• Koyunları güdecek,tarlaları sürecek işçileri yetmiyordu. İşte bu sebeplerdir ki bazı insanlar, başkalarını köle yapmaya başladılar.
    Köle, emeğiyle hem kendisini, hem de sahibini geçindirebilirdi. Ancak kölenin çok çalışıp az yemesi için sahibinin ona göz kulak olması gerekti. Böylece bir insan başka birini kendine canlı alet yaptı.
    İnsanın boynuna, öküz gibi boyunduruk vuruldu.
    İnsan özgürlüğe kavuşmaya ve doğaya hakim olmaya uğraşırken başkasının kölesi oldu.
    Eskiden toprak, onu işleyenlerin malıyken artık köle, başkasının mülkü olan toprağı işlemeye başlamıştı.
    Toprağı süren öküzler başkasının malı, topladığı ürün başkasının ürünüydü.
    Eski Mısır’da, öküzleri süren köle şöyle bir şarkı söylerdi:
    Ezin başakları öküzler!
    Ezin başakları ki,
    Ağanın ürünü olsun.
    Böylece ilk kez insanlar arasında “efendi” ve “köle” meydana geldi.
  • Buradan sonra kısaca dini ele alacağız, çünkü materyal dünyadan en uzak olan ve en yabancı görünen dindir. Dinler
    çok ilkel dönemlerde insanın kendi doğası ve etrafındaki doğayla ilgili hatalı ve basit düşüncelerinden meydana gelmiştir.
    Fakat her ideoloji ortaya çıktıktan sonra eldeki fikir materyali ile bağlantılı olarak gelişir ve bu materyali geliştirir; yoksa ide-
    oloji olmaz, yani bağımsız varlıklar olarak kendi kanunlarına tabi düşünceler geliştirme işi. Son tahlilde kafasının içinde bu
    düşünce sürecinin gerçekleştiği insanların yaşadığı materyal hayat koşulları sürecin gidişatını belirler. İnsanlar bu gidişatın
    varacağı noktayı bilemez, çünkü o halde ideolojinin sonu olurdu. Bu orijinal dini kavramlar akraba topluluklar için ortaktır.
    Ne zaman ki bir grup ayrılır, o zaman her grubun tabi olduğu yaşam koşullarına göre farklılıklar görülür. Bir grup halk, özellikle Aryanlar (Hint-Avrupa da denen) için bu süreç karşılaştırmalı mitoloji sayesinde detaylı bir şekilde incelenebilir. Her insanın içinde yarattığı tanrı yerel bir tanrıydı ve insanların
    korumak üzere yerleştiği bölgenin sınırlarının dışına ulaşmıyordu. Sınırın öte tarafında ise başka tanrılar tartışılmaz egemenlerdi. Toplum var olduğu sürece onların hayal dünyasında var olabilir, toplum yok olduğunda onlar da yok olurdu. Ekonomik koşullarını burada incelememize gerek olmayan Roma İmparatorluğu eski milletlerin sonunu getirdi. Eski yerel tanrılar, yalnızca Roma şehri sınırları içine ait olan tanrılar dahil olmak üzere hepsi toza dönüştüler. Bir dünya dini aracılığıyla bir dünya imparatorluğunu sağlamlaştırma çabasını Roma tanrılarına adanan sunakların yanındaki yabancı tanrılardan
    ve onları bir nebze olsun saygıdeğer kılma çabalarından görebiliyoruz. Fakat yeni bir din imparatorluk fermanıyla oluşturulmaz. Yeni dünya dini olan Hristiyanlık o zamandan sessizce dünyaya gelmişti. Genel olarak Doğu, özel olarak Musevi teolojisi ve basitçe Yunan, özel olarak Stoacı felsefenin bir karı-
    şımıydı. Önce ilk başlarda nasıl bir şey olduğunu keşfedilmesi gerekti, çünkü bize ulaşan versiyonu İznik Konsili tarafından
    devlet dini olmak üzere adapte edilmiş halidir. Sadece iki yüz elli sene içinde devlet dini olması o zamanın koşullarına uygun
    bir din olduğunu ispat etmeye yeter. Orta Çağ'da benzer şekilde feodalizm Hristiyanlıkla el ele bir şekilde kilise gibi feodal hiyerarşisini oluşturarak yükseldi. Şehirliler zenginleşmeye
    başlayınca feodal Katolikliğe karşı ilk olarak şehirlerin altın çağını yaşadığı Güney Fransa'daki Albigenses'te ortaya çıkan
    sapkın Protestanlık yükselişe geçti.4 Orta Çağ teolojiye felsefe, politika, hukuk gibi diğer tüm ideolojileri de atfetmiş ve
    bunları teolojinin alt başlıkları olarak görürdü. Böylelikle tüm sosyal ve politik akımı teolojik bir formla sınırladı. Kitlelerin duygularına din ve sadece ve sadece dinle cevap verildi. Bu
    nedenle kendi çıkarını savunmak isteyen herkesin bir rüzgar estirebilmek için dini bir kılıf bulması lazım oldu.