• “Yukarısı güçlü
    Aşağısı güçlü
    Bir’deki güç iki katı
    Beriye gel Kuzey,
    Yaklaş, sokul Batı,
    Yukarıya ak Doğu,
    Dol, taş Güney.
    Aradaki rüzgar bağlıyor haçı
    Kutupları birleştiriyor aradaki haçı kutuplar.
    Adımlar yukarıdan aşağı yöneliyor.
    Fokurdayarak kaynıyor su kazanlarda.
    Kızgın küller kaplıyor yuvarlak zemini
    Mavi ve derin çöküyor gece yukarıdan,
    Yeryüzü yükseliyor kapkara aşağıdan.
    Bir münzevi sağaltıcı iksirler pişiriyor.
    Dört rüzgâra adaklar adıyor.
    Yıldızları selamlıyor ve yeryüzüne dokunuyor.
    Elinde parıldayan bir şey tutuyor.
    Çiçekler sürgün veriyor çevresinde ve yeni pınarın neşesi öpüyor kollarını bacaklarını.
    Kuşlar uçuyor çevresinde ve ormanın çekingen hayvanları ona bakıyor.
    İnsanlara uzak olsa da onun ellerinden geçiyor yazgılarının ipleri.
    Dilediğinde ona yönel ki ilacı olgunlaşsın ve güçlensin ve en derin yaralara şifa versin.
    O senin uğruna yalnız ve Cennet ile yeryüzü arasında bekliyor yeryüzünün ona yükselmesini ve Cennet’in ona inmesini.
    Bütün halklar hâlâ çok uzak ve karanlığın duvarının ardında duruyor.
    Oysa bana uzaklardan erişen sözlerini işitiyorum ben.
    Kendine yoksul bir kâtip seçmiş, ağır işitiyor, yazarken de kekeliyor.
    Onu, münzeviyi tanımıyorum. Ne diyor? Şöyle diyor: “İnsan uğruna korku ve rahatsızlık çekiyorum.”
    Eski yazıları ve büyülü deyişleri deşiyorum çünkü sözler insana asla ulaşmaz. SÖZLER GÖLGE OLDU.
    Bu yüzden eski büyülü aletleri aldım ve sıcak iksirler hazırladım, sırları ve eski güçleri, en akıllısının bile tahmin edemeyeceği şeyleri kardım.
    Bütün insan düşüncelerinin ve işlerinin köklerini pişirdim.
    Birçok yıldızlı gecede kazanı gözledim. Maya sonsuza dek demleniyor. Senin aracılığına, diz çökmene, umutsuzluğuna ve sabrına gereksinim duyuyorum.
    En son ve en yüksek özlemine, en saf istemine, en alçakgönüllü boyun eğişime gereksinim duyuyorum.
    Münzevi, kimi bekliyorsun? Kimin sana yardım etmesi gerek? Yardımına koşacak kimse yok çünkü hepsi sana bakıyor ve sağaltıcı sanatını bekliyor.
    Hepimiz tamamen yetersiziz ve yardıma senden daha çok gereksinim duyuyoruz.
    Bize yardım et ki karşılığında biz de sana yardım edebilelim.
    Münzevi diyor ki: “Muhtaç olduğum anda yanımda kimse durmayacak mı? Yine bana yardım edebilesiniz diye işimi bırakıp size yardım mı edeyim? İyi de nasıl yardım edeceğim size mayam olgunlaşıp güçlenmedikten sonra? Size yardım ondan gelecekti. Benden umduğunuz nedir?”
    Bize gel! Neden orada durmuş mucizeler pişiriyorsun? Sağaltıcı, büyülü iksirinin bize ne yararı olacak? Sağaltıcı iksirlere inanıyor musun? Yaşama bak, bak sana ne çok gereksinim duyuyor!
    Münzevi diyor ki: “Budalalar, zorlu ve uzun ömürlü tamamlanana ve özsuyu olgunlaşana kadar benimle bir saat olsun nöbet tutamıyor musunuz?
    Az zaman sonra mayalanma tamamlanacak. Neden beklemiyorsunuz? Sabırsızlığınız en yüksek eseri neden yok ediyor?”
    Hangi en yüksek eser? Biz canlı değiliz; soğuk ve uyuşukluk ele geçirdi bizi.
    Senin eserin, münzevi, sonsuza kadar tamamlanmayacak her gün ilerlese bile.
    Kurtuluş işi sonsuzdur. Bu işin sonuna beklemeyi neden istiyorsun?
    Bekleyişin seni sonsuz çağlar için taşa çevirse bile sonuna kadar beklemeye dayanamazsın. Kurtuluş zamanın gelseydi bile seni kurtuluşundan kurtarmak gerekecekti.
    Münzevi diyor ki: “İşittiğim nice tatlı dilli bir ağıttır böyle! Ne ağlayış! Ne budala kuşkucularsınız siz! Yaramaz çocuklar! Dayanın, bu geceden sonra tamamlanmış olacak!”
    Bir gece olsun beklemeyeceğiz artık; yeterince dayandık.
    Sen bir Tanrı mısın ki bin gece sana bir gece geliyor? Bizim için bu bir gece bin geceye eşit. Kurtuluş işini bırak ve böylece kurtulmuş olacağız. Nice çağlardır kurtarıyorsun bizi?
    Münzevi diyor ki: “Sizi utanç verici insan yığını, insan sürüsü, seni Tanrı’nın piçi, hazırladığım karışım için bir parça değerli et gerekiyor hâlâ.
    Ben gerçekten sizin en değerli et parçanız mıyım? Sizin için kendimi kaynatmaya değer mi?
    Biri sizin için çarmıha gerilmeye razı oldu.
    Bir gerçekten de yetiyor. Yolumu tıkıyor o.
    O halde ne onun yollarında yürüyeceğim ne de sizin için sizin için iyileştirici maya ya da ölümsüz kan iksiri yapacağım.
    Bunun yerine sizin için iksiri ve kazanı ve gizli işi bırakacağım çünkü tamamlanmayı ne bekleyebiliyorsunuz ne de katlanabiliyorsunuz ona.
    İsteğinizi, diz çöküşünüzü, yakarışlarınızı yere çalıyorum.
    Siz kendinizi hem kurtuluşsuzluğunuzdan hem de kurtuluşunuzdan kurtarabilirsiniz!
    Biri sizin için öldüğünde değeriniz yeterince yükseldi zaten.
    Şimdi her biriniz kendi için yaşayarak değerini kanıtlasın.
    Tanrım, insanlar uğruna bir işi yarım bırakmak ne zor!
    Yine de insan uğruna kurtarıcı olmaktan çekiliyorum.
    İşte iksirimin mayalanması tamamlandı.
    İçkiye kendimden bir parça katmadım ama insanlıktan bir dilim ekledim ve bakın, karanlık, köpüklü iksir berraklaştı.
    Ne tatlı, ne acı tadı!
    Aşağısı zayıf,
    Yukarısı zayıf,
    Bir’in biçimi
    çift oluyor.
    Kuzey, yüksel ve git,
    Batı, yerine çekil,
    Doğu, kendini yay,
    Güney, yok ol bit.
    Aradaki rüzgarlar
    çarmıha gerilmişi çözüyor.
    Uzak kutuplardaki aralarındaki
    kutuplar ayırdı.
    Düzlükler geniş yollar,
    sabırlı sokaklar.
    Fokurdayan kap soğuyor.
    Kül griye dönüyor
    kendi yerinin altında.
    Gece göğü kaplıyor ve uzakta
    aşağıda kara yeryüzü uzanıypr.
    Gün yaklaşıyor ve bulutların üzerinde, uzaktaki güneş var.
    HİÇBİR MÜNZEVİ SAĞALTICI İKSİR PİŞİRMEZ.
    Dört rüzgar esiyor ve armağanlarına gülüyor.
    O da dört rüzgarla alay ediyor.
    Yıldızları gördü ve yeryüzüne dokundu o.
    Bu yüzden de elinde parlayan bir şeyi kavramış
    ve gölgesi büyüyüp Cennet’e erişmiş.”
  • Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat.Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.Hasretin alev alev içime bir an düştü,
    Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
    Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
    Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
    Göğsümüzden umutlar bican düştü,
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
    Paramparça, ateşler şahının hayalleri.Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
    O mücella çehreni izleseydim ebedi,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
    On asırlık ocağın savururdum külünü.Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.Badiye yaylasında koklasaydım izini,
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü.Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.Madeni arzuların ardında seyre daldım,
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
    Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin.Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
    Nazarın ok misali karanlıkları deler.
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
    Anneler çocuklara hep seni içirecek,
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...
  • Gelip düşte onu muştuladılar
    En ulu insana yüklüsün diye

    Yıkılan burçların sönen ateşin
    Kuruyan Save'nin haberci dili

    Yıldızlar billurdan avize gibi
    Bir ev nur merkezi geldiğin gece

    Vakti yenileyen sen ey hoş geldin
    İbrahim duası İsa müjdesi

    Başında bir gölge altın çocuğun
    Onu korumanın dipsiz imgesi

    Alınıp oyundan nurdan neşterle
    Ayıklar içini bir melek doktor

    Sütanne evine dolan bereket
    Seven bir çehreye gülücüğündür

    Anaya babaya yük olmamanın
    Anıtını diktin ey büyük yetim

    Çorak vadiler doyar yağmura
    Elinden tutulup yalvarılınca

    Bir emin çobanlık dağda ve çölde
    Devlet yönetimi hazırlığındır

    En büyük kadının seçtiği olmak
    En büyük erliğin hediyesidir

    Çöller bir hayattır mağara fikir
    Rüyalar gerçeğin kesin haberi

    İnsanlar çevrende bir renkli fanus
    Yansıtır bitmeyen ışınlarını

    En yırtıcı insan en adil olur
    Ellerin boş dönmez dilediğinden

    Köleler beylerle eşitlenmiştir
    Bağlılık yiğitlik aşk yarışında

    Dost olmayanlara salar korkuyu
    Başında aslanlar ejderler bekçi

    Bir çul parçasıyla kestin kavgayı
    Oturttun yerine en kutsal taşı

    Çağrıya uyarak yarar da yeri
    Yürür gelir ağaç işaretinle

    Senden güçlüsünü görmedi evren
    Yenersin ard arda dev pehlivanı

    Yoluna dikenler döken ellerin
    Gün gelir görülür hep kuruduğu

    Çölleri yel gibi aşan süvari
    Atının ayağı gömülür kuma

    Ardından düşmanca iz sürenlere
    Örümcek ve kuşlar örer engeli

    Çağlardan çağlara yürüyen sırrı
    Fısıldadın mağra arkadaşına

    Güneş geri gelir battığı yerden
    Vaktinde yönelsin dost Hakka diye

    Felekler seninçin var oldu yine
    Geceler boyunca alnın yerdedir

    Ay iki bölünür gelir önünde
    Onaylar sesiyle ululuğunu

    Bir anda çıktığın sonsuz yolculuk
    Hayalin meleğin yandığı nokta

    Çeşme parmağından içer suyunu
    Ölümsüz çağrının savaşçıları

    Elin erişince kısır koyundan
    Kaseler dolusu sütler süzülür

    Ülkeler kapısı bir bir açılır
    Kazmalar inince kaya üstüne

    Gözlerin uyur da kalbin uyumaz
    Sevgili gönlünden çıkmıyor diye

    ( 7 Güzel Adam'ı sevmeme, okumama sebep bu işte; bir kelime, bir cümle ile bir ömürü anlatmaları... Bu şiiri okuyunca us'um harekete geçti gitmek için 1500 yıl öncesine.)
    Akif İnan
    Sayfa 52 - iz yayıncılık
  • Sehl et-Tüsterî "Marifetin nihai noktası hayrettir." der. Ferîdüddin Attar'ın ölümsüz hikâyesi Mantıku't-Tayr'da altıncı vadi, hayret vadisidir. Simurg'u arayan kuşlar, son durakları olan yedinci vadiye ulaşmadan önce hayret makamında bulurlar kendilerini. Hayret, bizi ben-idrakine ulaştıran son kapıdır. Buradan geçen otuz kuş huzura çıktıklarında, aradıkları Simurg'un (sî-murg:otuz kuş) kendilerinden başkası olmadığını anlarlar. Aynadaki suretlerine hayretle ve hayranlıkla bakarlar.
  • Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim
    Güneşi bahardan koparıp
    Aşkın bu en onulmazından koparıp
    Bir tuz bulutu gibi
    Savuran yüreğime
    Ah uzatma dünya sürgünümü benim
    Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    Ayaklarımdan belli
    Lambalar eğri
    Aynalar akrep meleği
    Zaman çarpılmış atın son hayali
    Ev miras değil mirasın hayaleti
    Ey gönlümün doğurduğu
    Büyüttüğü emzirdiği
    Kuş tüyünden
    Ve kuş sütünden
    Geceler ve gündüzlerde
    İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Bütün şiirlerde söylediğim sensin
    Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
    Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
    Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
    Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
    Çatı katlarında bodrum katlarında
    Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
    Hep Kanlıca'da Emirgan'da
    Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
    Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
    Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
    Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
    Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
    Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
    Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
    Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
    Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
    Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
    Verilmemiş hesapların korkusuyla
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
    Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
    Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
    Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
    Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
    Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
    Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
    Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
    Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
    Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
    Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
    Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili

    Sezai Karakoç
  • Insanoğlu mu? Elde ettiği tek şey günah ve umutsuzluk birikintisi,

    Bir çocuk olmak evet, tek derdi uçurtması uçamıyan bir çocuk, rüzgarın esmesi ile hüznünden eser kalmayip sevincini uçurtmasina yükleyip göğe salıveren bir çocuk.

    Salındı uçurtma, gözler çevrildi göğe doğru,
    Koskocamandı, kanatlarının her biri odak kaynağı, sevgi ve huzur mühürlenmişler.
    Kuşlar dönmekte etrafında ahenkli cıvıldaşmalar ile adeta kopuyor.
    Yerden göğe bakanlar kimi dudak ısırıyor, uçurtmaya eşlik eden iki kavramdan uzaklar onlar,

    Çocuk gülümsüyor, sevinç kaynağı uçan uçurtması.
    Taze mısır diye bağıran dede, onunda yüzü bugün gülüyor, tek derdi işlerin yolunda gidip evine çorba getirtecek miktarı götürmesi ki, zaten elde edebilmiş.
    Oturmuş tablası başında açmaya fırsatı olmadiği sigara paketine bakarak'ken.
    Bi yandan da havada onca uçurtmanin arasindan seçilebilen uçurtmaya göz daldırarak bıyık altından sırıtarak seyrelmiş sakallarını kaşıyor.

    Martılar bağrışıyor, kıtlık gelmişçesine, vapurdakilerin eğlencesine onlara attıkları simitler için, birbiri ile çarpışıyor rekabet ile.

    Denizin diğer tarafındaki kumsalda kum altından kaplumbağa yavruları yumurtalardan çıkıp kumu aralıyarak hep birden denize doğru telaşla adımladılar,
    Fırsatçılık buya, Balıkçıl ve leyekler atağa geçtiler gagalanmadık etinden alınmadık can bırakmadılar.

    Hayat budur işte, sen üzülürken,
    Başkaları sevinç içerisindedir.
    Senin muhtaçlık duyduğunu, başkalari 'merhametsizce' eğlence amaçlı muhtaçlığından faydalanip, onu giderme eylemine bulunmaktadır.

    Çocuk olmak vardi şimdi demiştim.
    Kanatlarına 'huzur ve Sevgi' kavramlarını yükleyip göğe bu iki kavramı yeryüzüne yayması ile ümitlenip saldığım uçurtmam.

    Bir gülümseyişin hayatı olumsuz yönde etkileyecek karanlığı aydınlatması dileği ile.

    #Poyraz