Geri Bildirim
  • Kurt Seyit.. Çar Nichola’nın muhafız alayında bir üsteğmen, hırslı,zeki ve cesur bir adam, fakat bu görevi onun Bolşevik’lerin ölüm listesine adının yazılmasına neden oluyor, hem ailesi hem kendisi , artık kaçmak ve saklanmak zorundalar, nitekim Seyit bir süre sonra Bolşeviklerin baskısı ve zulmü yüzünden, binlerce insan gibi, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor..

    Shura, saf güzelliği ve aşkıyla, karlı bir Moskova gecesinde, Tchaikovsky nağmeleri eşliğinde, Seyit’in dünyasına ansızın giren ve ona en derin, en güzel duyguları yaşatan bir kadın , oda ailesinin serveti ve ünvanı yüzünden Seyit ile birlikte, ülkesini terk etmek zorunda kalıyor..

    Sonrasında, ne mi oluyor, Mustafa Kemal’in Kuvai Milliyesi’nden İstanbul’a kadar uzanan, acı dolu bir yolculuk başlıyor Seyit için, geride bıraktığı ailesi, gözlerinin önünde can veren kardeşi, ve yanında sevdiği kadın Shura ile her şeyi zorda olsa geride bırakıp, yeni ve çok zorlu bir hayata adım atıyor..

    Kurt Seyt & Shura , 1890’ların Rusya’sından 1924’ün Türkiye’sine uzanan bir zaman dilimini anlatan muhteşem bir kitap, savaşın acı ve çirkin yüzünü ve bu yaşanan gerçekleri yazıya o kadar güzel dökmüş, okuyucuya öyle güzel aktarmış ki yazar, keşke o zaman dilimine gidebilme ve onlara yardım etme şansım olsaydı diye yandım durdum L fakat bu ilk kitabın sonunda, Shura ile nereden nereye geldiler diye hayret etmedim de değil, özellikle Shura beni çok şaşırttı, çok öfkelendirdi , doğruya doğru…

    Kitabın son sayfalarına eklenen siyah beyaz resimler tarihte görsel bir yolculuğa çıkarıyor bizleri...
  • Yalnız bir kalbin önünde, yalnız bir evren; ikisi de birbirinden ayrılmaya, antitez içinde azıtmaya yazgılıdır. Yalnızlık, veri’mizden ziyade yegâne inanç’ımızı oluşturacak kadar sivrildiği zaman, her şeyle aramızdaki dayanışma biter: Varoluştan sapınca, tek meziyetleri ölüm dışında bir şeyin gelmesini soluk soluğa beklemek olan canlılar topluluğundan kovuluruz. Fakat bu bekleyişin büyüsünden kurtulduğumuzda, yanılsamanın kiliselerinden sürüldüğümüzde, en sapkın mürit topluluğu oluruz, zira bizzat ruhumuz sapma içinde doğmuştur.

    (“Ruh hidayete vardığında, güzelliği o kadar yücelir ve o kadar harikulâdeleşir ki, tabiatta olan her güzel şeyi mukayesesiz aşar ve Tanrı’yla Melekler’in gözlerini kamaştırır” [Ignatius de Loyola]).
  • Kör Baykuş, okuyucuyu serüvenden ziyade bir kayboluşa sürüklüyor. Sadık Hidayet'in kalemiyle beraber zaman algısında mekanı ve karakterleri, karakterler ve mekanla da zamanı kaybediyorsunuz. Buna rağmen büyük bir iştahla, karamsarlıkla sizi yakanızdan tutup bırakmıyor. Klasik İran Edebiyatı zemininde modern bir kurgu okuyorsunuz ki zaten Kör Baykuş modern İran Edebiyatının temel taşlarından sayılıyor.
    Romanda bir kahramanın bunalımlı ruh halini başka karakterlerdeki zıtlıkların yansıması olarak görüyoruz. Romanın kahramanı adeta geçmişteki akrabalarının kaderini ve hastalıklarını taşıyor. İhtiyar arabacı, kasap, hurdacı, baba, amca aslında kahramandan başkası değil. Aynı zamanda kahraman da bu karakterlerden bir başkası değil.
    İlk sayfalarda masumiyet ve gizem sembolü olarak ele alınan 'kadın' kavramı ise ilerleyen sayfalarda bir cinnet ve acının simgesi oluveriyor.
    Hayatın eziyeti, getirdiği bunalımlar, ölüm gibi konular kahramanın dilinden sanrılarla, gerçek ve rüya karışımıyla dile getiriliyor. Okurken gerçek mi rüya mı düşüncesiyle sık sık karşılaşıyorsunuz.
    Sadık Hidayet Kör Baykuş'la çetin bir yolculuğa çıkarıyor okuru.
    Hidayet'in yakın arkadaşlarından Bozorg Alevi şunları söylüyor: Hidayet'in romanında bir kurtuluş yoktur, olsa olsa bir boşalmadır sonuç. Güzelliği ve gerçeği arama çabasından mahvolup giden yılgın adam, sonunda bizzat kötülük ifriti olur çıkar.
  • Ölüm güzelliği diye bir gerçek var
    Hiçbir canlıda görmedim...
  • Seranad ı okuduğumda ,kendimi bir kütüphanede bir çok kitaplar arasında araştırma yapan biri gibi hissetim.

    Kitap dan edindiğim bilgiler .

    1-Türkiyede öğretim sistemlerinin kimlerin oluşturduğu ..
    ``Cumhuriyet rejimi, Batılılaşmak istediği için hukuk, tıp gibi akademik disiplin alanlarında kitaplıkların ve öğretim sistemlerinin
    kurulmasında, arkeologların yetiştirilmesinde Alman bilim adamlarına güvenmişti.``

    (Okullardaki eğretim kitaplarında ALLaH ve peygamberinden bu yüzden söz edilmiyor ) :)

    2-İnsanlar
    Bu dünyada nereye gitsen doğanın güzelliği ve insanoğlunun zalimliği karşına çıkıyordu.

    (Doğa sürekli ALLah itaat eder ,onun sözünden çıkmaz,ve bundan dolayı hep güzellik sacar.
    İnsan oğlu ise ALLah tan başkasına itaat ediği için zalimliği marifet sanır )

    3-iktidara gelmek
    İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.

    ( Buğün ki lider zamanında- bir gün beni zengin görürseniz bilinki ben hırsız olmuşumdur ,sözünü söylemesi,
    İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.Sözünü ne çok doğruluyor ) :)

    4- Cehenneme giden yollar-
    Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmişti.

    ( İnsan, kendini de, başkasını da iyi niyet etrafında aldatıyor. Günahlara da böyle dalıyor, yanlışlara da, kötülüklere de. Tuzak dolu iyi niyetler,
    beşerin ömrünü kötülüklerle yiyip bitiriyor. Bu fânî hayatta iyi niyet filân derken, ebedî bir hayat hüsrana dönüşüyor.
    Dikkat et ey insanoğlu! İyi niyet;Kötü amelleri süslü gösteren sahte bir ayna olmasın!Çirkinlikleri yıkayan zalim bir çamaşır makinesi olmasın!
    Sonunda felâket doğuran ve dostu katleden bir cehâlet taşı olmasın.)

    5- Müslümanlara yapılan haksizlıklar.
    Batılı devletler Osmanlı'yı parçalarken
    bu ülkenin bütün tebası acı çekti. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler.
    Kabul, ama ölen 5 milyon Osmanlı Müslümam unutuluyor. Bu
    haksızlık değil mi?"

    (ölen ermenilerden söz edildiği kadar ,müslümanlardan söz edilmediği bir gerçek )

    6-Tarihimiz .
    Bırakın yakın tarihimizi doğru dürüst öğrenmeyi, kendi aile hikâyelerimizi bile bilmeden yetiştirilmiştik.

    (Eminimki çoğumuz kendi sülalemizin geçmiş tarihinden habersizsiz )

    7- Eski evlilikler ve yeni evlilikler.
    Gerçi onların zamanında bizdeki kadar çok boşanma yoktu, insanlar birlikte yaşamak için evleniyorlardı, şimdiki gibi boşanmak için değil.

    (19 yaşında dul kalan erkeklerin ve bayanların olduğu bir devirdeyiz ) :)

    8-Devletler .
    Devlet diye gerçek bir şey yok ki.En tepe de kendini devlet sanarak kararlar alan insanların yaşamasına yada ölmesine karar veren çobanlar var!

    ( Çoban birini terörist diye tanımlarsa,koyun sürüsü araştırmadan itaat eder . Kime de kahman derse ,koyun sürüsü o kişileri kahraman diye tanımlar ) :)

    9-Kitap yazmak -
    Tolstoy da kitap yazdı, Adolf Hitler de, sorun yazıda değil, kimin ne amaçla yazdığında.

    ( Yazmaktaki amac önemli tabi ) :)

    10-Zengin ve fakir -
    Acaba yoksullar zenginlerden daha mı çok hastalanıyorlardı,yoksa nüfusları daha çok olduğu için mi hastaneleri dolduruyorlardı?

    (Zengin köpeğinin içtiği sütü- fakirin çocuğu içmediği bir ülkede ,elbete fakirlerden oluşur hastane kalabalıkları ) :)

    11- Türkiye nin çıkarları için ,görmemezlikten geldiği o caresiz insanların ölüme terk edişi .
    Tek tuvaletin tıkandığını, salgın hastalığın baş gösterdiğini öğrendi.
    Gemide artık yiyecek yoktı ilaç yoktu, şubat soğuğunda onları ısıtacak
    bir şey yoktu, Gemiye gidenler, bebeklerin ağlamalarını, kadınların
    hıçk rıklarını, erkeklerin "Bizi kurtarın!" feryatlarını duyuyorlardı.

    12-ALLah tan daha çok başkasından korkan devletler .
    İstanbullu Struma'dan
    gelen bu feryatları duyuyor, yardım etmek istiyor ama hükümetin emriyle gemiye yaklaşamıyorlardı.

    13-Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın .
    "Komşularına zorbalık yapılırken bir halk niye sessiz kalır?

    (Zalimin elindeki mazluma yardım etmeyenlere insan mı denilir ? )

    14-Doğru söze ne denilir !
    "Doğru söze ne denir!" diye düşünüyorum. Evet! Bütün devletler
    kötüdür! Aslında devlet denen örgüt, kötülüğün sürdürülmesi için
    vardır.

    ( ALLah ın kitapını bırakıp kendi kitapını var eden devletler-den elbete adalet beklemek ahmaklıktır . )

    15-Türkiye ye bir genel bakış .
    Türkiye'nin iç karartıcı haberleriyle doluydu. Ekonomik kriz, birbirini
    suçlayan politikacılar, sütunlarını meslektaşlarına çatarak dolduran
    köşe yazarları... Bunları peş peşe okumak insanın bütün neşesini
    kaçırıyor, içini karamsarlıkla dolduruyordu.

    16-Devletler yaparsa meşrudur, kişiler yaparsa değildir .
    "Hiç şüphen olmasın. Olayların bir görünen, bir de görünmeyen
    yüzü var. Hiçbir devlet, kendi aleyhindeki davranışlara izin vermez."
    "Struma, ingiltere, Rusya, Türkiye, Almanya, Romanya devletlerinin
    ortak suçu."
    "Dediğin gerçek olsa bile, bu devletlerin hiçbiri senin gerçeği ortaya
    çıkarmana izin vermez."

    17-Kafa da kalan sorular .
    Türk devleti bu insanları da ölüme terk etti. Kapalı vagonlar içindeki ölüm
    feryatlarına kulak tıkadı. İntiharlarını ve sonra sınırda kurşuna
    dizilmelerini seyretti. Peki, kendi kanından ve canından olan insanlara
    niye bunu yaptı abi? Bir açıklaman var mı?"

    18- Osmanlı yıkıldıktan sonraki türkiye -
    Demek ki Türkiye'nin yakın tarihi böyleydi. O büyük altüst oluş
    yıllarında ırklar, dinler, diller, katliamlar, sahte kimlikler birbirine
    karışmış ve her evin bir sırrı olmasına yol açmıştı. Bizim aile bir
    istisna değildi.

    19-Struma olayından dolayı almanların özür dilemesi,türkiye nin orali bile olmaması.
    Yani Almanlar kendi aleyhlerindeki diziyi göstermiş
    ama konuyla hiç ilgisi olmayan Türkler bunu yasaklamıştı. Belki
    binlercei kez "Yarabbi, ne garip ülkeyiz!" diye düşündüm.

    20-Kitap bitince ,60 yıl önceki olay odama kadar geldi.Onların ise ,
    Hikâye bitince uzun süre sessiz kaldık. Hepimiz düşüncelere
    dalmıştık. Annemle babam, kendi ailelerinin başına gelenleri mi
    hatırlıyor diye merak ettim. Savaşın korkunç laneti, 60 yıl sonra bile
    Gümüşlük'teki masamıza gelip bizi buluyordu.

    Herkese keyifli okumalar .

    Ne güzek demiş yaratan :BAKARA-11: Kendilerine: 'Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' dendiği zaman, 'Bizler sadece ıslah edicileriz' derler.
    BAKARA-12: Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.
  • Ertesi gün hiç kimse ölmedi. Bu son söz her şeye değerdi. Kitabı 2 günde bitirdim. Saramago ya yakışır bir eserdi. Ölümün güzelliği ve ölümsüzlüğün yorgunluğunu çok iyi anlatmış.
    Aşkın ölüme meydan okuması ve ölümün aşkla ölümsüzleşmesi.
  • “Aschenbach çoğu zaman olduğu gibi şimdi de kelimenin, maddi güzelliği ifadeye değil, sadece övmeye gücü yettiğini acı duyarak bir kez daha hissediyordu.”