyordun, senin yüzünden az kaldı Enceladus’u da kaybediyorduk.
- Sen seçtin burayı, bir ömür yaşadığın gezegeni feda ettin, Ülkeni, arkadaşlarını, her şeyini
- Dedim ya orası olursa burası olmazdı. Orası bana hayat verense burası benim -bizim- yarattığımızdı. Hem biliyorsun, biz olmasak da sonu aynı olacaktı Dünyanın o insanlarla.
- Biliyorum ama ben yapamazdım
- Hatırlıyor musun daha stajyerken hayaller kuruyorduk seninle, bir odayı Tardis yapıp farklı gezegenlere gidiyorduk.
- Her zaman hastasıydın doktorun. Dünyanın sonu bölümünü hatırlıyor musun?
- Evet, gözlerin dolmuştu.

Karmakarışık olmuştu Meryem'in kafası. Babaannesi ile ara sıra merhabalaşırdı Dr. Whoo ama bu kadar samimi olduklarını bilmiyordu hiç. Hem Lily niye demişti ki, Ayşe'ydi adı. O an binlerce düşünce geçirdi aklından, Levi'nin söylediklerini hatırlamaya çalıştı. Yanına gitmeyi düşündü babaannesinin. Sonra vazgeçti, unutmaya çalıştı, nasılsa zamanı gelince her şeyi anlatacaktı babaannesi, hiç yalan söylemezdi kendisine. En azından yarın derste ne soracağını biliyordu doktora. Wazonsky'yi uyandırmadan uzandı yatağına, uykusu vardı, ama sorular iki katına çıkmıştı aklındaki. Uykuya yenik düştüğünde en son Levi'nin söylediği duayı düşünüyordu; “basbeeriii massaarettti nuumbarenii hurassiii konuuursssuna bumambaaaarii nuramiinnaadii bunnnbaaa’’

****

Prof. Russel kararını vermişti. Bilime, akla değer veren tarafa, dünyaya değer veren tarafa geçecekti. Lily Parker'ı takip etti. Hızlı adımlarla iki uzun koridoru geçtikten sonra Lily biraz beklemesini söyleyip yanından ayrıldı. Birleşmiş Milletler gibi bir yerdi burası. Russell'ın ömrü boyunca hayalini kurduğu ortamdı aslında, tüm ülkelerin birbirine üstünlük kurmadan barış içinde yaşadığı bir dünya. Faklı bir nedenle oluşmuştu ama bu birliktelik ne yazık ki, ahlaksız bir neden. Gitmeseydi Alex'le Enceladus’a, ne yaparlardı diye düşündü. Hangi tarafta olurdu? O insanları kobay olarak kullanan alçaklarla mı beraber olurlardı? Belki daha ilk günlerinde öleceklerdi savaşın. Alex'le yaşadığı fanus günlerini düşündü. Dünyaya kahraman olarak döneceklerini söylüyordu Alex sürekli, Russell ise biraz daha temkinliydi. Ama Alex içinde bir parça umut yeşertmeyi başarmıştı, görevin sonlarına doğru. O irtibat kurdukları gün, nasıl çocuklar gibi sevinçten dans etmişti iki yaşlı adam. Şimdi de 60 kişiyle koskoca bir gemi kendilerinin bıraktığı yere gidiyorlardı. Enceladus’a gidiyorlardı ölümlerine. Russel henüz kimseye söylememişti ama bu grubun on yıldan daha fazla bir yaşam şansı olmadığını biliyordu. Tek bir ihtimal vardı yaşamaları için.

Lily panik halinde Russel'ın yanına geldi. Bir şeyler ters gidiyordu. Luis ile irtibat kuramamıştı ve şimdi de Enjung Guanjie kendilerini çağırıyordu. Bir an acaba öğrendi mi diye düşündü. İyi bir insana benziyordu gerçi Enjung, ama şu ana kadar o pozisyonda olup gerçekten iyi olan kimseyi tanımamıştı Russell. Başka çareleri yoktu, Lily ile Guanje'nin yanına geçtiler. Adamın suratından bir şey anlaşılmıyordu. Sıkıntılı bir şekilde konuşmaya başladı;

- Ne yazık ki bunu söylemenin kolay bir yolu yok Prof. Russel. Prof. Alex'in yerini tespit etmiştik daha önce belirttiğim gibi. Asiler haberdarmış operasyonumuzdan. Oldukça kanlı çarpışmalardan sonra Reiner Luis’in de aynı sığınakta olduğunu öğrendik. Bu fırsatı kaçıramazdık ne olursa olsun. 14 devletin oy birliğiyle ağır silah kullanımına karar verdik ve toprağa gömdük asilerin karargahını. Prof.Alex ne yazık ki kurtulamadı. Neyseki bu saldırı artık Son Umut'un direncini kıracaktır. Prof.Alex hayatını kutsal bir amaç için, insanlığın kurtuluşu için kaybetti.

Russel hiçbir tepki vermeden dinlemişti başkanı. Konuşması bitince de hiç bir şey söylemedi sadece başını öne salladı ve odadan çıktı. 20 yıll diye düşündü, bir tek Alex olmuştu. Kutsal bir amaç - hep kutsal olur zaten. Lili arkasından koştu, koluna girdi. Yavaş yavaş yürürken Russel Lili'nin kulağına fısıldadı.”Konuşmamız lazım”

Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
15 May 01:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu küçük adamın karnı aç.
Ben akşam yemeğini hazırlarken neden sen onun biberonunu vermiyorsun? Diye önerdi Grace, bu yavruyla ne kadar az ilgilenirse o kadar iyiydi. Memnuniyetle.
Grace minnettardı. Bu küçük hayvan için hiçbir merhamet hissetmek istemiyordu. Yapamazdı. Buttercup'u kaybetmek onu öylesine yaralamisti ki başka evcil hayvan için aynı kırılganlığı yaşamak istemiyordu. Kaçınılmaz yastan kendini muaf tutacaktı. Olivia'nin işaret ettiği gibi, hayvan sahibi olmanın kötü yanı buydu, ömürleri bizden çok kısaydı. Üstelik yeni bir hayvan Cliff'e ve kendisine fazladan ayak bağı olurdu. Zaten atlar vardı, hafta sonu bile evden uzaklaşmak zordu ve önceden uzun bir plânlama gerektiriyordu.

Mimoza Caddesi, Debbie Macomber (Sayfa 145)Mimoza Caddesi, Debbie Macomber (Sayfa 145)

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 7
Yazar: Mithril / Danny
Hikaye Adı : Kayıp Rüyalar
Link: #29379649

Insanoglu dunyaya hukmettigi binlerce yillik surede pek cok basariya imza atti. Once bitkileri toplayarak beslendi, ardindan tasi yontarak silahlar gelistirdi ve hayvanlari avlamayi ogrendi. Zamanla hayvanlarin derisinden kendisine ortu yapabilecegini kesfetti ve modayi yaratti.Magara duvarlarina sekiller cizdi ve resmi yaratti. Ardindan gruplar halinde gezmekten yorulup sehirler kurmaya basladi. Tastan, gok kubbeye erisen devasa eserler yapti. Yaziyi kesfetti. siirler, efsaneler yazdi. Sarki soylemeyi ogrendi, muzik aletleri yapip, sarkilar yazdi. Tasa sekil verdi, heykeller yapti. Boyalari kullanmayi ogrendi, birbirinden guzel tablolar olusturdu. Sonraysa kitaplar yazdi, dusuncelerini hayallerini aktardilarr birbirlerine, nesiller boyu... Ve sonra arabalar, ucaklar, uzay araclari yaptil, yeni canlilar gelistirdi, hastaliklari cozdu.
Ve hepsini buyuk bir bencillikle yalnizca kendilerinin yaptigini sandilar. Halbuki, insanoglu atesi kesfettiginde de, Da Vinci Mona Lisa’yi resmederken de, Dante Ilahi Komedya’yi yazarken de, Michelangelo Davut heykelini yaparken de ya da Bethoven 9. Senfonisini olustururken veya Neil Armstrong Ay’daki o meshur adimini atarken de insanoglu yalniz degildi. Her an yanimizda, bize hayaller fisildayan ilham perilerimiz vardi. Ve insanoglu tum bu basarisini onlarin varligina borcluydu.
Ancak bir gun durum degismeye basladi. Nedendir bilinmez, periler birer birer dunyamizdan kaybolmaya basladi. Elbette insanlar basta bunu farketmediler. Onceleri, yazarlar hissettiler bir seylerin kayboldugunu, kitaplar yarim kalmaya basladi ya da donemin en iyi yazarlari bile cok kotu kitaplar yazdilar bir sure, sonra kotu eserler bile tukendi. Ardindan muzik kayboldu. Muzisyenler ilham bulmak icin Bethoven, Mozart, Debussy dinliyorlardi ancak sonra ne zaman piyanonun basina otursalar ancak bir kac notalik, muzikle alakasi olmayan sesler cikarabiliyorlardi. Ve yeni resimler de yapilmaz oldu. Cunku insanlarin gozlerindeki guzellik algisi da kaybolmustu. Buyuleyici bir manzaraya bakan bir cift gozun tek gordugu, kusurlar ve cirkinliklerden ibaretti artik. Sonra hayaller de kayboldu, insanlar yavas yavas geceleri ruyalarini kaybettiler. Ardindan da umutlarini... Gelecege dair hayaller de kaybolunca sonunda; arastirmalar da durdu, bilim de, teknolojiler de. İnsanoglu buyuk bir hizla karanliga dogru surukleniyordu. Ancak sebebini hic kimse anlayamiyordu, cunku hic kimsede sebebi bulacak kadar bile hayal gucu kirintisi kalmamisti.
Yalnizca cocuklar farkliydi. Onlara hala az da olsa periler ziyaret ediyorlardi, cunku onlar perilere inaniyor, onlari taniyor ve onlarla iletisim kurabiliyorlardi. Bir oyun hamurundan sekilsiz bir ejderha yaptiklarinda bile buna perilerle guluyor, onlarla kutluyorlardi basarilarini. Ama zamanla cocuklar da daha nadir resim yapar, hamurdan ejderha yapar olmuslardi. Dolayisiyla daha az kahkaha atiyorlardi. Cocuk kahkahalari bile yeryuzunden yavas yavas kayboluyordu artik.
Derken bir gece kucuk Olivia, ruyasinda kendisini gunesli bir gunde ucsuz bucaksiz bir papatya tarlasinda buldu. En sevdigi mavi elbisesiyle ordan oraya kosturuyor, kendisini bahar havasiyla islanmis yumusacik cimenlere atiyor, ardindan yeniden kalkip gordugu bir sincabin ya da kusun pesinden kosuyordu. Gunesten gozleri kamasip da biraz yoruldugunu hissedince kendisine cicekler toplayip ilerdeki, yuzyillik agacin altina ilerledi. Sirtini agaca vererek oturup bacaklarini uzatti. Topladigi ciceklerden kendisine guzel bir tac yapip kafasina taktigi esnada yanina oldukca guzel bir kedi yanasti. Tuyleri, sanki gokkusagindan yapilmis gibi, rengarenk ve isil isildi, gunesin vurdugu yerler gercek bir gokkusagiymiscasina renkli isiklar saciyordu. Olivia gulumsedi. Her seferinde farkli sekillerde gorse de, yanina gelip de oturanin perisi oldugunu biliyordu. Demek ki bugun gokkusagindan bir kedi olmak istemisti.
“Merhaba Frodo” Olivia, perisine en sevdigi ve bu yuzden onlarca defa bastan izledigi filmden, Yuzuklerin Efendisi’nden bir karakterin ismini vermisti. Cok uzun yillar evvel yapilmis olmasina ragmen ondan daha guzel hic bir film yapilamamisti. Peter Jackson’un daha sonradan cektigi Hobbit bile bu filmden daha guzel degildi.
“Merhaba Olive”. Kucuk kedicik cevik bir hareketle kizin kucagina zipladi, kuyrugunu altina alarak oturdu ve yemyesil gozlerini kizin gozlerine dikerek konusmaya basladi:
“Olive, gordugun bu ruya, senin ve diger tum insanlarin gordugu son ruya.” Kucuk kiz saskinlikla irilesmis siyah gozleriyle kediye bakti. Hafifce kaslarini catmisti.
“Yani bir daha ruyalar diyarina gelemeycek miyim? Ama neden? Ben burayi cok seviyorum, dunyadan daha guzel burasi!” Ardindan hayalinde buz gibi cilekli bir milk-shake canlandirdi, bir anda elinde koskocaman cam bardak belirdi. Buyuk bir yudum aldi. “Bunlari gercek dunyada kayboldu. Artik kimse boyle guzel seyleri yapmiyor ki.” Kucuk kiz bir anda farketmiscesine boynunu buktu, titreyen sesle devam etti. “Hem bir daha buraya gelemezsem seni de goremem, oyle degil mi?” Frodo kizin kucaginda dogrularak gerindi. Kaslarinin her hareketinde tuylerinde danseden isiklar buyuleyici bir goruntu olusturuyordu.
“Buraya yeniden gelmeyi istiyorsun, degil mi?” Kiz heyecanla kafasini salladi. “Aslinda hala kucuk de olsa bir umut var. Ama yapman gereken sey biraz zor bir gorev. Biraz da riskli.” Frodo gozlerini kapatarak biraz dusundu, “Ama neden olmasin ki, bunca zamandir arkadasiz ve bunu basarabilecek tek bir kisi varsa o da sensin.”
“Ne yapmam gerekiyor, haydi yapalim o halde!”
“Emin misin? Tehlikeli olabilir.” Kiz coktan ayaklanmis, taptaze bir enerjiyle dolmustu bile.
“Elbette! Bunu yapmazsam bir daha asla kendimi affetmem.” Etrafina bakarak sordu, “ Peki nereye gidiyoruz?”
“Ruya kralliginin efendisi, Lord Morpheus’la tanismaya...” Dedikten sonra kucuk kizin saskin bakislari karsisinda kucuk bir kediden, yine rengarenk koskocaman bir pegasusa donusuvermis, kucuk Olivia’yi sirtina aldiktan sonra da devasa kanatlarini acarak hizla ucmaya baslamislardi.
Boylece Olivia ve Frodo, gunler ve geceler boyunca uctular, Yorulunca yeniden karaya inip yemek yediler ve dinlendiler. Ama hizla ilerlediler. Ve sonunda Lord Morpheus’un sarayina ulastilar.
Saray, hayal kralliginin ortasinda, fersahlarca yuksekteki bulutlarin uzerine insa edilmisti. Bulutun uzerinde durdular ve Frodo yeniden kediye donustu. Bundan sonrasinda yuruyerek devam edeceklerdi. Olivia saskinlikla hayatinda ilk kez gordugu canlilari izliyordu. Rengarenk dumandan cicekler ve agaclar vardi her bir tarafinda. Uzerine basinca hemen dagiliveriyorlardi ancak sonrasinda yeniden eski sekillerini aliyorlardi. Cok uzun zaman evvel yazilmis ve annesinin ona her gece okudugu kitaplardaki gibi kucuk kanatli, avuc ici boyutlarinda periler vardi, Olivia’ya el salliyorlardi. Ayrica ucan kediler, bulutlarin icinde yuzen kuslar ve onlarla beraber yuruyen baliklar vardi etrafinda. Ancak en cok ilgisini ceken, Sarayin hemen yakinlarinda dogan nehir oldu, bulutlarin uzerinden suzulerek ilerliyor ve en sonunda, bulutun ucundan yere dogru , koskocaman bir selale gibi akiyordu. Kucuk kiz biraz serinlemek icin suya dogru kostu, ancak su alisik oldugu gibi berrak degil, aksine koyu, siyaha calan bir renkteydi.
“Bu su... Boyle olmasi normal mi?” Frodo cevik adimlarla kizin yanina gelip cevap verdi.
“Bu su, hayal dunyasinin hayat kaynagi. Eskiden sizin dunyanizdaki gibi canli ve berrakti. Hem sizin hem de bizim dunyamizdaki en lezzetli seydi. Sonsuz bir enerjiyi bizim topraklarimiza akitiyor, boylece bizler de gucleniyor ve siz insanlara hayaller sunuyorduk. Ancak zamanla her sey degisti. Insanlar, bizim sayemizde yaptiklariyla ovunduler ve kibre kapildilar. Bizleri unuttular, bizleri once hayatlarindan cikardilar, sonra efsanelerinden... Her seyi kendilerine mal ettiler, bizi yok saydilar. Ve Lordumuz yavas yavas insanlara kizmaya basladi, kizginligi ise zamanla nefrete donustu. Ve nefreti o kadar kuvvetlendi ki etrafindaki her seyi karartir oldu. Bu suyu bile. Bu nefret artik bize de zarar veriyor, hayal dunyasi bu nefretle besleniyor, gucunu kaybediyor. Onunla beraber biz periler de yavas yavas gucumuzu kaybediyoruz. Artik sizlere ruyalar ve hayaller sunamaz olduk. Son kalan enerjimle seni buraya getirebildim ama bir daha bunu basarabilecegimi sanmiyorum...” Konusmasi tum bulutu titreten guclu bir sesle bolundu:
“Frodo! Sen hangi cesaretle bir insani benim topraklarima getirmeye curet edersin!” Olivia merakla sesin geldigi yere dondu. Karsisinda oldukca uzun boylu bir adam belirdi. Hayal aleminin lordunu sisman, tahtindan kalkmayan, boynu agir tacinin altinda ezilmis yasli bir adam gibi dusunmustu ama karsisindaki adam oyle degildi. Yasi tahmin edilemiyordu ama genc gibiydi, zayifti. Uzerinde yalnizca siyah bir gomlek ile pantolon vardi. Sımsiyah gozlerinde adeta yildizlar ucusuyordu. Gozlerini Frodo’dan ayirmadan, Olivia’yi gostererek konustu;
“Sunu cabuk getirdigin yere geri gotur, ben de o esnada sana verecegim cezayi dusuneyim.”
Bunun uzerine Olivia, eski filmlerde gordugu, krallarla ve lordlarla konusan insanlari taklit ederek yere diz coktu ve titreyen sesiyle konusmaya basladi:
“Lordum, lutfen Frodo’ya ceza vermeyiniz. Onun hic bir sucu yok, buraya gelmek ve sizinle tanismak isteyen benim. Frodo, benim en iyi arkadasim, bir daha buraya gelemeyecegimi ve onu goremeyecegimi soyleyince ben cok uzuldum. Cok korktum.” Kiz, bir daha oraya gelemeyecek olmaktan cok, karsisindaki adamin arkadasina verecegi cezadan korkmustu. Gozlerinden yanaklarina dogru kristal damlalar suzulurken devam etti. “Onun hic bir sucu yok, ben istedim gelmek,cok israr ettim ve o buna mecbur kaldi. Lutfen Lord’um lutfen Frodo’nun canini yakmayiniz.”
Lord Morpheus’un yuzune belli belirsiz bir gulumseme yerlesmisti simdi:
“Burayi ve dostunu kaybetmemek icin benimle gorusmek istedin dogru mu?”
“Evet efendim.”
“Ismin ne cocuk senin?”
Olivia, efendim.”
“Madem oyle Olivia, madem istegin ve hayalin bu, Frodo ceza almayacak. Ancak sana bir gorev verecegim eger gorevde basarisiz olursan onun yerine sen cezalandirilacaksin. Anlastik mi?” Olivia tereddut etmeden yanitladi:
“Evet Efendim!” Lord Morpheus gulumsedi,
“Cesaretini taktir etmem gerek kucuk kiz. Ancak cezanin ne olacagini merak etmiyor musun ya da gorevinin?”
“Hayir efendim, cunku ne gorev verirseniz verin, kaybetmek benim icin bir secenek olamaz.”
Bu cevabin uzerine Lord Morpehus parmagini siklatti ,Olivia bir anda kendilerini taht odasinda buldu.
Oda, iki tarafi devasa sutunlarin dizildigi oldukca uzun bir koridor ve koridorun sonundaki yuksek bir tahttan olusuyordu. Tavan yoktu, adeta sonsuzmus gibi ucu bucagi gorunmeyen bir delikti sanki. Lord ise karsisinda, tahtta oturuyordu ve oncekinden daha uzun, daha heybetli gorunuyordu simdi. Olivia salonun ortasinda tek basinaydi. Frodo’ya bakindi ancak goremedi. Lord konusmaya basladi.
“Insanlar zayif, bencil ve kibirli. Bizsiz var olduklarini ve bizsiz var olabileceklerini saniyorlar. Ahmaklar! Bizsiz insanlik yok olur! Kaybolur! Ama bunu goremeyecek kadar buyulenmis gozleri.
Ve sen Olivia, bu gorevinde yalnizsin, ne Frodo’dan ne da baska bir periden yardim alabilirsin. O yuzden gorevini ya basariyla ya da basarisizlikla bitirene dek hic kimseyi goremezsin. Insanlarin bizi terk ettigi gibi, bu gorevinde de biz seni terk ediyoruz.”
“Ilk gorevin su, bana agzima layik, en lezzetli icecegi sunmani istiyorum. Yalniz, sadece 3 hakkin var.”
Olivia hic dusunmeden en sevdigi icecegi, cilekli milk shake’i hayal etti ve hayal etmesi ile birlikte tahtin yanindaki kucuk masada kocaman bir bardak belirdi. Lord Morpheus bir yudum aldi, yuzunu burusturdu. Sevmemisti.
Olivia bunun uzerine biraz dusundu. Karsisindaki bir yetiskindi, anne ve babasinin sevdigi icecekleri sevmesi daha mumkundu. Ilk once kahve geldi aklina, ama sonra vazgecti. Ince belli cam bir bardakta cay hayal etti. O an masasinda beliren bardaktan bir yudum aldi Lord Morpheus. “Daha iyi, ama yeterince iyi degil.”
Geriye yalnizca tek bir hakki kalmisti. Bu sefer Olivia sadece kendisine buyuk bir mutfak tezgahi hayal etti. Karsisinda uzerinde pek cok bitki, meyve ve cicegin oldugu bir tezgah belirdi. Renklerine gore hosuna giden bitkilerden kucuk bir kaba rastgele bitkileri doldurdu. Annesinden gordugu gibi, bitkilerin uzerine sicak suyu ekledi ve kisa bir sure bekletti. Ardindan icecegi Lord Morpheus’a uzatti. Tum taht odasini caydan yayilan mis gibi bir bahar kokusu doldurmustu. Lord, icecekten bir yudum aldi ve gulumsemeye basladi, “Iste tam benlik bir icecek.”
Kucuk kiz mutlulukla yerinde zipladi. Ancak Lord Morpheus yeniden konustu.
“Hazirsan ikinci gorevine gecebiliriz. Bana, kulaklarima layik bir muzik dinlet”
Olivia sevindi, annesi kucukken ona devamli cok eski muzik eserlerini dinletirdi. En sevdigi eser olan Ay Isigi sonatini hatirladi ve muzigi hayal etti. Hayaliyle birlikte notalar ardi ardina akmaya ve tum odayi doldurmaya baslamisti. Lord Morpheus son notaya kadar sessizce dinledi. Muzik bittiginde ise konustu, “Cok guzel, ama bilmedigim bir muzik degil.”
Bunun uzerine Olivia endiselenmeye basladi. Lord Morpheus’un daha evvel duymadigi kadar az bilinen guzel bir eser bulmaliydi, ve daha da zoru bunu kendisinin bastan sona biliyor olmasi gerekiyordu. Umutsuzca sansini denedi. Unlu isimlerin daha az unlu, biraz arka planda kalmis bestelerini dusundu. Bulmustu, hayal etti ve hayaliyle butun odayi derin bir piyano sesi kapladi. Chopin, Nocturne...
Yer yer yavaslayan yer yer hareketlenen, zaman zaman pesin, zaman zamansa tizin doruklarinda gezinen melodi bittiginde Olivia urkekce Morpheus’a bakti yeniden. Yuzunde gulumseme yayilmisti. “Ahhh Chopin! Ne sansli bir adam ki gelmis gecmis en mukemmel perilerden Frig onu secmisti ve onunla bestelemislerdi bu eseri. Ancak insanlik yalnizca Chopin’i bilirdi, oyle degil mi? Bu da olmadi ufak kiz. Son sansin.”
Olivia, daha evvel yazilmis bir sarki ile Morpheus’un begenisini kazanamayacagini gormustu. Onun kulaklarina layik bir eser, ancak onun kucuk ellerinden cikmaliydi. Hayal etti, ve onunde bir piyano belirdi. Annesinin zorlamalari ile aldigi piyano derslerini animsadi. Hep, daha evvel yazilmis buyuk eserleri notalarini okuyarak calismisti, asla yeni bir muzik yaratmamisti. Ama simdi mecburdu.
Cekingen bir tavirla kucuk parmaklarini tuslar uzerinde gezdirmeye basladi. Basta yavas yavas ve kesik sesler cikti, ama kisa zamanda sesler notalara, notalar ezgilere ve ezgiler muzige donustu. Dakikalar akti ve an be an Morpheus keyiflenmeye basladi. Sonunda muzik bittiginde, Olivia calmayi birakip, Lord Morpheusa bakmaya cesaret edince adamin heyecanla gulumsedigini gordu. Heyecandan gozleri parliyordu. Kendisini alkislamaya basladi. “Evet Olivia evet! Cok guzel, gercekten cok guzel!” Ardindan konusmaya devam etti. “Bu asamayi da gectigine gore, son asamaya gecebiliriz. Gozlerime layik bir guzellik gostermeni istiyorum. Ancak bu sefer, onceki seferlerden farkli olarak sana yalnizca tek bir sans veriyorum.
Olivia’nin aklinda ilk olarak yapilmis tum heykeller geldi, ardindan mimari eserler... Ve sonra da resimleri dusundu. Van Gogh’un Yildizli Gece’sini cok severdi mesela. Ancak anlamisti, ne kadar guzel olursa olsun daha evvel yaratilmis olan hic bir sey hayallerin efendisini etkilemiyordu. Ona yeni bir sey sunmaliydi.
Belki dunyadan guzel bir manzara sunabilirdi. Nehir kenarinda yemyesil bir orman belki, ya da rihtima yeni yanasmis bir gemi ve birbirine kavusmus insanlarin sevinci... Karar vermesi cok zordu hem de hayaller diyari, gercek dunyasindan cok daha guzelken ona nasil bir guzellik sunabilirdi ki?
Hayal etti, ve hayaliyle birlikte onunde kagit ve renkli boya kalemleri belirdi. Kendisi icin dunyanin en guzel seyini, ailesini ve arkadaslarini cizecekti. Resim yapmayi hic bir zaman sevmemisti ama simdi denemenin tam zamaniydi. Once evini cizdi, bahcesine annesini, babasini ve henuz bebek olan kardesini cizdi, kendisini ve arkadaslarini ekledi. Ve yanlarina da gokkusagi rengindeki Frodo’yu cizdi. Hepsinin yuzleri koskocaman bir gulumseme ila kapliydi. Cok da hata yapti, ama umursamadi, onemli olan cizmesi ve cizerken mutlu olmasiydi. Kalemi kagitta hareket ettikce mutlu oluyor, eli kayip da bir arkadasina komik bir sac ya da orantisizca buyuk bir kafa cizdiginde kendisine kahkahalarla guluyordu. Resmin daha yarisina bile gelmemisti ki Lord, tahtindan kalkarak kiza dogru yurumeye basladi:
“Tamam cocugum, bu kadari yeterli” Kiz, yarim kalan resmine bakti. Lord begenmemisti ve cezasini vermek icin ona geliyordu belli ki. Bitirmesini bile beklemeyecekti. Hemen itiraz etti:
“Ama daha bitirmedim bile, lutfen izin verin cok guzel olacak, tam sizin gozlerinize layik!” Lord, cocugun yanina gelip elini kizin omzuna koydu. “Gerek yok cocugum, bana zaten en guzel seyi gosterdin, kahkahalarla gulen bir cocugun yuzunu.”
Boylece Olivia hayaller lordunun ona verdigi uc gorevi de basariyla tamamlamis oldu. Onun serefine sarayda gunlerce suren senlikler verildi. Lord’un kalbindeki nefret kaybolmus, yerine umut ve sevgi yerlesmisti. Hayal irmagi yeniden berraklasmaya baslamisti bile, tamamen duzelmesi zaman alacakti ama simdiden artan enerji, perilerin topraklarindan ve perilerin ruhunda hissedilmeye baslamisti bile. Frodo basta olmak uzere tum periler bu gelismeden oturu cok mutluydular. Senlikler bitip de Olivia’nin hayaller diyarindan ayrilma zamani geldiginde herkesi bir huzun sarmisti. Ancak hepsi de biliyordu ki Olivia diledigi her zaman buraya gelebilirdi. Butun periler iyi dileklerini diledikten sonra Frodo veda etti Olivia”ya. En son da Lord Morpheus kizin alnina kucuk bir hoscakal opucugu kondurdu.
Olivia, alnina konulan opucukle acti gozlerini. Sabah olmustu, annesi yaninda saclarini oksayarak uyandiriyordu onu. Olivia sanki aylarca uzak kalmis gibiydi annesinden halbuki ruyalar diyarindaki gunler, haftalar suren zaman, gercek dunyasinda tek bir geceydi demek. Sımsiki sarildi annesine. “Haydi bakalim tembel, kahvalti hazir.”
“Tamam anne, geliyorum” Olivia yatakten cikarken, hayatinda ilk defa annesinin sarki soyleyen sesini duydu.
Ve boylece ilham dunyamiza yeniden donmus oldu. Kimse tam olarak ne oldugunu bilmese de herkes o gece bir seyler degistiginin farkindaydi. Cunku herkes o sabah hayallerle, umutlarla acmisyi gozlerini. Ve bu hikaye her ne kadar Olivia’nin hikayesi olsa da ozellikle bizler, bunun Olivia ve Frodo’nun ortak basarisi oldugunu asla unutmamaliyiz.

Kayip Ruyalar
Insanoglu dunyaya hukmettigi binlerce yillik surede pek cok basariya imza atti. Once bitkileri toplayarak beslendi, ardindan tasi yontarak silahlar gelistirdi ve hayvanlari avlamayi ogrendi. Zamanla hayvanlarin derisinden kendisine ortu yapabilecegini kesfetti ve modayi yaratti.Magara duvarlarina sekiller cizdi ve resmi yaratti. Ardindan gruplar halinde gezmekten yorulup sehirler kurmaya basladi. Tastan, gok kubbeye erisen devasa eserler yapti. Yaziyi kesfetti. siirler, efsaneler yazdi. Sarki soylemeyi ogrendi, muzik aletleri yapip, sarkilar yazdi. Tasa sekil verdi, heykeller yapti. Boyalari kullanmayi ogrendi, birbirinden guzel tablolar olusturdu. Sonraysa kitaplar yazdi, dusuncelerini hayallerini aktardilarr birbirlerine, nesiller boyu... Ve sonra arabalar, ucaklar, uzay araclari yaptil, yeni canlilar gelistirdi, hastaliklari cozdu.
Ve hepsini buyuk bir bencillikle yalnizca kendilerinin yaptigini sandilar. Halbuki, insanoglu atesi kesfettiginde de, Da Vinci Mona Lisa’yi resmederken de, Dante Ilahi Komedya’yi yazarken de, Michelangelo Davut heykelini yaparken de ya da Bethoven 9. Senfonisini olustururken veya Neil Armstrong Ay’daki o meshur adimini atarken de insanoglu yalniz degildi. Her an yanimizda, bize hayaller fisildayan ilham perilerimiz vardi. Ve insanoglu tum bu basarisini onlarin varligina borcluydu.
Ancak bir gun durum degismeye basladi. Nedendir bilinmez, periler birer birer dunyamizdan kaybolmaya basladi. Elbette insanlar basta bunu farketmediler. Onceleri, yazarlar hissettiler bir seylerin kayboldugunu, kitaplar yarim kalmaya basladi ya da donemin en iyi yazarlari bile cok kotu kitaplar yazdilar bir sure, sonra kotu eserler bile tukendi. Ardindan muzik kayboldu. Muzisyenler ilham bulmak icin Bethoven, Mozart, Debussy dinliyorlardi ancak sonra ne zaman piyanonun basina otursalar ancak bir kac notalik, muzikle alakasi olmayan sesler cikarabiliyorlardi. Ve yeni resimler de yapilmaz oldu. Cunku insanlarin gozlerindeki guzellik algisi da kaybolmustu. Buyuleyici bir manzaraya bakan bir cift gozun tek gordugu, kusurlar ve cirkinliklerden ibaretti artik. Sonra hayaller de kayboldu, insanlar yavas yavas geceleri ruyalarini kaybettiler. Ardindan da umutlarini... Gelecege dair hayaller de kaybolunca sonunda; arastirmalar da durdu, bilim de, teknolojiler de. İnsanoglu buyuk bir hizla karanliga dogru surukleniyordu. Ancak sebebini hic kimse anlayamiyordu, cunku hic kimsede sebebi bulacak kadar bile hayal gucu kirintisi kalmamisti.
Yalnizca cocuklar farkliydi. Onlara hala az da olsa periler ziyaret ediyorlardi, cunku onlar perilere inaniyor, onlari taniyor ve onlarla iletisim kurabiliyorlardi. Bir oyun hamurundan sekilsiz bir ejderha yaptiklarinda bile buna perilerle guluyor, onlarla kutluyorlardi basarilarini. Ama zamanla cocuklar da daha nadir resim yapar, hamurdan ejderha yapar olmuslardi. Dolayisiyla daha az kahkaha atiyorlardi. Cocuk kahkahalari bile yeryuzunden yavas yavas kayboluyordu artik.
Derken bir gece kucuk Olivia, ruyasinda kendisini gunesli bir gunde ucsuz bucaksiz bir papatya tarlasinda buldu. En sevdigi mavi elbisesiyle ordan oraya kosturuyor, kendisini bahar havasiyla islanmis yumusacik cimenlere atiyor, ardindan yeniden kalkip gordugu bir sincabin ya da kusun pesinden kosuyordu. Gunesten gozleri kamasip da biraz yoruldugunu hissedince kendisine cicekler toplayip ilerdeki, yuzyillik agacin altina ilerledi. Sirtini agaca vererek oturup bacaklarini uzatti. Topladigi ciceklerden kendisine guzel bir tac yapip kafasina taktigi esnada yanina oldukca guzel bir kedi yanasti. Tuyleri, sanki gokkusagindan yapilmis gibi, rengarenk ve isil isildi, gunesin vurdugu yerler gercek bir gokkusagiymiscasina renkli isiklar saciyordu. Olivia gulumsedi. Her seferinde farkli sekillerde gorse de, yanina gelip de oturanin perisi oldugunu biliyordu. Demek ki bugun gokkusagindan bir kedi olmak istemisti.
“Merhaba Frodo” Olivia, perisine en sevdigi ve bu yuzden onlarca defa bastan izledigi filmden, Yuzuklerin Efendisi’nden bir karakterin ismini vermisti. Cok uzun yillar evvel yapilmis olmasina ragmen ondan daha guzel hic bir film yapilamamisti. Peter Jackson’un daha sonradan cektigi Hobbit bile bu filmden daha guzel degildi.
“Merhaba Olive”. Kucuk kedicik cevik bir hareketle kizin kucagina zipladi, kuyrugunu altina alarak oturdu ve yemyesil gozlerini kizin gozlerine dikerek konusmaya basladi:
“Olive, gordugun bu ruya, senin ve diger tum insanlarin gordugu son ruya.” Kucuk kiz saskinlikla irilesmis siyah gozleriyle kediye bakti. Hafifce kaslarini catmisti.
“Yani bir daha ruyalar diyarina gelemeycek miyim? Ama neden? Ben burayi cok seviyorum, dunyadan daha guzel burasi!” Ardindan hayalinde buz gibi cilekli bir milk-shake canlandirdi, bir anda elinde koskocaman cam bardak belirdi. Buyuk bir yudum aldi. “Bunlari gercek dunyada kayboldu. Artik kimse boyle guzel seyleri yapmiyor ki.” Kucuk kiz bir anda farketmiscesine boynunu buktu, titreyen sesle devam etti. “Hem bir daha buraya gelemezsem seni de goremem, oyle degil mi?” Frodo kizin kucaginda dogrularak gerindi. Kaslarinin her hareketinde tuylerinde danseden isiklar buyuleyici bir goruntu olusturuyordu.
“Buraya yeniden gelmeyi istiyorsun, degil mi?” Kiz heyecanla kafasini salladi. “Aslinda hala kucuk de olsa bir umut var. Ama yapman gereken sey biraz zor bir gorev. Biraz da riskli.” Frodo gozlerini kapatarak biraz dusundu, “Ama neden olmasin ki, bunca zamandir arkadasiz ve bunu basarabilecek tek bir kisi varsa o da sensin.”
“Ne yapmam gerekiyor, haydi yapalim o halde!”
“Emin misin? Tehlikeli olabilir.” Kiz coktan ayaklanmis, taptaze bir enerjiyle dolmustu bile.
“Elbette! Bunu yapmazsam bir daha asla kendimi affetmem.” Etrafina bakarak sordu, “ Peki nereye gidiyoruz?”
“Ruya kralliginin efendisi, Lord Morpheus’la tanismaya...” Dedikten sonra kucuk kizin saskin bakislari karsisinda kucuk bir kediden, yine rengarenk koskocaman bir pegasusa donusuvermis, kucuk Olivia’yi sirtina aldiktan sonra da devasa kanatlarini acarak hizla ucmaya baslamislardi.
Boylece Olivia ve Frodo, gunler ve geceler boyunca uctular, Yorulunca yeniden karaya inip yemek yediler ve dinlendiler. Ama hizla ilerlediler. Ve sonunda Lord Morpheus’un sarayina ulastilar.
Saray, hayal kralliginin ortasinda, fersahlarca yuksekteki bulutlarin uzerine insa edilmisti. Bulutun uzerinde durdular ve Frodo yeniden kediye donustu. Bundan sonrasinda yuruyerek devam edeceklerdi. Olivia saskinlikla hayatinda ilk kez gordugu canlilari izliyordu. Rengarenk dumandan cicekler ve agaclar vardi her bir tarafinda. Uzerine basinca hemen dagiliveriyorlardi ancak sonrasinda yeniden eski sekillerini aliyorlardi. Cok uzun zaman evvel yazilmis ve annesinin ona her gece okudugu kitaplardaki gibi kucuk kanatli, avuc ici boyutlarinda periler vardi, Olivia’ya el salliyorlardi. Ayrica ucan kediler, bulutlarin icinde yuzen kuslar ve onlarla beraber yuruyen baliklar vardi etrafinda. Ancak en cok ilgisini ceken, Sarayin hemen yakinlarinda dogan nehir oldu, bulutlarin uzerinden suzulerek ilerliyor ve en sonunda, bulutun ucundan yere dogru , koskocaman bir selale gibi akiyordu. Kucuk kiz biraz serinlemek icin suya dogru kostu, ancak su alisik oldugu gibi berrak degil, aksine koyu, siyaha calan bir renkteydi.
“Bu su... Boyle olmasi normal mi?” Frodo cevik adimlarla kizin yanina gelip cevap verdi.
“Bu su, hayal dunyasinin hayat kaynagi. Eskiden sizin dunyanizdaki gibi canli ve berrakti. Hem sizin hem de bizim dunyamizdaki en lezzetli seydi. Sonsuz bir enerjiyi bizim topraklarimiza akitiyor, boylece bizler de gucleniyor ve siz insanlara hayaller sunuyorduk. Ancak zamanla her sey degisti. Insanlar, bizim sayemizde yaptiklariyla ovunduler ve kibre kapildilar. Bizleri unuttular, bizleri once hayatlarindan cikardilar, sonra efsanelerinden... Her seyi kendilerine mal ettiler, bizi yok saydilar. Ve Lordumuz yavas yavas insanlara kizmaya basladi, kizginligi ise zamanla nefrete donustu. Ve nefreti o kadar kuvvetlendi ki etrafindaki her seyi karartir oldu. Bu suyu bile. Bu nefret artik bize de zarar veriyor, hayal dunyasi bu nefretle besleniyor, gucunu kaybediyor. Onunla beraber biz periler de yavas yavas gucumuzu kaybediyoruz. Artik sizlere ruyalar ve hayaller sunamaz olduk. Son kalan enerjimle seni buraya getirebildim ama bir daha bunu basarabilecegimi sanmiyorum...” Konusmasi tum bulutu titreten guclu bir sesle bolundu:
“Frodo! Sen hangi cesaretle bir insani benim topraklarima getirmeye curet edersin!” Olivia merakla sesin geldigi yere dondu. Karsisinda oldukca uzun boylu bir adam belirdi. Hayal aleminin lordunu sisman, tahtindan kalkmayan, boynu agir tacinin altinda ezilmis yasli bir adam gibi dusunmustu ama karsisindaki adam oyle degildi. Yasi tahmin edilemiyordu ama genc gibiydi, zayifti. Uzerinde yalnizca siyah bir gomlek ile pantolon vardi. Sımsiyah gozlerinde adeta yildizlar ucusuyordu. Gozlerini Frodo’dan ayirmadan, Olivia’yi gostererek konustu;
“Sunu cabuk getirdigin yere geri gotur, ben de o esnada sana verecegim cezayi dusuneyim.”
Bunun uzerine Olivia, eski filmlerde gordugu, krallarla ve lordlarla konusan insanlari taklit ederek yere diz coktu ve titreyen sesiyle konusmaya basladi:
“Lordum, lutfen Frodo’ya ceza vermeyiniz. Onun hic bir sucu yok, buraya gelmek ve sizinle tanismak isteyen benim. Frodo, benim en iyi arkadasim, bir daha buraya gelemeyecegimi ve onu goremeyecegimi soyleyince ben cok uzuldum. Cok korktum.” Kiz, bir daha oraya gelemeyecek olmaktan cok, karsisindaki adamin arkadasina verecegi cezadan korkmustu. Gozlerinden yanaklarina dogru kristal damlalar suzulurken devam etti. “Onun hic bir sucu yok, ben istedim gelmek,cok israr ettim ve o buna mecbur kaldi. Lutfen Lord’um lutfen Frodo’nun canini yakmayiniz.”
Lord Morpheus’un yuzune belli belirsiz bir gulumseme yerlesmisti simdi:
“Burayi ve dostunu kaybetmemek icin benimle gorusmek istedin dogru mu?”
“Evet efendim.”
“Ismin ne cocuk senin?”
Olivia, efendim.”
“Madem oyle Olivia, madem istegin ve hayalin bu, Frodo ceza almayacak. Ancak sana bir gorev verecegim eger gorevde basarisiz olursan onun yerine sen cezalandirilacaksin. Anlastik mi?” Olivia tereddut etmeden yanitladi:
“Evet Efendim!” Lord Morpheus gulumsedi,
“Cesaretini taktir etmem gerek kucuk kiz. Ancak cezanin ne olacagini merak etmiyor musun ya da gorevinin?”
“Hayir efendim, cunku ne gorev verirseniz verin, kaybetmek benim icin bir secenek olamaz.”
Bu cevabin uzerine Lord Morpehus parmagini siklatti ,Olivia bir anda kendilerini taht odasinda buldu.
Oda, iki tarafi devasa sutunlarin dizildigi oldukca uzun bir koridor ve koridorun sonundaki yuksek bir tahttan olusuyordu. Tavan yoktu, adeta sonsuzmus gibi ucu bucagi gorunmeyen bir delikti sanki. Lord ise karsisinda, tahtta oturuyordu ve oncekinden daha uzun, daha heybetli gorunuyordu simdi. Olivia salonun ortasinda tek basinaydi. Frodo’ya bakindi ancak goremedi. Lord konusmaya basladi.
“Insanlar zayif, bencil ve kibirli. Bizsiz var olduklarini ve bizsiz var olabileceklerini saniyorlar. Ahmaklar! Bizsiz insanlik yok olur! Kaybolur! Ama bunu goremeyecek kadar buyulenmis gozleri.
Ve sen Olivia, bu gorevinde yalnizsin, ne Frodo’dan ne da baska bir periden yardim alabilirsin. O yuzden gorevini ya basariyla ya da basarisizlikla bitirene dek hic kimseyi goremezsin. Insanlarin bizi terk ettigi gibi, bu gorevinde de biz seni terk ediyoruz.”
“Ilk gorevin su, bana agzima layik, en lezzetli icecegi sunmani istiyorum. Yalniz, sadece 3 hakkin var.”
Olivia hic dusunmeden en sevdigi icecegi, cilekli milk shake’i hayal etti ve hayal etmesi ile birlikte tahtin yanindaki kucuk masada kocaman bir bardak belirdi. Lord Morpheus bir yudum aldi, yuzunu burusturdu. Sevmemisti.
Olivia bunun uzerine biraz dusundu. Karsisindaki bir yetiskindi, anne ve babasinin sevdigi icecekleri sevmesi daha mumkundu. Ilk once kahve geldi aklina, ama sonra vazgecti. Ince belli cam bir bardakta cay hayal etti. O an masasinda beliren bardaktan bir yudum aldi Lord Morpheus. “Daha iyi, ama yeterince iyi degil.”
Geriye yalnizca tek bir hakki kalmisti. Bu sefer Olivia sadece kendisine buyuk bir mutfak tezgahi hayal etti. Karsisinda uzerinde pek cok bitki, meyve ve cicegin oldugu bir tezgah belirdi. Renklerine gore hosuna giden bitkilerden kucuk bir kaba rastgele bitkileri doldurdu. Annesinden gordugu gibi, bitkilerin uzerine sicak suyu ekledi ve kisa bir sure bekletti. Ardindan icecegi Lord Morpheus’a uzatti. Tum taht odasini caydan yayilan mis gibi bir bahar kokusu doldurmustu. Lord, icecekten bir yudum aldi ve gulumsemeye basladi, “Iste tam benlik bir icecek.”
Kucuk kiz mutlulukla yerinde zipladi. Ancak Lord Morpheus yeniden konustu.
“Hazirsan ikinci gorevine gecebiliriz. Bana, kulaklarima layik bir muzik dinlet”
Olivia sevindi, annesi kucukken ona devamli cok eski muzik eserlerini dinletirdi. En sevdigi eser olan Ay Isigi sonatini hatirladi ve muzigi hayal etti. Hayaliyle birlikte notalar ardi ardina akmaya ve tum odayi doldurmaya baslamisti. Lord Morpheus son notaya kadar sessizce dinledi. Muzik bittiginde ise konustu, “Cok guzel, ama bilmedigim bir muzik degil.”
Bunun uzerine Olivia endiselenmeye basladi. Lord Morpheus’un daha evvel duymadigi kadar az bilinen guzel bir eser bulmaliydi, ve daha da zoru bunu kendisinin bastan sona biliyor olmasi gerekiyordu. Umutsuzca sansini denedi. Unlu isimlerin daha az unlu, biraz arka planda kalmis bestelerini dusundu. Bulmustu, hayal etti ve hayaliyle butun odayi derin bir piyano sesi kapladi. Chopin, Nocturne...
Yer yer yavaslayan yer yer hareketlenen, zaman zaman pesin, zaman zamansa tizin doruklarinda gezinen melodi bittiginde Olivia urkekce Morpheus’a bakti yeniden. Yuzunde gulumseme yayilmisti. “Ahhh Chopin! Ne sansli bir adam ki gelmis gecmis en mukemmel perilerden Frig onu secmisti ve onunla bestelemislerdi bu eseri. Ancak insanlik yalnizca Chopin’i bilirdi, oyle degil mi? Bu da olmadi ufak kiz. Son sansin.”
Olivia, daha evvel yazilmis bir sarki ile Morpheus’un begenisini kazanamayacagini gormustu. Onun kulaklarina layik bir eser, ancak onun kucuk ellerinden cikmaliydi. Hayal etti, ve onunde bir piyano belirdi. Annesinin zorlamalari ile aldigi piyano derslerini animsadi. Hep, daha evvel yazilmis buyuk eserleri notalarini okuyarak calismisti, asla yeni bir muzik yaratmamisti. Ama simdi mecburdu.
Cekingen bir tavirla kucuk parmaklarini tuslar uzerinde gezdirmeye basladi. Basta yavas yavas ve kesik sesler cikti, ama kisa zamanda sesler notalara, notalar ezgilere ve ezgiler muzige donustu. Dakikalar akti ve an be an Morpheus keyiflenmeye basladi. Sonunda muzik bittiginde, Olivia calmayi birakip, Lord Morpheusa bakmaya cesaret edince adamin heyecanla gulumsedigini gordu. Heyecandan gozleri parliyordu. Kendisini alkislamaya basladi. “Evet Olivia evet! Cok guzel, gercekten cok guzel!” Ardindan konusmaya devam etti. “Bu asamayi da gectigine gore, son asamaya gecebiliriz. Gozlerime layik bir guzellik gostermeni istiyorum. Ancak bu sefer, onceki seferlerden farkli olarak sana yalnizca tek bir sans veriyorum.
Olivia’nin aklinda ilk olarak yapilmis tum heykeller geldi, ardindan mimari eserler... Ve sonra da resimleri dusundu. Van Gogh’un Yildizli Gece’sini cok severdi mesela. Ancak anlamisti, ne kadar guzel olursa olsun daha evvel yaratilmis olan hic bir sey hayallerin efendisini etkilemiyordu. Ona yeni bir sey sunmaliydi.
Belki dunyadan guzel bir manzara sunabilirdi. Nehir kenarinda yemyesil bir orman belki, ya da rihtima yeni yanasmis bir gemi ve birbirine kavusmus insanlarin sevinci... Karar vermesi cok zordu hem de hayaller diyari, gercek dunyasindan cok daha guzelken ona nasil bir guzellik sunabilirdi ki?
Hayal etti, ve hayaliyle birlikte onunde kagit ve renkli boya kalemleri belirdi. Kendisi icin dunyanin en guzel seyini, ailesini ve arkadaslarini cizecekti. Resim yapmayi hic bir zaman sevmemisti ama simdi denemenin tam zamaniydi. Once evini cizdi, bahcesine annesini, babasini ve henuz bebek olan kardesini cizdi, kendisini ve arkadaslarini ekledi. Ve yanlarina da gokkusagi rengindeki Frodo’yu cizdi. Hepsinin yuzleri koskocaman bir gulumseme ila kapliydi. Cok da hata yapti, ama umursamadi, onemli olan cizmesi ve cizerken mutlu olmasiydi. Kalemi kagitta hareket ettikce mutlu oluyor, eli kayip da bir arkadasina komik bir sac ya da orantisizca buyuk bir kafa cizdiginde kendisine kahkahalarla guluyordu. Resmin daha yarisina bile gelmemisti ki Lord, tahtindan kalkarak kiza dogru yurumeye basladi:
“Tamam cocugum, bu kadari yeterli” Kiz, yarim kalan resmine bakti. Lord begenmemisti ve cezasini vermek icin ona geliyordu belli ki. Bitirmesini bile beklemeyecekti. Hemen itiraz etti:
“Ama daha bitirmedim bile, lutfen izin verin cok guzel olacak, tam sizin gozlerinize layik!” Lord, cocugun yanina gelip elini kizin omzuna koydu. “Gerek yok cocugum, bana zaten en guzel seyi gosterdin, kahkahalarla gulen bir cocugun yuzunu.”
Boylece Olivia hayaller lordunun ona verdigi uc gorevi de basariyla tamamlamis oldu. Onun serefine sarayda gunlerce suren senlikler verildi. Lord’un kalbindeki nefret kaybolmus, yerine umut ve sevgi yerlesmisti. Hayal irmagi yeniden berraklasmaya baslamisti bile, tamamen duzelmesi zaman alacakti ama simdiden artan enerji, perilerin topraklarindan ve perilerin ruhunda hissedilmeye baslamisti bile. Frodo basta olmak uzere tum periler bu gelismeden oturu cok mutluydular. Senlikler bitip de Olivia’nin hayaller diyarindan ayrilma zamani geldiginde herkesi bir huzun sarmisti. Ancak hepsi de biliyordu ki Olivia diledigi her zaman buraya gelebilirdi. Butun periler iyi dileklerini diledikten sonra Frodo veda etti Olivia”ya. En son da Lord Morpheus kizin alnina kucuk bir hoscakal opucugu kondurdu.
Olivia, alnina konulan opucukle acti gozlerini. Sabah olmustu, annesi yaninda saclarini oksayarak uyandiriyordu onu. Olivia sanki aylarca uzak kalmis gibiydi annesinden halbuki ruyalar diyarindaki gunler, haftalar suren zaman, gercek dunyasinda tek bir geceydi demek. Sımsiki sarildi annesine. “Haydi bakalim tembel, kahvalti hazir.”
“Tamam anne, geliyorum” Olivia yatakten cikarken, hayatinda ilk defa annesinin sarki soyleyen sesini duydu.
Ve boylece ilham dunyamiza yeniden donmus oldu. Kimse tam olarak ne oldugunu bilmese de herkes o gece bir seyler degistiginin farkindaydi. Cunku herkes o sabah hayallerle, umutlarla acmisyi gozlerini. Ve bu hikaye her ne kadar Olivia’nin hikayesi olsa da ozellikle bizler, bunun Olivia ve Frodo’nun ortak basarisi oldugunu asla unutmamaliyiz.

CÂNAMIN, bir alıntı ekledi.
23 Nis 11:36 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Dekoratörden bol bol kırmızı rengini kullanmasını istedim, çünkü bana Olivia'yı hatırlatıyordu. Leah'nin kırmızı saçları vardı ama Olivia'nın kırmızı bir kişiliği. Ve bana göre kırmızı hayatımın aşkına aitti. 

Hırsız, Tarryn FisherHırsız, Tarryn Fisher
Srs Blck, Kötü Çocuklar - Soluk Soluğa'yı inceledi.
23 Nis 00:40 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Cash, Nash ve Olivia
Atesli bir aşk ucgeninin hikayesi... Bir yanda iyi ikiz, bir yanda kotu ikiz ve ikisinden de etkilenen siradan bir kiz... Oliva icin zor bir secim olacak gibi.. 300 sayfalik ince bir kitapti bir gunde de bitti zaten. Acikcasi okumaya basladigimda cok fazla birsey beklemiyordum bu aralar cokta rastladigimiz klasik hikayelerden oldugunu dusunmustum , ki son 100 sayfa kalana kadar da beni cok fazla sasirtmadi fakat birden kitaba bir gizem , aksiyon girince isler degisti. Ozellikle son sayfada carsi pazar karisti.1.tekil sahis agzindan anlatiliyor ve bolumler gidisata gore de karakterlerin agzindan anlatilmis ki bu 3 karakterinde duygularini gormemiz acisindan benim hosuma gidiyor. Ana karakterler disinda da zaten cok fazla karakter yok. 5-6 tane birkac sayfa gozukup kaybolan karakterler var. Dili basit ve akiciydi. Bu yuzden zaten bir cirpida okunuyor. Kurgu guzeldi ama keske bi tik daha iyi islenebilseydi

Evrim Hakkındaki Kitapların Kısa Bir Listesi
Evrimağacı sitesinin evrime dair okunmasını tavsiye ettiği kitap listesidir. İhtiyacı olanlar için paylaşayım dedim. İyi okumalar
 

Evrimin Temelleri ve Genel Evrim ile İlgili Kitaplar

Evrim Kuramı ve Mekanizmaları, Çağrı Mert Bakırcı, Kor Kitap (Evrime sağlam bir giriş yapmak ve/veya aklınızdaki hatalı bilgilerden arınmak için bu kitapla başlayın.)

Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı, Çağrı Mert Bakırcı (ed.), Kor Kitap (Evrim konusunda kapsamlı ve çok yönlü bir algıya erişebilmek için bu kitabı okuyun.)

Evrim, Douglas J. Futuyma, Palme Yay. (Diğer hiçbir kitabı almayıp bunu alabilirsiniz. Ders kitabıdır; ancak evrimi tüm detaylarıyla, harika bir şekilde öğrenmenizi sağlar.)

Evrimsel Analiz, Scott Freeman, Jon C. Herron, Palme Yay. (Diğer hiçbir kitabı almayıp bunu alabilirsiniz. Ders kitabıdır; ancak evrimi tüm detaylarıyla, harika bir şekilde öğrenmenizi sağlar.)

Türlerin Kökeni, Charles Darwin, Alter Yay. / Gün Yay / Evrensel Yay. (Kor Kitap'ın veya Alfa Kitap'ın çevirisi tavsiyemizdir. Bu şaheseri okumadan önce, şu makalemize bir göz atmanızı tavsiye ederiz.)

Ataların Hikayesi, Richard Dawkins: Hil Yay. (Dawkins tarafından yazılmış bizce en güçlü ve işe yarar evrim kitabı için, bunu almanızı tavsiye ederiz; diğer tüm kitaplarından daha faydalı evrimi öğrenmek için)

Evrim Kuramı, John Maynard Smith, Evrim Yay. (Evrimin tarihsel gelişimini ve büyük "babalarından" birini doğrudan okumak için bunu tavsiye ederiz)

Evrim Neden Gerçektir, Jerry Coyne, Palme Yayıncılık

Evrim: Bir Fikrin Zaferi, Carl Zimmer, Alfa Yayınları

İçimizdeki Balık, Neil Shubin, NTV Yayınları (Birden fazla veri hattının ve bilim dalının bir araya gelerek evrimi nasıl ispatladığını ve evrimsel argümanlara nasıl güç kattığını öğrenmek için bu kitabı okuyun.)

Evrim Atlası, Çağlar Sunay, Peter Barrett, Douglas Palmer, Muzaffer Özgüleş, İş Bankası Yay. (Daha ziyade "kolay bilgiler" ve çocukların ilgisini çekmek için bulundurmanızı tavsiye ederiz.)

Neredeyse Bir Balina, Steve Jones, Evrensel Yay. (Evrimle ilgili enfes perspektifler sunan, mutlaka okunması gereken bir kitap)

Pandanın Başparmağı, Stephen Jay Gould, Versus (Evrime son derece özgün bir bakış kazanmanızı sağlayacak, çok kıymetli bir kitap)

Evrimin Dört Boyutu, Eva Jablonka & Marion Lamb, Boğaziçi Üniversitesi Yay. (Kimi okur ağır olabilecek olsa da, mutlaka okunması gereken, çok önemli konulara harika derinlikte giren bir kitap).

Evrim, TÜBİTAK (Arada birazcık nostalji iyidir.)

Evrim, Francisco Ayala, Aylak Kitap

Evrim, Ali Demirsoy, Asi Kitap

Herkes İçin Evrim: Darwin’in Teorisi Hayata Bakış Açımızı Nasıl Değiştirir?, David Sloan Wilson, Metiş Yay.

Ben Maymun Muyum? Evrim Hakkında Altı Büyük Soru, Francisco Ayala, Boğaziçi Üniversitesi Yay.

Evrim Nedir, Ernst Mayr, Say Yay. (Mayr, gelmiş geçmiş en büyük evrimsel biyologlardan birisi. Kitapları mutlaka okunmalı ve bu, harika bir başlangıç.)

Biyoloji Budur, Ernst Mayr, TÜBİTAK (Biyolojinin kalbinde yer alan evrimin, biyolojinin bütününe etkisi ve biyolojinin tam anlamıyla ne olduğunu öğrenmek için mutlaka okunmalı)

Darwin Ne Yaptı?, Öner Ünalan, Papirüs Yay.

Dünü ve Bugünüyle Evrim Teorisi, Kolektif, Evrensel Yay.

Türlerin Kökeni (Resimli Uyarlama), Michael Keller, Versus Kit.

Türlerin Kökeni (Manga), Hüseyin Can Erkin (çev.), Yordam Kit.

Darwin'in Tehlikeli Fikri, Daniel Dennett, Alfa Yayınları (Ağır kitaptır; ancak ufkunuzu genişletir. Zorlu bir kitabı alt etmeye varsanız, belli bir temel edindikten sonra okumanızı tavsiye ederiz.)

Maymundan mı Geldik?, Kolektif, Bilim ve Ütopya Kitaplığı 

Evrim Sürüyor, Iraz Akış & Zelal Durmuş, Yazılama Yay.

Evrimin Işığında, Kolektif, Yazılama Yay.

50 Soruda Yaşamın Tarihi, Deniz Şahin, Bilim ve Gelecek Kit.

Dersimiz Evrim, İlhan Akalın, Yurt Kitap Yay.

Seksüel Seçme, Charles Darwin, Onur Yay.

Sevişen Beyin, Geoffrey Miller, NTV 

Kızıl Kraliçe, Matt Ridley, Yapı Kredi Yay.

Evrim Serüveni, Sedat Ölçer, Metiş Yay.

Neandertal, Dimitri Papagianni & Michael A. Morse, Trend Yayınevi

Yaşamın Tüm Çeşitliliği, Stephen Jay Gould, Versus

Darwin ve Sonrası Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler, Stephen Jay Gould, TÜBİTAK

Darwin ve Darwincilik, Patrick Tort, Dost Yay.

Darwin ve Evrimin Bilimi, Yapı Kredi Yayınları 

Darwin ve Evrim Teorisi, Marc Giraud, Alfa Yay.

Kalıtım ve Evrim, Ali Demirsoy, Meteksan 

Evrimin Öyküsü, Vural Yiğit, Evrim Yay.

Evrimsel Biyoloji Yazıları, Ergi Deniz Özsoy, Bilgesu Yay.

Yaşam, Evrim ve Biz, Tamer Kaya, Alfa Yay.

Gen Bencildir, Richard Dawkins, Kuzey Yay. (Evrimsel biyoloji tarihini ve gidişatını değiştiren, önemli bir çalışma. Dili biraz ağır olsa da, daha basit kitaplarla temeli attıktan sonra okunmalıdır.)

Gen Çeviktir, Matt Ridley, Boğaziçi Üniveritesi Yay.

Genom, Matt Ridley, Boğaziçi Üniversitesi Yay.

Kör Saatçi, Richard Dawkins, TÜBİTAK (Evrime yönelik en temel kitaplardan birisi. Yeni başlayanlar için ağır olabilir; ama bir noktada okumak şart.)

Olağandışı Yaşamlar, James L. Gould, Carol Grant Gould, TÜBİTAK

Mem Makinesi, Susan Blackmore, Alfa Yay.

Paleontoloji & Evrim: Felsefi Bir Yaklaşım, Derek Turner, Boğaziçi Üniversitesi Yay.

Yaşamın Yükselişi: Evrimin 10 Büyük İcadı, Nick Lane, Aylak Kitap

Atalarımızın Gölgesinde, Carl Sagan & Ann Druyan, Say Yay.

 


Bilim-Din Çatışmasında Evrim

Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği, Bilim ve Gelecek Kit. (Büyük sorulara yüzeysel ve kısa cevapları bulabileceğiniz, muhtemelen cevapları yeterince tatmin edici ve derin bulmayacağınız, ama yine de bulundurmaya ve okumaya değer bir kitap)

Evrim Kuramının Dayanılmaz Bilimselliği, Yaman Örs, Bilim ve Gelecek Kit.

Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi: Neyin Gerçek ve Neden Önemli Olduğunu Bilmek, Ardea Skybrek, Yordam Kit.

Yaratılış mı, Evrim Mi?, Andrew Petto & Laurie R. Godfrey, Ayrıntı Yay. 

Evrim ve Yaratılışçılık, Michael Shermer, Varlık

Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Cemal Yıldırım, Bilim ve Gelecek Kit.

Bilim ve Yaratılışçılık: Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Görüşü, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) 

Charles Darwin ve Evrim Tartışmaları, Bill Price, Kalkedon Yay. 

Darwin, Tanrı ve Yaşamın Anlamı, Steve Stewart Williams, Say Yay.

Yüzyılın Davası, Edward J. Larson, İzdüşüm 

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri, Richard Dawkins, Kuzey Yay. (Hristiyanlıkla ilgili tartışmalara gereğinden fazla girildiği için ülkemiz kültürü için anlamı daha zayıf olan; ama yine de okunmasının faydalı olacağını düşündüğümüz bir eser)

 


İnsan Evrimi ve Antropoloji ile İlgili Kitaplar

İnsanın Türeyişi, Charles Darwin, Gün Yay. / Onur Yay.

50 Soruda İnsanın Tarihöncesi Evrimi, Metin Özbek, Bilim ve Gelecek Kit.

Tüfek, Mikrop, Çelik, Jared Diamond, TÜBİTAK ("İnsan"dan anlamak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir başyapıt)

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap (Evrim tarihini genel olarak öğrenmek açısından son derece popüler ve kolay okunan bir kitaptır; ancak akademik altyapısı konusunda eleştiriler de yok değil)

Modern İnsanın Kökeni, Roger Lewin, Say Yay.

Göl İnsanları, Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK

Biyoloji Açısından İnsan, Jean Rosland, Varlık

İnsan Evrimi, Bernard Wood, Dost Kitabevi

Bilgi Ağacı: İnsan Anlayışının Biyolojik Temelleri, Humberto R. Maturana, Francisco G. Varela, Metis Yay.

Tarih Öncesi İnsan, Robert J. Braidwood, Arkeoloji ve Sanat Yay.

İnsanın Yükselişi: Türümüzün Biyolojik ve Kültürel Evrimine Bir Bakış, Jakob Bronowski, Say Yay.

İnsan Nasıl İnsan Oldu, M. İlin, E. Segal, Say Yay.

İnsan Evrimine Yolculuk, Vural Yiğit, Evrim Yay.

İnsan Olmak, Engin Gençtan, Metis Yay.

İnsan Olmak, John Gribben, Mary Gribben, Dost Kit.

Dünden Bugüne İnsan, Metin Özbek, İmge Yay.

Üçüncü Şempanze, Jared Diamond, Alfa Yay.

İnsanın Kökeni, Richard Leakey, Varlık Yay. 

Soyağacımızdaki Maymun, Eugene Harris, Koç Üniversitesi Yay.

Antropoloji: İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış, Conrad Phillip Kottak, Ütopya Yay.

İnsanın Yanlış Ölçümü, Stephen Jay Gould, Versus Kit.

İnsan Türünün Kökeni ve Gelişimi, V.P. Alekseyev, Sosyal Yay.

İnsan ve Evrim Gerçeği, Adam Şenel, Özgür Üniversite Kitaplığı 

İnsan ve Evrim, Güven Arsebük, Ege Yay.

Doğanın İnsanlaşması, Serol Teber, Say

İlk Şempanze: İnsanın Kökeninin Peşinde, John Gribbin & Jeremy Cherfas, Alfa Yay.

Kuramsal Yaklaşımlar Işığında İnsanın Biyokültürel Evrimi, Hüseyin Türk, Bilim Yay.

İnsan Vücudunun Öyküsü: Sağlık, Hastalık ve Evrim, Daniel Lieberman, Say Yay.

 


Charles Darwin ve Beagle Yolculuğu ile İlgili Kitaplar

Charles Darwin’in Özyaşam Öyküsü, Francis Darwin, Daktylos Yay. (Charles Darwin'in kendisi tarafından yazılan, mutlaka okunması gereken özyaşam öyküsü)

Charles Darwin, Katrin Hahnemann, İş Bankası Kültür Yay.

Darwin ve Beagle Serüveni, Alan Moorehead, TÜBİTAK (Son derece başarılı bir diğer biyografi)

Charles Darwin: Bir Doğabilimcinin Evrimi, Richard Milner, Evrim Yay

Charles Robert Darwin, İş Bankası Yay. (Mutlaka okunması gereken harika bir biyografi).

Charles Darwin, Alan Gibbons, İş Bankası Yay.

Charles Darwin Kimdi?, Deborah Hopkinson, Beyaz Balina Yay.

Charles Darwin: Evrim Devrimi, Rebecca Stefoff, TÜBİTAK

Darvin, Galip Ata, Bilim ve Ütopya Kit. 

Meraklısına Darwin, Pascal Picq, Yapı Kredi Yay.

Darwin Gerçeği, Benjamin Farrington, Çağdaş Yayınları

Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken, Alper Dizdar, Yazılama Yay.

Darwin Sizi Seviyor, George Levine, Metis Bilim

Darwin ve Beagle Gemisi’yle Yolculuğu, Felicia Law, Optimist Yay

Cennetten Akan Irmak, Richard Dawkins, Varlık Yay.

Doğanın Gizli Bahçesi, Edward O. Wilson, Say Yay.

Süreç Kuram ve Kavram Olarak Evrim, Yaman Örs, Kaynak Yay.

Darwin Kuramı Seçme Yazılar, Eleştiriler, Pan Yay. ve TÜBİTAK

Evren ve Evrim, Cihan Türkoğlu, Doruk Yay.

Evrim, Bilim ve Eğitim, Üniversite Konseyleri, Nazım Kitaplığı

Evrim Adamı, Roy Lewis, Dost

Evrim Kuramı Üzerine Sorular, Charles Devillers, Henri Tintant, İletişim yay.

Ortak Yaşam Gezegeni, Evrime Yeni Bir Bakış, Lynn Margulis, Varlık Yay.

 


Genel Biyoloji ve Genetik ile İlgili Kitaplar

Biyoloji, Campbell, Reece, Palme Yay. (Genel Biyoloji öğrenmek ve evrimin biyolojide neden merkezi bir öneme sahip olduğunu için almanızı önemle tavsiye ederiz)

Biyoloji Felsefesi, Elliott Sober, İmge (Biraz ağır olsa da, biyolojiyi bir bütün olarak anlamak ve temelinde yatan, az bilinen felsefeyi anlamak için mutlaka okunması gereken bir şaheser)

İkili Sarmal, James D. Watson, Say Yay. (DNA'nın sarmal yapısının keşfi macerasıyla ilgili, mutlaka okunması gereken bir kitap)

Üçlü Sarmal: Gen, Organizma ve Çevre, Rihard Lewontin, Say Yay.

Biyolojide Diyalektik Yöntem, İ.T. Frolov, Toplumsal Dönüşüm Yay.

Genin Yüzyılı, Evelyn Fox Keller, Metis Yay.

Genlerimizle Yaşamak, Dean Hamer, Peter Copeland, Evrim Yay.

Genlerin Bilgeliği: Evrimde Yeni Patikalar, Cristopher Wills, İzdüşüm Yay.

Neo-Liberal Genetik: Evrim Psikolojisinin Mitleri ve Meselleri, Susan McKinnon, Boğaziçi Üniversitesi Yay.

İdeoloji Olarak Biyoloji: DNA Doktrini, Richard Lewontin, Kolektif Kitap

Son Sözü Genom Söyler, Greg Gibson, İş Bankası Yay.

 


Hayvan ve İnsan Davranışları ile İlgili Kitaplar

Hayvan Zihni, James. L. Gould, Carol Grant Gould, TÜBİTAK (Doğrudan evrim üzerine olmasa da, hayvanların sandığımızdan ne kadar zeki olduğunu öğrenmek için mutlaka ama mutlaka okunmalı)

İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz?, Frans de Waal, Metis Bilim

Köken Ağacı, Frans de Waal, Alfa Yay.

Bonobo ve Ateist, Frans de Waal, Metis Yay. (Özellikle hayvan davranışlarıyla ilgili hiç bilmediğiniz şeyleri öğrenmek için birebir.)

Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki miyiz?, Frans de Waal, Metis Yay. (Kesinlikle okumanızı tavsiye ettiğimiz, enfes bir kitap!)

Çıplak Maymun, Desmond Morris, İnkılap Yay.

Çıplak Kadın, Desmond Morris, İnkılap Yay.

Çıplak Adam, Desmond Morris, NTV Yay.

İnsan ve Hayvanlarda Beden Dili, Charles Darwin, Gün Yay.

Dr. Tatiana'nın Tüm Canlılar Alemine Seks Tavsiyeleri: Seksin Evrimsel Biyolojisi İçin Bir Rehber, Olivia Judson, Edebi Şeyler

İnsan ve Davranışı, Doğan Cüceloğlu, Remzi Kit.

İnsanat Bahçesi, Desmond Morris, İnkılap Yay.

İnsan İçgüdüsü, Robert Winston, Say Yay.

Davranışlarımızın Kökeni, Serol Teber, Say Yay.

Hayvanların Sessiz Dünyası, Marian Stamp Dawkins, Çikolata Yay. (Hayvan davranışları üzerine okunması gereken harika kitaplardan bir diğeri)

Hayat: Olağanüstü Hayvanlar, Sıradışı Yaşamlar, Martha Holmes, Michael Gunton, Boyut Yay.

Canlıların Diyalektiği, Yeni Evrim Teorisi, M. Yılmaz Öner, Belge yay.

 


Abiyogenez ile İlgili Kitaplar

Yaşam Nedir?, Erwin Schrödinger, Evrim Yay.

Yaşam Nedir? Biyolojinin Geleceği Üzerine Spekülasyonlar, Kolektif, Evrim Yay.

Yaşam Nedir? Kimyanın Biyolojiye Dönüşümü, Addy Pross, Metiş Yay.

Hayatın Kökleri: İlk Canlılar Nasıl Oluştur?, Mahlon B. Hoagland, Alfa Yay. (Abiyogenezle ilgili yazılmış en öğretici kitaplardan birisi)

Yaşamın Kökenine Dair 7 İpucu, A.G.Cairns Smith, İzdüşüm Kelepir

Yaşamın Kökeni, Osman Gürel, Pan yay.

Yaşamın Kökeni, Peter Hoffman, Say Yay.

Canın Oluşumu, Cihan Türkoğlu, İzdüşüm Kelepir

RNA Dünyasından Yaşam: İçimizdeki Ata, Michael Yarus, Boğaziçi Üniversitesi Yay.

 


Jeoloji ve Dünya Tarihi ile İlgili Kitaplar

Dünyanın En Güzel Tarihi, Hubert Reeves, Joel De Rosnay, Yves Coppens, İş Bankası Yay.

Tarihsel Jeoloji: Jeolojik Devirlerde Yaşam ve Önemli Evrim Adımları, Nurdan İnan, Seçkin Yay.

50 Soruda Yerin Evrimi, Mehmet Sakınç, Bilim ve Gelecek Kit.

Yerkürenin En Güzel Tarihi, Lester R. Brown, Andre Bahic, Paul Tapponier, Jacque Girardon, İş Bankası Yay.

 


Çocuklar İçin Evrim Kitapları

Yaşam Ağacı: Canlı Türlerinin İnanılmaz Biyolojik Farklılıkları, Rochelle Strauss, İletişim Yay.

Genç Paleontologun El Kitabı, Jonathan Tennant, İş Bankası Yay.

Bilbi ile Evrimi Öğreniyorum (Boyama Kitabı), Seçkin Eroğlu & Deniz Hasret (2017 sonu itibariyle yayına hazırlanıyor.)

 


Evrimin Uygulamaları ile İlgili Kitaplar

Rastlantı ve Kaos, David Ruelle, Say Yay.

Rastlantı ve Zorunluluk, Jacques Monod, Alfa Yay.

Hayvanların En Güzel Tarihi, Pascal Picq, Jean-Pierre Digard, Boris Cyrulnik, Karine Lou Matignon, İş Bankası Yay

Bitkilerin En Güzel Tarihi, Jacques Girardon, Jean-Marie Pelt, Marcel Mazover, Teodore Monod, İş Bankası Yay.

Dinozorların Sessiz Gecesi (Seri), Hoimar Von Ditfult , Alan Yay. ve Cumhuriyet Kitap

Cinsel Aşkın Anatomisi, Helen Fisher, Cep Kitapları

Darwin ve İktisat Sempozyumu, Kolektif, Hacettepe Üniversitesi Yay.

Belleğin İzinde, Daniel L. Schacter, Yapı Kredi Yay.

Bilinç Gökten Düşmedi, V. Hoimar Ditfurth, Cumhuriyet Kit.

Neil’in Beyniyle Konuşmalar: Düşünce ve Dilin Sinirsel Doğası, William H. Calvin ve George A. Ojemann, Metis Bilim (Sinirbilim ve evrimle ilgili yazılmış en harika eserlerden birisi)

21. Yüzyılda Beyin, Steven Rose, Evrensel Yay.

Aklın Tarih Öncesi, Steven Mithen, Dost Kitabevi 

Bir Şeytanın Papazı, Richard Dawkins, Kuzey Yay.

Tanrı Yanılgısı, Richard Dawkins, Kuzey Yay. 

Zamanların Sonu Üzerine Söyleşiler, Umberto Eco, Yapı Kredi Yay.

Binyılı Sorgulamak, Stephen Jay Gould, İletişim Yay.

Son İmparatora Öğütler, Ali Demirsoy, Meteksan

Büyük Çekişmeler, Hall Hellman, TÜBİTAK

 

Rukiye Uysal, Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü'ü inceledi.
10 Nis 20:48 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Miranda, 11 yaşında iken, Olivia'nın doğum günü partisinde talihsiz bir olay yaşar. Parti bitiminde Olivia'nın abisi Turner ile tanışır ve onunla evine giderken yanında arkadaşlık eder ve ondan sonra Turner'i aşık olur. Yıllar sonra karşılaştıklarında ise aralarındaki çekimden uzk duramazlar.
Evet yine bir tarihi aşk kitabı ile geldim. Gittikçe bu türden okumayı asla ama asla vazgeçmiyor ve kitaplarını son hız okumaya devam ediyorum. Yazarın ikinci okuduğum kitapdı. Miranda ve Turner arasında geçen didişmelerde yine gülmekten geçilmiyor heleki Miranda'nın Turner'i sinir etmesi ve çok komikti. Turner yeri geldi beni gıcık etti yeri geldi onu sevdim. Madem kıza ilgi duyuyorsun niye inkar ediyorsun ki zaten tarihi aşk kitapların hepsi aynı ilk başlarda inkar ederler sonra kabul ederler aşklarını. Mirandasında geçen sıkı dostluğa bayıldım birbirinden hiç ayrılmayan ikizler gibiler ve aralarındaki komik diyaloglar insanı hem çıldırtıyor hem güldürüyor. Olivia aslında çok hareketli bir kız yerinde durmıyor ve herkesi sinir edecek bir yapıya sahip ama Mira da bu kıza iyi katlanıyor güzel dostlukları da cabası.
Tarihi aşka yeni başlıyor iseniz Julia Quinn kitaplarına bir göz atın derim heleki Britgerton serine bakmanızı öneririm.
Yeni bir kitap serüveninde görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın. Kitap dolu günleriniz olsun.

Zehra Kuş, bir alıntı ekledi.
09 Nis 09:36 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Olivia cesaretini toplayıp soruyor:
"Neyi kaybetmiştiniz?"
"Doğrusunu isterseniz, hiçbir şey kaybetmemiştim. Hayat bazen insanları, birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır."

Kazanan Yalnızdır, Paulo CoelhoKazanan Yalnızdır, Paulo Coelho
Yağmur, Gül Ağacı Sokağı'ı inceledi.
30 Mar 20:27 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Blogumdan alıntılama yapıyorum.Spoi içerebilir.Bilgilerinize.Serinin ilk kitabında Yargıç Olivia'nın evi Deniz Feneri Yolu'nda idi.Bu kitapta Olivia'nın en yakın arkadaşı Grace'in Gül Sokağı'ndaki hayatına tanık oluyoruz.Bu sırada Grace'in ilk kitapta evi terk eden kocasının aslında bir başka kadına gitmediğini,bir savaşta hayatıni kaybrttiğini aylar sonra arkasinda bıraktığı mektupla öğreniyoruz.Ve tabii kızı Maryellen'i daha yakından tanıyıp,hayatının parçalanmasına tanık oluyoruz.