• 392 syf.
    "Parlak ışık..
    Renk fıskiyesi..ve sönüyor..
    Sonrası gece..karanlık..
    Kapkaranlık.."


    "Artık daha fazla savaş hakkında yazamam.." diyerek başlıyor anlatmaya. Bedeninden kanı çekilmiş gibi.. Belki de bedeninden canı çekilip çinko tabutlara koyulan askerlerinkinden çok, ruhu çinko tabutlara hapsolmuş ama nefes alan ölülerin hikayelerini..

    Özgür olduklarını sanan insanların, özgürlük adına katıldıkları savaşlar sonucunda, ne kadar özgür olmadıklarını anladıkları yerdeyiz..
    Korkunun ne kadar insani bir duygu olduğunu farkettiğimiz yerde..

    Korku ki insanları nasıl sessiz ya da azgın hayvanlar haline getiriyor ve yaşananlar nasıl mıh gibi beyninize çakılıyor, göreceksiniz.

    Öğrenilen şeylerin gerçek hayatın neresinde kaldığına, insanların öldüklerini farketmeden nasıl yaşadıklarına, olaylar arasındaki mesafenin neden zaman imzası taşıdığına, insanüstü sınavlara mecbur tutulan, dayanamayanların nasıl bir gümbürtüyle yuvarlandıklarına şahit olacaksınız.

    Değişen zaman içinde kıyametin orta yerine çakılı kalacaksınız..

    Kurşun askerlerin hikayeleri mi bunlar?

    Ondan mı çinko tabutlarda geri dönüyorlar?

    Bacakları dizin üstünde kesilen bir asker, nasıl, bacakları dizin altından kesilen birini kıskanabilir?!

    Bu nasıl bir fırtınadır, savrulmadan önünde kimsenin duramadığı?..

    Insan savaşta mı değişir, savaştan sonra mı?

    Neden bize düşünmeden önce inanmayı öğrettiler?

    "BEN BU SORULARI KİMİN SURATINA ÇARPAYIM?!!"

    Kolları, bacakları, parmakları olmayan insanlar, tabutlarla konuşanlar, bekleyen anneler, sevgililer, sevme duygusunu tamamen yitirenler, bir tek gün bile fazladan yaşamak istemeyenler..Hepsinin ağzından dinliyoruz anlatılanları.
    Gerçeği en çıplak haliyle ifade eden, umutsuz , onlarca insandan bahsediyorum.

    Ruhları çinko tabutlara hapsedilenleri beklediler çünkü. Ama bekledikçe hapsoldular.
    Zaman zaman gıpta ettiler, tabutlardaki cansız bedenlere. Çünkü hepimiz biliriz; yaşayanların kızıl kıyametine inat,
    "ÖLÜLERİN CANI YANMIYOR.."

    Svetlana Alekseyeviç, savaşın bütün korkunçluğunu farklı insanların kelimeleriyle seslendiriyor. Hepsi, o acıyla ömürlerinin sonuna kadar yaşamak zorunda kalan, hiç iyileşmeyen, yaralı insanlar. Ölenler her zaman biraz daha şanslı onlardan..

    Savaşın ağır bedeli, hayalleri, hayatları, umutları söndürüyor.
    Yazarın bunları ifade tarzı ve kelimeleri, çığlıklara benziyor. O yüzden tahammül etmek ve okumak çok zor.

    Kitapta, yazarın konuştuğu kişilerin de bir listesi var. Askerlerden sağlık personellerine ; sosyalist ideolojisini yaymak, enternasyonalist görevini yerine getirmek için savaşa katılanlardan, savaş hakkında en ufak bir fikre bile sahip değilken kendini Afganistan topraklarında bulanlara kadar..
    Ama içine düştükleri cehennem aynı ve savaşın kazananı diye bir şey yok, çünkü tüm insanlık kaybediyor..

    Yıl 1979.
    Yer Afganistan.
    On yıla yakın süren savaşta 15 binden fazla Rus askeri ve 1,5 milyon Afgan hayatını kaybediyor.

    Nasıl bir cehennem, ne korkunç bir hatıra, ne dayanılmaz bir kıyamet..varın siz düşünün..