• Ölüm, bir piyesle karışık ve oyun ile gerçeğin karıştığı bir atmosferde verilecek.
    *Gerçek yaşantı bitecek, oyun devam edecek.*
    Oğuz Atay
    Sayfa 48 - İletişim Yayınevi
  • Bu hayat, çektiğimiz acıların telafisi ile ya da operada olduğu gibi sonunda bir ilaha dönüşmemizle bitmeyecek, ölüm ile bitecek.
  • 144 syf.
    “hep kurşunlamışlar yalnızlığı çoklar sokağında 

    herkesler var olmuş

    bir sen ben ölmüşüm

    ölmüşlük ne ki yaşanmamış mutluluklarda
    ölmüştük ne ki tutkusuz yaşamlarda”

    5 Mayıs 1973 yılında Ankara/Kızılay’da henüz 25’inde gencecik bir fidan düşer yere, kimsesizdir, bir başına. Çoklar sokağında bir yalnızdır, ölümünü bekler öylece. Yeğeni şöyle der İsmet Tokgöz’e; “Biraz geç kalsak kimsesizler mezarlığına gömülecekti dayım”

    Tıpkı kendisinin doğduğu yıl öldürülen, öldürülmeden bir sene önce yani 1947’de gazetesine şu satırları yazıp;
    “Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün.”
    Tam bir sene sonra yine aynı şekilde kafasına aldığı darbelerle canice katledilen, cenazesinin 6 ay boyunca yerde kaldığı, sonrasında bir mezarın bile çok görüldüğü Sabahattin Ali gibi. Ya da kendisinden yıllar sonra henüz 19’da “vurmayın, öldüm...” demesine rağmen yine aynı şekilde vahşice dövülerek öldürülen Ali İsmail gibi.

    Rakamlar, seneler, isimler, yaşlar, şehirler değişti ama yöntem hep aynı kaldı.
    Vurdular, öldürdüler ve hiçbir ceza almadılar.
    Tezer Özlü der ya hani, “Burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” diye işte tam o noktada durduk ve sıra kime gelecek diye bekliyoruz. Neyse...


    Arkadaş Zekai Özger, 1948’de Bursa’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT'nin Ankara bürolarında çalıştı. Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost, Yansıma dergileri ve Ulus gazetesinin kültür-sanat sayfalarında şiir ve yazıları yayımlandı.

    Kısacık ömründe iki şey peşini hiç bırakmamıştı. Birincisi ailecek çektikleri yoksulluktu. ‘Tamirat’ adlı şiirinde yaşadıkları yoksulluğu şöyle anlatır;

    “ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi
 bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi
    
inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu
    çünki dönem o dönemmiş
    (...)

    ablalarım kalıntı toplarmış pazardan
    
ağabeylerim buz satarmış
    babamsa memur ayakkabılarının tamiratına
    nefretini yamarmış
    annem bir sabır küpü
    annem bir acı küpü
    acıyla beslemiş yüreğini
    yoksulluğu ve açlığı acıyla doyurmuş
    ve acıyla büyütmüş bebeğini
    acıyla doğurmuş”


    Onu yoksulluktan daha çok etkileyense, 8 yaşındayken yakalandığı ostomyolit adlı kemik hastalığıydı. Bu hastalık onu defalarca ameliyat masalarına yatırmış, aylarca koltuk değnekleriyle dolaştırmış. Sonunda savaşı kazanmış Arkadaş ama sağ bacağı kısa kaldığı için yaralı bir asker olarak çıkmış savaşından. Bu durum onu çok etkilemiş. İnsanların onunla alay etmesi Arkadaş’ın hassas kalbine derin yaralar bırakmış. Bu yaraları da şiirlerinde bariz bir şekilde göstermiştir.
    Ahmet İnam onun için, “Onca acıya karşın, gülümseyen bir şiirdi o” der.

    ‘Kurdeşen’ adlı şiirinde hastalığını şöyle anlatır;
    “Sonrası mı?  sonrası ostomyolit işte
    bir çeşit kemik hastalığı
    sağ bacağı ve sağ bacağa asalak olur
    en çok sağ bacağa
    sekizbuçuk yaşındayken asalak olur
    yirmibirlere kadar birlikte büyürsünüz
    sonra hep birlikte büyürsünüz
    en çok o büyür siz küçülürsünüz
    (...)
    sağ bacağım topaldır benim ve incelmiştir
    onunçin incedir yüreğim
    onunçin aksarım hayata ve denize”


    Bu hastalık onu annesiyle birbirine hiç kopmayacak derecede bağlar. Şiirlerinin en özel yerlerine yerleştirir annesini. Dost dergisinde çalışırken, Sina Akyol’un gönderdiği bir şiirde ‘ana’ sözcüğünü ‘anne’ olarak değiştirir. Nedenini sorduklarında ise, ” ’Anne’ gibi incelikli söylemek varken, ‘ana’ gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun” der. Anne sözcüğünü hep daha ince ve daha farklı telaffuz eder. Beyaz Ölüm Kuşları, Hüzün Mevsimi gibi en duygu yüklü şiirlerinde annesini daima yaşatır. Anne onun için imge ile gerçeklik arasında gidip geldiği bir sözcüktür.

    “mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa 
    mesela annem de yoksa yanımda 
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım
    (...)
    -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana 
    ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana
    yalnızım. bunu hep söylüyorum 
    yalnızım. bunu hep söylüyorum
    (...)
    -ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok 
    içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü”


    Şiirlerinde en çok hüzne rastlarız. Hüznün, sevdanın, kavganın adamıdır Arkadaş. Hem bireysel hem toplumsal şiirler yazmıştır. Toplumcu şiirleri artık ustalık eserleridir.
    Sevgiyi, “Tragedyanın kaynağı, yaşamın kökeni, insanı var kılan umut” olarak tanımlamıştır.

    Şiire sarılmasının nedeni dünyaya kendisini katmak istemesidir. Hayatın kamusallığıyla yaşantısının tekilliği arasındaki gerilimi gündelik dilin olanaklarıyla ortaya koyacağını anlamıştır diyor İsmet Tokgöz Arkadaş için.
    Ki bu tekilliği şiirlerinde defaatle görürüz.

    “sustukça çoğalıyor tekliğim
    ah benim sıska yüreğim
    ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim
    (...)
    tekliğim
    yorgun ve kanadı kırık kuştur
    hüznün yapraklarında gölgelendiği
    (...)
    yoruldum
    değiştirmekten kanını yüreğimin
    ne zaman bitecek
    bu hüzün”


    Turgut Uyar, Attila İlhan, Metin Eloğlu gibi şairlerden etkilenmiştir. ‘Uyarca’, ‘İlhanca’ başlıklı birkaç şiir de yazmıştır. İlhan Berk ve Ece Ayhan’ı, ikinci Yeni’yi en çok bulandıran, negatif yargıya vardıran şairler olarak görmüştür.

    Okumak isterseniz şayet;
    Uyarca; http://www.siirparki.com/azozger14.html
    İlhanca; https://eksisozluk.com/...azma-rehberi--798139

    Aslında onun çoğu şiirini duymuşsunuzdur.
    Mesela ;
    Onur Akın - Çam Kolonyası
    https://youtu.be/NnixlyMR8lY

    Sadık Gürbüz- Pencere
    https://youtu.be/2ZXQKw49ZF4

    Ahmet Kaya - Alnında Dağ Ateşi
    https://youtu.be/ShQy8X6dpcc


    24 Ocak 1971’deki SBF Yurt Baskını sırasında Sinan Kazım Özüdoğru’nun “Arkadaşlar, çıkmak isteyen çıksın, kapıları kapatıyoruz” sözüne karşın yurttan çıkmayan 300 kişi arasındadır Arkadaş. Tabii sonrası yurda silahlı, sopalı saldırı ardından günlerce gözaltı işkenceleri...
    O günü de şiirine yazar Arkadaş; http://www.siirparki.com/azozger1.html

    Kardeşine, “Kötü vurdular, hem de çok kötü” der. Ve iki sene sonra beyin kanamasından gencecik yaşta bir sokak ortasında hayata gözlerini yumar.

    “Ne zaman yayımlasam adını, Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası koyacağım” dediği şiirlerini yayımlama fırsatı olmamıştır Arkadaş’ın. Dergi ve gazetelerde yayımlanan şiirleri ölümünden sonra derlenip önce ‘Şiirler’ adıyla, ikinci basımda ise ‘Sevdadır’ adıyla yayımlanmaya devam eder. 2014’te ailesi son isteğini yerine getirip kitabın adını ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olarak değiştirir ve Arkadaş’ın şiirleri asıl adına kavuşur.


    “Zekai... Arkadaş Özger yani...
    -Tamirat’ın şairi.
    ‘Ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi 
bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi
    inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu’
    diyen Zekai...

    Birlikte yitirdiğimiz
    günleri hayatın
    zalim, sabırsız günleri...
    Hukuğun, SBF’nin, ODTÜ’nün
    falan günleri... onlardan bir gün,
    bir Mayıs günüydü,
    ben, Şevket, Oğuz...
    bir güzel gömdük ince bedenini
    Üstüne çiçek
    ve toprak attık...”
    Sina Akyol

    Ne zaman bu türküyü dinlesem aklıma Arkadaş gelir, Sabahattin Ali, Ali İsmail, öğretmen Aybüke Yalçın ve bu topraklardan gencecik yaşta yok edilen daha nice can.
    https://youtu.be/kwvXXTp8sWc

    İnsanların ırk diye, renk diye, din diye, kim diye ötekileştirilmediği sadece iyi insan ve kötü insan diye ayrıldığı bir dünyaya uyanmak dileğiyle...
  • O bütün rüyalardan uyanmak ancak ölüm ile...
    Ve siz,
    hiç uzak bulamayacaksınız ölümü kendinizden.
    O,
    hiç değişmeyecek rüyalar içerisinde büzülüp kalmaktadır sadece.
    Az, çok az kaldı.
    Ama eğer,
    düşünmekle geçiyorsa zaman, bitecek olan ömrün yası tutulmaz.
  • Bak,Ömür kervanı göçmekte nasıl
    Bitecek zevkle geçen günler ayıl
    Vakit ölmekte ko yarınki gamı
    Sun be saki geçecektir bu fasıl


    Büyükse de isyanım kötülüklerim
    Yüce Tanrıdan umut kesmiş degilim
    Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
    Rahmete kavuşur elbet kemiklerin


    Hayyam!Şarap ile mest isen keyfine bak
    Bir ay yüzlünün yanindaysan keyfine bak
    Dünyanın sonu yokluktur varsay ki yoksun
    Mademki varsın şimdi keyfine bak


    Aşkının uğruna bin türlü melamet çeksem
    Ahdim olsun ki şikayette bulunmam didar
    Su kadar var ki vefa eylesin omrum yalnız
    Cekeyim cevrini ey sevgili ta haşre kadar


    Var mi dünyada günah işlemeyen söyle
    Yaşanır mi hic günah işlemeden söyle
    Bana kötü deyip kötülük edeceksen
    Yüce Tanrı ne farkın kalır benden şöyle


    Bizden daha evvel gittiler ey saki
    Mağrur idiler,gör;bittiler ey saki
    İçmektir asıl gerçek bunu benden duy
    Boştur öte sözler içki ver ey saki


    Tanrı bizi çamurdan yarattığı zamanda
    Biliyordu işimiz dünyada ne olacak
    İşlediğim günahlar hep onun emriyledir
    O halde kıyamette beni niçin yakacak...


    Saki ve satrapsız bu cihan hiçtir hic
    Elbet sesi olmazsa keman hiçtir hiç
    Gordum ki hayatta zevk imiş sermaye
    Maksat budur alemde kalan hiçtir hiç


    Sevgili seninle ben pergel gibiyiz
    İki başımız var bir tek bedenimiz
    Ne kadar dönersem döneyim çevrende
    Er geç baş başa verecek değil miyiz?


    Sağ elimde cam î gulgûn solda kuranı mübin
    Gah helale yoldasiz gahi bize yoldaş haram
    Kalmadık ham ruhlu ama olmadık pişkin hic de
    Biz ne tam bir kâfir olduk ne müslüman i tamam



    Cennette huriler varmış kara gözlü
    Ickinin de oradaymış en güzeli
    Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz
    Bak bir yanda şarap bir yanda sevgili



    Bir elde kadeh bir elde kuran
    Bir helaldir işimiz bir haram
    Su yarim yamalak dünyada
    Ne tam kâfiriz ne tam müslüman


    Yarim somunun var mi?Bir ufak da evin
    Kimselerin kulu kölesi değil misin
    Kimsenin sırtından geçirdiğin de yok ya
    Keyfine bak en hoş dünyası olan sensin



    Ah şu Ömür kitabı işte okundu bitti
    Gönül bahar cağını ne de çabuk kaybetti
    Bir sen kuşum vardı ki gençlik derler adına
    Bilmiyorum ne zaman geldi ne zaman gitti



    Şarap iç bire birdir derde yasaya
    Ne bu dünya kalır ne öteki dünya
    Ne serin ateştir o ne can dolu su
    Çabuk ol bulup icemezsin mezarda


    Severim seni vız gelir eller
    Anlamaz nedir aşk bu eşekler
    Kahraman işidir onu içmek
    Bu şarapta ne var bilemezler



    Ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede
    Hayırmış sermiş birakmisim ikisini de
    Iki dunyayi karpuz gibi önüme koysalar
    Ne birine metelik veririm ne ötekini



    Geçmekte onurumuz evlat içelim
    En son ölüm bize mutad içelim
    Birgün büker bellimizi kahpe felek
    Vermez su içmeye fırsat içelim



    Toprak olup gitmislere sorarsan
    Hayırmış gavur olmussun ha müslüman
    Kimler bu dünyada eğlenmemişse
    Ötekinde yalnız onlar pişman



    Kim görmüş o cenneti cehennemi
    Kim gitmiş de getirmiş haberini
    Kimselerin bilmediği bir dünya
    Ozlenmeye korkulmaya değer mi?


    Cennet olacakmış ne günah var ne yasak
    Gül huri sarap akarsu bal...keyfine bak
    Öyleyse ne korku var  içip sevdikse
    Mademki işin sonunda bu olacak


    Biz aşka tapanlarız müslüman değil
    Cılız karıncalarız süleyman değil
    Biz eskiler giyen benzi soluklarız
    Pazarda sırma satan bezirgân değil



    Gerçek erenlere güzel çirkin hepsi bir
    Sevenler için cennet cehennem hepsi bir
    Kendini veren ha ipekli giymiş ha çul
    Yastığı ha pamuk olmuş ha diken hepsi bir



    Şarap mimarıdır yıkık gönüllerin
    Süzülmüş tertemiz canı üzümlerin
    Neden ser demişler  bu hayırlı suya
    Siz bana su serden üç dört kase verin



    Önce kendine gel sonra meyhaneye
    Kalender ol da gir kalenderhaneye
    Bu yol kendini yenmislerin yoludur
    Cigsen başka bir yere git eğlenmeye


    Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi
    Iki  yüzlü softalari dinlemek mi
    Sarhosla aşık cehenneme  gidecekse
    Kimselerin göreceği yoktur cenneti


    Şarabı götürüp dönsen bir dağa
    Dağ sarhoş olur başlar oynamaya
    Ben ne diye tövbe edecekmisim
    Icimi tertemiz eden şaraba


    Gün doğarken sabah horozları niçin
    Acı acı bağrışırlar bilir misin
    Tan yerini gösterip derler ki sana
    Bir gecen geçti diyor sen nerdesin