• 376 syf.
    ·2 günde·7/10 puan
    Atatürk ve silah arkadaşları hakkında günümüzde yapılan karalama kampanyalarına karşı antitez niteliğinde bir kitap olmuş.Savunulan şeyler belgesiyle ve kanıtlarıyla verilmiş.Bol bol kanıt ve döneme ait fotoğraflarla gayet doyurucu bir eser olmakla beraber özellikle bazı yerlerde güncel konulardan da bahsetmek adına tekrara düşmesi hoş olmamış.Özellikle 1924 ‘deki Erzurum depreminde Atatürk’ün göstermiş olduğu alaka beni çok duygulandırdı.Kurtuluş savaşından çıkmış ,yoksul,yorgun ve genç bir Cumhuriyetin başında Trabzon-Erzurum yolu gidilemeyecek derecede kötüyken, hem ölüm haberleri hem de halkın çektiği sıkıntıları validen gelen haberle duyar duymaz Ankara dan Samsun a bir araç getirtip,Samsun dan Erzurum’a inanılmaz zorluklarla intikal edip, 10 gün boyunca vatandaşlarımızla dertlerine deva olabilmek adına devlet desteğini götürmesinin,günümüzde altında uçak olup da afet olduktan 2-3 gün sonra gösteriş için giden bürokratlarımıza örnek olmasını çok isterim.Çoğu kaynakta bahsedilmeyen birçok bilgiye bu kitapta erişme şansına sahip oldum.
  • ¶ Turan memleketinin talan edileceği haberini alınca bunu önlemeye karar veriyor. Bu konu Tüzükat'ta şöyle anlatılmaktadır: "Bunu işittiğimde, Han'a varmadan önce Turan ülkesini bu beladan kurtarıp, ölüm ve yitimden, talan ve yağmadan korumam lazım geldiğine karar verdim. Bu aç gözlü kişileri dünya malı ile aldatıp tuzağa düşürmek istedim. Gözleri kamaştıran nadide Turan hediyelerini alarak yanlarına vardim. Beni gördüklerinde heybetim onları etkilemiş olacak ki, çok hürmet gösterip, beni fazlasıyla saydilar. Bunların gözleri gibi gönülleri de dar olduğundan, armağan olarak onlara verdiğim türlü türlü nadide mal gözlerine çok göründü. Böylece "yiyen ağız utanır" sözüne mukabil halkı yağma etmekten vaz geçtiler." (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 5)

    ¶ Turan topraklarını savaş, kavga ve yağmadan kurtarmaya çalışıyor. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 25)

    ¶ Han saltanat işleri konusunda kendisine akıl soruyor ve Timur'un öğütlerini doğru bularak O'nu tebrik ediyor. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 5)

    ¶ Han Timur'un hediyeler ve armağanlar verdiği üç emirin halktan hediyeler alarak onlarla anlaştığını öğrenince kendilerini azlediyor. Buna bozulan emirler Han'a karşı çıkıyorlar. Bunun üzerine Han Timur'un tavsiyelerine uyarak onlara karşı ordu hazırlıyor ve bütün Maveraünnehir topraklarını Timur'a teslim edip O'nun adına ferman çıkarıyor. Böylece Timur kendisi hiç savaşmadan Turan topraklarına hükümdar oluyor. Bu olay Tüzü kat'ta şöyle yorumlanıyor: "Benim tecrübelerimle sabittir ki, yüz bin süvarinin yapamadığı bir iş yolu bulunarak bir tedbir ile yapılabilirmiş." (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 5, 6)

    ¶ Tuğluk Timur Han daha önce Timurlenke verdiği Maveraünnehir'e ordusuyla gelerek bu sefer oğlu İlyas Hoca'ya veriyor. Timur'u da O'na vezir ve kumandan olarak görevlendiriyor. Timur'un bu karara bozulduğunu görünce, dedeleri arasındaki ahitnameyi gösteriyor. Burada "Hanlik Kubu loğullarında, kumandanlık Kaçuvhıoğullarında (Timur'un soyu)" yazdığı için Timur istemeye istemeye de olsa, atalarının kararı bozulmasın diye, buna razı oluyor. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 5, 6)

    ¶ Maveraünnehir'de hüküm süren İlyas Hoca siyaset işlerinden anlamadığı için adamlarının halk üzerindeki zulmü artıyor. Fakat Timur onlarla mücadele ediyor ve "her defasında ye nerek mazlumları zalimlerin elinden kurtarıyor." (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 6) Tuğluk Timur Han Timurlenk'in öldürülmesi için emir veriyor fakat gönderdiği ferman Timurlenkin eline geçiyor. Ölüm kararını öğrenen Timurlenk bahadır ve yiğit kişilerden kendisine sırdaş ve yandaş toplamaya başlıyor. Bunu duyan halk Ti murlenk'in Moğollara karşı ayaklanmasını istiyor. Zira Moğollar halka büyük baskılar ve zulümler yapıyorlar. Bu konuda din alimleri de Timurlenki destekleyen fetvalar veriyor. Timurlenke KUTB'U SALTANAT lakabını takıyorlar. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 6, 7)

    ¶ Tarikat Piri Emir Külal'in nasihatlerini dinliyor. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 8) Bütün dinleri reddederek kendisini Tanrı ilan eden ve Hurufilik Tarikatı'nı kuran Fadlullah-1 Hurufi'yi oğlu Miran Şah'a emir verip 1393 tarihinde öldürtüyor. Tekkelerini dağıtıyor.

    ¶ Harezm çöllerinde dolaşırken birileri düşman larına haber vermesin diye Semerkand'a geliyor. Burada halkın arasında dolaşarak kendisine adam topluyor. Gizli hareket ediyor ve yaklaşık 1000 kişilik kuvvet oluşturuyor. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 10,11)

    ¶ Ayaklanma başlatıp Semerkand'ı ele geçirmeyi planlıyor. Halkın arasında dolaşarak kendisine 2000 tane müttefik buluyor. Kimseye gözükme den, yapacağı işin önünü ve arkasını düşünerek, 48 gün geçiriyor. Fakat şehir sakinlerinden birisi kendisini görünce, durumun ortaya çık masından endişelenerek, 50 adamı ile birlikte Semerkand'dan ayrılıyor ve Harezme gidiyor. Bu da O'nun ne kadar ihtiyatlı, düşünceli ve sabırlı hareket ettiğini gösteriyor. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 11)

    ¶ Topladığı askerlerin sayısı 2000'e ulaşınca, Se istan'a saldırmayı planlıyor. Fakat Seistan Valisi O'na hediyeler göndererek "kendisinin düşman tarafından zaptedilen 7 kalesini geri alırsa asker lerinin 6 aylık iaşesini karşılayacağını” söylüyor. Timur 5 kaleyi geri alıyor ancak Timur'dan çekinen Seistan Valisi sözünden dönerek O'na saldırıyor. Bu mücadelede bir ok bileğini bir ok da bacağını yaralıyor. Yaralanmasına rağ men savaşmaya devam ediyor ve düşmanlarını kaçırmayı başarıyor. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 12)

    ¶ Kötü gidişatı bile hayra yoruyor. Mesela yaralandığı zaman adamlarının çoğu dağılıyor. Yanında sadece 46 kişi kalıyor. Timurlenk bunu şöyle yorumluyor: "Böyle ağır günlerde, nedendir ki benim gibi malsız, azıksız bir kişinin ardına düşüp dağ, taş demeyip arkamdan yürürler? Bu nun sırrını Sen bilirsin deyip Tanrı'ya çok şükür ettim. Allah'ın benle yapacak büyük işleri var ki bunlar gibi bahadır, vefalı yiğitleri bana tabi etmiştir." (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 13)

    ¶ Durumu oldukça kötüdür. Adamlarının çoğu dağılmıştır. Yeni yeni adamlar bulmaya çalışmaktadır. Bir Cuma gecesi hiç uyumaz ve tanyeri ağarıncaya kadar Allah'a dua edip yalvarır. Sabah namazını kıldıktan sonra, "Beni bu serkerdenlikten kurtarır misin?" diyerek ağlamaya başlar. O esnada bölük bölük askerler görünür. Bu askerler kendisine katılmak için O'nu aramaktadır. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 13, 14)

    ¶ Şir Bahram Hindistandan gelerek kendisinden özür diler. Timur O'nu kucaklar ve özrünü kabul eder. O'na güzel muamelede bulunup güzel sözler söyler. Bu şekilde gönlünü alır ve mahcubiyetten kurtarır. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 14)

    ¶ Timur, askerleri çoğalınca Alacu Kalesi'ni almaya karar verir. Kale komutanını tanıyan bir adamını O'na elçi olarak gönderir fakat red cevabı alır. Bunun üzerine harekete geçer. Ancak O'nun geldiği haberini alan kaledeki askerler korkuya kapılarak savaşmadan kaçar. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 15)

    ¶ Timur'un düşmanlarını önce iyilikle ve güzel sözle ikna etmeye çalıştığını görüyoruz. Örneğin; Ceta Ordusu ile savaşmadan önce güzel sözler söyleyerek onları kendi tarafına çekmek istiyor. Fakat söylediklerini sadece Ebu Said makul buluyor, diğerleri kabul etmiyor. Bunun üzerine onlarla savaşmaya karar veriyor. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 16)

    ¶ Ceta Ordusu'ndaki bazı emirler O'nun saflarına katılıyor. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 16)

    ¶ O'nun Ceta Ordusu'nu yenmesi tüm Turan Ülkesi'nde duyuluyor ve saltanatı Moğolların elinden alacağı herkes tarafından fark ediliyor. Saltanatı elde ettiğinde heryerde adaleti tesis etme kararı alıyor. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 17)

    ¶ Çok iyi yerde konuşlanıyor. Örneğin, İlyas Hoca adamlarını O'nun üzerine gönderdiğinde, Timur'un askerleri gaflete düşüp gece uykusuna dalıyorlar. Düşman beklenmedik bir şekilde baskın düzenliyor. Fakat Timur konaklamak için üç tarafı suyla çevrili bir yarımadayı seçtiğin den baskına uğrayan askerleri yarımadaya geri çekilerek kurtuluyorlar. Timur yarımada ağzını kapatıp beklemeye başlıyor. Düşmanın gözü korkuyor ve savaşa girmeden geri çekiliyorlar. (Tüzükat-ı Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 18)

    ¶ Emir Hüseyin daha önce Kur'an'a el basarak yemin etmiş olmasına rağmen sözünde durmaz; Timurlenk'le araları bozulur. Sanki barışmak istiyormuş gibi araya adamlar koyar ve Kur'an-ı Kerim'i tekrar gönderir. Fakat gerçek niyeti Timur'u öldürmektir. "İkimizde Dereçekçeke (Çekçek Deresi'ne) gelip görüşelim, aramızda olup biten soğukluk bununla kalksın" diye adamlarıyla mesaj yollar. Timur O'na güvenmez. Niyetinin kötü olduğunu düşünür. Ancak Kur'an hürmetine görüşmeyi kabul eder. Tedbirli davranır ve uyanıklık yaparak Çekçek Deresi civarına kendi adamlarını gizler. Emir Hüseyin askerlerini ikiye bölmüş ve öncü kuvvetlerin arkasında kalabalık atlı askerlerini buluşma yerine göndermiştir.
    Timur bu bilgileri haber alır. Kendi öncü kuvvetlerini dere ağzına yerleştirerek kendisi de asıl güçleriyle birlikte karşılarına çıkar. Böylece Emir Hüseyin'in ordusu iki ateş arasında, dere içine sıkışır. Timur çoğunu öldürür veya ele geçirir.
    Geri kalanlar da kaçarlar. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 29, 30)

    ¶ Timurlenk Maveraünnehir'in büyük bir kısmını ele geçirse de Ilyas Hoca'nın kontrolünde bazı kaleler kalmıştır. Timur bunları kuşatmayı düşünür fakat işin uzamasını da istememektedir. Savaşsız teslim alma planları yapmaya başlar. Kaledekilere İlyas Hoca'nın ağzından ferman yazarak onların içinden bir adam vasıtasıyla gönderir. Mektupta "kaleyi savaşmadan teslim etmeleri" yazılıdır. Timur aynı zamanda kalabalık bir orduyla ku şatmaya geliyormuş havasını yaratmak için bir bölük askere kaleden görülebilecek bir yerde toz duman yapmaları emrini verir. Kaledeki askerler korkuya kapılır ve gece kaçarak kaleyi Timur'un askerlerine terk eder. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 30, 31)

    ¶ Timurlenk Emir Hüseyin'i yakalayınca askerleri kendileri hakkında da ölüm cezası verilecek diye korkuya kapılırlar. Timur ölüm cezası vermede haklı olduğunu düşünse de affetme kararı alır. Zira askerlerin kendilerine verilen görevleri iş icabı yaptıklarına inanmaktadır. Hüseyin'in adamlarından olan Badahşan Hakimi korkudan saklanmaya başlar. Timur meclislerde O'nun bahadırlığından söz ederek affedileceğine dair dolaylı yoldan mesaj gönderir. Bunu duyunca gelir, af diler. Timur da O'nu affedip gönlünü alır. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, $. 31, 32)

    ¶ Horasan'ın hakimi olan Melik Gıyasuddin Timurlenk'in kendi üzerine geleceğinden endişelenmektedir. Timur Horasan'a gitmeye karar vermiş olmakla beraber O'nu yanıltmak için Semerkand'a döner. Bunun üzerine Melik rahat bir nefes alır. Fakat halka zulmetmeye devam etmektedir. Timur ordusunu hızlı bir şekilde yürüterek gaflet içinde olan Gıyasuddin'i ansızın ele geçirir. O'na bağlı bütün emirler savaşma dan teslim olurlar ve Horasan ülkesi Timur'un hakimiyetine geçer. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 32, 33)

    ¶ Horasan'ı alan Timur'a Seistan, Kandahar ve Afga nistan'a asker göndermesi için emirleri tarafından tavsiyelerde bulunulur. Fakat O daha önemli işleri olduğunu düşünmekte ve savaşmadan almayı istemektedir. O ülkelerin hakimlerine şu fermanı gönderir: "Eğer bana katılırsanız kurtulursunuz, eğer güreşirseniz yıkılırsınız, o halde ne olacağını görünüz." Bu mektubu alanların hepsi boyun eğerler. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 33)

    ¶ Dest-i Kıpçak Hanı Toktamış Orus (Urus) Han'a yenilince Timurlenke sığınır. Bu arada Orus Han'ın elçileri de gelir. Timur onların gönüllerini alır ve gönderir. Ancak peşlerinden ardı ardına asker sevk eder. Bu askerler gizlice gelerek baskın düzenleyip Orus Han'ı kaçırırlar. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 33, 34)

    ¶ Mazenderan Hakimi Emir Ali hediyelerle elçi gönderir. Şöyle bir mektup yazmıştır: "Bizler Hz. Ali evlatlarından bir cemaat kişileriz. Var olana kanaat kılıp bu ülkede yatmaktayız. Burayı alacaksanız gücünüz yeterlidir. Eğer affederseniz bu iş takvaya daha yakındır." Bu mektubu alan Timur o bölgeyi kendilerine bırakır; ama ferma nina cevap yazmayan Gilan ve Gürcan'a asker sevk eder. İsfahan'ı alır ve ahalisine güvenip kaleyi onlara bırakır. Fakat ahali ayaklanarak Timur'un tayin ettiği valiyi ve 3 bin askerini öldürür. Timur İsfahan ahalisinin ölümüne hükmeder. (Tüzükat-1 Timur, Kaynak Yayınları, 2004, s. 34, 35)

    ¶ Timur Dest-i Kıpçak emiri Toktamış'ı 5 ay boyunca kovalar. Fakat kıtlık ve açlık baş gösterir. Emirler Toktamış'la savaşma konusunda gönülsüzdür. Ama Timur'un oğulları ve torunları "meydanda can vermeye hazır olduklarını" söylerler. Bu esnada Toktamış'ın Tuğ Beyi kendisinden yüz çevirip Timur'la anlaşır. Timur O'na "ne zaman ki savaş kızışmaya başlar, birden bire tuğu ters çevir" der. Muharebe kızışır. Tuğ Beyi tuğu ters çevirince düşman kuvvetleri paniğe kapılır. Timur'un askerleri gayrete gelerek onları yener.
  • Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de. Ne oldu bu topluluğa ki bir türlü söyleneni anlayamıyorlar!
    Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.

    nisa suresi 78-79. ayeti
  • 148 syf.
    ·9/10 puan
    Herkesin öğretisi kendine...
    Başlarda sıkılacağımı düşünmüştüm. Sade bir şeyler okuma ihtiyacı ile aldım elime kitabı. Sonuna geldiğimde okuduğum için mutlu olduğumu fark ettim.

    Bir de şunu düşündüm: Bu gibi kitaplar bir anda bu kadar ünlü olabiliyorken, bu kadar okunabiliyorken nasıl insanlarda hiçbir değişiklik yapmıyor?
    Dedim ya herkesin öğretisi kendine. Siddhartha arayış içine giren, birçok yola sapmış bir delikanlı. Bir başkasının yürüdüğü yolda gitmek istemiyor Siddhartha. Bilgi verilebilir ama bilgelik verilemez, diyor. Kelimeleri sadece bir araç olarak görüyor.

    Bütün dinlerde ortak olan yanları vurguluyor kitapta. "Mükemmellik" gördüğümüz, düşündüğümüz, yaşadığımız her şeydedir; diyor. Bu hayat iyilikleriyle, güzellikleriyle, acısıyla, tatlısıyla yaşanacaktır; çünkü ölüm vardır, diyor.

    (Ara sıra eklemeler yapacağım bu incelemeye çünkü çok şeyler düşündürdü bana.
    Okumayı bilinirse bir taşta bile neler gizli olduğunu, suyun konuşabildiğini, zaman kavramını, yaşamın tekrarlardan örüldüğünü.)

    İnsan, yaşamına bazen dışarıdan bakabilmeli. Labirentin içinden yolu bulmak güçtür; birçok arayış, yorgunluk, zorluk ile karşılaşılır. Yukarıdan bakmak çıkış yolunu bulmayı kolaylaştırır. Yanlış yolları da ancak böyle görebiliriz. (Bu da nereden esti bilmiyorum.)

    Güzel kitap, okuyunuz.
  • “Ateist egzistansiyalistlerden olan ve görüşleri Sartre ile birçok noktada benzerlikler gösteren Albert Camus'a göre ise yeryüzünde tek bir gerçek vardır ki, o da absürttür. İnsan yeryüzüne meçhul güçler tarafıindan firlatılmıştır. İnsan bilincinin dünyadan beklentileri ve dünyada görmek istediği düzen ile, dünyanın insanın istekleri karşısındaki susuşu ve istenilen düzenden mahrum oluşu, dünyayı ve hayatı anlamsızlaştırmakta, absürt kılmaktadır. Bu absürtlük karşısında insanın ortaya koyabileceği tavırlar; ölüm (intihar), umut veya başkaldırıdır. Ölüm (intihar) absürdü bir reddediş, ona karşı bir mücadele değil, aksine onu bir kabulleniş olduğu için o bir kurtuluş yolu değildir. Aynı şekilde dine ve Tanrı'ya sarılmak ve öte dünyaya bel bağlayarak umut etmek de absürtten bir kurtuluş değildir. Kötülüklerin, felaketlerin olduğu absürt bir dünyada insanın çaresizliğinin asıl nedeni Tanrı inancıdır. Bu durumda insan için geriye tek alternatif yol kalmaktadır ki, o da başkaldırıdır. İnsan ancak, hem metafiziksel hem de tarihsel başkaldırı sayesinde absürdü aşabilir ve özgürlüğüne kavuşarak hayatını anlamlandırabilir. İnsanın özgürlüğe mahkûm oluşu buradan kaynaklanır. Tanrı fikri insanın idrak gücünü ve tecrübe sınırlarını aşan bir fikirdir. Bundan dolayı bu fikrin bir anlamı yoktur. Anlamsız bir fikrin insanın hürriyeti ve kötülük problemi ile bağdaşması da bu anlamda mümkün değildir. Tanrı'ya inanan ve öte dünyaya bel bağlayan insanlar aslında bu dünyaya karşı günah işlemektedirler. Çünkü hayata karşı işlenen bir günah varsa; o da, bu dünyadan umudu kesmekten çok, bir Tanrı'ya inanarak başka bir dünyayı umut etmektir.”
  • İnan bana, büyük acı yoktur, büyük pişmanlıklar, büyük anılar yoktur. Her şey unutulur, büyük aşklar bile. Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır. Olayları görmenin ancak belli bir yolu vardır ve zaman zaman ortaya çıkar. İşte bunun içindir ki, yaşamında büyük bir aşka, mutsuz bir tutkuya sahip olmuş olmak yine de iyidir. Bu en azından bizi çökerten nedensiz umutsuzluklar için bir korunmadır.
  • Gözlerimi ışığında kapatırım düş
    lerimin yolu ölüm yolunda
    uyurum batan gölgelerine
    başka bir yerde doğar güneş.