• Yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.
  • Ömrümü insanların sağlıklarını korumasına adamış olan ben, anlamıştım ki, gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir. En tasalandığım nokta ise, benim bile onları durdurmak için parmağımı kımıldatmamış olmamdı.
  • ...anlamıştım ki, gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.
  • Yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.
  • gerçek kültürel köklerini yitiren ve yaşamda bir amacı olmayan insanların elinden ancak ölümle kumar oynamak gelir.
  • Dehşet

    İsrail’in Filistin kamplarında kurşunlayarak, bıçaklayarak öldürdüğü Müslümanların üst-üste yığılmış cesetlerine bakarken
    duyduk dehşet hissini. Evlerin bahçelerinde, odalarında, ana, oğul, gelin ve çocukları günlük elbiseleri içersinde birbirlerinin
    üzerine yığılmıştı ve yerlere akan kanları birbirine karışmıştı.

    Afganistan’ı ekonomik çıkarları adına 1979’da işgal eden Ruslar, bir defasında jetlerin çılgınlar gibi bombaladığı, tankların
    un-ufak ettiği bir köyden kaçıp, bir su tüneline giren, çoğunluğunu kadın ve çocuklar olan 150 köylüyü öldürmek için yanıcı gazlar kullandılar. İlkin suyunu kestikleri tünele gaz püskürttükten sonra ateşe verdiler. 150 sivil yanarak şehidler kervanına katıldı. Haberi duyduğumuzda dehşetle kavrulur gibi olduk.

    1950’lerde it sürüleri gibi Müslüman Türkistan’a giren ve öldürmekle bitmeyen Kızıl Çin birlikleri ülkeyi esir alınca ele
    geçirdikleri doksan bin Mücâhidi hemen hemen aynı günlerde toptan idam sehpalarına çekti. Bütün ülke sathında, bütün
    yerleşim bölgelerinde, her meydanda, her ağaçta iplere asılmış olarak duran onbinlerce Müslüman... Duyduğumuz dehşet hissi
    öylesine büyük ki, dağlarda dünyadan bîhaber çobanlar olsaydık, bunları görmeseydik, duymasaydık, diyoruz.

    Sandalyeye bağladıkları mücahitlerin kafasına çivi çakıyorlardı. Tırnaklarının arasına çivi çakıyorlardı. Vücutlarından
    küçük küçük parçalar keserek ağır ağır öldürüyor, bu parçaları ağızlarına tıkıyorlardı. Direklere bağladıkları esirlerin,
    kulaklarına veya gözlerine ateş ederek aralarında yarışıyor, iddialaşıyor, kumar oynuyorlardı.

    Kafkaslar’da, Türkmenistan’da, Türkistan’da, Filistin’de, Uganda’da, Moro’da, Eritre’de, Biafra’da ve Amerika’da..

    Şimdi de Almanya’da: Çocukları kaçırıp öldürdükten sonra ormana atıyor, evine giden işçiyi kurşunluyor veya birçok ailenin
    derin bir uykuda olduğu bir saatte, bütün kurtuluş kapılarını kapayacak şekilde benzin dökerek evlerini ateşe veriyor,
    birbirlerine sarılarak yanan kadınların ve çocukların çığlıklarını dinliyor, kendilerini alevli pencerelerden sokağa atan
    insanların düşüp parçalanmalarını seyrediyorlar.

    Bütün yukarıdan beri saydıklarımız, Almanya’dakiler dahil, münferit olaylar değil.

    Öldürenler, öldürdüklerini et ve kandan ibaret varlıklar, eşyalar olarak görmüyor olsalar bu cinayetleri işleyebilirler mi?
    Öldürmek için bir araya topluyor, onlara hakaret ediyor, bu insanların duygu ve düşüncelere, bilgilere sahip olduklarını
    unutuyor, daha doğrusu unutabilmek için onları horluyor ve insanî özelliklerden soyutladıkları bu yığınları, dilerlerse işkence
    ederek, dilerlerse vakit kaybetmeden yok ediyorlar.

    Bunlar tek yanlı bir var olma hırsının, öte dünyasız bir dünya görüşünün, ebedî hayata inanmayanların, apaçık olan bir
    ölümle sonuçlanacak olan kısa hayatı aşma gayretleri olarak da yorumlanabilir. Ne kadar öldürürlerse kendilerine o kadar
    hayat kalacak gibidir.

    1950’li yıllarda hunharca Müslümanların kafalarına çivi çakan Çinli ile, yerleşim merkezlerinin üzerine misket bombaları
    atan Yahudi, Afganistanlı Müslümanları napalm ile yakan kızıl Rus hep aynı insandır. Uyguladıkları teknikler, sahip oldukları
    teknoloji ile okur yazar oranlarının büyüklüğü ile, yüksek tahsil yapmış kişilerin çokluğu ile doğru orantılı olarak değişmekte,
    fakat onları hep aynı suçta sabit tutmaktadır.

    Ne kadar dehşete kapılırsak kapılalım, öte dünyaya ve Allah’a kapılarını kapamış, kalplerini zifiri karartmış olanların, hâkim
    olmak ve yalnızca kendileri yaşamak için durmadan öldürmeleri ve öldürtmeleri son bulmayacaktır. Bu vahşilerin elinden
    dünyayı kurtarmak, “öldürmek zorunda kalınca güzel öldürün” emrinin sahibi İslâm’dan başkası ile mümkün mü?