• " Dünyayı bilmenin tek gerçek yolu olarak şaşırma ve hayranlık duyma söz konusu olduğunda, modern romanda bu duygunun izine dahi rastlanmadığını tespit etmek gerekir. Bu duygunun yerini, gerçekliğin katmanlarına ayrıldığı, bölündüğü, ayrıştığı analitik müdahale almaktadır. 'Yansıtma tekniği' -her detayın en küçük ayrıntısına kadar aydınlatıldığı ve daha sonra sonsuz defa bölünüp analiz edildiği, dünyanın bütünlüğünün yitip gittiği bir modern roman tekniğidir. Tanrı, sevgi, ölüm, suç, sorumluluk, suç ve ceza, tüm bunlar kayıt dışı kalır. Modern romanın -eğer böyle denilebilirse- ateizmi buradadır. "
  • Mustafa BAKIRHAN
    Mustafa BAKIRHAN Saltanata Giden Yolda Mu’aviye B. Ebi Sufyan'ı inceledi.
    256 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10 puan
    Emeviler Devleti’nin kurucusu olan Muaviye’nin hayatını anlatan Saltanata Giden Yolda Muaviye B. Ebi Sufyan, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Aycan tarafından kaleme alınmıştır. 602 yılında doğan Muaviye, 680 yılında ölmüştür. İslam dünyasında bıraktığı izler, bugün dahi tartışma konusudur. 
     
    Muaviye ve babası Ebi Süfyan, Mekke’nin fethi sırasında Müslüman olmuş kimselerdir. Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra ona ve onun Medine’de kurduğu yapıya karşı girişilen askeri harekâtlarda Ebi Süfyan başı çekmektedir. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında önemli etkileri olmuştur. Bedir Savaşı’ndan sonra Ebi Süfyan Mekke’nin yöneticisi konumuna yükselmiştir.  Ebi Süfyan, Mekke’nin fethi sırasında ölüm ile yaşam arasında bir tercih yapması gerektiğinde Müslüman olmuştur. Şayet Müslüman olmaması durumunda Mekke’nin fethi sırasında kuvvetle muhtemelen İslam’a karşı giriştiği savaşlar sebebiyle öldürülecekti.  

    Ebi Süfyan ve oğlu Muaviye’nin İslam’a girmesi sonraki süreçte yaşanan tartışmalarda kılıç zorunla Müslüman oldular şeklinde değerlendirilecektir. Müslüman olmadan önce Mekke’nin en önemli kabilelerinden birini yöneten ve şehrin en büyük yöneticisi olan Ebi Süfyan, Müslüman olduktan sonra Mekke’deki konumunu kaybetmiştir. Bu durum, İslam öncesinde Arap coğrafyasındaki kabile aristokrasisi ve kabileler arasındaki üstünlük mücadelesi düşünüldüğünde Ebi Süfyan ve avenesi için oldukça onur kırıcı bir durum olmuştur.  

    Kitap, Hz. Osman ile başlayıp Hz. Ali’nin öldürülmesi ve Muaviye’nin halife olmasıyla sonlanan olaylar zincirinde tarafsız olma gayesi gütmektedir. Aslında anlatımında dönemin şartlarını yansıttığını düşünürsek tarafsız da denilebilir. İrfan Aycan, İslam dünyasındaki ihtilafların Hz. Osman’ın halife olmasıyla başladığını belirtmektedir. Hz. Osman’ın akrabalarını kayırması, devletin imkanlarından akrabası olan Ümeyyeoğulları (Emeviler)’nı daha fazla yararlandırması 
    bunları yaparken de kendisini bu konuda eleştirenlerin devletten aldığı tahsisatı kestirmesi sorunların başlangıcı olarak anlatılmaktadır. Yazar, ayrıca yukarıda belirtmiş olduğumuz Ebi Süfyan’ın Müslüman oluşuyla birlikte Mekke’deki tüm konumunu kaybetmesini onur kırıcı bir durum olarak gördüğünü ve  akrabaları olan Hz. Osman’ın halife seçilmesini bu onur kırıcı durumdan kurtulma yolu olarak değerlendirdiğini ifade etmektedir.  


    Ebi Süfyan, Müslüman olduktan sonra konumunu kaybetmenin verdiği rahatsızlık sonucu okuma yazma bilen oğlu Muaviye’yi sürekli olarak Hz. Peygamberin yakınında tutmaya çalışarak bu durumdan kurtulmak istemiştir. Neticede okuma yazma bilen Muaviye sınırlı da olsa Hz. Peygamberin yanında vahiy katipliği yapmıştır.  


    Hz. Osman, halife olduğunda 68 yaşındadır. Bundan kaynaklı olarak devlet yönetiminde bolca akrabalarının güdümünde kalmıştır. Ayrıca yumuşak huylu biri olarak anlatılmaktadır. Hz. Ebubekir döneminde Şam’a gönderilen bir orduda ikinci adam olan Muaviye, zaman içinde etkinliğini artırmış halifelerin de gözüne girerek Hz. Ömer zamanında tüm Suriye’nin valiliğine getirilmiştir.  Kitap bu süreci olaylarıyla birlikte anlatmaktadır.  
     
    Muaviye Şam’da sarayındaki lüks yaşamı Hz. Ömer’in kulağına gidince Ömer, Şam’a gidip olanları gözüyle gördükten sonra Muaviye için, “Arap’ın Kisrası” ifadesini kullanmıştır.  
     
    Kitapta Hz. Osman’ı devlet yönetiminde akrabalarını kayırmakla ve onlara masama göstermesi nedeniyle eleştirenlere yapılanlar da yer almaktadır. Hz. Ali, bu konuda Halife Osman’ı uyarmaya çalışsa da uyarıları pek dikkate alınmamaktadır. Hz. Ali dışında halife Osman’ı uyaranlar ise dövülmekte baskı görmekte ve devletten aldıkları tahsisatlar kesilmektedir. Bu durum Hz. Osman’ın halifeliğinin meşruluğunun sorgulanmasına sebep olmuştur.  
    Son olarak Mısırlıların, şehri yöneten validen duydukları rahatsızlığı iletmek için geldikleri Medine’de Hz. Osman tarafından ilgiyle karşılanmıştır. Mısırlıları dinleyen Osman, gereğini yapacağını söyleyerek onları geri gönderir. Ancak Hz. Osman’ın mührünün basıldığı, yine Hz.Osman’ın devesine binen bir kölesinde Mısır valisine götürülürken yakalanan mektupta Medine’ye gelenlerin cezalandırılması istenmektedir. Bu durum, Hz. Osman’a karşı olan muhalefeti tırmandırmıştır.  

    Hz.Osman’ın evini kuşatan Mısırlılara Medine halkı da katılmıştır. Başka kitaplarda Hz. Ali’nin oğlu Hasan’ı, halifeyi korumak veya belirli ihtiyaçlarını karşılamak üzere onun yanına bıraktığı anlatılsa da yazar bu konudan bahsetmemiştir.  Hz. Osman, evi kuşatılınca başta Muaviye olmak üzere bölge valilerinden destek istemiştir. Ancak yazar, bu desteğin hem Muaviye hem de diğer valiler tarafından yola çıkarılsa da bilinçli olarak bekletildiğini söylemektedir. Keza Muaviye’nin gönderdiği ordu, Medine’ye girmemiş şehrin dışında bekletilmiştir. Yazar buradan hareketle Muaviye’nin başından beri Halife Osman’ın yaşlı olmasından da istifade ederek kendi halifeliğinin yolunu açmaya çalıştığını Hz. Osman’ın öldürülmesi durumunda ölüsünden istifade etmeye çalıştığını söylemektedir. Netice’de 656 yılında Hz. Osman öldürülür.  


    Karısı bir mektupla birlikte halifenin kanlı gömleğini Şam’a gönderir. Muaviye ise bu gömleği gezdirerek Suriye halkını Hz. Osman’ın intikamı için kendisi etrafında toplanmaya çağırmıştır. Hz. Ali, Osman’ın öldürülmesinden kısa süre sonra Medine, Mekke, Irak bölgesi halkından biat alarak halife olurken Muaviye bir türlü biat etmez. Önce Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını isterken sonrasında ise Hz. Ali’nin Osman’ın katili olduğunu topluma yayarak onunla mücadeleye tutuşur.  


    Yine garip bir şekilde Hz. Osman sağ iken ona muhalefet eden Hz. Aişe başta olmak üzere sahabeden bir kesim Hz. Ali’ye Osman’ın intikamı için savaş açar. Bunun neticesinde Cemel Olayı yaşanır. Bu olay Müslümanlar arasında ilk büyük kırılmadır. Daha önce sırt sırta veren sahabeler bu olayda birbirinin düşmanı olarak birbirini öldürür.  

    Ebubekir, Ömer, Osman döneminde yönetime gelmenin şartı Kuran’a uymak ve Hz. Peygamberin sünnetini takip etmek olarak formüle edilirken Muaviye bunu güç kullanarak yönetimi ele geçirme olarak değiştirmiştir.   Hz. Ali büyük bir kuvvetle Muaviye üzerine gittiğinde yenileceğini anlayan Muaviye ordusuna Kuran sayfalarını mızrakların ucuna geçirmelerini söylemiştir. Böylece mesele Kuran’ın hakemliğinde çözülmesinde karar kılınır.  
     

    Hz. Ali, son darbeyi vurarak Muaviye’nin gücünü kırmayı düşünse de taraftarları arasında ortaya çıkan ve daha sonra Hariciler olarak anılacak olan 20 bin kişilik bir grup, uzlaşma taraftarı olduklarını bildirerek Ali taraftarlarını böler. Bu da Hz.Ali’yi Muaviye’nin çağrısına uymaya sevk eder.   Ancak başka kitaplarda Hz. Ali’yi Muaviye ile anlaşmaya iten grubun Hariciler olmadığı, savaşmaktan yorulduklarını, anlaşmak varken neden savaşalım diyen bir grubun hizip çıkardığı anlatılmaktadır. Hz. Ali hizip çıkaran gruba uyarak Muaviye ile Kuran’ın hakemliğinde çözüm yoluna gitmesi üzerine Hariciler olarak ortaya çıkan grup, hükmü ancak Allah verir diyerek hakem tayini meselesini ret etmiş ve Hz. Ali’yi bu konuda eleştirmiştir.  
     
    Hakem tayin edilmesi Muaviye’ye güç kazandırmıştır. Daha önce meşru halifeye isyan eden bir Muaviye varken hakem tayiniyle birlikte Muaviye siyasi bir rakip ve halife adayı konumuna yükselmiştir.  
    Muaviye hakem olayında oldu bittiye getirerek biraz da Hz.Ali’nin hakeminin iş bilmezliğinden kendisini halife ilan eder. Mekke, Medine, Irak, Hz.Ali’yi Şam ve daha sonra Mısır Muaviye’yi halife kabul eder. Hakem olayı sırasında hükmü ancak Allah verir diyerek eleştiren Haricilerin üzerine giden Hz.Ali, Nehrevan Savaşı’nda onlardan çokça kişi öldürür. Nehveran’ın intikamını almak isteyen Hariciler, Ali, Muaviye ve Amr B.As’a suikast düzenler. Ali’nin öldüğü suikasttan Muaviye yaralı olarak kurtulur. Amr B. As ise namaza başkasını gönderdiği için suikastta uğramaz.  
     
     Hz. Ali sonrasında taraftarlari oğlu Hasan uzerinden mirasını devam ettirmeye çalışsa da Hasan bu konuda isteksizdir. Neticede Muaviye ile anlaşarak siyasetten el çeker.  Ayrıca Hz. Ali'nin taraftarlığını yapan Iraklılar her fırsatta zorluğu görünce onu yalnız bırakmıştır. Hz. Hasan'a da gaz verip yola çıkanlar yine onu yalnız bırakma eğiliminde olmuştur. Hz. Hüseyin de yine bir bakıma Kufelilerin sözüne güvenerek yola çıkmış ve hayatını kaybetmiştir. Muaviye rakiplerinden kurtulunca halifeliğini olan eder. Muaviye ile birlikte halife olmak için gerekli olan Kuran'a ve sünnete uyma kuralı değişmiş artık halifelik için tek geçerli kural güç olmuştur. Muaviye de elindeki güç ile meşruiyetini sağlamıştır. 

    Muaviye’nin saltanatıyla birlikte  İslam dünyasında ayrılıklar ve yaşanan acılara sünger çekilmişse de bunlar sadece bir süreliğine ötelenmiştir.  İlk kıvılcımda eski ayrılıklar tekrar ortaya çıkmıştır. 

    O dönemde yaşananları görmek anlamak adına iyi bir çalışma diyebilirim. Dili ve cümle yapısı oldukça sadedir. Karışık bir anlatıma sahip değildir.  Hz. Peygamber sonrasında yaşananları anlamak için İslam öncesi donemin ve İslamiyet döneminin toplumsal yapısı üzerine daha çok çalışma yapılmalıdır. İslam her ne kadar kabilecilik yani kavmiyetcilik anlayışını kaldırmışsa da bu asla gerçekleşmemiştir. Sadece bir süreliğine ötelenmiştir.   Hz. Osman şehit olduktan sonra destek arayışına giren Hz. Ali bazı sahabeden sen bizim akrabalarımızı öldürdün cevabını almışlardır. Bu da kabilecilik anlayışının hiç de öyle bir kaç kelimeyle geliştirecek kadar basit olmadığını göstermektedir.

    Iyi okumalar 
  • "Ölmekten başka şeye yaramaz kahramanlar. Hani çok gerekli olsa, başka yolu, çaresi kalmamış olsa ölmeyi göze alır insan ... Yaşayan kahramanlardan yanayım ben. Ölüm karşısında kahramanlık boş şey, asıl kahramanlık hayat karşısında gösterilendir!"
  • “Din… yol demek. Tamam. Peki neyin yolu? Araba kullanırken yakalanan kadının kafasına kadar toprağa gömülüp çocuğunun önünde taşlanarak öldürülmesinin yolu mu? On dört yaşındaki kız çocuğunun okula gitti diye kurşunlanmasının ve sağ kaldı diye hakkında ölüm fermanının yayınlanmasının yolu mu?”
    ..."Ya da cihat adı altında önüne geleni öldüren manyakların yolu mu? Ya da
    cennette göğüsleri erginleşmemiş huri kızlarının dünya erkeklerini beklediği yolmu?!"
    Akilah Azra Kohen
    Sayfa 16 - Destek Yayınları, (Bilge), (Dipnot-2: Ayet 78, Nebe 33’ün bazı mealleri Huri kızlarını, yanlış olarak, “Göğüsleri erginleşmememiş huri kızları” olarak çevirmiştir. Halen günümüzde bu mealler doğru olarak pazarlanmaktadır.)
  • '' Doğun, ölüm için! Toplayın yok olmak için, yapın yıkılmak için, ilerleyin varmak için!... İş odur ki kişi gittiği yolu uyanık gide! ''
  • Ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm her an her yerde.