• “İyilik bu toprakları terk etti; ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm, her an, her yerde ölüm.”
  • Câhiliye düşüncelerine kapılarak, "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "İşin tamamı Allah'a aittir." Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar: "Bu işte bizim görüşümüz alınsaydı burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine de haklarında ölüm yazılmış olanlar ölüp düşecekle ri yere geleceklerdi. Bu, Allah'ın içinizde olanı ortaya çıkarması ve kalplerinizdeki şüpheyi gidermesi içindir.
    Kolektif
    Sayfa 693 - ali imran / 154
  • ...pratik aydınlanma bazı ıstıraplardan kaçınmanın mümkün olmadığı düşüncesini kabullenmektir, siz ne yaparsanız yapın, hayat başarısızlıklarla, kayıplarla, pişmanlıklarla dolu. dur ve ölüm vardır. Hayatın önünüze çıkardığı tüm bu tatsızlıkları kabullendiğinizde (ve inanın bana epeyce tatsızlık çıkartacaktır), spiritüel biçimde yenilmez olursunuz. Neticede istirabi aşmanın tek yolu önce ona katlanmayı öğrenmektir.
  • 170 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    İNSANIN ANLAM ARAYIŞI, VICTOR E. FRANKL

    Karımın hayatta olup olmadığını bilmiyordum ve bunu anlamanın hiçbir yolu da yoktu (tutuklu kaldığım süre boyunca hiçbir posta hizmeti verilmemişti).

    Ama o anda bu, önemli olmaktan çıkmıştı.

    Bilmeye ihtiyacım yoktu; sevgimin, düşüncelerimin ve sevgilimin hayalinin gücüne hiçbir şey dokunamazdı.

    O zaman karımın ölmüş olduğunu biliyor olsaydım, sanırım bundan etkilenmeksizin, kendimi yine onun hayaline ilişkin düşüncelere kaptırırdım; onunla zihnimde yaptığım konuşmalar, yine canlı ve doyurucu olurdu.

    “Beni kalbine mühürle, sevgi, ölüm kadar güçlüdür”.

    by Victor E. Frankl in "İnsanın Anlam Arayışı"

    Sayfa sayfa alıntılardan oluşan bir özet

    https://www.linkedin.com/...197664217034752-xzQS
  • 184 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    #montaigne ‘nin “Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin,” alıntısıyla başlayan bu şahane roman, yazılmaya başlamasından yirmi dokuz yıl sonra tamamlanmış.

    Sert siyaset rüzgarlarının Türkiye’den Stockholm’e savurduğu bir mülteci olan başkahramanın yolu, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakanla tesadüfen kesişir.

    Ondan intikamını almak için farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır.

    2001 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görülen kitap, sıra dışı bir roman tekniğiyle okurunu tanıştırıyor ve yazar-karakter çatışmasını en olası şeffaflıkla yansıtıyor.

    Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm ateşten bir gömlek… Zülfü Livaneli, gerek insani gerek hukuki çerçevede enternasyonelizm, mültecilik, şiddet, cinayet, aile ve anadil hakkındaki cesur cümleleriyle okurunu düşündürürken,
    ceza-yargı etiği ile intikam-affetme dilemmasının izini sürüyor.

    Aziz Augustine şöyle yazmış:
    “Nefret denen şey, zehir içip öteki adamın ölmesini ummaya benzer.”
    Unutmayalım ki; affetmek iyi insanların intikamıdır!
    Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm Zülfü Livaneli
  • 143 syf.
    Erich Fromm insanın özü, farklı şiddet biçimleri, ölüm ve yaşam sevgisi, özgürlük, kandaşla cinsel ilişki, narsisizm gibi kavramları incelemiş Sevgi ve Şiddetin Kaynağı isimli eserinde. Kitap altı bölüme ayrılmış; İnsan - Kurt mu Kuzu mu?, Değişik Şiddet Biçimleri, Ölüm Sevgisi Yaşam Sevgisi, Bireysel ve Toplumsal Narsisizm, Kandaşla Cinsel İlişki Bağlılıkları, Özgürlük Gerekircilik Seçenekçilik.

    İlk bölümde kötülüğün insana özgü bir tutum olduğunu 'İnsanın insanlık yükünden kurtulma yolunda giriştiği trajik çabada kendisini yitirmesidir.' cümlesi çerçevesinde açıklıyor. Tamamen insana özgü olduğunu ve yaşama karşı en büyük olumsuzluğu teşkil ettiğini örneklendiriyor. İkinci bölümde aslında şiddetin kaynağının sevgi olduğunu anlatmış; sevgiden yoksun bir çocukluk geçirmiş kişi ile fazla sevgi içinde yetişmiş bir kişi aynı ölçüde şiddete meyillidir hatta belki çokça sevgi görmüş kişide bu eğilim daha fazla gözlemlenebilir. Erich Fromm sevgiyi hastalıklı bir duygu olarak betimlemiş, özellikle yoğun gösterildiğinde etrafındaki her şeyi yok ettiğini Hitler'i örnek göstererek açıklamış. Akla, sevgiye ve özgürlüğe tehlike olan bu tutumun yaşama karşı ölüm sevgisini oluşturduğunu da üçüncü bölümde inceliyor.

    Her insanda çözülemeyecek kadar küçük de olsa narsist bir yan bulunduğunu ve insanın ve toplumun bu narsist duygudan arınmadan olgunlaşamayacağını dördüncü bölümde, canlı olmayana dönmek için girişilen kandaşlar arası cinsel ilişki bağıyla birlikte yaşama çabasını, insanın yaşama düşman olacak ve kendi benliğinin hapishanesinden kurtulamayacağını cehennemde yaşamayla bir tutarak beşinci bölümde inceliyor.

    Son olarak ve bence en etlileyici bölüm özgürlüklerimizle ilgili olan bölümdü. Burada Spinoza, Marx ve Freud'un çalışmalarından, görüşlerinden ve alıntılarından bolca faydalanmış yazar. Kısaca; insan iyiliğe ve kötülüğe yatkınlık arasında belli bir denge oluşturuyorsa seçmekte özgürdür ama bu noktada farkında olma yeteneğinden yararlanması gerekliliğini; 'İnsan, içinde bulunduğu durumların belirlediği seçenekler arasında seçme yapmakta özgürdür.' cümlesiyle açıklıyor. Ancak yüreği yatkınlıklar arasındaki dengeyi sarsacak kadar katılaşmışsa seçmekte özgür değildir artık. İnsan özgürlüğünde ilk kararı verirken, kararının önemini kavramışsa gideceği yolu seçmekte özgür olabilir görüşünde yazar. Yani esasında çoğumuzun özgür olmadığını söylerek koyuyor noktayı kitabına.

    Şu anda yaşadığımız sosyolojik, psikolojik, siyasi durumları günlük dilde anlatan ve farklı bakış açıları edinmemize yardımcı olacak, akıcı okunan, tekrar okunabilecek güncel bir eser. Okuyan herkes muhakkak faydalanacaktır.
  • 375 syf.
    ·Puan vermedi
    KHALED HOSSEINI- UÇURTMA AVCISI
                EN BÜYÜK GÜNAH HIRSIZLIKTIR
          Gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğinde süzülen bir uçurtma neyi temsil edebilir ki? Sadece keyifli zaman geçirmeye yarayan bir maddeyi mi? Yoksa insanın, insan olabilmesindeki sırlarından biri veya birkaçını mı temsil edebilir. Kim bilir belki de hepsini.
        Uçurtma Avcısı, Afgan bir yazar tarafından İngilizce olarak yazılan ilk romandır. 2003 yılında Riverheod Book tarafından yayınlanan Uçurtma Avcısı (The Kite Runner), Khaled Hosseini'nin ilk kitabıdır. Bu kitap yazarın ilk deneyimi olmasına rağmen yazar başarılı bir sonuç elde etmiştir. 2006 ve 2007 ‘de Penguin/Orange Readers's Group Ödülü'nü kazanmış ve roman birçok dile çevrilmiştir.
         Kitabın ve yazarın bir sürü özelliklerini yazmama rağmen bence en önemli özelliklerinden birisi de Khaled Hosseini'nin Afgan asıllı bir yazar olmasıdır.  Yazar, romanında yaşadığı yerin görünmeyen veya görülmek istenmeyen taraflarını gün yüzüne çıkarmıştır.
        “Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.” Kitabın arka kapak yazısında da belirtildiği gibi Hosseini, tarihin perde arkasını yansıtan bir roman yazmıştır.  Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgal etmesini romanında Hasan ve Emir karakterleri üzerinden çok güzel bir biçimde kurgulamıştır. 
        Uçurtma Avcısı ile okuyucuyu kitaba bağlayan Hosseini, işgalin ve savaşın karanlık yüzünü kaleme alarak çok dillendirilmeyen bir tarihin kapılarını usulca bizlere aralar. “İyilik bu toprakları terk etti; ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm, her an, her yerde ölüm. “ Hosseini ilk bakışta  bir kurgu yazmış gibi görünüyor. Biraz durup düşünüldüğünde ise insanların yaşadığı dramı, Uçurtma Avcısı ile gün ışığına çıkarmış ve âdeta bir tokat gibi biz okurların suratına çarpmıştır.
        Afganistan'ın monarşi ile yönetildiği dönemlerde başlayan roman, arka planda tarihe uygun adım eşlik ederek Sovyet işgaline, işgalin etkilerine ve ülkeden götürdüklerine de yer veriyor. “Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. ” İşgal döneminde yaşanan olaylara bazı trajik hikayelerle anlatan yazar, bir tarihin ve kültürün nasıl yok edildiğini, işgalin ve savaşın hayatları nasıl değiştirebileceğini de etkileyici üslubuyla romanın ana karakterlerinden biri olan Emir'in ağzından anlatıyor.
        Emir ve Hasan’ın arasındaki dostluk başka bir dostluktur. Uçurtma Avcısı, biri efendi diğeri hizmetkâr olan iki çocuğun hikâyesini anlatıyor olsa da    iki çocuğun arasında gecen diyaloglar, insanda dostluğa, kardeşliğe, sevgiye karşı başka bir bakış açısı oluşturuyor. Emir ve Hasan arasında geçen diyaloglardan en çok etkilendiğim bir diyalog da Emir, “Benim için gerçekten yerdeki pisliği bile yer misin?" diye soruyor ve "Tabii ki yerim Emir Ağa ama asıl sen benden böyle bir şey yapmamı ister misin?" Cevabını alır.                                                                            
        “Hangi ay olduğunu anımsamıyordum, hatta yılını bile. Yalnızca bu anının içimde yaşadığını biliyordum; mutlu geçmişin kusursuzca mumyalanmış bir parçası, yaşamlarımızın dönüştüğü bu gri boş tuvale atılan rengarenk bir fırça darbesi.” Mutlu geçmişin mumyalanması veya yazarın mumyalamaya çalışmamsı da denebilir.  Bu cümleleri yansıtan kitabın kapak resmine bir bakalım. Mavinin hâkim olduğu bir kapak. Birbirine dostça sımsıkı sarılmış iki çocuk. Bu iki arkadaş aynı yolda yürürken eşit şartlarda gibi görülüyorlar. Çocukların sırtlarında ise iki uçurtma var. Nedense bana uçurtmaların renkleri romanda geçen devletlerin bayraklarını anımsatıyor. Gökyüzünde ise sadece bir uçurtma bütün gökyüzüne hâkim olmuş gibi duruyor. Gerçekten bütün gökyüzüne hâkim mi?
      “Sorun, Baba’nın dünyayı siyah-beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki biraz da nefret.” Neyin siyah neyin beyaz olması sadece bir bakış veya algılayış farkıdır. Kapak remindeki uçurtmanın bütün gökyüzüne hâkim olduğunu düşünmem gibi .
        Arka kapak yazısında yazıldığı gibi “Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... “içeriyor ama Uçurtma Avcısı tam anlamıyla sessizliği ifade eden bir kitaptır. İnsanlığın sessizlik içindeki çırpınışını iliklerimize kadar hissettiğimiz bir sessizliktir.
         Her insanın bu sessizlik dolu anlarının içinde bir pişmanlığı vardır. Bazı insanların yaptığı hatanın geri dönüşü vardır. Bazı insanların ise yoktur. Emir’in babası bütün hataların nedenini şöyle açıklanmıştır: “Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığı zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun…” Hırsızlık kelimesine yüzeysel baktığımızda maddi olarak birinden izinsiz alınma durumu olarak algılıyoruz ama birazcık derine indiğimizde yaptığımız bir hata bir başkasından büyük bir şeyi yok edebiliyor.
      “Gel. Yeniden iyi biri olmak mümkündür, demişti Rahim Han tam telefonu kapatırken. Öylesine söyleyivermişti; son anda aklına gelmiş gibi. Yeniden iyi biri olmak.”  Yeniden iyi biri olmak mümkün mü? Kitabın her sayfasını çevirdiğimde, sayfadaki cümleleri okumaya başlarken bu cümlenin yanıtını bulmak için büyük bir heyecan duydum. Cevabı bulma duygusu ile çevrilen sayfalar yavaş yavaş bitip gidiveriyor. Akılda ise “Yeniden iyi biri olmak mümkün mü? Sorusu.
        İlk paragrafta yazdığım gibi bir uçurtmadan çeşitli manalar çıkarabiliyorken, uçurtma avcısı ile yazar neyi anlatmak istemiştir diye düşünmeden insan kendini alamıyor." Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?Yutkunurken,âdemelması inip çıktı. Rüzgar saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm. Senin için bin tane olsa yakalarım, dediğini duydum. Her şey belkide bu son cümlede saklıdır."Senin için bin tane olsa yakalarım." Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin? Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm. Senin için bin tane olsa yakalarım, dediğimi duydum.” Her şey belki de bu cümlede saklıdır. Senin için bin tane olsa yakalarımurtmayı senin için yakalamamı ister misin? Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm. Senin için bin tane olsa yakrım