• “ Hiç merak etme.” Diye yanıt verdi. “ Yeterince yaşadı, daha fazlasını istemek anlamsız olur. Unutma çünkü unutulmaması gereken anlar vardır; daha fazlasını isteme. Ne varsa o yeterli olandır.”
  • Ölmeden önce ölünüz.
  • Ölüm insanlar tarafından bozulmamış tek olgudur.
  • "Ölüm gelip çatmadan evvel, şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz." (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:29; İbn-i Hâcer el-Askalânî: "Senedli, vesikalı bir hadis değil derim" demiş, Ali el-Karî ise: "Mânâsı doğrudur" demiştir.)

    Ölmeden önce ölmeyi başarmak, seçkin insanlara mahsus. Bizlere düşen, elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek... Bu emri dinleyen insan, dünyayı misafirhane, vücudunu ise emanet bilir. Ruhunu ve kalbini onlarda boğmaz. Bu hâl ile hallenen insan, ölmeden evvel ölmüş demektir.

    Ve en önemlisi; ölümle insan Hakka rücu eder, Rabbine döner. Ölmeden evvel ölenler, Hakka bu dünyada rücu ederler; hayatlarını ilâhî emirler dairesinde geçirirler; Allah'ın rahmetine dünyada iltica eder, gazabından da yine dünyada korkarlar. ( Burası önemli dünyada yine korkarlar )
    Ölümle, cüzi iradenin hükmü son bulur. Öyle ise, ölmeden evvel ölenler, nefsî arzularını hayatta iken terk etmeyi başarıp, Allah'ın küllî iradesine tâbi olurlar. 

    Ölmeden evvel ölmenin sırrına erenler de ölümü hayatta iken geçmiş, mahşere bu dünyada çıkmış, hesaplarını burada vermiş ve itaatkâr bir kul olarak Hakka rücu etmişlerdir. Artık onları benlik duygusu boğamaz, çünkü ölünün benliği olmaz. Tabiat onları kendine celp edemez, zira ölünün tabiatla bir alışverişi kalmamıştır.
    https://sorularlaislamiyet.com/...nasil-anlasilmalidir

    Şimdi böyle bir giriş yaptıktan sonra kendi düşüncelerimle bir şeyler değineceğim. Kitapta her yerden bulunabilecek bilgiler üç-beş güzel sözle süslenerek okuyucunun önüne konmuş gibi geldi bana. ( Dini kıssalar, hikayeler, risalelerden alıntılar vb.)Dili akıcı. Okunması kolay, daha çok terapiye önem veren, kişinin başına ne gelirse gelsin teslim olup sesini çıkarmaması, şükretmesini gerisini Allah'a(cc) bırakmasını ötesine karışmaması gerektiği telkin edilmiş. Bunu da bak peygamberler de öyle yapmış, sen kim oluyorsun? haddini bil tarzında okuyucuya sunulmuş. Burada dikkat edilmesi gereken ve tehlikeye düşülen nokta şu. Tevekkül meselesi hangi hallerde olmalı? Çoğumuzun hatası bu. Tevekkül, körü körüne güven, teslimiyet değildir. Yoksa teslimiyet değil kolaycılık, tembellik olur. Sonra da başımıza gelen musibetlere zaten başıma gelecekti derip geçeriz.

    Tevekkül sebepleri bütün bütün reddetmek olmadığı gibi, herşeyi sebeplerden bilmek de değildir. Onların sadece bir perde, tesir sahibinin Allah olduğunu, ama onlara da müracaat etmek gerektiğini bilmektir. Yâni, tarlayı, bağ-bahçeyi şartlarına uyarak ekip, mahsulü Allah’tan beklemek; binayı inşaat prensiplerine uyduktan güvenle içinde oturup sebeplerin Müsebbibi olan yüce Yaratıcıyı vekil edinmektir.   
    Kâinattaki düzen, kanunlar ve hikmet sebeplere sarılmayı gerektirir. Şu halde tevekkül, Allah’a imân derecesine göre kuvvet kazanır. Kadere imân, tevekkül neticesidir. Tevekkül ve tembellik arasında ince bir perde vardır. Onu iyi tahlil etmek gerekir. Tevekkülün insana kazandırdığı sayısız fayda ve güzellikler var. Ana hatlarıyla şöyle sıralanabilirler: 
    İstikbal endişelerinden, korkularından kurtulmak; 
    Sıkıntı ve musîbetlere karşı dayanma gücü elde etmek; 
    Başkalarına dalkavukluk ve dilencilikten; zillet ve minnetlerden kurtulmaktır.
    Yapılabilecek herşeyi yaptıktan sonra tevekkül edilir. Önce cüzi irade kullanılmalı ki külli irade devreye girsin.
    "Yarın sınav var. Çalışmayan bir öğrenci "Allah dedim ötesini bıraktım" diyemez. Çalışma şartlarını yerine getirmelidir. Sınavı iyi de kötü de geçebilir. İyi geçtiğinde bu onu tembelliğe iter. Çalışmadan geçtim der. Tehlike burada başlar. Günahlar da böyledir.
    Hayatı boyunca günah işleyen adam aman yaşlanınca namaza başlarım, bir de hacca giderim. Tövbe ederim. Yine sıfır km müslüman olurum. niyeti tehlikelidir. Asıl niyet tekrar günah işlememeye olmalıdır. Gerisi münafıklıktır. Şimdilerde bakıyorum en namuslu sözler en namussuzların dilinde. Yoksa yapılan oruç ibadeti aç kalma, zayıflama, yapılan hac, umre turistik bir gezi, zekat tamamen kendini tatmin etme, rahatlatmadan başka bir şey olmaz. Niyet çok önemlidir. Şeytan niyetinden dolayı ömür boyu cehennemde kalacaktır. Yoksa Rabbimiz onu da hatalarının cezasını çektikten sonra cennetine koyardı.
    Bugün dünyada tüm zulümler, savaşlar, cinayetler, ölümler, haksızlıklar için birileri "Allah de ötesini bırak" dediği için mi sona ermiyor? Hala Allah(cc) yarattığı bu dünyada zulüm ister mi? Küçük yaşta çocuklara tecavüz ediliyor. Allah(cc) bunları görmüyor mu? Asıl sorun müslümanların teslim olması, tembelciliği, bana dokunmayın yılan bin yaşasıncılığı. Bilmiyor ki o yılanlar en sonunda onu ısıracak. Bugün zulümlere susan milyonlarca müslüman var. Üretmeyen, sorgulamayan müslüman var. Ben namazımı kılar, orucumu tutar işime bakarım diyor. Bu değil ki müslümanlık? Müslüman, elinden, dilinden, belinden emin olduğumuz kimseler... Bugün kim emin olabiliyor. Kendini yönetmekten bile aciz. Bu savaşların ve zulümlerin önüne geçememiş. Okuyor ama okuduğunu aksiyona geçiremiyor. Oku dur, ne işe yarar? Allah'ın külli iradesi devreye girilmesi isteniyorsa önce cüzi irade gereklidir. Gerisi kolaycılıktır. İnsanları kandırmaktır. Hele islami gerçekler halka ücretsiz verilmelidir. Buradan kapı açılmamalıdır. Ücreti Allah'tan beklenmelidir. Halktan değil.
  • “Ölmeden evvel ölünüz.Hesâba çekilmeden önce kendinizi hesâba çekiniz!”
  • dinler öğütlüyordu insanlara
    ölümü hatırlamayı
    her şeyi yanlış anladığımız gibi
    anlayamadık bu ilahi öğretiyi

    insanları öldürmekte bulmuştuk
    birbirimize ölümü hatırlatmayı

    ölmeden önce ölünüz
    diyordu, semavi dinler
    ah! bu da yanlış anlaşıldı

    oysa ki mezarda olacaktık yalınız
    yeryüzünde bıraktık her birimizi, yalnız
    yaşarken öldürdük
    kim var kim yok, herkesi...

    Abdulselam GÖZÜTOK
  • “Yaşam sınırsızca sunar; yalnızca almayı bilmeniz gerekir”