• bunca yildir "sey"lere baktigimda o an orada bulunup onlarin o andaki varliklariyla sevincle karisik bir huzun duymamin bir adi varmis: mono no aware ya da seylere karsi duyarlilik; seylerin dokunakliligi; seyleri fark etmek. boylesine incelikli bir kavram yalnizca japonlardan cikabilirdi zaten. japonlar, sezgisel insanlar. bazen dusunuyorum da, iyiye ve guzele dogru degismis olmami bu guzel ulkeye ve bu guzel insanlara borcluyum. bu baska bir konu tabii.

    bugun dersten sonra danismanim kendi ofisine donmek yerine bizimle seminer odasinda kalip calismayi surdurdu. hep birlikte birkac saat calistiktan sonra diger arkadas isi oldugu icin gitti. ben de danismanimla bas basa kaldim. kendisi danismanim ama, 3 yil boyunca pek az zaman gecirmisizdir birebir olarak. pek sohbet de etmeyiz dogrusu. aramizda hep bir mesafe vardir. saniyorum japonya'da yaygin olan durum bu. birkac saat daha gectikten sonra hic beklemedigim bir sey oldu ve danismanim okuyup duzelttigi tezden basini kaldirip arkadasin tezine iliskin bir yorumda bulundu. katilimcilardan birinin verilerinin veri setine uygun olmadigini, cikarmanin daha iyi olacagini soyledi. teze iliskin konusurken birden yasama iliskin konusurken bulduk kendimizi. japonya'ya gelen yabancilarin kulture uyum sorunlarini, burada ogrendikleri uzerine konusurken japonya'nin yaslanan nufusundan ve bunun getirdigi sorunlarin nasil cozulecegi uzerine fikir alisverisi yapmaya basladik. okudugum bir bakanlik raporundan soz ettim. japonya onumuzdeki 50-60 yil icinde tam otomasyona gecerek nufusu 100 milyonda sabitlemeyi dusunuyormus. hocam "bu yapilabilir ama, bunun ne denli iyi oldugu sorgulanir." dedi. ben de "ileride olumsuzlugu bulacaklar buyuk olasilikla; ama yetisebilecegimizi sanmiyorum. sonsuza kadar yasamak gibi bir istegim yok. bir noktada olmek istiyorum." dedim niyeyse. "ben de istemiyorum. olum de yasam kadar dogal. bir seylerin gecici olmasi guzel." dedi. sonra bir sarkidan soz etti. "hepimiz yasiyoruz. yasadigimiz icin sarki soyluyoruz. hepimiz yasiyoruz. yasadigimiz icin uzgunuz. hepimiz yasiyoruz. yasadigimiz icin guluyoruz." gibi sozleri varmis sarkinin. sonra "yasadigimiz icin bir suru sey yapiyoruz ama, olmek icin yasiyoruz aslinda." dedi gulumseyerek. "yaslanmak da guzel." dedi.

    sonsuza kadar yasayacak olsaydim, "sey"lerin guzelligi karsisinda gozlerimden yaslar suzulur muydu yine de? suncacik omrumde pek cok kez gunes'in dogusunu ve batisini, dolunay'i, denizi, kuslarin civiltisini, gokyuzunde suzulen bulutlari. bir cicegin acisini, yildizlari gordum ve her seferinde de buyuk bir heyecan, sevinc ve huzun hissettim ayni anda. izlemek icin durdugum anlarin hepsinde icimden "cok guzel ve ben bir daha burada olamayabilirim. yarini goremeyebilirim." diye gecirmis oldugumu fark ediyorum. yasami ve seyleri bunca guzel kilan gecici olusumuz degilse nedir?

    ne kadar sevincli olursam olayim her andan ve her seyden sonra "gecti; gecip gitti." diye ince bir huzun duyar ve buna bir anlam veremezdim. artik tam olarak ne oldugunu biliyorum. seyin bir benzeri olabilir ama, o olmayacak. olsa bile ben orada olmayabilirim. ben de bir gun olmayacagim. var oldugum, var oldugumun farkinda oldugum ve hissedebildigim icin minnettarim, her seye ve herkese.

    zihnimdeki ani defterim seylerle dolu. aklimdakiler zamana direnemeyip asiniyor belki ama, hissettiklerimi hic unutmuyorum.
  • Gerçek bir çöküşün hikâyesi ancak bu kadar gerçekçi hikaye edilebilirdi. Psikolojik çözümlemeler, betimlemeler, ayrımlar ve insanların hırs ve acizlikleri, son olarak da ölüm olgusunu kafamızda nereye oturttuğumuz -intahar eden ve yaşamaya devam edenler olarak- çok güzel işlenmişti. İki saat bile sürmeyecek bu güzelliği okumadıysanız bence de okuyun.
  • Akıl ayırt edici özelliğimiz olsa da, kalp sadece dolaşımdan sorumlu değil elbette. Ölüm de ona bağlı, karar verme de. İyi insanlara iyi kalpli, hem güzel hem iyilere kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş, kötülere kalpsiz, vicdansızca davrananlara taş kalpli, üzülenlere kalbi kırıldı denmiş. Eyvallah derken elimiz kalbimizdeyken, namaz kılmayanlar da benim zaten kalbim temiz demiş, tasavvufta ise gözü açılmış kalbin. Kimileri kalp-gönül ayrımı yaparken, aşkı da gönülle bağdaştırmış.
    Ölümsüzlüğe aşık insanın ne işi bitiyor ne telaşı. Dışı yesyeni olsa da içi kötü olunca beş para etmiyor. Her ne kadar insani haklara sahip olsa da göğüs kafesinin içerisinde atan şey, dürtülerine, açlığına ve vahşiliğine karşı koyamayan bir köpeğin kalbi de olabilir, iyi niyetiyle enayi olarak tasvir edilen birinin de. Dıştan insan görünüp içlerinde canavar taşıyanların hali de yine böyle izah edilebilir.
    Kitabın konusu hakkında yazılabilecekler, her yerde çok tekrarı olduğu için bence okumanızla anlaşılmalı.
    Köpek Kalbi akıcı anlatımı, zekice kurgusu ve doğal karakter tasvirleriyle sıkılmadan okuyacağınız bir kitap. Bunca hiciv ve göndermeyi, edebiyat sanatından ödün vermeden böylesine kısa bir kitaba sığdırabilen Bulgakov ise geç de olsa hakkı teslim edilmesi gereken bir adam. Bulgakov doktorluğu bırakıp kariyerine yazar olarak devam etse de doktorluğu sayesinde beyin fırtınası yapmış.
    Kısa sürede biten sonra da bir yığın laf ettiren bi kitap, benden söylemesi!
  • Çetin Öner çocuk kitapları okumaya başladıktan sonra tamamen raslantıyla seçtiğim bir isim. Kitabı bir çeşit şiir kitabı aslında, şiirler tamamen tek bir konuyu anlatıyor: anlatıcının kedileri; anne kedi, yavrular, doğumlar, ölümler. Kitapta bir Can Çocuk özelliği olarak yine çizimler var ve ne yazık ki çizimler siyah beyaz; oysa renkli ve sayfanın bir çok yerini kaplayan çizimler kitabın soğuk havasını değiştirebilirdi.

    Kitabı çok beğendiğimi söyleyemem, ancak kötü de diyemem. Daha çok, belirgin bir özelliği olmayan bir kitaptı diyebilirim. Olumlu özellikler olarak; şiirlerin neredeyse konuşma tadında sadelikle yazılmasının çocuklar açısından anlaşılırlığı sağlamasını, kedilerin güzelliği ve sevimliliğinin altını çizerek yine hayvanlara yönelik güzel duyguları çoğaltmaya çabalamasını sayabilirim. Kitapta iki kedi ölümü var, bunun gerçekçi bir duygu yaratma anlamında olumlu bir etkisi olabilir, öte yandan gerekli miydi diye de düşünmedim değil. Az sayfalı böyle bir çocuk kitabı için iki ölüm fazla gibi geldi bana.

    Çocuk kitaplarını okumaya devam...
  • Serinin son kitabı olmasıyla bitecek diye buruk okunan ama bi yandan acaba nasıl bitecek diye merak uyandıran bi haz da okudum. Ölüm yadigarlarinda aglamamak mümkün değildi artık yarım kalan tüm soruların cevabı yerine oturmuştu. Geçmişteki anılarına gitmek ölümlerin olması bi yüz sayfasına ağlama neden oldu . Tabi yedi seri nerdeyse bir buçuk ay süre de okudum yeri geldiğinde tekrara düşen kısımları oldu ama genel seri boyunca heyacan hiç azalmadı. Felsefe tasiyla ilk o sihirli dünya adım atmak çok heyacan vericiydi . Sirlar odasıyla olaylar aksiyon artmaya başlamıştı , azkaban tutsaginin olayının ters köşe yapması, ateş kadehinin kurgusu, zumruanka yoldasligi mücadeleci ruhu , melez prens de aşk esintileri ve son olarak olum yadigarlari tüm olayların sona ermesi tüm sırların açığa kavuşması her seri boyunca devam eden kurgusuyla çok güzel bi sekilde sona erdi. Harry poter serisinin sevilmesinin fantastik dünyasından sonra her kareketerin ayrı güzelliği ve ilgi çekici olması bence . Çünkü her karakter bi başrol gibi her biri bi romanın konusu olabilir. Herkes Hermonie gibi zeki , fred gibi komik , wesleyler gibi eğlenceli arkadaş ailesi isterdi heral....iyiki okumuşum dediğim bi kitap oldu sizler de cocuklugumuzun bu eğlenceli fantastik dünyasını okumalısınız.
  • Bir erkeğin güzelliği içsel ve içten gerekliklerde kendini gösterir. Yüzünden ne yapabileceği okunur. Ve bu, bir kadın yüzünün görkemli yararsizliğı pahasindadır.
  • Ah, güzellik nedir, bu kadar hayranlık uyandıran?
    Göz boyayan bir sırçadır, seyredeni aldatan,
    Ama ölüm bu güzelliği bir gecede soldurur
    O nazik ipek gibi ten nasıl da çürüyüp toz olur!