• Kitabı yeniden okumama vesile olan D (B) D ablamın, #30999207 etkinliğidir. Kendisine çok teşekkür ederim.

    Ölümsüzlük insan ırkı için uygun bir vasıf mıdır? Ab-ı Hayat’tan bir katre içmek insanı ölümsüz kılar mı? Yoksa ağızdan dökülen derin sözler mi Ab-ı Hayat’tı? Hazreti Musa çıkmadı mı Hazret-i Hızır’ı bulup Ab-ı Hayat keşfetmeye… Hazreti Yuşa demedi mi “Ey Musa benim muhabbetim yetmez Hazret-i Hızır ile yoldaşlık etmeye.” Bu husustan sonra Ledün İlmi peyda olmadı mı?

    Tasavvufta bu durum “Hak Vergisi” ile nitelendirilir. Yani Allah tarafından verilen yetenek. Bunun en bariz örneği ise Yunus Emre gibi halka mal olmuş kişilerdir. Çünkü Yunus’umuz ne mürekkep yalamış bir âlim idi ne de hayatını eğitimlerle geçmiş bir filozof. Hikmetini ledün ilminden alan bir mutasavvıftır. Lakin Hazreti Hızır’a ait olan “Vehbi’lik” ile kıyaslanmamalıdır.

    ''Şair sözü yalandır derler inanma Yunus'um inanma, yalandır!'' #TapdukEmre.

    Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet bu dört unsurdur kişiyi yedi başlı nefsten terbiye eden. Lakin biz konunun “Tarik” yani “Tarikat” kısmındayız. Şeriatı az çok hepimiz biliriz. Peki ya “tarikat” bunu bilir miyiz? Ne ola ki “tarikat?” “Şeriat” un ise tarikat sudur, ateştir, fırındır. “Tarikat” usuldür, yoldur. Yolu bilmeyen varır mı? Varmaz elbet. Bilirsen yolu, bulursun “hakikati.” Varılacak noktadır “hakikat.” “Hakikat” tercüme istemez. Bu yolda “hakikate” varan, “marifetini” sergiler. Halkta Hakk’ı görendir “marifet.”

    “Keşke demek için bile geçtir vakit, geçti ömrüm bir ah ile içi dolu eyvah ile. Yanmadan kerpiç bile olunmaz iken insan olunur mu? Kökü olmayan uzar mı?” #YunusEmre

    Her ramazanda kurulur ahir zaman şeyhlerinin saati… Sorarlar namazı bozan halleri, orucu bozan halleri… Sekmez durum, her sene bir öncekinden hallicedir. Elbet herkes bilir namazı bozan halleri ve orucu bozan halleri. Peki ya “İman.” Kişide iman yok ise, yirmi sene anlı secdeden kalkmasa ne? Bilinebilir mi? Dinli kimdir, dinsiz kimdir? Bilmez…

    “Kevser havzuna dalanlar
    Ölmezden önde ölenler
    Nefsini düşman bilenler,
    Konar tuba dallarına”

    Peygamberlerin başlattığı zincirin en son halkalarındandır Yunus. İstikameti Hakk olan, Piri Ahmet Yesevi olan yoldaşı Tapduk Emre olan ok hedef şaşırır mı? Şaşırmaz elbet. Okuduğumuz kitap ise “Bizim Yunus’un” hayat hikâyesini kaleme almaktadır. Birinci tekil şahıs ağzı ile yazar; bazen “Molla Kasım” dilinden bazen “Yunus Emre” dilinde ve bazı bazı da “İsmail’in” dilinden anlatırlar hikâyeyi. Ezbere bildiğim hikâyedir. Bu kitapta dâhil olmak üzere Yunus Emre hayatlarını çokça okudum. Bildiğim hadiseleri tekrar tekrar okuyunca içime bir titreme, kalbime çokça ağrı saplantı. Yunus’un gözü çok yaşlıydı. O bozkır cehenneminde Moğol’dan çekti, çetelerden çekti, babalığından çekti, miskinliğinden çekti… Acı yoldaşı oldu adeta hayatı boyunca. Diline vurdu…

    “Yar yüreğim yar
    Gör ki neler var
    Bu halk içinde
    Bize güler var”

    Anadolu yangın yeri; Moğol girmiş boydan boya… Derler ki Moğol geçtiği yerden çekirge geçse aç kalır, ölür. O denli yakıp yıkıp geçermiş. Bu kıyımlar, bu acılar insanı maddeden manaya yöneltir, kişiye Allah’ı hatırlatır. İnsan olmanın gereğidir, her korkuda Allah adını zikretmek. Hak mıdır? Değildir elbet. Lakin doğamız gereği; mutluğumuzda Allah’ı az, sıkıntımızda çok anarız. Yunus’umuzda böyle bir ateş çemberinin içerisinde doğdu.

    “Denge madde lehine bozulunca insanın nefsi, mana lehine bozulunca da ruhu öne çıkıyor, biri diğerini bastırıyor…”

    Mevlana Hüdavendigar, Yunus Emre’m için der ki;
    “Dün, Karamanoğlu benden iki mürşid istedi. Keşke iki mürit isteseydi; ikimiz el ele tutuşur, gider varırdık.”. (Mevlana hazretin nasıl mütevazı ve tevazu içerisinde olduğu nasılda bellidir cümlesinden)

    “Sûfîlik yolunda hangi makama erişmişsem, şu Türkmen kocası Yunus’un ayak izini orada gördüm.”

    Yola çık, yoldan çıkma! #TapdukEmre

    Tapduk Emre, Yunus’u Yunus Emre yapan eldir. Her fırsattan dünyadan soğutan, bitmek tükenmek bilmeyen nefs köreltme evreleri ve engin bilgilerin üstadı.


    “Yol bu, yola çıkıp varmayan, yoldan çıkıp varan yoktur. Yolu sorar isen, yol tektir. O da Hakk’a doğrudur. İşte, o sebepten tek bir yaratılmış yoktur ki, Hakk yolunda olmaya.” #TapdukEmre

    “Şavkımız var, sohbet eyle, işitelim.”
    “Haydi Yunus, vakit tamam oldu, o hazinenin kilidini açtık, nasibini alıverdin, sen söyle! Bu mecliste sohbeti sen eyle. Hünkâr varlığının nefesi yerine gelsin.”

    Yukarıdaki iki cümle kalbimin ahengini değiştiren kelimelerdir. Ne vakit kitapta okusam içim içime sığmaz, Yunus olup çoşkulanırım.

    Yunus’u anlamak, onun gözü ile bakmaktır hayata.

    Harun Reşit ve Leyla’dan da dem vurmak isterim.
    “Başkalarına baktığın gözlerle Leyla’yı nasıl görebilirsin. O gözleri yaşla yıkamadıkça söz kimindir bilmem ama hakikattir dahi herkesindir.”

    “Bana Mecnun’un gözler ile bak” der. Seven sevgiliye Mecnun’un gözleri ile bakmalı. Eksiklik ne o vakit burda. İşe de Allah’a da sevgi ile irfan ile bakmalı. Bilgiyle bakmak başkaca iş. İslam sevgidir, aşktır, irfandır. Başkasını diyenler eksiktir. Sevgi kişiyi tevhide götürür. Tevhide varan varlığın cümlesine aynı nazarla bakarlar. O öyledir, şu şöyledir, falan haldedir. Kalır mı bu kem sözler bu dedikodular sevgi ile bakan da. Sevgisiz bakanın gözüne budaklar batar, kör eder. Kişi kendini kör eden de o körlüğe merhem biçare tabipler biçare.”

    Yunus Emre’m hep yasaklanan, dinsizlikle suçlanan bir gönül adamı olup çıkmıştır. Osmanlı döneminde dahi şiirleri yasaklanmış, ket vurulmuştur. Yunus’un gözü ile bakmaz isen dünyaya her şey haramdır insana. TapdukEmre’m doğru der; “Kusur görenindir.” İçi dışı Allah aşkıyla yanan bir insana Mecnun’un gözleri ile bakmaz isen Yunus’u anlayamazsın anlamazsın.

    Sözün özü; eğer kitapta Yunus, Tapduk, Hacı Bektaş ve Mevlana geçiyorsa eğer alınacak ibret çoktur, ders çoktur. Bu kitabı da daha önceden okumuştum lakin aklımdan yitip gitmiş. Yeniden okuduğumda da aynı keyfi aldım. Sevgi namına yaşanılacak güzel günlerin hatırına okunulması ve tavsiye edilmesi gereken kitaptır “Od.”

    Yunus kendinden sonra onu yargılayacak kişilere en iyi cevabı verendir. Nasıl mı? Aşağıdaki dörtlük onu yargılayıp, sigaya çekenler içindir.

    "Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
    Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir"

    Sevgi ile kalın.

    Rivayetler…
    Hazreti Musa ile Hazreti Hızır’ın buluştuğu iki denizin kesiştiği yerdir İstanbul…
    Yunus Emre ile Hazreti Hızır’ın yolları kesiştiği birçok rivayette rastlanmaktadır.
    Yunus Emre’nin Agartalı olduğuna birkaç şiirinde rastlanılması.
    Tarih boyunca Anadolu’da birden çok Yunus Emre’nin yaşadığı…
    Hacı Bektaşi Veli’nin yaşamadığı ve Tapduk Emre’nin Bektaşiliğin lideri – kurucusu - ve Veli sıfatını almasından dolayı Hacı Bektaşi Veli diye birinin Anadolu’da yaşadığı sanılması.
    Veysel Karani çocularının Tapduk Emre, Nesrettin Hoca ve Mustafa Kemal olarak nitelendirilmeleri.
  • İnsan başka başka sevdanın tarifini yaparken, uykusuz kaldığı gecelerden bahseder, lakin sen Sabah namazın da ondan âlâ uykunun en tatlı zamanını bölüyorsun .Kişi aşkından sırılsıklam olduğundan bahseder ama ondan yücesi ,o sıcak yataktan çıkıp buz gibi suda abdest almakla kıyaslanamaz .Sevgilinin karşısına geçip onu sevdiğini söylemek ve dört satırlık şiir okumaktı demi aşkın beyanı.Ya En Sevgiliye ! Sadece senin İçin'i söylemek ve eşi olmayan bir Kitaptan en güzel hakikati ve haklı övgüyü en mükemmel şekliyle şöylemekten daha mı güzel aşk beyanı? Gerçek aşk ve daha ki fedakarlıkları Sabah namazı bünyesinde toplamış en yüce fedekarlık gerektiren biricik sevda. Ve aşk için verilen en zor fedakarlıklıktan biri biriciği !
  • Alemde iki zıd ses gelmektedir.Bakalım sen hangisine istidadlısın?

    Bir tanesi, iyi kişilere hayattır. Öbürü kötü kişilere hile!
    Bir ses, ey güzel ve bana düşkün olan kişi, ben diken çiçeğiyim, çiçek dökülür, ben kahrım; diken dalından ibaretim ben, der.

    Çiçeği, ey gül satan, gel buyana der. Dikenin sesiyse bizim yanımıza gelmeye kalkışma der.

    Bu seslerden birini kabul ettin mi öbürünü duymazsın bile… Çünkü seven kişi, sevgiliye aykırı olan kişilerin sözlerine sağır olur.

    İki çuvaldan birine girdin mi öbürüne zıt olur, artık ona lâyık olmazsın!

    Gönül evini hangi ses boş bulursa o gelir, tutar. Artık sahibine ondan başkası ya eğri görünür, yahut acayip!

    Alemde her şey, bir şeyi çekmektedir. Küfur, kâfiri, doğruluk, doğru yola götüreni!

    Kehribar da vardır mıknatıs da… Sen demir de olsan, saman çöpü de olsan elbet bir tuzağa düşersin.

    Demirsen seni bir mıknatıs kapar. Yok, saman çöpüysen kehribara tutulur ona gidersin.

    İyi kişilerle dost olmayan, elbette kötülerin yanında yer alır, onlara komşu olur.

    Musa, Kıptîye göre pek kötüdür ama Hâmân da Israiloğullarına göre taşlanmış melûnun biridir.

    Hâmân’ın canı Kıptîyi çeker. Musa’nın canı da Israiloğullarını diler.
    Karanlık yitiğinden birisini tanıyamadın mı, kendisine kimi imam edinmiş, kime uymuş bak, ne olduğunu anlarsın.
  • Eşim olma, karım ol!
    Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır kelimelerin.
    “Karı-koca” “eş”ten daha çok şey anlatır. Hatta belki bize unutulmuş bir şeyi söyler.
    Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karı” demiş eskiler?
    Eşim değil, karım ol!
    Kedilerin eşi olur, terliklerin de…
    İnsanın eşi olmaz.
    Bir ömür eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir? Eşlik etmek yeter mi? Fazlasını beklemez mi insan yârinden?
    Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden ”koca” dediklerini. Çünkü “koca” bilge demektir, yüce demektir. Koca demek, dağ demektir. Ve ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksiktir. Dağların yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı” demişler.
    Bakma şimdi evlenenlerin “karı-koca” ilan edildiğine. “Koca ve onun karı” olmalıdır aslında.
    Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür…
    Eşim olma, karım ol!
    Bana benzemeye çalışma sakın. Bana benden lazım değil bir tane daha. Ama unutma ki sensiz yarımım.
    Her zaman söylemem, ama sen anla.
    Eşim olma, karım ol! Beni tamamla…

    ( Emin Karademir - Köşe Yazarı )
  • Söz, şiire dönüşürken,
    Bir çocuk kahkülü gibi kısacık mı kesilmelidir ille de?
    Hayır!

    Şiir annem gibi uzun uzun seslenmelidir uykusunda; olmayan sevgiliye!
    Durgun,derin soluklu, içine kapanık olmalı,
    Belki de bütün gün uzanmalıdır koltuğunda.
    Bir sanduka kadar heybetli,
    Ve düşünceler kadar ağır çantası da durmalı ayak ucunda.

    Ama,kendini ölümsüz sanan ve her sabah
    bir umut çiçeği açan yüreciği,hiç durmadan kıpırdamalıdır yün yeleğinin altında.

    Perde inmiş gözlerinde oynaşan bin bir hayal
    Ve beyaz dudaklarından dökülen kırık dökük anılar, kimselerin okuyamadığı eski yazı bir defterden saçılmalı ortaya,

    Sonsuzluğu çağrıştıran yaz bahçelerinde uçuşurken kopuk sayfalar,
    Kör bir yılanın çevikliğiyle kamışların arasından akıp gitmeli gizlice yıllar!

    İncir ağacının dibinde,kum falı bakan dilsiz köle ise,
    bir yanılsama olarak görünmeli arasıra fotoğrafın arabında!

    Şiir de annem gibi;
    Mevsimi kuş seslerinden,
    Aşkı saklı bir mendilden,
    Tüm hayatını gülden sormalıdır bana kalırsa!

    Ve hiç çıkmamalıdır yaldızlı çerçevesinden dışarıya,
    Aklı, yürüyen bulutlara ve oyuncak atına takılıysa, ne yapsın şiir sokaklarda?

    Eh bir de yolu düşerse kalabalık alanlara,
    Eski dostların çoğuna rastlamalı.
    Aynı annemin yaptığı gibi,
    durup hatırlarını sormalı,adresler almalı.
    Sevinçten al al olmalı yanakları ki;
    anlaşılmasın yoksulluğu ,yalnızlığı.

    Aslında hep çocuk kalmalı şiir!
    Avuçlarında ezik bir şeker,
    Yanaklarında tozlu yaşlar,
    Ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle, pencereden bakan öksüz bir çocuk olarak kalmalı.
    Korkmalı gök gürültüsünden,tabancadan,
    Kara örümcek ile perili köşkten.
    Dili peltek,çorabı düşük,tekir kedisi kaçmış olmalı evden.
    Eğilip denize dokunmalı,düşlerinde yol alan köpüklü bir yelkenliden.

    Ölecekse de şiir, yaşlanmadan ölmeli!
    Yaşı belirsiz olmalı,aynı annem gibi!

    Hiçbir ayna kırığına basmadan daha tutunup rüzgarın ipine, limon kabuğu kokan camdan bir dünyaya kayıvermeli kış odasına geçercesine tüylü terlikleriyle!

    Eğer ölecekse şiir,
    Buz tutmuş çığlığı yükselirken göklere,
    Gecenin kanı sürülmemeli saçlarına boş yere!.
  • Merhaba ben Fesleğen.

    Kalemimi kağıdımı hazırladım ve küçük bir yüreğin içine sığabilecek ne varsa anlatacağım.
    Doğduğu topraklardan uzakta bir yerde güneş görmeye çalışan küçük bir fidan görürseniz bir gün sulayın olur mu? Yağan yağmur ancak gözyaşlarına yetebilir çünkü. Yeni yeşermiş bir fidanın bir Allah dostundan başka neyi olabilir ki. Sevin onu olur mu?

    Ve lütfen sevenleri ayırmayın olur mu?

    Fesleğen ile Seyyah’ın son kitabı bu. Hikmet Anıl Öztekin, “Çok acı çektim. Derdi dünya olmayan insanlar için yazdım bu satırları,” diyor ve ekliyor: ” ‘Bir’ olanın rızasından, insanlara Allah sevgisini anlatmaktan ve duanızdan başka hiçbir derdim yoktur bu dünyada. Ruh sevgiliye, beden toprağa kavuştuğunda ‘iyi yazardı’ değil ‘iyi severdi’ deyin bana.”

    Hüznün, zarafetin, gözyaşlarının, kocaman yüreklerin inceliklerle örülmüş hikâyesi bu. İlahi aşkla hemhal olanların, hayatın yanlış tarafında duracağına, hep yalnız tarafında durmayı tercih edenlerin, helal dairesinde kalmak için acılara seve seve katlananların masum duası bu…

    Siz de dua edin Fesleğen ve Seyyah için… Bir an önce kavuşmaları için…

    Vuslat hasreti çekenlerle derttaş olup Allah için şu soruyu sorun kendinize: “Sevdiğinize son bir cümle söyleme fırsatınız olsaydı, o cümle ne olurdu?”
  • Seni ben canımın içinde sakladım. Kalbimin ta derinliklerinde…

    Denize ilk kez giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni. Boğulacakmışım gibi.

    Kalbim; ki kendisine kefilim. Adınla uyandı bu sabah.

    Ey sevgili; heyben acıyla dolar da nefes alamazsan gel. Huzur bulacağın kıyılarım senindir. Umutların solar kurur da su bulamazsan beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir. Kanadın kırılır da maviye uçamazsan, ne güne duruyor al, kanatlarım senindir. Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan, kendime ettiğim dualarım senindir. Mevlana

    İkimizi bir kefene saralar, bir kabirde sır olalım sevdiğim.

    Ey yar! Seninle ölmeye geldim. Ateşsen yanmaya, yağmursan ıslanmaya, soğuksan donmaya geldim. Mevlana

    Ben seni bu yaşımda yaşamın tam ortasında öylesine değil ölesiye seviyorum.

    Bunca yalanın, bunca talanın, bunca riyanın arasında sen. Ne güzel duruyorsun ömrümün ortasında.

    İnsana imtihan için özlemek yeter, bir şehri, bir sesi, bir nefesi. İmtihan için bir sen yeter…

    Belki hiçbir evrakta isimlerimiz yanyana gelmedi. Ama gayriresmi birçok hayalde ben seninle aynı yastıkta yaşlandım.

    Bazı duyguları yazamazsın. Anlatamazsın. Çünkü tefsiri ancak his ile mümkündür. Bu yüzden sadece yaşarsın.

    Seni bana veren rabbime şükürler. Yaşanan senli her anıma şükürler. Göz görüp gönlüm severse sevgim için seni gören gözlerime teşekkürler.

    Sizi hayallerinden vazgeçecek kadar seven bir kalp bulduysanız Allah’tan yeni bir ömür isteyin. Çünkü bir ömür yetmez onu sevmeye.

    Senin gözbebeklerin var ya, kadın kadın gülen, insan insan bakan gözbebeklerin. Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta. Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder. Bir açarsın ki mutluyum. Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.

    Sen benim en doğru yanlışım. Tövbesi olmayan günahımsın. Uzak duramadığım yasaklım, en açık ettiğim saklımsın. Sen başımdan giden aklım, severek çektiğim ahımsın.

    Sen benim bakışına hasret kaldığım sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok kanatansın… Sen tarifi imkânsızımsın.

    Ben sana kızsam, kendime küserim.

    Konu ne zaman senden açılsa kapatmaya kıyamıyorum.

    Bana yüzünü dönme gece oluyor sanıyorum.

    Görmeden seni isteyen gönlüm, görünce nasıl dayansın.

    Sen benim şarkımsın, herkesin dili dönmez.

    Kim istemez mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?

    Çünkü her bir zerrem aşık her bir zerrene.

    Besmelesiz başladım diye mi, doyamıyorum seni sevmeye?

    Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim.

    Sen aklım ve kalbim arasında kalan en güzel çaresizliğimsin.

    Sen bile bilemezsin gülüşün ben de kaç bahar eder.

    Sevdim. Çünkü bir tek ona sarılınca yuva gibi kokuyordu içim.

    Öğrendik ki: Her yarayı saran zaman değil, sevgidir.

    Ötesi yok bu duanın benim ol. Benimle, aklınla, aşkınla bin yaşa.

    Gittin… Ve solumda kaldın ve soluğumda ve sonumda.

    Canımın içi, sen hangi şiirden kaçıp geldin yüreğimin orta yerine?

    Sen yeter ki çocukluk yap. Gönlümde salıncağın hazır…

    Manzarası sen ol gözlerimin, her baktığımda yeni mutluluklar göreyim.

    Sen bana Allah’ın emanetisin. Seni sevmek aşktır bana.

    Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim, sensiz boğazımdan geçmiyor.

    Sen benim ilk şiirim, ilk kavgam, sen benim 17 yaşımsın.

    Sensiz bir gün daha akşam oldu. İçim el vermiyor. Biz buna “gün” demeyelim.

    Sen benim gökyüzüne gönderdiğim duamın yeryüzündeki cevabısın.

    Elimdeki resmin yerine kendin olsaydın. Olsaydın da benim yine derdim olsaydın.

    Aşk, yer yerinden oynasa da; yâri yürekteki yerinden oynatmamaktır.

    Bir şehir ol. Mesela İstanbul gibi. De ki; boğazım kuruyuncaya kadar seveceğim seni.

    Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!

    Sen benim hiç bıkmadan saatlerce seyre daldığım, tövbe tutmayan en tutkulu sevdamsın.

    O senin neyin olur dediler. Uzaktan dedim uzaktan yandığım olur kendisi.

    Eş olan, aşka eştir. “Eş” değer, nefesten ötedir. Ötemde özüm var, özüm nefesin ötesinden ötedir.

    Bana kimse sen gibi baktı mı bilmem ama ben kimseye sana baktığım gibi bakmadım.

    Belki de sonu nasıl bitecek diye korkmaktan sevmeyi unuttuk.

    Aşk ehli isen sitemin cahili olma. Şems

    Sevmek ve sevilmek güneşi iki taraftan hissetmeye benzer.

    Evvelimiz aşk, halimiz aşk, istikbalimiz aşk.

    Seviyorsan git ısır bence, köpek gibi sevdiğini o da anlasın.

    Kendime gelemiyorum, sana gelsem olur mu?

    Bir insanın bir insana verebileceği en ölümsüz hediye, sevgidir.

    Sesindeki huzuru kimse bilmesin. Kıskanırım.

    Gözlerime bakarken gözlerinin içi gülüyordu, nasıl sevmezdim?

    Sevmek için yürek, sürdürmek için emek gerek.

    Ey gece git o yâre söyle. Kokusuna sarılıp uyumak isteyen biri var.

    Sen beni sev, geri kalan her şeyi ben hallederim.

    Sevmek zor iş, ne maaşı var ne sigortası, bir ayrılığı var bir de gözyaşı.

    Sımsıkı sarılalım, aramızdan rüzgâr bile geçmesin.

    O kadar güzel gülüyor ki tamam diyorum bu kadar yaşadığım yeter.

    Ve sen ağlama. Gözlerin fazlasıyla güzel ağlamak için.

    Ve diyeceğim ki; Aşk güzel şey. Vaktinde ve doğru insanla geldiği sürece…

    Bir dilek hakkım olsaydı, gittiğin her yer olabilmeyi dilerdim.

    Bir yürek anca bir yürek ile takas edilir, yüreğini almadığıma, yüreğimi vermem.

    Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor. Özdemir Asaf

    Eğer aşk karşılıklı olsaydı, tek taraflı aşkın en güzel aşk olduğunu inkâr ederdi.

    Seni sen olduğun için değil, seni bende bulduğum için seviyorum.

    Beni hep yanlış anladın zaten sen. Geleceğim ol demiştim sana. Gel ecelim ol değil.

    Herkesten kıskanacak kadar değil, herkesi kıskandıracak kadar sev.

    Ya kırdığın kalbi Allah seviyorsa? Bilemezsin. Bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın.

    Kızdığında, küstüğünde bile seni düşünen bir sevenin olması ne güzeldir.

    Bir insan aşık olunca; kıskanır, bağırır, kısıtlar, hesap sorar, sahiplenir. Ama anlayana işte…

    Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden. Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem.

    Dilek tutman için yıldızların kayması mı gerekiyor illa ki? Gönlüm gönlüne kaydı yetmez mi?

    Öyle bir ‘yâr’ sev ki evladım; elinde su tasıyla, iftarı bekleyen oruçlu gibi beklesin seni…

    Aşkın gözyaşları ıslatırken sevgilinin omzunu, neden bu kadar geç kaldığını sorar aşk meleği.

    Açık çay içerdi hep, demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, öyle derdi.

    Dediler ki: gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: gönle giren gözden ırak olsa ne olur.

    Aşk bittikten sonra arkadaş kalalım diyenler. Güle başka isim versen değişik kokacak mı?

    Aşkın hikâyesini, durmaksızın feryâd eden bülbüle değil. Sessiz sedasız can veren pervanelere sor.

    Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, olsun! Vuslata aşık gönül susmaya da razı.

    Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur.

    İyi geceler canım derdin. Gecenin iyiliğinden çok, canın olma düşüncesi yeşerir dururdu içimde.

    Dünyadaki herkesin parmak izinin farklı olması, kimsenin sana benim gibi dokunamayacağının kanıtıdır…

    Belki de aşk asla kullanılmamalıydı cümle içinde, zaten bir daha gönül koymak mı ortaya, tövbe.

    Eskiden karanlıktan korkar yağmurdan ürperirdim şimdi karanlıklar sırdaşım yağmurlar gözyaşım oldu.

    Bir kadın aşka inanmıyorum derken, aslında tek bir şey söylemek istiyordur: Hadi beni aşka inandır.

    Sevgi; insanın kalbinde tomurcuklanan nadide bir çiçektir. Mühim olan onu yara almadan yaşatabilmektir.

    O yokken “hayır sevmiyorum, unuttum” deyip, onu görünce elin ayağın birbirine dolanıyorsa; aşıksın işte.

    Aşk kaçmaktan çok kovalamak, görmekten çok özlemek, gitmekten çok beklemek, dokunmaktan çok düşünmektir.

    Halden ala halsizliğim, sözden ala sessizliğim. Ben seninle olduktan sonra, umurumda değil kimsesizliğim.

    Gerçek sevgi sabırdır, her şeye dayanır. Affeder, çabalar, gerektiğinde susar, kabullenir ama asla bitmez.

    Ne iş yaparsın sen dedi. Hamalım dedim. Nasıl yani dedi. Elimden tutmasını bilenin, yüreğini taşırım dedim.

    Yerden yere vurmak yardan yâre tutulmak değildi aşk. Yer yerinden oynasa da Yâr’i yürekten oynatmamaktı aşk.

    Gönlüme düştüğü günden beri o ateşi aşk bilirim. Lal olmuş dilime adını dolar. Beni sen, seni ben bilirim.

    Aşk ateşten bir parçadır; önce ruhunu aydınlatır, sonra bedenini ıstırtır. Ama illaki yakar benliğini kavurur.

    Aşk’a sınır koyamazsın ve aşık oldun mu kalbinin esirisin onun sürüklediği yerdesin; sana acı çektirse bile.

    Kapına geldim. Ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki “kim o” de. Kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim.

    Eğer gökyüzü bir parça kâğıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi.

    Seni bağrıma değil, bağrımı ve başımı ayağının altına bastım. Gözüm toprak olacak, ama gönlüm daima aşk kokacak.

    Ey sevgili. Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken, başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayallerde harap olmuşuz.

    Bazen hiç ummadığınız birine aşık olabilirsiniz ama bu yaptığınız şeyi yanlış kılmaz. Herkes mutlu olmayı hak etmez mi?

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri.

    O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki sensiz duramıyorum.

    Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.

    Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, sen zaten bunlara sahipsin. O yüzden sana bir ayna getirdim. Kendine bak beni hatırla.

    Sevebilir misiniz? Karşılıksız, beklentisiz, hesapsız, çıkarız, özgür bırakarak. Sırf bir başkasının iyiliğini, mutluluğunu isteyerek…

    Kadehime lacivert bir akşam çöküyor gülüm. Zehrini akıtarak çöküyor. Kartana çeviriyor her saniyeyi. Üşüyorum. Üşüdükçe seni daha çok özlüyorum.

    Aşk, sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, insanlar da pekguzelsozler.com onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

    Gece midir insanı hüzünlendiren, yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?

    Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.

    Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi, sahiplendiğinde sadık kalmayı? Sen bilir misin aşık olmayı? Bölünebilir misin ikilere, üçlere, gerekirse binlere? Yapabilir misin? Gerçekten sevebilir misin? Sevmenin demesi olmaz. Unutma; ya çok seversin bir kere, ya da hiç sevmezsin.

    Bazı aşklar okyanus gibidir. Görmesen de sonunun bir yerde bittiğini bilirsin, şimdi okyanuslar bile kıskanır sana olan sevgimi, görmesem de biliyorum sonunu sonsuza dek bitmeyecek.