1000Kitap Logosu

Ölüm Ne Gerçek Şey

Onur
bir alıntı ekledi.
_(Kara Büyücü, İblis’in Peygamber'inin ilhamları)_
_Abrahadabra; Ra-Horus’un Peygamberi. _Ölüm, köpekler içindir. _Düşkünleri ve mutsuzları ezin. Bu aptal insanların dertlerine azıcık bile endişelenme sakın. _Bir dilenci sefaletini asla gizleyemez. _Lütuf yok. Suçluluk yok. Tek kanun: İstediğini Yap. _Hayvan gibi olma, zevkini incelt. _Her insan bir Tanrı’dır. _Başarı kanıtınızdır, cesaret ise kalkanınız. _Ben sükunetin ve gücün şahin başlı efendisiyim. Benim Nefesim gece mavisi gökyüzünü kaplar. _Işığın kanatlı yılanı Hadit, senin ışığındır! Ben savaşın ve intikamın Tanrısıyım. Ateş ve kan ile kılıçlar ve mızraklarla onurlandır beni. Dövülmüş bir yılan gibi çevik ol ve saldır. Hainleri bulup yok etmelisin. Merhameti bir kenara bırakın; merhamet duyanları lanetleyin! Öldürün ve eziyet çektirin, sakınmayın! Bırak benim adıma kan dökülsün. Kafirleri ezin, onların üzerinde ol, ey savaşçı ben sana onların etini yemeğe vereceğim! Ben onlara sert davranacağım. Ben size bir savaş makinesi vereceğim. Onunla halkı dağıtacaksınız ve hiç kimse size dayanamayacaktır. Pusuda bekleyin! Geriye! Üzerlerine! Bu galibiyet mücadelenin kanunudur. Böyle gelsin benim gizli evime olan hürriyet. Ra-Hoor-Khu seninle. _Fazla da konuşma! Seni aldatacak ve üstüne çıkmaya çalışacak olanları da hiç acımadan ve merhamet etmeden yok et. Onlardan daha ölümcül ol! Onların ruhlarını çek aşağıya korkunç azaplar için, korkularına gül ve tükür onlara _Hiçbir şeyden korkmayın, ne insanlardan ne kaderden ne de tanrılardan, herhangi bir şeyden korkmayın. Paradan korkmayın ne aptal halkın gülüşlerinden, ne de gökyüzünde, yerde veya yerin altında olan herhangi bir güçten. Nu sizin sığınağınızdır, Hadit’in ışığınız olduğu gibi ve ben kollarınızın kuvveti, gücü ve kudretiyim. _Tüm tanrılara ve insanlara karşı. Lanetle onları! Lanetle onları! Lanetle onları! Şahin başımla çarmıhta asılı duran İsa’nın gözlerini gagalarım . Kanatlarımla vururum Muhammedin yüzüne ve onu kör ederim. Pençelerimle Hintli, Budist, Moğol ve Din’in etini sökerim. Tekerleklerle lekelenmemiş Meryemi yırtarım; onun arzusundan dolayı tüm namuslu kadınlar aranızda tümüyle saygılarını yitirsinler _Kızıl hatun sakınsın! Onun kalbine merhamet, pişmanlık ve acıma geldiği zaman! Eğer o eserimi terk eder de eski tatlılarla oynarsa, o zaman intikamım gelecek. Ben onun çocuğunu ezerim, onun kalbini yabancılaştırırım ve ben onu insanlardan uzaklaştırırım. Yerlerde sürtük bir fahişe gibi dar, karanlık ve ıslak sokaklarda sürünsün ve soğuktan ve açlıktan ölsün. _O sesli ve asi olsun! O mücevherlerle ve zengin kıyafetlere bürünsün ve utanmaz olsun tüm insanların karşısında. O zaman onu kudretin en yücesine yücelteceğim. Sonra kendime bir çocuk doğurtacağım, dünyadaki tüm krallardan daha güçlü. Onu mutlulukla dolduracağım _Korkusuzlar ve onurlular, kral gibi olanlar ve yüceler, sizler kardeşsiniz! Tüm korkakları hor görün, dövüşten korkup bunun yerine oyun oynayan meslek askerleri de, tüm aptalları hor görün! _Ben yılanım, bilgi ve mutluluk veren ve yansıyan parlaklık, ben insanların kalbini sarhoşluğa götürürüm. Bana hürmet için şarap alın ve gizemli uyuşturucular. Peygamberinizin bahsedeceklerinden ve onlarla sarhoş olun. Onlar size asla zarar vermesin. Onlar bir yalandır, kendinize karşı bir aptallık. Masumiyetin gösterişli bir yalanıdır. Güçlü ol ey insan! Duyguların ve bolluğun her şeyinden zevk al ve mutlu ol! Korkma, seni herhangi bir Tanrı bundan dolayı reddedecek diye. _İleri, ileri, benim gücümle hiçbir şeyden geri dönmeyin. _Peygamberimi dinleyin! Benim bilgimin yargılarını uygulayın! Sadece beni arayın! O zaman benim sevgimin mutluluğu sizi bütün acılardan kurtaracaktır. _Ölüm, köpekler içindir. Düşmüş köpekler lanetli ve ölü olsun! Amen. Mutsuzları ve zayıfları ezin. Bu kudretli olanların kanunudur, bu bizim kanunumuzdur ve bu dünyanın mutluluğudur._Düşmüş olanlara merhamet duyma! Ben onları asla tanımıyorum. Ben acıyandan ve acınandan da nefret ederim. Ben bir’im ve fethederim. Başarısız mısın? Pişman mısın? Kalbinde korku mu var? Ben nerdeysem, orada bunlar yok. _Bu aptal insanların dertlerine azıcık bile endişelenme sakın! Onlar az hisseder ama siz benim seçilmişlerimsiniz. _Siz halka karşısınız, Ey seçtiklerim. _”İstencini yap” tek kanun budur. Kanun sevgidir, istencin altında olan sevgi. _Ben sevgi için bölündüm, birleşme ihtimalinin olması için. _Ben kusursuzum, var olmadığım için. _Hiçlik, kanun için gizli bir anahtardır. _Merhamet kralların yüküdür. _Hayvan gibi olma, zevkini incelt. Eğer içiyorsan sanatın doksan ve sekiz kurallarına göre iç. Sevişirsen şevkatini aş ve eğer mutlu bir şey yaparsan, bırak orada özgürlük olsun. _Bir dilenci sefaletini asla gizleyemez. Siz, olduğunuz gibi olmalısınız başka değil. Onun için dünyanın kralları her zaman için kral olacak; köleler hizmet edecektir. Ama orada maskeli olanlar var, benim hizmetçilerim! Oradaki kölenin bir kral olma ihtimali var. Bir kral kıyafetini istediği gibi seçebilir; herhangi kesin bir sınav yoktur. Onun için dikkatli olun! Herkesi sevin, belki aralarında bir kral saklıdır. Böyle mi konuşursun? Aptal! Eğer o bir kral ise, onu asla yaralayamazsın. _Selamlarım Senin varlığını, Ey Ra-Horus! Ey yüce. Senin nefesinin gücüne taparım. En yüce korkunç tanrı: Sen ki tanrıları ve ölümü önünde titretirsin. Sana şarkıda taparım _Senin ışığın içimde olsun ve onun kırmızı alevi bir kılıç gibi elimde, senin düzenini yaymak için. Işık benim, ışınlar yutar Beni: ben gizli bir kapı yaptım Ra ve Tum’un evine Yıldız parıldayışını göster ey Nuit! Bırak senin evinde oturayım, Ey ışığın kanatlı yılanı Hadit! _Aptal bu kitabı okur ve yorumunu ve hiçbir şey anlamaz. _Her erkek ve her kadın bir yıldızdır. _Yardım et bana, ey Teb’in savaçı kralı, insanlığın çocukları önünde soyunmamda. _Benim hizmetçilerim az ve gizli olsun: onlar da çok ve bilinenlere hükmetsin. _Sonsuz mekanın seçilmiş rahbi ve havarisi Prens Therion’dur ve onun kadınına, kızıl hatun olarak isimlendirilen, bütün kudretler bahşedilmiştir. Onlar çocuklarımı sürülerine toplayacaklar. Onlar, yıldızların görkemliliğini insanların kalplerine götürecekler. _Tanrı ve tapanları için ben hiçliğim. Onlar beni göremezler. Onlar yeryüzündeymiş gibiler; Ben Sema’yım ve orada başka bir tanrı yoktur ben ve kralım Hadit’ten başka. Zira ben sonsuz mekanım ve içindeki sonsuz yıldızlarım, siz de aynısını yapın. _Ey Nuit, semanın ebedi olanı, bırak her zaman öyle olsun ki, insanlar yine de senin hakkında bir olarak değil de hiç olarak konuşsun ve bırak senin hakkında hiç konuşmalarına izin verme, çünkü sen sonsuz olansın. _Amaç ile lekelenmemiş, sonuca ulaşma arzusundan arınmış saf istenç her haliyle kusursuzdur. _Kanatlarınızı takın ve içinizdeki dolanmış ihtişamı uyandırın: Bana gelin! _Ben dünyada hayal edilemeyen mutluluklar veririm: Barış, sükun ve çoşku ve bunun için hiçbir kurban talep etmem. Bana şehvetli bir aşk şarkısını söyleyin! Benim için parfümler yakın! Benim için mücevherler takın! Benim için içiniz, çünkü sizi seviyorum! _Ben güneş batışının mavi-peçelenmiş kızıyım; ben arzu dolu gece gökyüzünün çıplak parlaklığıyım. Nuit’in tezahürü bir sona varmıştır. _Ben Hadit, gelinim olan Nu’nun iltifatıyım. _Uzayda ben her yerde merkezim, o ise hacimdir hiçbir yerde bulunamayan. _Ben tekerleğin direğiyim ve dairedeki küp. “Bana gelin” aptalca bir sözdür: zira gidecek olan benim. _Bak! Bunlar derin sırlardır. Benim dostlarım da var. Onlar Münzevidir ama zannetmeyin ki onları ormanlarda veya dağda bulabilesin; onları mosmor yataklarda etraflarında güçlü organlar ve gözleri ateş ve ışık saçan ve hacimli alevli saçları olan müthiş dişi yaratıklar tarafından sevilirken bulursunuz onları orada. Onları yönetirken göreceksiniz, başarılı ordularla, bütün mutluluklarla ve bu onlar için bir mutluluk olacaktır, bundan bir milyon defa daha büyük. Birbirinize karşı her tür zararlı güç kullanımından sakınınız, Kral’a karşı Kral ! Yanan kalplerle birbirinizi sevin, kendi vahşi onurunuzla ezin aşağı insanları, kızgınlığınızın gününde. _Eğer İstenç durup “Neden” diye bağırıp “Çünkü”yü çağırırsa, o zaman iştenç olduğu yerde durur ve hiçbir şey yapmaz. “Çünkü”den yeter artık! O bir köpek gibi lanetli olsun. _Usluluk da bir yalandır, zira bir etken vardır ki, sonsuz ve bilinmeyen ve tüm kelimeleri yamuk. _Evet Kutlayın! Mutlu olun! Bunda bir korku yok! Çözülme var ve Nu’nun öpücükleri içinizdeki sonsuz vecd. Her gece Nu için bir kutlama ve en büyük coşku için. _Bir peçe vardır, bu peçe siyahtır. Bu sakınmış kadının peçesidir; hüznün ve ölümün örtüsüdür, bu benden değildir. Yırtın aşağıya yüzyılların yalancı hayaletini. Ahlaklı kelimelerle yüklerinizi örtmeyin, bu yükler benim hizmetimdir. Sizler doğru yapıyorsunuz ve ben sizi bunlardan dolayı ödüllendireceğim. _Korkma, ey Peygamber. Bu kelimeler konuşulduğu zaman sen pişman olmayacaksın. Sen hala benim seçilmişimsin ve kutsanmış. Ama ben seni hüzünlüğünün maskesiyle örteceğim, seni görecek olanlar, senin düştüğünü zannedip korkacaklar, ama ben seni yücelteceğim. _Onlar “Çünkü”nün köleleridir, onlar benden değildir. Cümle işaretlerini nasıl istersen, kelimeler? Onların stilini ve tarzını asla değiştirme. _Sen şehvetli nefes alışının bolluğu içinde bitkinsin, nefes vermek ise ölümden tatlı, cehennem kurdun sevmesinden bile hızlı ve neşeli. _Ey! Biz üstündeyiz, bolluğunuzun hepsi üzerinde. Kutsan! Ra-Hoor-Khu’nun peygamberi! Şimdi cezbet! Şimdi bizim ihtişam ve güzelliğimizle gel! Gel bizim şehvetli barışımızla ve Krallar için tatlı sözler yaz. Ben efendiyim, sen ise kutsal seçilmiş olan. Yaz ve yazmakla coş! Gel! Kalbini yücelt ve cezbet! Biz biriz, biz hiçiz. Baygınlığa düşme lezzeli öpücüklerden dolayı. _Hadit’in gizlenişinin sonu ve kutsama ve tapınma, sevgi dolu yıldızların Peygamberine olsun. _Vahyin Tablosunu kendin al, onu gizli tapınağa yerleştir ve o senin için ebediyen kıblen olsun. O asla solmayacaktır, ona gün be gün mükemmel renkler geri dönecektir. _Ben Teb’in efendisiyim ve ben Mentu’nun ilhamlandırılmış habercisiyim: Benim için peçeli gökyüzü peçesini açar kendi kendini vurmuş Ankh-af-na-Khonsu Sözleri gerçek olan, ben çağırırım. ___________ _Yasa Kitabı’nda Crowley, kendisine Kahire’de Aiwass adındaki kutsal bir varlık tarafınca dikte ettirildiğini iddia ettiği kuralları yazıya döküyor. Kurduğu Thelema diniyle müritler toplayan yazar, sıradışı büyü öğretileri ve dini ritüelleriyle yaşamış en büyük okültistler arasında kendine yer buldu. ___________ __Aleister Crowley__ (1875 - 1947) İngiliz okültist _Kara büyücü, şeytan’ın oğlu, yazar, mistik, satranç ustası, şair, ressam, astrolog, seksomanyak, falcı, dünyanın en kötü üne sahip adamı. O, Thoth'un Kitabının 'Şeytanı'dır ve amblemi, gizemli mükemmelliğin hiyeroglifi olan BAPHOMET'tir. _Zengin ve aşırı dindar bir ailenin oğlu olarak 23 yaşında Altın Şafak Cemiyeti'ne üye olmuş, sonrasında hemcinsleri ile olan ilişkileri yüzünden 'sapkın' kategorisinde değerlendirildiği için cemiyetten atılmıştır. Günümüz satanizminin temellerini atmış, yaptığı çalışma ve büyülerle sayısız katliama sebep olmuştur. Yaptığı kanlı ayin ve kara büyüleriyle 20. yüzyılın şeytanı olarak anılmıştır. 14 yaşında evin hizmetçisine tecavüz ederken annesinin yatağında basıldı. Crowley'e yardım ettiği düşünülen Pauline Pierce, kocasının kollarına döndükten sonra 1925'te Barbara adında bir kız doğurdu. Ve Barbara sonradan ABD başkanı seçilecek olan George H. W. Bush ile evlendi. _Kendisinden sonra gelen ve psikodelik (halisünojen) uyuşturucularla bilimsel metodu kullanarak deneyler yapan Dr.Leary'nin de habercisi gibiydi. Annesi, Asi oğlunu canavar diye çağırmaya başlamıştı. Onun gerçekten İncil´in Vahiy Bölümü´ndeki "Şeytan" veya "İsa Karşıtı - Mehdi" olduğuna inanacaktı. Adını Aleister olarak değiştirdi. Bunu yapmasının nedeni babasına duyduğu nefretti. Tutuculuğa karşı olan isyanı ve dışlanmanın getirdiği katılaşma onun tüm yaşamında kalkanı olacaktı. Eşini içe dönük buluyordu ama Rose birden öteki dünya ile ilişkiye girdiğini söyleyerek, ruhsal yazılar yazmaya başladı ama Crowley kuşkuluydu. Rose ısrarlıydı, hayati önem taşıyan ruhsal bir mesajı dünyaya aktarma görevinin Crowley´e verildiğini ve buna hazırlanması gerektiğini söylüyordu. Ve olay sürdü, gitti. Crowley artık ikna olmuş ve de hazırdı. Crowley, eski dönemlerde tapılan Sümer tanrısı Shaitan (Şeytan)´ formuna inanıyordu. Ama, Hıristiyanlar, sonraları bunu yanlış anladılar ve temel ilke olarak bu tanrının insanlığa düşman olduğunu sandılar. İlk çağlardaki Mısır çöllerinin Tanrısı Seth´e de böyle tapılıyordu. Crowley´e göre, bu tanrı insanlığın en önceki gerçek ilk tanrısıydı. Yeni bir ruhsal boyuta ulaştığını açıkladı. Kendisinin Kelley´in yeniden doğmuş ruhu olduğunu iddia etti. Mısırlı tanrılar ona kadın formlarında görünmüşler ve ulaştığı düzeyi tebliğ etmişlerdi. Kendini Tarot´daki gibi, "Baş Rahip" olarak görüyordu. Görevi İnsanlığın bir aşamadan ötekine geçişinde sırları açığa çıkarmaktı. Lanetli olduğunu düşündükleri için hiçbir doktor muayene etmeye yanaşmadı. 23 yaşındayken kendini asarak intihar etti. _Aleister crowley oğlunu, aleister Attaturk olarak çağırır. _Modern ahlak ve terbiye biçimleri, bütün doğal içgüdüleri bastırıyor, insanları doğa hakikatlerine karşı cahilleştiriyor ve onları gülyabani öyküleri üzerinde kavga eden sarhoşlar haline getiriyor. _Doğrunun standartları yoktur. Etik bir zırvadır. Her yıldız, kendi yörüngesinde ilerlemelidir. Ahlaki İlke'nin canı cehenneme. _Şeytan, tarihsel olarak, kişinin kişisel olarak hoşlanmadığı herhangi bir insanın Tanrısıdır. Bu yılan, SATAN, İnsanın düşmanı değildir. _Dünyanın vicdanı o kadar suçludur ki, her zaman sapkınlıkları araştıran insanların kafir olması gerektiğini varsayar, tıpkı cüzzam konusunda çalışan bir doktor cüzzamlı olmalıymış gibi. Nitekim, bilimin sitem olmaksızın herhangi bir şeyi incelemesine ancak son zamanlarda izin verildi. _Bir tanrının gözünde insanlık, kendilerini cana yakın bir kültürde bulduklarında çoğalan ve giderek öldürücü hale gelen ve onları kısırlaştırmak için uygun önlemler alınır alınmaz etkinlikleri tamamen yok olana kadar azalan bir bakteri türü olarak görünmelidir. _Kabaca konuşursak, enerjisi ve coşkusu olan herhangi bir adam, bu görüş ne kadar saçma olursa olsun, bir yıl içinde en az bir düzine kişiyi kendi görüşüne getirebilmelidir. Her gün siyasette, iş hayatında, sosyal hayatta geniş kitlelerin, bazen birkaç gün içinde en devrimci fikirlere kucak açtığını görüyoruz. Sorun onları doğru şekilde ele geçirmek ve zayıf noktaları üzerinde çalışmak _Yaşam sevinci, kişinin enerjilerini kullanması, sürekli büyümesi, sürekli değişmesi, her yeni deneyimin keyfini çıkarmasıdır. Durdurmak basitçe ölmek demektir. İnsanlığın ebedi hatası, ulaşılabilir bir ideal oluşturmaktır. _Aşk hikayeleri sadece ergenlik çıldırmışlığı içindeki insanların tesellisine uygundur. Hiçbir sağlıklı yetişkin insan, fizyolojik tedirginliğini belirli bir kişinin yardımı ile tatmin edip edemeyeceğini gerçekten umursayamaz. _Tüm büyülü Ritüellerin nesnesinin tek bir ana tanımı vardır. Mikrokozmosun Makrokozmos ile birleşmesidir. Bu nedenle Yüce ve Tam Ritüel, Kutsal Koruyucu Meleğin Yakarışmasıdır veya Mistisizm dilinde Tanrı ile Birliktir _Evren hakkındaki gözlemim beni, insan olarak tasavvur edebileceğimiz her şeyden çok daha yüksek kalitede zeka ve güç varlıkları olduğuna, bunların ille de bildiğimiz beyin ve sinir yapılarına dayanmadıklarına ve tek ve tek olduğuna ikna ediyor. İnsanlığın bir bütün olarak ilerleme şansı, bireylerin bu tür varlıklarla temas kurmasıdır. - _Başkalarının işine bu cahilce karışmaya bir kez olsun son vermemiz gerekiyor. Her birey kendi yolunu takip etmekte özgür bırakılmalıdır. Ateşini yarattığımız ve ona geri döneceğimiz Yıldızlar Bölüğündeki gizli ve tarif edilemez bir Lord'a ve bir Yıldız'a ve onun adına Kaos'un yegane galibi Kaos adına bir Yaşam Babası, Gizemin Gizemi'ne inanıyorum. Yeryüzündeki Güneş ve tek bir Havada nefes alan her şeyin besleyicisidir. Ve tek bir Dünya'ya, hepimizin Annesine ve tüm insanların doğurduğu ve orada dinlenecekleri tek bir Rahime inanıyorum, Yanmış bir çocuk yangından korkar. Kişinin çevresine uyum sağlama bir tür hayatta kalma sağlar, ancak sonuçta, en büyük zafer yalnızca, dünyadaki hiçbir gücün onları yok edemeyeceği kadar çok daha sert şeylerle kendilerini kanıtlayanlar tarafından kazanılır. Gerçekten tarih yazanlar şehitlerdir. Ustalığın Yolu tüm kuralları çiğnemektir, ancak bunu yapmadan önce onları mükemmel bir şekilde bilmeniz gerekir, aksi takdirde onları aşacak konumda olmazsınız ____________
3
Murat Ç
Otoban'ı inceledi.
64 syf.
·
1 günde
·
9/10 puan
Bir Yalanı Yaşıyoruz Gerçek Sandığımız Dünyada
"Cehenneme giden yolda hızınızı artırmanız önemlidir." #146117038 500 sayfalık romanların veremediğini 64 sayfalık bir kitap verebilir, hem de öyle bir verir ki, düşünceden düşünceye savrulur durursunuz. Hayatın anlam arayışını sürekli bir şeylere yıkmaya çalışırız, kendimizde olmayan ne varsa başkasında bulur onun peşinden koşarız, aslında peşinde koştuğumuz şey sahip olmak isteyeceğimiz şey değildir, kendimizde olmayanı başkasında bulma eğilimidir, buluruz da, buluruz bulmasına da nasıl? Klasik bir yaklaşımdır ve doğrudur da, sevdiğimiz kişinin kendine has özelliklerini severiz, sonrasında o özelliklere düşman olur, kısıtlamaya, hatta beğenmemeye başlarız, herkes için geçerli olmayan bir durum olsa da büyük oranda süreklilik arz eden bir durumdur, peki bu süreden sonra ne olur? Olan şey sabır ve ötelemedir, sabretmedir, alttan almadır, geçiştirmedir, bir yere kadar, bazıları bunu yıllarca götürebilir, bazıları ise günlerce, saatlerce, belki de dakikalarca ancak dayanabilir, gerçekliğin peşinde koşmayan her insan aşk üzerinden katlanır bu duruma, aşk dediğimizin kimyasal bir konu olduğunu biliriz, kalbimizin de kalp diye çizdiğimiz ya da emojiler saçtığımız şekilde olmadığını biliriz, kalpten sevmek sözünün de gerçek, organik bir kalp olmadığını biliriz ama bunun bir önemi yoktur, yürekten sevmek, kalpten sevmek, sevmek gibi sevmek, adam gibi sevmek falan filan, bu konuların üzerinden gerçeği sürekli öteleriz, ilişkiler her daim fırtınalıdır, bazen çiftler bazen de çiftlerden birisi bu fırtınaları meltemlere çevirir, bir tsunami yaratmamak adına oynar oyununu, yeter ki kopulmasın, yeter ki devam edilsin yeter ki önceki günün güzelliği devam etsin, ister ki yalanın su katılmamış gerçekliğiyle karşılaşmasın, yalan yalan gibi kalsın, tiyatro oyunu gibi oynansın, günümüz dostlukları, arkadaşlıkları da böyledir, ilişkilerde bundan farklı değildir. Çiftlerin biri bir diğerine daha fazla önem verir, bu önem aşağılanma karşısında bile tökezlemez, önem veren köpek gibi sevmeye, her şeye katlanmaya devam eder, devam eder çünkü kopmak istemez, çünkü sevdiğini sandığı kişinin varlığı onu mutlu eder, onu mahvetse de, öldürecek duruma getirse de vazgeçmek istemez, inanır ona, gözünün önünde aldatsa dahi gördüğüne değil, kendisini inandırmaya meyilli olduğu şeye inandırır, yazdığı mesajı görse kabullenmez, belki de bir başkasıyla videosunu izlese yine inanmaz, kendi montajını montajlar hayatına ta ki hayat ona montajlayana kadar. Bir kabulleniştir yürür gider, hayatın toz pembeliği değil, bok çukurunun içinde zifirdir aslında ama ona cennettin şarap bahçeleri gibi gelir, -varsa, yoksa da önemli değil, hayal etmesi yeterlidir, onun için ilişki bu şekilde devam eder, hatta daha da ileri gider, dayak yer yine vazgeçmez, sevmiştir, sevdik be abi gibi bir durum vardır ya hani köpek gibi sevdik, bunun izinde devam eder, aldatılır, bunu bile kabullenir, ne olmuş ki, dönüp dolaşmış ona gelmiştir, hatta aldattığı kişiden çocuğu olacaktır, bunu bile kabul edebilir, sen, ben ve bebek, biz varızdır, hangi biz lan? Biz yoktur, parça parçadır, duvara fırlatılmış bir bok gibidir ama yalanı gerçek gibi yaşayan insanın kabullenebileceği şey değildir, gerçekleri kabul etmek ya da gerçeği anlamak, gerçeklik üzerine yaşayabilmek kolay değildir, inanları yaşamda tutan gerçekler değildir gerçeklerin yalanlaştırılmış halidir, a haber gibi düşünün, öyledir hayat, gerçeğe katlanmak, gerçeklik üzerinden ilişkiyi yürütmek kolay değildir, bugün nasılım? Harikasın! Hayır, bok gibisin ama söylemiyorum işte, bildiğin bok gibisin, söylemek, o boku suratına çarpmak isterdim ama yapamıyorum, kırılırsın, parçalanırsın, tıpkı o bok parçasının duvarda parçalanması gibi, paramparçadır insanların hayatları, sosyal medya hayatları, ev hayatları, iş hayatları, okul hayatları derken bölünür de bölünür, parçalanmak dedim ya, her türlü parça parçadır insan, topla toplayabilirsen ama toplayamazsın, sokağa çıktığımda insanlara bakarım, bir yalanı nasıl yaşadıkları yalan dolu suratlarından bellidir, pek azını anlayamam, belli etmezler, kimileri çok iyi oyuncudur, kimileri ise rol yapmaz, nettir, heh işte o insanı bulmak zordur, bulduğunda mutlu mu olursun, hayır, gerçeği yüzüne çarpan insanı bulup mutlu olan insan var mıdır, pek sanmıyorum, -ben bana katlanmazdım, bu vesile ile kendimi gerçekçi ilan etmiş oluyorum-, katlanabilitesi zordur, -böyle bir kelime var mıydı?- pek katlanılmaz, o yüzden bir taraf toz pembeyi bir tarafta acı kahveyi temsil etmelidir, bunun ortasını bulup, dürüstçe yaşayabiliyorsan ne mutlu, yok yaşayamıyorsan, çöp hayatlara hoş geldiniz tabelasını boynunuza asma vaktiniz gelmiştir, ki birçok kişinin hayatı çöp gibidir ama varlığı ile neşelendirdiği dünyaya gelmiş olması vesilesiyle, kutsal varlığa, yani insan bedenine hakaret etmek istemeyiz, Tolkien ve Frodo diyaloğu aklımıza gelir hemen, “Yaşayan pek çok kişi ölümü hak eder. Ölülerden bazıları da yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile her sonucu bilemez” ama önemli olan Bilbo gibi cevap verebilmektir, “içinizden en az yarısını, arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum; ve yarınızdan azını hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum.” Bu bile yeterli değilmiş aslında. Hayatımızın belirli kısmına pek müdahale edemeyiz, ettiğimizi sandığımız kısmına da kısmi bir müdahale söz konusudur, onu da pek beceremeyiz, bizden büyük şeyler vardır, biz karar veren mercii değil, karar verileni uygulayan kişileriz, vardır göklerden dokunan bir el pek anlamayız, kader der geçeriz ya da kabul etmeyiz yazarız tarihi en baştan, daha da bok olur ya neyse,,, Gerçekten hayatın neresindesiniz siz kitaplara sığınanlar, gerçekten sığındığınız yerde misiniz? Gerçekten olduğunuzu sandığınız, yaşadığınızı düşündüğünüz yerde misiniz? Yoksa bir yalanın ya da yalancının peşinden koşanlar mısınız? Günü yaşadığınız hayatlarınızla bu hayatın neresinde olduğunuzu, ilişkilerinizi, dostluklarınızı hiç sorgulama zahmetinde bulunabiliyor musunuz, gerçekten organik olmayan mecaz anlamında kullandığımız yürek kendinizde var mı, yaşadığınız yalanı itiraf edebiliyor musunuz, yoksa kendi yalanınıza inanmış bir vaziyette hayatınıza devam mı ediyorsunuz? Sırf sevdiğiniz için, karşıdaki kişinin tüm zorbalıklarına maruz mu kalıyorsunuz? Sosyal medyada takipçi sayınız az diye takipçisi çok olanın size yanlış gelen yanlışına ses çıkaramıyor musunuz? Sizi aldatanlara katlanıyor ya da sürekli affediyor musunuz? İnsanları kırmamak için fanusun içine gömdüğümüz kafanızla kendinizi her gün paramparça edip, artan yalanlara kendinizi mahkum mu ediyorsunuz? Gerçekten soruyorum, hayatın neresindesiniz? Bir sorgulayın, iyi gelebilir, gelmeyebilir de, ayrı mı, bitişik mi? Kitap neyi mi anlatıyor, böyle bir yalanı deşiyor işte, satır satır, paragraf paragraf, bir evliliğe ve evliliğin içindeki yaşama ya da yaşamlara… "Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Başarısızlıklar, hayal kırıklıkları ve acının da olduğu..." #146125922
Otoban
6.0/10
· 2 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
20
Abyss
The Ring'i inceledi.
54 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Az önce bu kitabı okuduklarıma kaydettiğimi farkettim. Dolayısıyla bu kadar çok sevdiğim bir kitap için bir şeyler yazmasam olmaz. Kaydettiğim derken, hazırlık okuyanlarınız bilir, hazırlıkta bir çok kitap okuturlar ama hepsini buraya işaretlemeye layık görmedim. Zira amaç İngilizce'yi geliştirmek olduğu için bazılarının kitap olarak pek bir değeri bile olduğunu düşünmüyorum. Elbette içlerinde oldukça iyi kitaplar da vardı. Bu kitap çok güzel gelmişti bana (liseye yeni başlamış bir genç olarak düşünün kendinizi). Çünkü o zaman aşkı gerçek sanıyordum. Ütopik bir dünyam vardı. Şu an klavyenin başında kelimelere hükmetmeye çalışan distopik adamdan eser yoktu. Ne insanları tanıyordum çok fazla, ne de çok fazla kitap okumuştum. Bir hayale dalar gibi girmiştim kitabın içine. Aşk için insan neler yapabilirdi onu görmüştüm kitapta. Hemen ardından gizli kapaklı bir ihanet, intikam, ölüm ve vicdan azabı... Genç bir insan için ne kadar ağır yüklerdi onlar. Oysa insan ömrünü yarılayınca görüyor ki bunlar insanlar için atasporu. Aldatmak her yerde, ihanet, intikam, ölüm adım başı karşımızda. İnsanların içindeki kötülük çoğu zaman iyiliğe galip geliyor. Yani kısacası bu kitabı okuduğumda genç aklıma ve yüreğime ağır gelmişti. Demin de dedim ya, ne fazla şey görmüştüm henüz, ne de fazla kitap okumuştum. Belki de çok beğenmem bundan kaynaklanıyordu. Bazen tekrar okusam mı diyorum. Ama ben artık o ben değilim ki. O yüzden tekrar okumaktan vazgeçiyorum hep. Zira dimağımda kalan tat bozulacaktır eminim. Dolayısıyla İngilizce öğrenmeye çalışan genç arkadaşlarıma öneririm. Yanlış hatırlamıyorsam seviyesi kolay bir kitaptı (stage 3 falan). Keyifli bir okuma diliyorum.
The Ring
8.0/10
· 8 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
15
Şeymanur
bir alıntı ekledi.
sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler yalan her şey gibi aşklarınız da. yaşamı ölüm diye anlatıyorlar size yalanı gerçek diye. ne leylakların tomurundan haberiniz var ne önünüzden kara bir tabut gibi geçen geceden. sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler yalan aşklarınız da.
17
Sevgican
Günübirlik Hayatlar'ı inceledi.
208 syf.
·
4 günde
Şu an yaşıyorum ve önemli olan bu. Hayat geçici. Her zaman, herkes için.
Irvin D. Yalom ve Günübirlik Hayatlar Önsözden: "Hepimizinki günü birlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.." Marcus Aurelius _ Kendime Düşünceler Türünde okuduğum ilk kitaplardan sayılır Günübirlik Hayatlar ve Irvin D. Yalom' dan da okuduğum ilk eser.. Nietzsche Ağladığında okuma listemde olan kitabıydıydı. Yazarı tanımadan bu kitaba giriş yapmak istemedim. Kendime yazarı tanımak ve psikolojiye giriş yapmak için yol haritası çizerek Günübirlik Hayatlar ı okudum. Günübirlik Hayatlar kitabı Irvin D. Yalom’un psikoterapi seansları sırasında karşılaştığı gerçek 10 öyküden oluşmaktadır. Öykülerin gerçek olması kitabı çekici kılmaktadır. Bu öykülerin ortak noktası hastaların gerek bilinç düzeyinde gerekse bilinçaltında var olan ölüm temasıdır.  Çözümlenmemiş yas süreçleri, ölümcül hastalığı olan ve ölüme kadar olan süreci yaşarken destek olanlar, ikili ilişkilerin de problem yaşayanlar, geçmişle problemi olup günlük ve sosyal hayatlarına uyum sağlayamayanlar öykülerin diğer teması olarak görülüyor. Bu kitabı okurken hastaların belli bir sosyo- ekonomik seviyede olduğunu farkediliyor. Doktorla terapi seanslarında direnç gösterenler, inkar ceketlerini çıkarmayanlar, terapiye devam etmeyenler vb gerçekçiydi. Diğer bir konu ekonomik seviyesi düşük olup sean ücretlerini ödeyemecek olan hastalarla seanlara devam edebilmek için buldukları çözüm tekniği de ilginçti. Karşılıklı sean özeti aktarımı.. Bu yöntemle hastalardan gelen sean özetleri ile ve aynı seansa ait kendi özeti, sonrasında Irvin D. Yalom "Her Gün Biraz Daha Yakın" eserini teması oluşturuyor. Aynı seansı doktor ve hastası bağımsız resmediyorlar. Bu teknikte yazılmış olan kanser hastasının duygu aktarımı kitapta kalbime dokunan en güzel öykülerden biriydi. Irvin D. Yalom kendi özeleştirisini de yapıyor. Seans sırasında izlediği doğaçlama teknikler bazen terapiyi yükseltirken, bazen de ters tepki verebiliyor. Bu konu ile ilgili bir terapi seansından sonra söylediği " Biz terapistler, çalışmalarımızda ince bir ayarı tutturabilmek ve hedefi gözünden vuran birer ampirist olmak için uğraşır dururuz. Has­tamızın bağlanma öyküsündeki veya DNA dizilimindeki bozuk kısımları tamir edebilmek isteriz. Oysa çalışmalarımızın gerçekliği bu modele uymaz ve genellikle, hastalarımızla çıktığımız keşif yolculuğunda doğaçlama yapmak zorunda kaldığımızı fark ederiz. Eskiden bu duruma sinir olurdum ama şimdi, altın çağım dediğim dönemde, insan düşüncesinin ve davranışının ne kadar öngörülemez ve ve karmaşık olduğuna hayret ederken, kendi kendime sessizce ıslık çalıyorum. Şimdi, belirsizliğin karşısında titremiyor, her şeyin belirli olduğunu varsaymanın kibirden ibaret olduğunu görebiliyorum. Şu an emin olduğum tek bir şey varsa, o da içten ve sıcak bir ortam yaratabildiğimde, hastalarımın, ihtiyaç duydukları yardıma, çoğu zaman tahmin bile edemeyeceğim müthiş yollardan erişeceğidir. " Hastaları ile iletişiminde seanlar sırada yaptığı hatalardan da açık yüreklilikle söz etmesi kişiliği hakkında fikir veriyor. Günübirlik İlişkiler kitabı psikolojik terim ve tanımlardan uzak bir kitap.. Olay örgüsü akıcı.. Kimi öyküler sarsıcı.. Pek çok kazanım çıkarmak mümkün.. Ben bu kitabı okuduktan sonra yazarın diğer kitaplarını ve "Kendime Düşünceler-Marcus Aurelıus" okuma listeme aldım. Okuma eksenin biraz yön değiştirdi gibi oldu. Kitabı önsözünde yer alan ve son öykü "Günübirlik İlişkiler" de terapi sırasında hastanın hayata bakış açısını değiştiren Marcus Aurelıus sözü ile incelemeyi bitiriyorum. "Hepimizinki günü birlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın..." "Her şeye dair anılar , sonsuzluk uçurumunda süratle gözden yitiyor . " “Fikriniz olmazsa, ‘zarar gördüm’ diye bir şikayet olmaz; ‘zarar gördüm’ diye bir şikayet olmazsa zarar da olmaz.” “Yargıları kesip atarsan kurtulursun. Bunu kim engelleyebilir ki?” “Her şey düşüncenin verdiği biçimi alır. Ve düşüncenizin kontrolü sizin elinizdedir. Dolayısıyla yargılarınızı ortadan kaldırmaya karar verdiğinizde huzura kavuşursunuz. Tıpkı, burnu dolaşan bir denizcinin sakin sulara, dalgasız bir koya erişmesi gibi.” "Şu an yaşıyorum ve önemli olan bu. Hayat geçici. Her zaman, herkes için. " "Benim işim, ölene kadar yaşamak. Benim işim, bedenimle barışmak, onu her şeyiyle sevmek. Böyle­likle, temelim sabit olduğunda, elimi güçlü ve cömert bir biçimde uzatabilirim." "O halde sana ait olan bu ufak zaman diliminden doğayla uyum içinde geç ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Tıpkı olgun­laşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi ." Marcus Aurelıus Okuma listenize önerebilirim. Okumaya niyetli olanlara şimdiden iyi okumalar dilerim.
Günübirlik Hayatlar
Okuyacaklarıma Ekle
55