Giriş Yap
80 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Oktay Rifat'ın ilk dönem şiirlerinin en belirgin özellikle rinden biri de gündelik yaşantının her ayrıntısını olağanüstü bir dünyayla sanki o dünyanın insanları ve nesneleriyle bir denbire karşılaşmışçasına çocuksu bir sevinçle algılaması ve bunu coşkuyla dile getirmesidir. Genellikle İstanbul'un yakın dan tanıdığı semtlerinden, özellikle de Boğaziçi köylerinin es naf ve balıkçılarından oluşan bu sıradan insanlar onun doğal dünyası, bir çeşit evcil cennetidir. Bu doğal dünyadaki insan ilişkilerinin ilk dönem şiirlerinde öne çıkması onun Karga ile Tilki' de yer alan "Sarmaş Dolaş" şiirinde sözünü ettiği özgür lüğe duyduğu güvenin dolaylı bir yansımasıdır: Isıt beni hürriyet inancım Isıt beni bu gecelik Şilte yufka yorgan delik Dışarsı soğuk alabildiğine Dışarda zulüm Dışarda işkence Dışarsı ölüm alabildiğine Sokul bana hürriyet inancım Isıt beni bu gecelik Ellerine yer hazır avucumda Dizlerini oyluklarıma daya Bir kılıf gibi içimde dışımda Hürriyet inancım Hürriyet inancım Bu gecelik
Reklam
216 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho   Hepimiz zaman zaman bir çöküş yaşarız ve kendimize gelebilmek için bir işarete ihtiyacımız olur. Bu kitap o dönemlerimden birinde karşıma çıktı.     Bazıları Veronika'nın bencil olduğunu, hayatında her şeyin tam olmasına rağmen niye intihar etme girişiminde bulunduğunu düşünüyor. Veronika'nın hayatın her şey tamdı, normaldi belki ama hayat normal değildi ve belki de Veronika kendini aciz hissediyordu.   Okurken hiçbir şeyi yarına ertelemem gerektiğini, anı yaşamayı, küçük mevzuları kafamda büyütmemeyi öğrendim. Ne kadar uyguladım orası tartışılır.   Hep yarınımızı planlarız ama bunu yaparken bugünğ yaşamayı unuturuz. Geleceğimiz iyi olsun diye uğraşırken bir yandan geçmişin üstümüze yüklediği yükleri taşır omuzlarımız. Bugünlerimiz ise o sorumlulukların altında ezilir. Her zaman planlı olmamız gerektiği öğretilir ama anı yaşamanın nasıl bir şey olduğu öğretilmez. Sınırlarımızın dışına çıkmak o kadar da kötü değildir belki. Belki dışarıda bizi kocaman bir hayat bekliyordur,bilemeyiz. Veronika'ya yapıştırılan "deli" damgası belki de o kadar kötü değildir. İşte Veronika bize bunları açıklıyor.    - Yeniden yaşamaya başlamak istiyorum, Eduard. Hep yapmak istediğim ama cesaret edemediğim hataları yapmak... Yeni arkadaşlar edinmek, bilge olabilmek için deli olmak gerektiğini onlara da öğretmek isterim. Doğru davranışların elkitabını olduğu gibi izlemek yerine kendi yaşamlarını, isteklerini, serüvenlerini keşfetmelerini, yaşamalarını söylerdim onlara.-
246 syf.
·
Puan vermedi
-spoiler barındırır- İtalya. Yaz. Elio, 17 yaşında ailesinin köşkünde kalan parlak bir gençtir. Babası arkeoloji profesörü olduğu için her sene evlerine bir öğrenciyi, ufkunu genişletmesi için davet etmektedirler. Fakat o seneki misafir, hepsinden daha farklı bir rol oynayacaktır Elio’nun hayatında. Amerika’da okuyan Oliver, altı haftalığına biberiyelerin kokusunun, ağustos böceklerinin, palmiye yapraklarının ve nice doğal güzelliklerin olduğu bu kasabaya ayak bastığından beri, Elio onun hakkında ne hissetmesi gerektiği konusunda kararsızdır. Önce onu rastgele, ve ailesinin yorumlarının da etkisiyle fazla Amerikan bulur. Olumsuz yorumlarının aksine, ;’ulaşılamaz türden biri’ olarak da yorumlar onu. Kendi düşüncelerini anlaması, mutlu eder Elio’yu. Fakat arada sırada onun üzerinde gezinen soğuk bakışlar, fikirlerinin ani bir şekilde değişmesine yol açar hep. Nedensizce asıl ilgi alanlarını onunkilerle uyuşturmaya çalışır Elio, dışarıdan öyle görünmeksizin ve kendine bile itiraf etmeksizin onu tavlamaya çalıştığını fark eder. * Bugün, yeni gelen birisinin yol açtığı sıkıntı, huzursuzluk, heyecan; dünya kadar mutluluğun bir parmak ötede dolanıp durduğu düşücesi; yanlış anlamış olabileceğim ve yitirmek istemediğim; her seferinde hakkında çok iyi düşünmem gereken insanları boyuna yoklayıp durmam; arzuladığım ve beni arzulamasına can attığım herkese yakıştırdığım korkunç şeytanlıklar; sanki dünyayla benim aramda perde yokmuş da incecik kağıtlardan yapılmış sürgülü kapılar varmış gibi çektiğim perdeler, hiçbir zaman şifreli olmamış şeylerin şifresini karıştırmaya ve sonradan yeniden anlaşılır hale getirmeye çalışmalar; bunların hepsi, Oliver’ın evimize geldiği yaz başladı. Bunlar, o yaz popüler olmuş her şakıda, Oliver’ın kaldığı sırada ve sonrasında okuduğum her romanda, sıcak günlerin biberiye kokularından, ağustos böceklerinin deli gibi cırlamalarına varıncaya dek her şeyde kazılıydı; birlikte büyüdüğüm ve o güne dek hayatımın her yılında tanıdığım kokular ve sesler birden bana düşman kesilmiş ve o yaz yaşanan olayların rengini sonsuza dek taşıyan bir ton edinmişti. Bu altı haftalık kısa süreç içerisinde Elio, Oliver’ı odak merkezi haline getirmiştir. Ondan önceki gidenleri ve sonradan gelecekleri boş verir, anın büyüsüne kapılarak ona tapar. Ona karşı hissettiklerini ateş olarak tanımlar. Düşlerini süsleyen bir ateştir bu his. Dünden razıdır ona teslim olmaya, ‘teslim olmaya hazır olduğumu, zaten teslim olduğumu, senin olduğumu, tümüyle senin olduğumu’ olarak vurgulanır kitapta. Onu kendi kafasında yüceltmeye devam eder, ikisinin de Yahudi olması ve Elio’nun aksine Oliver’ın bu konuda daha rahat olması, bir ev konforunda hissettirir Elio’ ya. Torunlarının uğruna savaşmış ataları ortaktır. * Benim Davut Yıldızım, onun Davut Yıldızı, ikimizin boynu bir olmuş sanki… Elio’nun Oliver’ı gözlemleme süreci yavaş yavaş takıntılılık boyutuna gelir. Giymeyi tercih ettiği kıyafetlere göre o günki ruh halini tahmin eder, ona karşı tamamen ilgisiz olduğunu düşünmesini sağlamak ister, bu aşkı kendine saklamayı ve kimseye duyurmamayı yeğler, kendinden nefret etmesine yol açtığı için ondan nefret eder, onu düşünmekten kendini alamadığı için abartılı olarak onun ölmesini bile arzular. Bu kıskançlık krizleri, onu bir daha ne zaman göreceğini bilmediğinden kaynaklanır. Babasının kütüphanesinde bulduğu bir masal kitabında, bir prens ve prensesin maceralarını okur Elio. Bu prens, prensese delicesine aşıktır, fakat söyleme cesaretinde bulunamaz. Prenses ise o önemli soruyu sorar: ’Söylemek mi daha iyi, ölmek mi?’ Bu ikilemi kendi iç fırtınası olarak yaşayan Elio, büyük bir sırrı açığa çıkarmanın verdiği korkuyu, sonrasında ilişkilerindeki bir zaman kaybı olarak görecektir. * Onun gibi olmak mı istiyordum, o olmak mı istiyordum? Bu kitabın ana sorularından biri. ’Ne zaman ayırdılar bizi, senle beni Oliver?’ Elio’nun içgüdüleri, vücutsal ( ‘vücudum senin vücudundur’) ayrıca ruhsal olarak da birleşme arzusuyla hareket eder. ‘Adınla çağır beni, ben de seni benimkiyle’ . Oliver onun için bir hayat arkadaşından çok hayatın kendisi haline de gelmiştir bu kısa sürede uzun zamandır yolunu aradığı evine dönmüştür adeta. Fakat içten içe bilmektedir ki, Oliver’ı asıl amacı yaptığı bu süreç, hiçbir zaman sonsuza kadar sürmeyecektir. Daima ile asla gibi iki zıt kavram arasına yerleştirir onu. * ‘Yalnız kalmayı seviyor musun?’ diye sordu. * ‘ Hayır, kimse yalnız kalmayı sevmez. Ama yalnızlıkla yaşamayı öğrendim.’ Çoğunlukla yalnız başına vakit geçiren Elio’nun bu özelliğinin farkına varan ilk kişi olması, belki de Oliver’ı onun için özel kılmıştır. Yalnız başınayken yaptığı bireysel aktivitelerin içyüzünü ona göstermeye cesaret edip, buna değer verdiğini hissedince, Elio, müzik yaratmayı, sayısız roman okumayı, bisiklete binmeyi ve daha önce kimseye gösterme lütfunda bulunmadığı kendine ait gizli göletinde yüzmeyi Oliver ile yapmaya başlar. Kim bilir, belki bunları tek bir kişi edasında yaparlarken Elio’nun bestelediği müziğin ilhamı Oliver, Oliver’ın yazdığı kitabın ilk editörü ise Elio’dur. ‘ Senin için kimsem o olmak, onun benim için kimse o olması.’ Kişiliklerini değiştirmeden sessiz geçen saatler boyunca vakit geçirebilmeleri, birbirleriyleyken en doğal hallerini yansıtmaları, arkadaşlıktan sevgililiğe evrilecek bir 6 haftanın en güzel anılarını barındırmıştı. * Bir şey yapmasak da sarılıp yatalım, senle ben, gece gökyüzünde yayılırken, sonunda hep yalnız kalan ve yalnız kalmaktan nefret eden, çünkü baş başa klamya hiç katlanamadıkları kişi daima kendileri olan huzursuz insanların hikayelerini oku… * Tek bildiğim, ondan gizleyecek hiçbir şeyimin kalmadığıydı. Hayatımda kendimi hiç bu kadar özgür ya da güvende hissetmemiştim. Vakit geçer, ve gerçek dünyanın getirdiği gerçek sorumluluklar ilişkiyi altüst etmeye hazırdır. Bir elvedanın başlangıcı olacak Roma ziyareti, Elio ve Oliver’ın geçirdiği son günlerin karmaştık bir özeti gibidir. Oliver’ı yitirmenin provasını sadece, acıyı önceden, ufak dozlarda yaşayarak savuşturmak için değil, bütün batıl inançlı kişiler gibi, en kötüyü kabullenme kararlılığı acaba kader darbesini hafifletmeye ikna edemez mi diye görmek için yapar Elio. Acıyı köreltmek için acının provasını yapar. Oliver’ı yitirmek istemez. * Dakikalarımızın sayılı olduğunu biliyor ama saymaya cesaret edemiyordum, tüm bunların nereye doğru gittiğini biliyor, ama kilometre levhalarını okumak istemiyormuşum gibi. Dönüş yolumu bulmak için ekmek parçalarını, kasten, bırakmadığım günlerdi; yedim onları. Fakat kitapta en çok sevdiğim kısımlardan biri, Elio’nun babasının Oliver Amerika’ya döndükten sonra oğluyla yaptığı konuşmadır. Bu konuşma, aynı zamanda yazarın kendi babasıyla yaptığı bir konuşmadan da esinlenilmiştir. * ‘Güzel bir arkadaşlık yaşadın. Belki arkadaşlıktan da öte bir şey. Ve sana imreniyorum. Benim yerimde olsa babaların çoğu her şeyin geçip gitmesini diker yahut oğulları tekrar ayaklarının üzerine basar hale gelsin diye dua eder. Ama ben öyle bir baba değilim. Acın varsa tedavi et ve bir alev varsa üfleyip söndürme, ona karşı sert davranma. Geri çekilmek, geceleri uykumuzu kaçırırsa korkunç bir şeydir, başkalarının bizi, unutulmak istemeyeceğimiz kadar kısa sürede unuttuğunu görmek de bunun kadar kötüdür. Biz olsak yapacağımızdan daha hızlı yapılan şeylerin ardından iyileşmek için kendimizden öyle çok şey fırlatıp atıyoruz ki, otuz yaşında iflas ediyoruz ve yeni birisiyle başladığımızda verecek pek bir şeyimiz kalmıyor. Ama bir şey hissetmemek için hiçbir şey hissetmemek… yazık!’ Sonuçta boş yılların gelmesiyle, Elio’nun Oliver’dan önce ve Oliver’dan sonra olarak ikiye ayrılan hayatı, onsuz olmaya alışmış, aralarında hiçbir ortak zemin kalmamıştı. Bu yitiğin kederiyle yaşamaya sonsuza kadar mahkumdu Elio. * Oliver geldi, Oliver gitti. Başka hiçbir şey değişmedi. Ben değişmedim. Dünya değişmedi. Ama yine de hiçbir şey aynı olmayacak. Geriye kalan tek şey hayal kurma ve tuhaf bir hatırlama. Beni Adınla Çağır’ın çok özel bir yeri var bende. Gerek Akdenizlileri tutkularını yansıtan kaçınılmaz iç bayıltıcı, melodramatik karakterleriyle, gerekse geçtiği yerin büyüleyiciliğiyle, gerek ise de böyle yarım kalan bir ilişkiyi bizzat kendim de yaşamış olmamdan kaynaklı. 2017 yapımlı filmini izlemenizi tavsiye ederim. Timothee Chalamet zaten apayrı bir yetenek, filmin görselliği de çok başarılı <33
1 yorumun tümünü gör
280 syf.
·
29 günde
·
Puan vermedi
Merhabalar Otobiyografik eserin, bir üçlemenin ilk kitabı çocukluğum. Yazar çocukluktan bahsediyoruz ama bir çocuğun kayıp, acı ve yoksulluk içinde küçük bir adam olarak çevreyi anlamlandırma aşamasından bahsediyoruz. Bu yüzden yazar asıl ismi olan Aleksey Maksimoviç Peşkov yerine "acı" anlamına gelen Gorki soyadını almıştır. Dönem Rusyasının siyasi, ekonomik ve sosyal yapısına dair çok fazla işaretlere rastlıyoruz ki yazar ileride "Toplumcu Gerçekçilik" yaklaşımının ortaya atılmasına bizzat katkısı olmuştur. Küçük Aleksey'i bagrınıza basıp avuçlarından öpmek isteyeceğiniz bir okuma olacak , şimdiden keyifli saatler dilerim. ... Ölmek pek öyle anlaşılamayacak bir şey değil... Yaşamasını biliyorsan eğer! ... Hadi Aleksey , boynumda madalya değilsin sen benim ,bu evde yerim yok artık ,git, insanların arasına karış..
Çocukluğum
8.5/10 · 11,6bin okunma
Reklam
Bir Umuttur Kavuşmak
Azamî ömürleri on yıl ve ismi Hachiko olan Akita cinsi bir köpeğin; sahibini sabahleyin uğurlayıp akşam mesai bitiminde de karşıladığı istasyonda, sahibi öldükten sonra bile yaklaşık on yıl boyunca sahibini o istasyonda bekleyen bir köpeğin sadakat dolu hikayesini anlatıyor kitap. Hachiko'nun, sahibi olan profesöre duyduğu bu derin sevgi ve sadakat, onu bakımı için götürüldüğü taa üç yüz kilometrelik bir şehirden zorlu yolları geçerek geri getirdi. Hatta bu kuvvetli duygu ve motivasyon, soğuk-sıcak demeden zorlu koşullarda istasyonda yıllarca sahibinin yolunu gözletti, dönmesini bekletti. Azamî ömrü on yıl olan bu Akita cinsi köpeğin bir yıl daha fazla yaşamasını tetikledi diyebiliriz. Hachiko, sahibini nasıl sevmesin ki? Sahibi, Hachiko ile çok verimli zamanlar geçirdi. Onu çok samimi bir dost bilip koca bir insan gibi muhatap alıp her gittiği mekanı ve gözlemlediği her şeyi anlattı hikaye boyunca. Çok güçlü ve samimi bir iletişim dilleri vardı sahibiyle Hachiko arasında. Viktor Frankl' ın İnsanın Anlam Arayışı eserini okurken, nazi kamplarında yaşayan insanların her türlü zorluğa rağmen yaşama ve geri dönme umudunun insanı hayata nasıl bağladığını görmüştüm. Ki bu kamplarda ölmek, belki de ilk istenen bir hediye olabilecek durumdaydı. Burada insanı ayakta tutan, mücadele ve direnme gücünü artıran tek motivasyon "umut"tu. Muhtemeldir ki Hachiko' yu da sahibi öldükten sonra onu istasyonu vatan edinmesi de bu aynı duyguydu. Yani kavuşma umudu. Ki Hachiko, istasyondaki insanlar tarafından da kabul görmüş, onun bir çok ihtiyacı bu insanlar tarafından karşılanmıştı. Sevilmek, konuşulmak, kabul görmek, saygı görmek, korunmak, sevgi dilini her yerde hissetmek, iletişime geçilmek, adam yerine konulmak gibi sosyal gereklilikler, sadece Hachiko' da sadakati beslemekle kalmaz; bilakis biz insanlar içinde gerekli olan varoluşsal bir ihtiyaç ve motivasyon kaynağıdır. Kısaca, Maslov'un ihtiyaçlar piramidi, sadece insanlar için değil Hachiko için de geçerli diyebilirim. Ya da tüm canlılar için... Samed Behrengi ' nin Bir şeftali Bin şeftali eserinde; bir şeftali ağacını besleyip büyüten, seven sahipleri olmadığı için motivasyonu kaçmış ve bundan dolayı da merhametsiz yeni sahibine meyve vermeyi reddeden bir şeftali ağacının hikayesini anlatıyordu. Tıpkı bu hikayede olduğu gibi, Hachiko da kendisiyle kanka olan sahibi öldükten sonra yaşama sevinci kalmamış, tek odak noktası sahibini beklemek olmuş. Hachiko'nun hikâyesinin anlatıldığı bu kitapta; sevgi, sadakat,ilgi, vefa, mücadele, umut, iletişim gibi duygu durumlarının ya da bunların yokluğunun bir köpeği ne hale getirdiğini görebilirsiniz. Duyguların güçlü bir şekilde işlendiği bu kitabı, dördüncü sınıftan itibaren öğrencilere okutabilirsiniz.
Reklam
2
781
7,8bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42