• Akıllı, milli ve dini değerlere sahip bir kadınla evlenen kimse, her şeye nail olmuş demektir. Akıllı kadın, kıymet biçilemeyen bir hazine gibidir. Onunla yuva kurmuş bir adam, ona karşı merhametli olsun, nezaketle, sevgiyle ve hoşgörüyle muamele etsin, aziz tutsun onu.. Çünkü böyle bir kadın iki cihan saadetidir...

    Akıllı kadından maksat ne peki? Akıllı telefon kullanıyor oluşu mu? Bilmem kaç dil biliyor oluşu, şura mezunu oluşu mu? Son moda kıyafetleri olan mı, feminist derneklere üye olan mı? Hayır tabiki.. Allah'ı ve peygamberini layıkıyla bilen ve her hususta ubudiyet vazifesini yerine getiren, kocasına hürmetkâr olan ve onun her isteğine "meşru olmak" şartıyla riayet eden kadındır. Milli ve dini hassasiyeti olmalıdır.. Niçin yaratıldığını, nerede ve ne şartlarda yaşadığını, neler yapması ve yapmaması gerektiğini bilen kadındır..

    Akıllı kadın denince, bugünkü cemiyette düzme, dıştan yapmacık ahlâklı, şeytanî zekâ, kurnazca hareketler yapan, acayip huylu insanlar akla gelmemeli.. Bazı kurnaz kadınlar vardır ki, herkesle geçimlidir, güler yüzlüdür, herkesin takdirini kazanmıştır. Tatlı dillidir. Adeta ağzından bal akar, zahirî hiç bir kusuru görünmez. Konu komşusu onu parmakla gösterir. Halbuki kocasına karşı daima isyankârdır. Evlilik vazifesini yerine getirmez, kocasını daima horlar, küçük görür, kocasını alsa beğenmez, dırdır eder, ne sabah bir kahvaltı hazırlayıp önüne koyar, ne de akşam güler yüzle karşılar. Çünkü evde yoktur, ya komşudadır yada sokakta.. Şimdi bunları okuyan kadınlar "Ne o? Biz evleniyor muyuz, yoksa köle olmaya mı gidiyoruz?" diyebilirler.. Çünkü kocaya hürmet, günümüzde kölelik olarak algılanıyor..
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "Niçin böyle davranır bunlar? Görünüşe bakılırsa onlar da insan! İnsan insan nasıl bu kadar acımasız olur, bu kadar nefret duyar?" (Cengiz Han'a Küsen Bulut, Cengiz Aytmatov, Ötüken Neşriyat, Nisan 2017, s.9)
    "(...) Romanımı kapatırken: "Allah'ım" diyorum. "Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduklarına inandı onları! Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler... Onlar da insandı!" ( Onlar da İnsandı, Cengiz Dağcı, Ötüken Neşriyat, 2011, s.459)

    İki farklı milletten dünyaya mal olmuş iki yazarın en çok okunan eserlerinden birer alıntı. İkisininde milleti uzun yıllar Soyvet idaresi altında kaldı. İkisi de zulümler gördü. Milletinin yok oluşunu gördü. Soykırımını gördü.İkisi de milletlerinin sesi oldu. Farklı coğrafyalarda olsalar da, biri Kırım'ın diğeri kırgızistan'ın sesi oldu.İkisi de aynı soruya cevap aradı eserlerinde: Onlar da insan, peki bu zulüm niye?
    ***
    Bu zulmün sebebini herkes farklı yerlere bağlayabilir. Herkes bir cevap bulabilir. Ama şu kesindir: Bir devlet zulümle abad olmak istedi. Cengiz Han gibi. Peki Cengiz Han ne yaptı? Milletini arkasına taktı, dünya hakimiyeti için yola çıktı. Bir bulut takip ediyordu onu. Gök Tengri ona işaretini yollamıştı. Onun tarafında olduğunu belli etmişti. Ama O, bir zulümle yola çıkmıştı: Kimse çocuk yapamaz demişti. Bunu da iktidarı için yapmıştı, otoritesi için yapmıştı. Geçmişinde kalan bir acı sebebiyle yapmıştı. Bu emrine karşı çıkan bir çifti, idam etmişti. Bir ailenin yaşamasına, mutlu bir şekilde yaşamasına mani olmuştu. Ve bulut onu terk etti. Bir süre sonra da Cengiz Han yok oldu gitti.
    Bir devlet, Soyvet, zulümle abad olmak istemişti. Ve yok oldu gitti.
    ***
    Tansıkbayev'de terfi için zulüm yapmıştı. Bir aileyi suçsuz yere dağıtmıştı. Sonunda ise her şeyini kaybetti. Cengiz Han gibi, Soyvet gibi, ve daha nice zalimler gibi...
    Şimdi sorarım sizlere: Kimse Cengizhan'ı arıyor mu, Soyveti arıyor mu, Yugoslavya'yı arıyor mu? Yıkılırsa eğer Abd'yi, İngiltere'yi, Fransa'yı kimse arayacak mı?
    Kimse onların arkasından mum yakacak mı? Ya da rahmetle anacak mı? Veya onları arayacak mı?
    Yahut gittiler diye, yok oldular diye gözyaşı döken olacak mı?
    Olmayacak. Zira; zulümle abad olunmaz, eşkıya dünyaya hükümdar olamaz.
    İyi okumalar dilerim.
    Muhabbetle.
  • 159 syf.
    ·4 günde·10/10
    Yorum yapmak istiyorum. Yazıyorum, siliyorum, ekliyorum çıkarıyorum. Bir türlü isabetli cümleler kuramıyorum. Çünkü bu anlatılanlar bir kurgu değil, yaşanmışlığın ta kendisi. Bir yerden başlamak istiyorum inşallah becerebilirim. Öncelikle kitabı okurken tüm bu yaşananlar benim ülkemde mi olmuş? Bunlar olurken biz nerdeydik? gibi sorular canlandı kafamda. Sahi biz yumuşacık, sıcacık yataklarımızda uyurken haritada yerini dahi bilmediğimiz Silopi'de onlarca şehit vermişiz. Bizler sadece 45 saniyede izlemiş, rahmet dilemişiz. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Zihnimi zorladım, yokladım. İlçedeki sokağa çıkma yasağından haberdardık ama peki ya o zaman yaşanan zorluklardan haberdar mıydık? Kazılan hendeklerden, sokaklara döşenen patlayıcılardan, sessizce şehadet koşan vatan evlatlarından, terör örgütlerinin halka ve kolluk kuvvetlerine ettikleri eziyetten hangilerini biliyorduk? İnsanlar canlarını koruma derdine düşmüş. Biz sabah ne giysem diye düşünürken o insanlar sabaha sağ çıkmak için dua etmişler.
    Öyle haberlerde bir dakika izlemekle anlaşılmıyormuş. Öyle olunca unutuluyormuş. Silopi de 3 şehit, 5 şehit haberlerini izledik, okuduk Peki hiç düşündük mü nasıl şehadet şerbetini içmişler? Sokaklara dönenen patlayıcılarla mı, çay molasında çay yudumlarken mi yoksa nöbetten gelmiş sıcacık yataklarında uyurken mi? Hepsinden bir habermişiz. Kamil hocam anlattı ben hayretler içinde okudum. Şaşkınlığım hiç gitmeyecek. Çok uzak bir geçmiş değil 2015 gibi yakın bir zamanda olanlar kaleme alınmış. Herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Yalnız ağlayacağınız bölümler olabilir. Tek bir dileğim var Kamil hocamında dediği gibi " CENNET VATANIMIZIN HAİNLERE MEZAR OLMASI ÜMİDİYLE."
    Şehitlerimizin Ruhları şad, mekanları Cennet olsun. Hakkınızı bizlere helal edin.
  • “Ben bir şey söylemiyorum," dedi Omin. “Bu merdivenleri neden tırmandığın beni ilgilendirmiyor, Hrathen. Ancak, sen kendin onlara yalnızca acıdığın halde neden Ehmtrianlara karşı nefret vaaz ettiğini merak ediyorum."
    Hrathen hemen cevap vermedi, zırh eldivenli parmağını taş korkuluğa vurarak tekrarlayan tıklama sesleri çıkardı. “Bir kere kendini alıştırdıktan sonra o kadar da zor değil,” dedi sonunda. “Bir adam eğer isterse kendisini nefret etmeye zorlayabilir, özellikle de kendini bunun daha büyük bir iyilik için olduğuna ikna ederse."
    "Az olanların ezilmesi, çoğunluğa kurtuluş mu getirecek?” diye sordu Omin yüzünde hafif bir gülümsemeyle, sanki bu fikri gülünç bulurmuş gibi.
    “Alay etmesen iyi edersin, Arel,” diye uyardı Hrathen. “Çok az seçeneğiniz var ve ikimiz de en az acılı olanının benim yaptığımı yapmanı gerektireceğini biliyoruz."
    “Bende olmadığı halde nefret kusmak mı? Bunu asla yapmayacağım, Hrathen.”
    “O zaman önemsiz hale geleceksiniz,” dedi Hrathen basitçe.
    “Olması gereken bu mu o zaman?”
    “Shu-Korath uslu ve mütevazı, rahip,” dedi Hrathen. “Shu-Dereth canlı ve dinamik. Sizi durgun bir havuzdan kükreyerek geçen bir sel gibi süpürecek."
    Omin yine gülümsedi. “Sanki gerçek inat ederek değiştirilebilecek bir şeymiş gibi davranıyorsun, Hrathen.”
    “Doğru veya yanlıştan bahsetmiyorum, ben sadece fiziksel kaçınılmazlığa atıfta bulunuyorum. Fjorden’e karşı duramazsınız ve Fjorden’in yönettiği yerde Shu-Dereth geçerli olur.”
    “Kişi hareketler ile gerçeği birbirinden ayıramaz, Hrathen," dedi Omin kel kafasını sallayarak. “Fiziksel olarak kaçınılmaz veya değil, gerçek tüm şeylerin üstünde yükselir. Kimin en iyi orduya sahip olduğundan, kimin en uzun vaazları verebildiğinden ve hatta kimin en çok rahibi olduğundan bağımsızdır. Aşağı itilebilir, ama her zaman yüzeye çıkacaktır. Gerçek asla yıldıramayacağın tek şeydir.”
    “Peki ya gerçek Shu-Dereth ise?" diye sorguladı Hrathen.
    “O zaman başarılı olacaktır,” dedi Omin. “Ama ben buraya seninle tartışmak için gelmedim.”
    “Ya?" dedi Hrathen kaşlarını kaldırarak.
    “Hayır,” dedi Omin. “Ben buraya sana bir soru sormak için geldim.”
    “O zaman sor, rahip; sonra beni düşüncelerimle yalnız bırak.”
    "Ben ne olduğunu bilmek istiyorum,” diye başladı Omin düşünceler içinde. “Ne oldu, Hrathen? İmanına ne oldu?”
    “İmanım mı?” diye sordu Hrathen şoke olarak.
    “Evet," dedi Omin. Sözleri yumuşak, neredeyse dolambaçlıydı. “Bir noktada imanın olmuş olmalı, yoksa bir gyorn olacak kadar uzun süre rahiplik yapmazdın. Ama bir yerlerde kaybetmişsin. Vaazlarını dinledim. Mantık ve tam anlayış duyuyorum, kararlılıktan bahsetmeye bile gerek yok. Ama hiç iman duymuyorum ve ona ne olduğunu merak ediyorum.”
    Hrathen dişleri arasından derin bir nefes çekerek yavaşça tısladı. "Git,” diye sonunda emretti dönüp rahibe bakmaya zahmet bile etmeden. Omin cevap vermedi ve Hrathen döndü. Arel adam zaten gitmişti, duvardan aşağı teklifsiz bir yürüyüşle ilerliyordu, sanki Hrathen’in orada olduğunu unutmuş gibiydi.
    Hrathen o gece duvarda uzun bir süre durdu.
  • 91 syf.
    ·9/10
    Zamanın Rusyasında bir devlet dairesinde memur olan Akiyeviç uzun süredir kullanmış olduğu ve artık dikiş tutmayacak kadar yıpranmış olan paltosuyla vedalaşmak zorunda kalır . Fakat yeni bir palto almakta bir o kadar külfetli. Neyse ki Akiyeviç türlü çileler , eziyetlere katlanarak bu miktarı denkleyip bir zaman sonra paltosuna kavuşur. Sonrasındaysa kendisinin ve paltosunun vayyyy başına gelenler . Okurken kendi kendime değdi mi be reis diye sormadan geçemedim . :) Gelelim kitaptan kendi adıma yaptığım çıkarıma . Tasarruf yapmamızın ne kadar önemli olduğu fakat bunun uğrunda hayatı kendimize zindan etmeden kararıyla başarabilmek ve hangi eşya söz konusu olursa olsun , bizim için ne kadar önemli bile olmuş olsa aşırı maddeci biri olmamak . Peki . Bunu başarmak mümkün mü ? Mümkün ama Zor .