• tek tırnak 'tan farkındalık oluşturan bu güzel yazı :))

    http://tektirnak.com/...kten-kactigi-gercek/
    Geleceğe Mektup
    Hepimizin yüzleşmekten kaçtığı gerçek!
    18 Kasım 2019
    Hayatta hepimizin kendimizden sakladığı gerçekler vardır. Birimiz sevgisini, diğerimiz nefretini, ötekimiz hiç gerçekleşmeyecek hedefini saklar ya da bunun gibi gündelik onlarca gerçeği saklarız kendimizden. Ancak bir gerçek var ki, o gerçeği herkes paylaşıyor ve yüzleşmekten korktuğumuz için yok sayıp, saklıyoruz kendimizden. Hatta tarihteki ve günümüzdeki ulusların örf-adetleri ve kültürleri bile hiçbiri bu gerçeği direk kullanmayı tercih etmedi. Her kültürün bu gerçeği, kelimeyi karşılayacak deyimleri ve sözcükleri vardı. İngilizce dilinde bu gerçekle ilgili 200’den fazla deyim bulunduğu bile söyleniyor. Biliriz bu gerçeği, ama anlamış ve tanımış değiliz modern çağın insanı olarak. Öyle ki biri konusunu açtığında “açma şu konuyu”, “içimizi karartma” gibi tepkiler vererek, yüzleşmekten kaçarız bu gerçekle, erteleriz her zaman. Kendimize itiraf edemesekte korkularımızın en başında gelir çoğumuzun. Her gece provasını yaparız oysaki.
    “Derken ölüm kabusu tüm gerçekliğiyle çıka gelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!” Kaf:50/19

    Bir çok şey söyleriz, mesela; “son nefesini verdi”, “nalları dikti”, “hesabı kapattı”, “göç etti”, “vefat etti”, “aramızdan ayrıldı”, “bu hayattan göçtü” gibi onlarca karşılığı vardır bu hakikatın ama genellikle “öldü” kelimesini direk kullanmayı tercih etmeyiz. Neden? Saklıyor muyuz? bu gerçeği kendimizden. Korkuyor muyuz? ölümden. Bunun cevabını verecek yetkinlikte biri değilim, ve dahası bunun cevabının bu yazıda, başka bir yazıda, başka bir videoda ya da bir kişinin yazdığı herhangi bir kitapta olduğunu da düşünmüyorum. Bunun cevabını kişi sadece kendinde bulabilir. Tabi cevaba giden yolda da yaşam amacını kendisine sorması ve cevabını alması gerekir. Bu yolda da ona yardımcı olabilecek cevabı dinde ve inandığı gerçeklerde arayabilir insanoğlu. Ama bu sorunun cevabı kesinlikle burada değil. Bu yazıda hayatımızın her anında olmasına rağmen kaçtığımız gerçeği kendimizi hatırlatacağım sadece.

    Şuan yaşayan ve akil bali olan, düşünüp akıl yürütebilen tüm insaoğluna sorsaydık, “Yarın sabah gün doğumuna kadar yaşayacağına garanti verebilir misiniz?” ve yine aynı kalabalığa deseydik ki, “Ölüme hazır olduğunu düşünen var mı?”. İşte muhtemelen ölümden ziyade bu sorulardan kaçıyoruz. Ölmekten değil de ölüme hazırlıksız yakalanmaktan korkuyoruz belkide. Çünkü biliyoruz ki, hepimiz ölecek yaştayız. Konuşmayız ölümü zorunda kalmadıkça, susarız ölüm varsa eğer. Çocuğu, genci, yetişkini, yaşlısı, fakiri, zengini, işçisi, işvereni, bileni ve bilmeyeni herkes susar ölüm konuşulunca bir ortamda. Çünkü ölüm tüm seslerden daha çok şey anlatır insana düşündüğümüzde, en gür ses ölümün sesidir, oysa ki biz buna “ölüm sessizliği” deriz, ne garip.

    Peki neden korkuyoruz ölümden? Ölüm kötü müdür? bir şeyin kötü ve ya iyi olabilmesi yani o şey hakkında fikir beyan edebilmemiz için onu tecrübe etmemiz gerekmez mi? Tüm insanlığın hayatında hiç tecrübe edemediği tek şey belki de ölüm değil midir? Bir insan kaç kere öldü ki, ölümü sadece şüphe ile onun hakkında kötü kanaat beslemek ve bunu bir karar olarak benimsemek doğru olsun? Eğer hayatımız kötüyse galiba o zaman ölüme kötü bakıyoruz. Ölülerin arkasından söylenen ve sıkça duymaya alıştığımız bazı kalıp cümleler vardır. Ve bu kalıplar kullanıldığında ya da kullandığımızda hiç te yadırgamayız. “erken kaybettik”, “çok erken oldu”, “daha vakti vardı”, “göreceği şeyler vardı”, “bu dünyaya doyamadan gitti”, “ölüm hiç yakışmadı”, “hiç beklemiyorduk” gibi kalıplar. Biz ölülerimize “rahat uyu” deriz, ancak onların hiç uyumamak üzere uyandığı gerçeğini gözden kaçırırız. İbnü’l Arabî keşfen sahih kabul ettiği bir hadisle Peygamber efendimiz bu düşünceye işaret eder: “İnsanlar uykudadırlar. Ölünce uyanırlar.”

    Rüya görürken ne hissediyoruz? Mutluluk, acı, hüzün, korku, dünyevi hislerin birçğunu hissederiz rüyalarımızda ve o esnada hiç rüya görüyor gibi miyiz? Uyandığımızda ise tüm bunları “rüya” diye tabir ettiğimiz bir yanılsama ile açıklarız. Peki kim karşı çıkabilir ki, tabiri caiz ise tüm bu dünya yaşantımızın, daha mukaddes ve sonsuz bir hayattaki bir gecelik bir rüyasından ibaret olmadığını?

    Ölüm, yeniden doğmak için toprağa düşmektir. Ana rahmindekinin ölüm sandığı dünyadakine göre doğumdur. İnsanın ölüm sandığı da ahirete göre doğumdur. İnsanın ana rahim hayatı ölür, dünya rahmine düşer, dünya hayatı ölür, ahiret rahmine düşer. Ölmek doğmak, dirilmektir aslında. Ölüm, kalkmak için yatmak, uyanmak için uyumak, kavuşmak için ayrılmak, tutmak için sıçramaktır. Ölüm, tebdil-i mekandır. Ölüm hicrettir. Ruhun eskimiş yuvasından çıkıp, ait olduğu aleme hicretidir. Ölüm, yalandan gerçeğe, sahteden asla, geçiciden kalıcıya, suni hazlardan tabii hazlara, yalan bir hayattan gerçek bir hayata geçiştir. Bunun neresi kötü?
    Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber.Necip Fazıl KISAKÜREK

    Yazılan her harf geleceğinize bir köprüdür mottosuyla başladığım “Geleceğe Mektup” serimin ilk yazısında, hayata küçük bir virgül koyup kısa bir soluklanma ve düşünme fırsatını kendime tanımak istedim. Kendimizi gerçekleştirme yolunda acı hakikatlardan ve sorulardan kaçmayarak, bize sorulmasına fırsat verebilmemiz dileğiyle…

    http://tektirnak.com/...kten-kactigi-gercek/

    tek tırnak
  • 216 syf.
    Gelelim hikayemizin anlatımına

    25 Kasım 2001’de,yani bundan 19 yıl önce,evet,19 yıl, Murat Yetkin,Radikal’deki köşesinde “Çiçero Türk casusu muydu?” başlıklı bir yazı kaleme almış. Nitekim,Murat’ın casusluk hikayelerine merak sardığı sonradan belgelere dayanan iki muhteşem casusluk romanı yazmasından belli. Kendisine bunu hatırlattım, “Çiçero’nun asıl öyküsü ikinci kitapta” dedi. Henüz okuyamadım,ama haberiniz olsun. Öyküye dönersek, Murat Yetkin o yazısında aslında öyküye kaynak oluşturacak bir biçimde Arnavut kökenli İlyas Bazna’nın Ankara’da Alman ve İngiliz Sefaretleri’nde çalıştığını ve casusluk yaptığını anlatıyor. İngilizlerden aldığı bilgileri Almanlara satan Bazna için önemli bir soru soruyor, “Bazna Türk casusu muydu,MİT elemanı mıydı?” Bu sorunun yanıtını kitabın tadını kaçırmamak adına vermeyeceğim. Sonuç olarak bir casusluk senaryosu ve yüksek gerilimde geçiyor,öykünün tamamını anlatırsam nasıl okuyacaksınız,heleki katil kim söylersem? Ama şu kadarını söyleyebilirim : II. Dünya Savaşı bütün dünyada yakıp yıkarak devam ederken savaşın dışında kalma çabası içindeki Ankara’da da casuslar savaşı sürmekte,her yerde ajan kaynamakta,İngiltere ve Almanya,Türkiye’yi kendi yanlarında yer alması için ikna etmeye çalışmaktadır.

    Elyesa Bazna’nın Arnavutluk’daki çocukluğuyla başlayan hikaye,daha ilk sayfalardan savaşın ne kadar korkunç olduğunu hatırlatıyor bize : çoluk çocuk,hayvan demeden vahşice katledilen bir kasaba halkının cesetleri yerlerde yatarken çeteciler avlarının tadını çıkarmakta ve içip içip hareket eden her şeye silah sıkmaktadır. Bazna,saklandıkları bodrumda sağ kalmıştır ama aklı meydanda kalan down sendromlu kardeşi Ali’dedir. Onu aramaya çıkar,canlı bulur ama kurtaramaz. Daha sonra rastlayacağımız engelli çocuk hikayesine buradan bağlantı verelim. Almanlar Ari bir ırk yaratmak çılgınlığı içinde engelli ve down senromlu Alman çocukları da toplayıp gaz odalarında öldürmektedir. Alman Sefaretinde Büyükelçinin sekreteri olarak çalışan güzel Alman kadınının en büyük zaafı ise budur,down sendromlu çocuğu...

    II. Dünya Savaşı hudutlarımız dışındadır ama Almanlar ve İngilizler Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için komplolar hazırlamaktadır. İnönü hükümeti ise bu komplolara karşı komployla cevap verir ve ülkeyi kan gölüne dönmekten kurtarır. Türkiye,o dönem belki ekonomik olarak çok sıkıntı çeker ama II. Dünya Savaşı cehenneminden de uzak durabilir. Ne yazık ki günümüz politikacıları İsmet İnönü’nün askeri dehasını anlamadıkları gibi,siyasi dehasını da anlamayacak ve onu suçlamak ve aşağılamak için ellerinden geleni yapacaklardır.

    Elyesa Bazna hakkında bilinmeyenler ;

    1904, Priştine doğumlu İlyas Bazna, 1918 yılında Sırplar'ın Priştine işgali sonrasında anne ve babasıyla İstanbul'a göç etti.
    Askerlik hizmetinin bir bölümünü Çankaya Köşkü'nde Atatürk'ün yanında yapan Bazna, terhis olduktan sonra ticarete atılsa da başarılı olamadı.

    MEKTUPLARI OKURKEN YAKALANDI

    2. Dünya Savaşı yıllarında Ankara'da ilk olarak Yugoslavya Krallığı'nın büyükelçisinin, daha sonra da Almanya büyükelçilik müsteşarının uşaklığını yaptı. Almanya büyükelçiliğinde çalışırken müsteşarın mektuplarını okurken yakalanması işinden olmasına neden oldu. Ve tarihler Eylül 1943'ü gösterdiğinde de Britanya'nın Ankara büyükelçisi Hugge Knatchbull-Hugessen'in uşaklığını yapmak üzere Britanya elçiliğine giriş yaptı. Güzel sesi ve operaya olan tutkusu nedeniyle kısa sürede büyükelçi ile yakınlaşan Bazna, elçilik banyosunda bir yandan büyükelçinin sırtını ovarken, bir yandan da elçiye opera aryaları söyleyecek derecede yakınlaştı.


    ...HERKES ONU APTAL SANDI AMA...

    Britanya büyükelçisi ve istihbarat üyelerine göre Bazna aptal, saf ve İngilizce bilmeyen kendi halinde bir uşaktı.
    Bazna ise içten içe babasının ölümünden dolayı İngilizler'i suçluyor ve para hırsı gözlerini iyice bürüyordu. Bu düşünceler altında İngilizler'in önemli bilgi ve belgelerini Almanlar'a satma kararı aldı. Kafasındaki planı uygulamak içinse 26 Ekim 1943 tarihinde Alman istihbaratının önemli adamlarından olan Ludwig Moyzisch'le iletişime geçti. Belge başına 20.000 Sterlin verildiği takdirde casusluk yapabileceği teklifinde bulundu. Berlin'e onaya gönderilen casusluk faaliyeti için 29 Ekim 1943 tarihinde onay geldi. Ve Bazna artık işine odaklanabilirdi. Duş yaparken dahi kasa anahtarını boynunda taşıyan İngiliz elçisinden anahtarın kopyasını almak zor olacaktı. Fakat Almanlar özel bir teknikle bu sorunu da halletti. Balmumundan yapılmış özel bir ağda sayesinde, elçi duş alırken sırtını ovalayan Bazna kasa anahtarının ölçüsünü balmumuyla kopyalamayı başardı. Ve elçi her duşa girdiğinde kasadaki belgelerin fotoğraflarını çekmeye başladı.


    EŞİ BENZERİ OLMAYAN BELGELER

    Alman büyükelçi Franz Von Papen ve Bazna arasındaki ilk alışveriş görüşmesi büyükelçilik binasının bahçesinde gerçekleşti.
    İlk görüşme olmasına rağmen Papen ve Bazna açısından çok verimli geçen görüşmede, Bazna 20.000 sterlin kazanırken, Papen kelimenin tek anlamıyla muhteşem belgeler elde etmişti. Artık Türkiye üzerinden Sovyetler Birliği'ne gönderilen askeri yardımlar, Ege'de Türkiye topraklarının da kullanıldığı İngiliz askeri operasyonları ve Britanya'nın Türkiye'nin kendi saflarında savaşa katılması için yaptığı tüm baskılar Almanya büyükelçisinin elindeydi. Fakat alınan bu bilgiler bile güvenilmez bir kişiliğe sahip olan Bazna'ya, Almanlar'ın tam anlamıyla güvenmesini sağlayamadı. Fotoğrafta görülen Nazi Almanyası Dışişleri Bakanı Ribbentrop, Bazna'nın ikili oynayan bir İngiliz ajanı olduğunu düşünmekteydi. Normandiya Çıkarması'nın planı da dahil olmak üzere birçok belge ulaştıran Bazna, Hitler'in de güvenini kazanamamıştı. 1943 yılında Bazna'nın ulaştırdığı bilgilerle dolu olan konferans salonunda konuşan Hitler, 'Müttefik kuvvetler batıdan değil, Balkanlar'dan ya da Norveç tarafından saldırıya geçecek' diyordu.

    EĞER BAZNA'YA İNANSALARDI...

    Öyle ki, Ocak 1944'te müttefik kuvvetler tarafından Sofya'nın bombardımana tutulacağını söyleyen Bazna'ya inanmayan Almanlar, büyük bir hezimete uğramış ve ciddi kayıplar vermişti.
    Bazna'nın sözleri ciddiye alınsaydı Almanya bu kadar büyük kayıp vermeyecek, hatta müttefik kuvvetleri püskürtme şansını yakalayabilecekti. Artık Bazna güvenilir bir Alman ajanıydı.
    2. Dünya Savaşı boyunca Başbakan İsmet İnönü ve Dışişleri Bakanı Menemencioğlu'nun politikası ise savaşa katılmama yönündeydi.
    Fakat müttefik kuvvetlerin yanı sıra, Almanya da Türkiye'nin kendi saflarında savaşa katılması için baskılarda bulunuyordu. Bazna'nın uçurduğu bilgilere göre Türkiye müttefik kuvvetlere yardım ediyordu. Bu belgelerde Türkiye'nin müttefik kuvvetler yanında savaşa katılması için gerçekleştirilen Kahire ve Tahran Konferansı'nın içeriği, hem de sonuçları bulunmaktaydı. Müttefik kuvvetlerin Türkiye üzerinde gerçekleştirdiği baskılar, Britanya askerlerinin Ege'de gerçekleştirdiği operasyonlar ve Türkiye üzerinden Sovyetler'e ulaştırılan silahlar artık güvenilir bir ajan olan Bazna tarafından iletildiği için tamamen gerçekti. Ulaştırılan belgelerin gerçekliği konusunda akıllarında en ufak bir şüphe kalmayan Almanlar, Türkiye'ye sert bir nota vererek öfkesini dile getirdi. Verilen bu nota müttefik kuvvetlerde derin bir sessizliğe sebep olmuştu. ABD, Sovyet ve hatta İngiliz istihbaratı bile İngiliz elçiliğinde sızıntı olduğunu düşünüyordu.

    Çemberin gittikçe daraldığını düşünen Bazna, Alman elçiliğinde sekreterlik görevi yapan Lena Kapp'ın Amerikan ajanı çıkmasıyla iyice gerilmişti. Alman elçiliğinde Cicero diye bilinen Bazna için Kapp şunları söylemişti; 'İngiliz elçiliğinde Cicero diye birisi var, bizim elçiliği aradığı an büyük hareketlilik başlıyor ve düşük rütbeliler odadan çıkarılıyor.'


    KAÇIŞ ZAMANI

    Kendisi için yaklaşan büyük tehlikenin farkına varan ve Almanlar tarafından uyarılan Bazna, nam-ı diğer Cicero, casusluk faaliyetinden kazandığı 300.000 Sterlinlik servetini de alıp Arjantin'e kaçtı. Kaçışından sonra Cicero'nun İlyas Bazna olduğunu anlayan İngilizler büyük şok içindeydi. Hatta İngiliz büyükelçi Hugesson 'O ajan olamaz, bir kere çok aptal, ikincisi bir kelime dahi İngilizce bilmiyor' diyerek Bazna'yı savunuyordu.


    SAHTE PARA ŞOKU

    Arjantin'de büyük servetiyle lüks bir hayat yaşayacağını düşünen Cicero burada büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalmıştı. Almanlar'ın kendisine ödediği 300.000 sterlinin tamamı sahteydi.
    Almanlar savaş boyunca İngiliz ekonomisini çökertmek amacıyla bastıkları sahte sterlinleri Bazna'ya yaptıkları karşılığında vermişti.


    Sahte sterlinler için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan Bazna, savaş sonrasında Almanya'yı mahkemeye verdi ve küçük bir miktar tazminat almayı başardı. Fakat aldığı tazminat yaptıkları karşılığında 'çerez parası' diye nitelendirilebilecek boyuttaydı. Çok istediği ve uğruna ölümü göze aldığı parayı ise 'Ben Cicero'yum' adıyla yazdığı kitaptan kazanabildi.

    İyi Okumalar Dilerim
  • Bir Ayet
    Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.
    (Bakara, 2/281)

    Bir Hadis
    Başına bir musibet geldi diye hiçbiriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: ‘Allahım, benim için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu zaman da beni öldür' desin.
    (Buharî, Merdâ, 19; De'avât, 30; Müslim, Zikir, 10, 13)

    Bir Dua
    Ey kimsesizlerin kimsesi, gariplerin sığınağı Yüce Allah’ım! Yetimleri, öksüzleri, garipleri, kimsesizleri mahzun ve boynu bükük bırakma!
  • İlber Ortaylı'nın Tavsiye Ettiği 26 Yabancı Film

    1. potemkin zırhlısı - sergey eisenstein (1925)

    2. aleksandr nevsky - sergey eisenstein (1938)

    3. bir kuşak - andrzej wajda (1955)

    4. wesele - andrzej wajda (1957)

    5. küller ve elmaslar - andrzej wajda (1958)

    6. vaatler ülkesi - andrzej wajda (1975)

    7. waterloo - sergey bondarçuk (1970)

    8. dünyayı sarsan on gün - sergey bondarçuk (1983)

    9. constans - krzysztof zanussi (1980)

    10. macarlar - zoltan fabri (1978)

    11. mephisto - ıstvan szabo (1981)

    12. albay redl - ıstvan szabo (1985)

    13. taraf tutmak - ıstvan szabo (2001)

    14. teorema - pier paolo pasolini (1968)

    15. dekameron'un aşk öyküleri - pier paolo pasolini (1971)

    16. roma -federico fellini (1972)

    17. satyricon - federico fellini (1969)

    18. leopar - luchino visconti (1963)

    19. lanetliler - luchino visconti (1969)

    20. venedik'te ölüm - luchino visconti (1971)

    21. roma, açık şehir - roberto rossellini (1945)

    22. italya’ya yolculuk - roberto rossellini (1954)

    23. bisiklet hırsızları - vittorio de sica (1948)

    24. umberto d. - vittorio de sica (1952)

    25. lili marleen - rainer werner fassbinder (1981)

    26. jesus of nazareth - franco zeffirelli (1977 - mini dizi olarak çekildi)
  • "Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir."
    (Kâf Sûresi/19. Ayet)
  • 560 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Ahmet Buran'ın bu eseri Türklük bilimine kaynaklık edebilecek nitelikte, sürgün, savaş, kıtlık gibi Türk coğrafyasını esir alan mefhumların teferruatlı bir tarihçesidir. Geniş bir önsöz ile okuyucuyu selamlayan eser, iki bölümden müteşekkildir. Eserin ilk bölümü 'Korku Tüneli' başlığını taşımaktadır. Bu bölümde 19. ve 20. yüzyıllar arasında Türk coğrafyasında meydana gelen sürgün, kıyım ve ölümler özetlemiştir. Bu dönemde Türk coğrafyasını esir alan kan ve gözyaşı okuyucuya geniş bir perspektif ile hissettirilmeye gayret edilmiştir. Kırımda, Balkanlarda, Kafkaslarda, Suriye, İran, Irak ve Anadolu bölgelerindeki Türklerin istikballeri uğruna giriştikleri ölüm kalım mücadeleleri, bilimsel veriler ışığında gün yüzüne çıkarılmıştır. Kitabın ikinci bölümü 'Kurşunlanan Türkoloji-Dilimizin ve Bilimimizin Soykırımı' başlığını taşımaktadır. Bu bölümde ise Sovyetler Birliği, Çin ve Türkiye'de gerek asimilasyon politikaları gerek II.Dünya Savaşı'nın getirdiği olağanüstü koşulların etkisi ile baskı ve zulüm gören, hatalarını kaybeden şâir, yazar ve Türkologların öykülerine ve verdikleri mücadelelere yer verilmiştir. Bu kimselerin büyük bir bölümünün Sovyetler Birliği tarafından katledilmiş olması sebebi ve günahı ile araştırılması gereken ve uluslararası camiada da hesabının sorulması icâb eden bir husustur.
  • 143 Kitap, 2 Çizgi Roman, 27 Dergi

    2020 de daha çok olması temennilerimle mutlu yıllar.

    1.Kuş Kapanı&Dönüşüm-Stefan Zweig
    2.Görünmez Koleksiyon...-Stefan Zweig
    3.Hayatın Mucizeleri-Stefan Zweig
    4.Kaçak&Sahaf Mendel-Stefan Zweig
    5.Tatlı Rüyalar-Alper Canıgüz
    6.İncir Kuşları-Sinan Akyüz
    7.Ayışığı Kedisi-Ayşım Okudan
    8.Ölüme Terk Edilenler-Jane Casey
    9.Ölülerin Konuşmasına İzin Ver-J. Casey
    10.Amarant-Rachel Wade
    11.Kanadı Kırık Melek'in Kanadına Takılanlar-Rukiye Türeyen
    12.Şölen-Platon
    13.Gelincikler Nejla Bilgin
    14.Bir Köpeğin Araştırmaları-F. Kafka
    15.Bülbülü Öldürmek-Harper Lee
    16.Kleopatra'nın Gölgeleri-Emily Holeman
    17.Gökyüzünde Ay Yeryüzünde Feray-Akif Namal
    18.Deniz Katedrali-Ildefonso Falcones
    19.Ejderha Elfleri I-Bernhard Hennen
    20.Ejderha Elfleri I-Bernhard Hennen
    21.Anne Beni Bekleme-Hidayet Karakuş
    22.Yakılmamış Öyküler-Franz Kafka
    23.İtiraf-İskender Pala
    24.Karanlıktan Sonra-Haruki Murakami
    25.Udumun Tellerinde Hep O Kadın Hıçkırır -Hanife Uzun
    26.Lady Lazarus-Gülseli İnal
    27.Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri-Stefan Zweig
    28.Ölümcül Çareler-Donna Leon
    29.Bir Gün Beni Ağlayacaksın-Tunç İlkman
    30.Hayvan Çiftliği- George Orwell
    31.Günlük-Andre Gide
    32.Serenad-Zülfü Livaneli
    33.Güz Yangını-Zekeriya Çavuşoğlu
    34.Altın Gözlü Kız-Balzac
    35.Ateşe Uçan Pervaneler-K. Çeşmecioğlu
    36.Gelibolu Günlükleri-Jonothan King
    37.Utopıa-Thomas More
    38.Bütün Şiirleri-Edgar Allen Poe
    39.Kör Baykuş-Sadık Hidayet
    40.Rotterdamlı Erasmus-Stefan Zweig
    41.Hükümdar-Machiavelli
    42.İçimizdeki Şeytan-Sabahattin Ali
    43.Sumerki-Dmitry Glukhovsky
    44.Binbir Gece Masalları-Antoine Galland
    45.Korkuhikayeleri
    46.Kurtlarla Koşan Kadınlar-C.P. Estes
    47.Ben Bir Gürgen Dalıyım-H.A. Toptaş
    48.Diriliş Neslinin Amentüsü-S. Karakoç
    49.Düş Yolcusu-Ian McEwan
    50.Feniçka-Lou A. Salome
    51.Gitanjali İlahiler-R. Tagore
    52.Üzgün Kediler Gazeli-@haydarergulen
    53.Dubrovski-Aleksandr Puşkin
    54.Kardinal Napellus-Gustav Meyrink
    55.Yeni Atlantis-Francis Bacon
    56.projekitap En İyi Dostum Sensin
    57.Sergüzeşt-Samipaşazade Sezai
    58.Kökler, Yollar ve Yitik Benler-S. Tamaro
    59.Yanılsamalar Meyhanesi-Bekir S. Sezer
    60.Gölgeli Öyküler-Mehmet Berk Yaltırık
    61.Atatürk'ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma-Burhan Göksel
    62.Atatürk-İpek Çalışlar
    63.Kedi Kafası-Neil Somerville
    64.Kedi ve Ölüm-Erhan Bener
    65.1984-George Orwell
    66.Gençlik Güzel Şey-Herman Hesse
    67.Uzak diyarlar, gidilmez kentler-T.Erdem
    68.Altıncı Koğuş-Anton Çehov
    69.Geniş Zamanlar-Ayşe Kulin
    70.Amak-ı Hayal-Filibeli Ahmed Hilmi
    71.Kör Döğüşü-Aziz Nesin
    72.Stuttgart Cücesi-E. Mörike
    73.Jeremy Poldark-Winston Graham
    74.Konstantinopolis'in Romanı-
    Gilles Martin-Chauffier
    75.Ormandaki Canavar-Henry James
    76.Barış Çöreği-Fakir Baykurt
    77.Renkli Günler-Yves Simenon
    78.Ölü Canlar-Gogol
    79.Kardeşimin Hikayesi-Zülfü Livaneli
    80.Hippi-Paulo Coelho
    81.Istrancalı Abdülharis Paşa-
    Mehmet Berk Yaltırık
    82.Kahvenin Hikâyesi-Stewart Lee Allen
    83.İbrani Masalları-Çeviri Servin Sarıyer
    84.Avuçlarıma Sığmıyor Yıldıızlar-Cahit Sıtkı Tarancı
    85.Körlük-José Saramago
    86.Görmek-José Saramago
    87.Kahvehane Hikâyeleri İstanbul 1898-Allan Ramsay, Cyrus Adler
    88.Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları-Buket Uzuner
    89.Öteki Dünyaya Yolculuğumun Sahici Hikâyesi-Immanuel Kant
    90.Ahmaklık Üzerine-Robert Musil
    91.Vejetaryen Düşünceler-Voltaire
    92.Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir-Bilge Karasu
    93.Yağ ve Mermer-Stephanie Storey
    94.Matmazel Noraliya'nın Koltuğu-P. Safa
    95.Başbakan'ın Krallığı-Süreyya Evren
    96.Minka Abla-Panait Istrati
    97.Hayaller ve Yollar-Panait Istrati
    98.Baragan'ın Dikenleri-Panait Istrati
    99.Mustafa Kemal Atatürk'ün İlk Aşkı Manatırlı Eleni-İnan Çetin
    100.Gece Uçuşu-Antoine de Saint Exupéry
    101.Antigone-Sophokles
    102.Sakın Oraya Gitme-Yekta Kopan
    103.İki şiirin Arasında-Yekta Kopan
    104.Cahil Filozof-Voltaire
    105.Son Mektuplar-Vincent van Gogh
    106.Gevezeler ve Meraklılar-Plutarkhos
    107.Mağara- José Saramago
    108.Atlas- Jorge Luis Borges
    109.Aziyade-Pierre Loti
    110.İdealist Öğretmen-Grigoriy Petrov
    111.Kum Koleksiyonu-Italo Calvino
    112.Kervan-W. Hauff
    113.Romanlar Üzerine Düşünceler-
    Marquis de Sade
    114.Memurlar Memurlar-Aziz Nesin
    115.Ne Kitapsız Ne Kedisiz-Bilge Karasu
    116.Sevgi Duvarı-Can Yücel
    117.Başıboş Bir Yolculuktan Notlar-F. Pessoa
    118.Aziz İstanbul-Yahya Kemal Beyatlı
    119.Şiirin Kızkardeşi Öykü-Buket Uzuner
    120.Yabani Elmalar-H.D. Thoreau
    121.Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı-A. de Musset
    122.Atatürk - Lord Kinross
    123.Atatürk'ün Kurduğu Kurumlar - Sami Çelik
    124.Aşkımız Eski Bir Roman - Ahmet Ümit
    125.İshak - Onat Kutlar
    126.Ademden Önce - Jack London
    127.Yaşlanmayı Bilmek - Cicero
    128.Bir Rehineye Mektup -
    Antoine de Saint-Exupéry
    129.Bir Kış Günü Öğleden Sonra-M. Duras
    130.Sevgili-Marguerite Duras
    131.Salon Köşelerinde-Saffeti Ziya
    132.Bir Gencin Dramı-Tolstoy
    133.Operadaki Hayalet-Gaston Leroux
    134.Ben, Kirke-Madeline Miller
    135.Yüzbaşının Kızı-Aleksandr Puşkin
    136.Bu Salı-Wolfgang Borchert
    137.Otobüsname-Fatma K. Barbarasoğlu
    138.Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar
    139.Dünyanın Bütün Sabahları-
    Pascal Quignard
    140.Aşk Rüyası-Maksim Gorki
    141.Ninatta'nın Bileziği-Ahmet Ümit
    142.Agatha'nın Anahtarı-Ahmet Ümit
    143.Thérése Raquin-Emile Zola

    1-Maxi Zagor Sayı 9 ve 10
    2-Zagor Druidlerin Sırrı

    1_bavuldergi ocak 2019
    2_dergiot ocak 2019
    3_arkhedergisi 2017 özel sayı
    4_221bdergi ocak-şubat 2019
    5_lacivertdergi Ocak 2019
    6_sabitfikirdergisi Şubat 2019
    7_aktuelarkeoloji Ocak-Şubat 2019
    8_postoyku 27 Mart-Nisan 2019
    9_sabitfikirdergisi Mart 2019
    10_muhayyeldergi Mart 2019
    11_sabitfikirdergisi Nisan 2019
    12_aktuelarkeoloji Mart-Nisan 2019
    13_dergiot Nisan 2019
    14_muhayyeldergi Nisan 2019
    15_dergahdergisi Nisan 2019
    16_aktuelarkeoloji - Mart-Nisan 2019
    17_sabitfikirdergisi - Mayıs 2109
    18_aktuelarkeoloji Mayıs-Haziran sayısı
    19_muhayyeldergi 13
    20_dergiot Haziran sayısı
    21_Post Öykü Eylül-Ekim 2019
    22_Sabitfikir Ekim 2019
    23_Natioal Geographic Ekim 2019
    24_Bütün Dünya Ekim 2019
    25_sabitfikirdergisi sayı 105 - Kasım 2109
    26_bütündünyadergisi - Kasım 2019
    27_lacivertdergi - Kasım 2019
  • 2020 için çoğu 100 sayfanın altında 52 kitaplık okuma listesi:

    1-afşar timuçin: sorularla estetik el kitabı (80 sayfa)

    2- albert camus: tersi ve yüzü (72 sayfa)

    3- alberto manguel: dönüş (88 sayfa)

    4- barış kılınç: michael haneke filmleri modern uygarlığın hayal kırıklıkları (80 sayfa)

    5- dan diner: karşıt hafızalar soykırımın önemi ve etkisi üzerine (112 sayfa)

    6- didem madak: ah´lar ağacı (76 sayfa)

    7- felix guattari, antonio negri: bizim gibi komünistler (99 sayfa)

    8- ferit edgü: van gogh yüz yıl sonra (104 sayfa)

    9- fernando pessoa: anarşist banker (48 sayfa)

    10- franz kafka: ceza sömürgesi (72 sayfa)

    11- gordin childe: toplumsal evrim (123 sayfa)

    12- grigory petrov: beyaz zambaklar ülkesinde (96 sayfa)

    13- gündüz vassaf: cehenneme övgü (105 sayfa)

    14- heidegger: özdeşlik ve ayrım (63 sayfa)

    hermann hesse:
    15- doğa yolculuğu (78 sayfa)

    16- klein ve wagner (92 sayfa)

    17- knulp (108 sayfa)

    18- ian watt/roland barthes: roman ve gercek etkisi (77 sayfa)

    19- ırvin d.yalom: din ve psikiyatri (64 sayfa)

    20- jacques ranciere: demokrasi nefreti (112 sayfa)

    21- jean baudrillard: neden her şey hala yok olup gitmedi? (40 sayfa)

    22- jean jacques rousseau: yalnız gezenin düşleri (112 sayfa)

    23- john berger: görünüre dair küçük bir teoriye doğru adımlar (49 sayfa)

    24- jorge luis borges: kum kitabı (143 sayfa)

    25- ölüm ve pusula (88 sayfa)

    26- louis althusser: özeleştiri öğeleri (80 sayfa)

    27- maurice blanchot: bekleyiş unutuş (120 sayfa)

    28- marcel proust: okuma günleri (72 sayfa)

    29- maurice merleau-ponty: alqılanan dünya (77 sayfa)

    30- marguerite yourcenar: mişima (ya da boşluk algısı) (112 sayfa)

    31- murasaki shikibu: murasaki shikibu'nun günlüğü (96 sayfa)

    32- octavio paz: ölüm çiçekleri (62 sayfa)

    33- paul strathern: 90 dakikada kant (80 sayfa)

    34- peter handke: çocuğun öyküsü (96 sayfa)

    35- richard sennett:yabancı sürgün üzerine iki deneme (96 sayfa)

    36- roland barthes: eleştiri ve hakikat (71 sayfa)

    37- sadık hidayet: diri gömülen (76 sayfa)

    38- salah birsel: kurutulmuş felsefe bahçesi: (128 sayfa)

    39- sibel özbudun: niçin feminizm değil (63 sayfa)

    40- simone de beauvoir: ben bir feministim alice schwarzer'le konuşmalar (63 sayfa)

    41- soeren kierkegaard: kişiliğin gelişiminde etik estetik dengesi (156 sayfa)

    thomas bernhard:

    42- bitik adam (119 sayfa)

    43- ödüllerim (92 sayfa)

    44- neden (93 sayfa)

    45- wittgenstein´ın yeğeni (117 sayfa)

    thomas mann:

    46- venedik´te ölüm (109 sayfa)

    47- değişen kafalar (128 sayfa)

    48- tolstoy: efendi ile uşak (130 sayfa)

    william shakespeare:

    49- yanlışlıklar komedyası (94 sayfa)

    50- bir yaz gecesi rüyası ( 112 sayfa)

    51- vüs'at o. bener: siyah-beyaz (86 sayfa)

    52- yaşar kemal: kuşlar da gitti (79 sayfa)
  • MUTLU YILLAR! 😊

    2019 YILINDA OKUDUĞUM KİTAPLAR
    1. Mağaradakiler-Cemil Meriç
    2. Çakıcı'nın İlk Kurşunu (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Nüket Esen
    3. Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık-Cemil Meriç
    4. Canım Aliye Ruhum Filiz (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Sevengül Sönmez
    5. Mahkemelerde (Sabahattin Ali)-Hazırlayanlar: Nüket Esen-Nezihe Seyhan
    6. Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb-Cemil Meriç
    7. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Mektupları-İbrahim Halil Er
    8. Jurnal 2-Cemil Meriç
    9. ŞEHİT MEKTUPLARI (Bizden Size Selam Olsun)-Koray GÜRBÜZ-Hüseyin ÖZLÜK
    10. Jurnal 1-Cemil Meriç
    11. Bir Milletin Yeniden Dirilişi ÇANAKKALE-Yayın Koordinatörü:Yunus AKKAYA
    12. Işık Doğudan Gelir-Cemil Meriç
    13. İYİLİK -Bu Ramazan ve Her Zaman-Yayın Yönetmeni: Dr. Yüksel Salman
    14. Bir Dünyanın Eşiğinde-Cemil Meriç
    15. Çürümenin Kitabı-Emil Michel Cioran
    16.Bu Ülke-Cemil Meriç
    17. Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler: UYAN TÜRKİYE-İsmail Şefik Aydın
    18. Çanakkale Unutulmasın (Diriliş Destanı)-Sezgin Çevik
    19. Sporda Toplam Kalite Yönetimi ve Futbol Uygulamaları-Prof.Dr. Turgay Biçer
    20. Cesur Yeni Dünya-Aldous Huxley
    21.Âmâk-ı Hayal-Filibeli Ahmed Hilmi
    22. Huzursuzluk-Zülfü Livaneli
    23.Galileo'nun Buyruğu-Edmund Blair Bolles
    24. İtiraf-İskender Pala
    25. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala
    26. Aslını Arayan İnsan-Dr. Vesile Bolaç
    27. Hayat Üzerine Düşünceler-Tolstoy
    28. Metastaz-Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu
    29. Sıkıntı ve Umut (Şiir)-Cahit Külebi
    30. Tarçın Dükkanları-Bruno Schulz
    31.Şehvetiye Tarikatı-İsmail Saymaz
    32.Yaratılış Ve Gayelilik (İlim Felsefe Ve Din Açısından Yaratılış Ve Gayelilik)-Prof.Dr.Hüseyin Aydın
    33.Kutsal Çemberler - Phil Jackson, Hugh Delehanty
    34.Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
    35.Kalede 1 Başına-Sunay Akın
    36.Kutlar - Gök Tanrı'nın Mühürü-Ali Çırak
    37.Beklenen Kıyamet (İslam Alimlerine Göre Kıyamet Yaklaştı mı?)-Ömer Çelakıl
    38.Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk-Sami Selçuk
    39.İstiklal Marşının Tahlili-Yaşar Çağbayır
    40.Kağnı - Ses - Esirler (Sabahattin Ali)
    41.Hayat ve Biz-Ahmed Şahin
    42.Fahrenheit 451-Ray Bradbury
    43.Kırmızı ve Siyah-Stendhal
    44.İletişim Nedir-Merih Zıllıoğlu
    45.Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler)-Nazım Hikmet Ran
    46.Mezarlar Ne Söyler?-Halil Cibran
    47.Rüzgar Gülü-Halil Cibran
    48.Kendini Arayan Adam-Halit Ertuğrul
    49.Ecinniler-Dostoyevski
    50.Futbolda Altyapı Eğitimi-İsmail Topkaya
    51.Öyküler 2-Edgar Allan Poe
    52.Öyküler 1-Edgar Allan Poe
    53.Nasıl Yapmalı-Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
    54.Nutuk-Mustafa Kemal Atatürk
    55.Geç Ödenen Bedel-Stefan Zweig
    56.Kuş Kapanı-Stefan Zweig
    57.Gora-Rabindranath Tagore
    58.Altıncı Koğuş-Anton Çehov
    59.Hayatın Mucizeleri-Stefan Zweig
    60.Dadı-Stefan Zweig
    61.Hayatın Bilgeliği-Arthur Schopenhauer
    62.İnsan Doğası-Alfred Adler
    63.Kaçak-Stefan Zweig
    64.Böyle Söyledi Zerdüşt-Friedrich Nietzsche
    65.Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler (1914-1918)-Sadri Karakoyunlu
    66.Kum ve Köpük-Halil Cibran
    67.İnsan Ne ile Yaşar-Lev Nikolayeviç Tolstoy
    68.Öyküler 2-Anton Çehov
    69.Öyküler 1-Anton Çehov
    70.Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri-Stefan Zweig
    71.Tek Gayemiz İnsan Olmak-Yavuzkan Duman
    72.Sokrates'in Savunması-Platon
    73.Görünmez Koleksiyon-Stefan Zweig
    74.Gezgin-Halil Cibran
    75.Bir İdam Mahkumunun Son Günü-Victor Hugo
    76.Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
    77.Meczup-Halil Cibran
    78.Türklerin Altın Çağı-İlber Ortaylı
    79.Ermişin Bahçesi-Halil Cibran
    80.Ermiş-Halil Cibran
    81.Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor-Stefan Zweig
    82.Alacakaranlıkta Bir Öykü-Stefan Zweig
    83.Kızıl-Stefan Zweig
    84.Bir Kalbin Çöküşü-Stefan Zweig
    85.Mecburiyet-Stefan Zweig
    86.İntibah-Namık Kemal
    87.Genç Werther'in Acıları-Goethe
    88.Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka
    89.Korku-Stefan Zweig
    90.Babaya Mektup-Franz Kafka
    91.Konstantiniyye Oteli-Zülfü Livaneli
    92.Çavdar Tarlasında Çocuklar-J. D. Salinger
    93.Kırmızı Saçlı Kadın-Orhan Pamuk
    94.Çakırcalı Efe-Yaşar Kemal
    95.Acaib-i Alem-Ahmet Mithat Efendi

    2019 YILINDA E-KİTAP OKUDUKLARIM

    1-Seçme Şiirler-Emily Dickinson
    2-Küçük Kara Balık (Öykü)-Samed Behrengi
    3-Martı Jonathan Livingston (Öykü)-Richard Bach
    4-Zaman Krallığı (Şiir)-Serkan Taşkın
    5-Özledim...(Şiir)-İpek Yançman Ayboran
    6-Hayatımın Kelimeleri (Şiir)-Mehmet Ali Şenel
    7-Garipçi'den Öfkeli Şiirler Antolojisi (Şiir)-Garipçi ve Kadir Bayata
    8-Aşk Rüyaları (Şiir)-Mustafa Sönmez
    9-Küçük Yürek (Öykü)-Hayalkatibi
    10-İki Uçurumlu Köprü (Öykü)-Hayalkatibi
    11-İnsan Manzaraları (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    12-İnsanım Benim (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    13-Bir Samimi Diyalog (Şiir)-Ozan Ekici
    14-Artık Şairin Dediği Gibi Değilsin (Şiir)-Uygar Yeni
    15-Sevmek Sadece Olmak mı Yanında (Şiir)-Murat Kavşut
    16-Geride Kalanlara Tavsiyeler (Kişisel Gelişim)-Zeynel A. Çift
    17-Bilgiyle Yaşam Güzeldir (Deneme)-Bayram Alaca
    18-Kolu Kırık Kahraman (Şiir)-Ege Sarıaltın
    19. Hikaye Mezarlığı (Öykü)-Cihat Furkan Şendil
    20-Kafiye Kokusu (Şiir)-Fuat Kırgıl
    21- Umut Ölmeden Önce (Psikolojik Roman)-Burak Toprak
  • 144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Enver Gökçe...

    Siyasetin işkence ve ölüm kokan sokaklarında, bir avuç şehirlinin bir kucak dolusu köylüsüne galip geldiği zamanlarda; kokuşmuş düzene pırıl pırıl düzensizliği tercih eden şairidir.

    Otobiyografisinin ve şiirlerinin yer aldığı bu kitapta Türk Edebiyatı' nın unutulmuş dehlizlerinde güzel bir yolculuğa çıkacaksınız.

    O' nun şiirlerinde Erzincan peynirinin tadına bakarsınız, Adana' da pamuk toplarsınız, denizinde yıkanırsınız; sanırsınız tuzu yok, yakmaz gözlerinizi.
    Öyle bir aşkla anlatır, öyle bir gözle bakar ki gökyüzüne, dünyanın hiç bir yerinde mavi değildir gökyüzü. Mahpus damı, kendi ülkesinde diye sever ve hatta hürriyetinde özler avlusunu.

    Sanatın borcunu canınızla, elektrikle yok edilen erkekliğinizle, aşklarınızla ödediğiniz zamanlardır onlar.

    Her ne ise işte... Gelelim şiirlerine. Postoral (doğa şiirleri) şiirin tanımını soran olursa anında aklınıza bu kitap gelmelidir. Garip' lerin akım akım kol gezdiği bir dönemde Toplumcu şiiri koca bir tez olarak kendilerine referans alırlar. Aslında Nazım abilerinin varisçileridir onlar. Baskı, işkence, mahpusluk, sürgün onlara abilerinden emanettir. Onlar da sahip çıkar abilerinin bu güzel emanetine.

    Şiirlerinin olgunlaşmasında yardımcı olan sanatçılar:

    Nazım Hikmet, Aşık Ali İzzet, Aşık Veysel, Habib Karaaslan, Mehmet Kemal, Ceyhun Atıf Kansu Ahmet Kutsi Tecer, Bedrettin Tuncer, Ahmet Arif, Ruhi Su, Ulvi Araz, Kemal Bekir, Pablo Neruda. Evet evet şampiyonlar ligi.

    Şimdi size Enver Gökçe' nin biyografisini vermeden önce Enver Gökçe' nin ardından gelenlere yazdığı bir yazıyı vermeliyim diye düşündüm. Kendi ağzından şiire bakış açısını da anlamış oluruz böylece.

    "İyi bir sanatçı olmak için önce kendini, halkını sevmesi daha doğrusu bu halkın içinden bu halkın en devrimci sınıfına bağlılık göstermesi içtenlikle bunu yapması şarttır. Hayatı tüm yönleriyle seveceksiniz. İyilikleriyle, kötülükleriyle, pisliğiyle fakat seveceksiniz. Suyunu, dağını, toprağını. Çevreyi de kendisi kadar her şeyini seveceksiniz. Bunu sevdiğiniz bir sürede bunları yaptıklarınıza geçirebileceğiniz ölçüde büyük ve yol gösterici olacaksınız.

    Ben, Türk halkının içinden çıkmış, halkımızın özelliklerini yapıtlarında yansıtmaya çalışan, Genç sanatçı arkadaşlarımı şimdiden kutlarım. (Ankara 1977 1980)

    Biyografisi:

    1920 yılında Erzincan'ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı, Çit köyünde doğdu. 1929 yılında ailesiyle Ankara'ya göç ettiler. Burada özel ilkokulda okumaya başladı. Daha sonra Cebeci Ortaokulu' na girdi (1935). Ankara Gazi Lisesi'nin ardından Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu (1947). Türk dilinin tüm kolları, Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri, İstanbul ağzı vd. üzerinde çalıştı, Divan Edebiyatı'nı uzmanlık derecesinde öğrendi/hakim oldu. Pek çok halk öyküsünü, masalını, bu arada da, Dede Korkut Masalları'nı derleyerek bugünün Türkiye Türkçesine kazandırdı. Sosyalist düşünceye yakınlaşmaya başladı. Türkiye Gençler Derneği'nin (Ankara, 1946) kurucu üyeleri arasında yer aldı. Mezuniyet sonrası, öğretmen olarak atanması siyasî polisin engeline takıldığından, iş bulduğu Yurtlar Müdürlüğü'nün İstanbul öğrenci yurtlarında çalışmaya başladı. 1951 Türkiye Komünist Partisi Tevkifatı'nda tutuklandı ve mahkemede en yüksek cezayı alanlar arasında yer aldı. Tutukluluğu sırasında ve mahkûmiyet sonrası tutulduğu İstanbul Sirkeci'deki Siyasî Şube, Sansaryan Hanı'nın tabutluklarında iki yıl süresince çok ağır işkence gördü. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde yokeden, pek çok şiirinin ve ünlü destanı, Yusuf İle Balaban'ın kaybolmasına neden olan tutukluluk, hapislik ve sürgünlerin sonunda (1959) bu kez de işsizlik ve yoksulluk yakasına yapıştı. İstanbul ve Ankara'da yaşadığı acı deneyimler onun çok zor koşullar altında yaşamak zorunda kalacağı köyüne gitmesine neden oldu. Ağırlaşan hastalığı nedeniyle tekrar Ankara'ya dönmek zorunda kaldı. Kısa bir süre Bulgaristan'da tedavi gördü (1977). Son yıllarını Ankara'daki bir huzurevinde tamamladı. Enver Gökçe, 19 Kasım 1981'de yeğeninin Ankara'daki evinde öldü.

    Enver Gökçe, öğrencilik yıllarında, Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer'in de katılımları olan, dönemin ünlü Halkevleri yayını, Ülkü Dergisi'nde görev aldı; ilk şiirleri (Ağıt, Bir Alıp Satıcı Gönül - 1943) ve yazısı (Çit Köyü - 1943) da burada yayımlandı. Ant dergisinde yayımlanan Köylülerime şiiri büyük yankı uyandırdı. Ant, Yağmur ve Toprak dergilerinin yayımında çalıştı. Daha sonra da şiirleri, 1940'lı yıllarda, Ant, Söz, Gün, Yağmur ve Toprak, Meydan, 1960'lı yıllarda şairin “yeniden keşfi”nin ardından, Türk Solu, Ant, nihayet 1970'lerde, Doğrultu, Yansıma, Yarına Doğru, Toplumcu Gerçekçiliğe Çağrı, Halkevi, Yapıt, Yaba, Yeni Adımlar, Türkiye Yazıları, Sanat Emeği gibi dergilerde yayımlandı.Toplumcu gerçekçi şiir akımının mensubudur. Mezuniyet tezi (1947) olan Eğin Türküleri, türünün ilk örnekleri arasındadır.

    Dünya şairi Şili Komünist Partisi militanı Pablo Neruda'nın şiirlerinden seçmeler ilk kez, Enver Gökçe tarafından Türkçeye çevrilmiş ve 1959 yılında Türkiye'de yayımlanmıştır.

    Bazı şiirleri Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz, Kerem Güney ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi.

    1977 yılında, Devrimci Sanatçılar Derneği tarafından banda kaydedilen, "Kendi Sesinden Yaşamı" ve "Kendi Sesinden, Seçtiği Şiirleri ve Pablo Neruda Çevirileri", sürekli güncellenen bir Enver Gökçe bibliyografyasının, Enver Gökçe üzerine yazılanları ve kendi ürünlerini içeren bir kitaplığın bulunduğu, belgelerin, Enver Gökçe'nin fotoğraflarının ve Enver Gökçe'nin kendi çektiği bazı fotoğrafların izlenebildiği, http://www.envergokce.org web sitesinde dinlenebilmektedir.

    Enver Gökçe'nin bazı kişisel eşyaları köyünde, köylüleri tarafından anısına kurulan müzede sergilenmektedir.

    (Biyografı kaynak : Vikipedia)
  • 1724 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #OkudumBİtti
    #KitapYorumu

    #SEFİLLER
    #VİCTORHUGO

    İş Bankası yayınları
    Çeviri: Volkan Yalçıntoklu
    1700 sayfa

    Yaklaşık otuz günlük beraberlikten sonra yollarımız ayrıldı kitapla, üzüldüm, boşluktayım, yerine ne koyayım bilemedim, zira gece gündüz beraberdik.

    Sefiller en çok okunan kitaplardan yazarı ise en çok okunan yazarlardan mış, kurgu olmasının yanı sıra kendi hayatından da kesitler varmış. Yazılanların yalancısıyım

    Kitabı gece 03 te bitirmiş olmama rağmen yorum yazamadım, ne yazacağımı, neyi anlatacağım, kimi övüp, kimi yereceğimi bilmiyorum
    İyisimi kitabı okuyun görün, görün de anlayın SEFİLLER okunmaz, yaşanır.

    Bir yemek yersiniz daha önceleri de yemişsinizdir hiç şüphesiz ama bunda bir başkalık var. Tatlı, ekşi, kekremsi, acı, hiç tadmadığınız, damağınızı çatlatan muhteşem lezzet, bir daha ne yerseniz yiyin aynı tadı alamayacağınız bir baş yapıt.

    Kitap 19. Yy da Fransa'da geçiyor. Açlık, sefalet, pislik, hastalık her yerde kol geziyor. Böyle bir yoksulluk yok, insanlar kuru ekmeğe muhtaç.
    Bu muhtaçlıkta yeğenlerinin açlığını yatıştırmak için fırından ekmek çalan Jean Valjen yakalanır, kürek mahkumu olur.
    Cezası biter dışarı çıkar, aş yok, iş yok.Kimse iş vermez, artık o halk tarafından aşağılanan bir forsadır. İçinde bulunduğu durum buna engeldir. Yolu başpiskopus ile kesişir. Valjen'i misafir eder, masasında yemek yedirir, evinde yatırır. İyiliğinin karşısında misafir, evde ki gümüşleri çalıp kaçar. Yakalanıp ev sahibinin karşısına getirilir. Papaz onu affeder, eşyaları kendisinin verdiğini söyler. İki gümüş şamdanı Valjen'e hediye eder. Bu durum karşısında şaşıran adam, iyi insan olmaya karar verir.

    Başka bir kasabaya giden Valjen kimliğini saklar. Çok çalışır, çok kazanır. Fabrika kurar, insanlara iş olanağı sunar, herkes mutludur. Belediye başkanı bile olur.
    Ah gözü çıksın yıllardır peşinde olan polis müfettişi Javert ortaya çıkana kadar her şey yolundadır. Javert adamımızı tanır ve kabus dolu günler başlar.

    Bu arada Fransa'yı yakından tanıyoruz, sokaklarında geziniyoruz. Waterlo Savaşına tanıklık ediyoruz, ki yaklaşık 200 sayfa sürüyor (Bence gereksiz, okuyucuyu fazlaca sıkıyor )
    Savaş hep olduğu gibi arkasında yıkımlar, ölümler bırakır, halkı yoksullaştırır.

    Fantine'den söz etmeden olmaz, zira ileride karşımıza çıkacak olan Cosette'nin annesi.
    Erken yaşta çocuk sahibi olup, terk edilen, açlığı, sefaleti dibine kadar yaşayan Fantine küçük kızını bar işleten bir aileye bırakmıştır bakmaları için. Aydan aya para gönderiyor kızına. O aile çocuğa adeta hizmetçilik yaptırıyor, küçücük bedeniyle yerleri süpürüyor, çok uzaklardan su taşıyor, bara gelenlerle ilgileniyor. Çıplak ayakla, incecik giysilerle, önüne atılan bir lokma ekmekle karın doyurup, samanların üstünde yatıyor. Tek dünyası burası, başka hiçbir şey bilmiyor. Kimdir, nedir, annesi, babası var mıdır, nerden gelmiştir bilgisi yok?

    Fantine genç yaşta, hasta ve yaşlı birine dönüşmüştür bedenini satmaktan. (Yıkılsın dünya, çünkü Cosette'ye işkence eden aileye her ay para göndermek zorundadır)
    Jean Valjen ile karşı karşıya gelirler, hastadır artık, ölüm döşeğinde kızını bulmasını ister, bıraktığı yeri söyler.

    Adamımız Cosette'yi bulup, o pis kahrolası yoksul hayattan çekip alır. Yolculuğumuz başlar artık, yeni bir hayat, bir çocuk ve farklı bir kimlikle yaşamaya başlar kahramanımız. Çocuğu o kadar çok benimser o kadar çok sever ki kendi kızı gibidir adeta. Hayatında hiç kimseyi, hiçbir şeyi sevmemiş Valjen için şaşılası bir durumdur bu.
    Bu arada karşımıza Marius çıkar romantik, cumhuriyetçi bir avukat. Ah nasıl naif, nasıl aşık, aşkından ölecek kadar çok seven bir genç Cosette'ye sevdalı anlayacağınız

    Ülkede ayaklanma olmuştur, ayaklanmayı yapan seksen kişilik gençler, karşılarında koca ordu bulurlar. Barikatların arkasından direnmektedirler bizim gençler. Ahh canım çocuk Gavroche, o küçücük yaşına bakmadan nasıl da barikat barikat dolaşıp bilgi topladın, savaşanlara yardımcı oldun. Karekterinle koca bir yer doldurdun kitapta. Senden söz etmeden olmazdı.

    Paris'in yer altında, pis lağımlarında daracık dehlizlerinin pis korkularında dolaştık durduk Valjen ve Mariüs ile, gün yüzüne de çıktık.

    Anlat anlat bitmez, sayfalar dolusu yazasım var kitap üzerine.
    İçinde bir dünya barındırıyor, kapitalist düzenin insanlar üzerinde kurduğu baskı, zulüm, sefalet bitmedi bitmiyor. Aradan yüz yıl geçmiş, şekiller değişmiş, şehirler büyümüş, modernlenmiş ama insan hep aç, hep aynı. Dip, dipte kalmaya mahkum.

    Bu kitap ölmeden önce mutlaka okunackalardan, okuyun lütfen, okuyun.
    Sevgiyle kalın dostlar

    ️ Refah döneminde ısrarlı bir muhalefet yapmayan yıkılış döneminde susmalıdır.
    ️ Kader de akıllı bir insan gibi kötü, insan yüreği gibi canavar olabilir mi?
    ️ Umutsuzluktan başka bir şey tanımayan bir çocuğun umut beslemesi çok ulvi ve hoş bir şeydir.
    ️ Tarih dönüp dolaşıp aynı şeyleri söyler. Bir yüzyıl diğerinin taklididir.
    ️ Bilgilendiğinizde ve sevdiğinizde daha fazla acı çekersiniz. Gün gözyaşlarıyla doğar.
    ️ Devrimlerin rüzgarı çok serttir.
    ️ Aşk insanların ahmaklığı ve Tanrı'nın zekasıdır.