• Üç, dört erkek evlâttan sonra Allah kendisine bir kız evlât vermiş babanın cümlesini duyduğumda çok duygulanmıştım.

    Beyefendi eşine demiş ki, ben eğer kalpten falan gidersem kızımın kalbini kalbimin üzerine getirin o benim kalbimi çalıştıracaktır. Kız çocuklarında öyle yüksek bir hayat enerjisi var ki, onlar o enerjileriyle anne babayı yeniden hayata döndürebilir. Yeter ki anne baba o pozitif enerjiyi boşa tüketmemiş olsun.

    Evet, tabiî ki evlât evlâttır. Hiçbir anne baba için evlâtlar arasında bir ayrım olmaz. Hele hele bir evlâdı sevmek veya diğerini sevmemek gibi bir şey hiç olmaz. Ama olan bir şey vardır ki; o da, anne babanın duygusu değil, evlâttaki duygu kapasitesinin farklılığıdır. Yani anne babadaki sevgi aynı sevgidir de, evlâttan birinin alma kapasitesi yüksek, diğerinin düşük olabilir. Tabiî belki zamanla o evlâttaki düşük kapasite anne baba üzerinde de bir olumsuz tesir yapabilir. Teşbihte hata olmasın, Allah’ın kulları arasında Allah açısından bir fark yoktur. Hepsi kendi kullarıdır. Ama gelin görün ki kimi kullar, yaratıcı Allah’ı anlar, tanır ve o oranda da sevgisi gelişir, kiminde ise bu duygu, bu potansiyel gelişmez. Yoksa her kul için Allah aynı Allah’tır. Ama bir müddet sonra o kulluk potansiyeli düşük kul ile yaratıcı Allah arasında bağ zedelenmesi meydana gelir ve kalbi mühürlenir.

    Allah, kız çocuklarını da, erkek çocuklarını da bir takım duygu meyilleri ile birlikte yaratmış, dünyaya göndermiştir. Kız çocuklarındaki şefkat duygusu artık çağın duygu dengesini değiştirecek boyutta baskındır. Onun içindir ki İlâhî adalet kız çocukları lehine değişime uğramıştır.

    Üç, dört erkek evlâttan sonra dünyaya gelen kız çocuğu için oldukça farklı duygular yaşayan baba, “Benim daha önce kıvrılan gömleğimin yakasını düzelten, dış kapının ziline dokunduğumda ‘Hoş geldin babacığım!’ diye sevinç çığlıkları atan evlâdım olmamıştı.” diyor.

    Beyefendinin eşine cümlesi kız çocuğu babası olmanın hazzını hatırlatıyor: “Hanım, ben ölürsem, kızımın kalbini kalbimin üzerine getirin. O yüksek enerji ömrüm varsa beni tekrar hayata döndürecektir.”

    İşte kız çocuğu babası olmak böyle bir şeydir.
  • Bütün Türk Gençliğine
    Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
    Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
    Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
    Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

    Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın.
    Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
    Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
    Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

    Ezilmekten çekinme... Gerilemekten sakın!
    İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
    Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
    Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

    Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
    Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
    Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
    Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...

    II

    Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
    Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
    Senin de bu dünyada nasibin var savaşmak!...
    Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

    Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,
    Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla...
    Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
    Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

    KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,
    Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.
    Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
    Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

    Yüz paralık kurşunla gider 'HAYAT' dediğin;
    'Tanrı yolu' uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
    Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
    Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin.

    III

    Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
    Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
    Işıksız kulübende boranın esişini
    Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

    Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
    Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
    Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
    Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

    Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
    Vicdanını 'Paris'e, 'Moskova'ya satanlar,
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.

    Hey arkadaş!... Bu yolda ben de coşkun bir selim,
    Beraberiz seninle, işte elinde elim.
    Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
    Ölümüne, gamına, tipisine, karına...

    IV

    Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    Savaş... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın,
    Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

    Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
    Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
    Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    'Çanakkale' ufkunda, 'Sakarya' toprağında.

    Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
    Doğru sözü 'Kül Tegin' kitabesinde ara...
    Lenin'den bahsederse karşında bir maskara,
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
    Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    Ruhlarımız buluşur elbet 'Tanrıdağı'nda...

    V

    Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
    Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
    Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,
    Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

    Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
    Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
    Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
    Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Istırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
    Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında
  • •Tanrı’dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. Ölmek istemiyordum, çünkü Tanrı’yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz…

    •Belki de varlıklarından şüphe ettiğim bütün duygular içimde ama onları uyandıracak olanlar ortada yok.

    •Hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar.

    •Ama dediğim gibi, en büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti. Hayatımın belli bir dönemine kadar hep böyle yaptım zaten. Gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye. Kadınlardan bunu bekledim. Birisi gelip, “Evet, ben seni tanıyorum“ desin diye bekledim.

    •Hep aynı sözü tekrarladım kendime: bir şey aramayan asla kaybolmaz!

    •Kızıldeniz’in yarıldığına, gerektiğinde kadının dövülebileceğinden daha çok inanıyorum. Çünkü mucize bana daha temiz geliyor.

    •Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez…

    •Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altında biriken her küçük torba gördükleri hayallerle doludur. O her torbada ayrı bir hayat saklıdır uyanıkken görülen. Gerçek dünyayı küçümsemek hatta reddetmek ise kendiliğinden gelir.

    •Medeniyetten daha kötü bir şey varsa, o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizlik…

    •“Ben ağlamam” dedim kendime. ”Kurutamam gözyaşlarımı çünkü. Başlarsam duramam diye ağlamam. Bütün damarlarım, kemiklerim çıkar gözpınarlarımdan. Geriye tek bir derim kalır…”

    •Hafızamda bu kadar derin çukurlar olduğundan haberim yoktu. Neleri gömmüyordum ki teker teker?
  • “O zaman belki ben de yatıp uyursam aynı rüyada buluşuruz, bilirsin ya? Rüyada buluşup birlikte vakit geçirebiliriz.”
  • Bediüzzaman'a en büyük zulümler, Afyon hapishanesindeyken yapılmıştır. Kışın en şiddetli günlerinde, zindan pencerelerinin baştanbaşa buz tuttuğu sırada, koskoca bir koğuşta tecrid edilerek yapayalnız bırakılmış, üstelik gıdasına zehir karıştırılmış ve hizmetini görmek üzere yanına kimsenin sokulmasını mümkün kılmayan şartlar altına alınmıştır. Bu anında söylediği söz: "Belki hayatta kalamam... Bütün varlığım, vatan, millet ve gençlik için... Ölürsem, İslâm âlemi ve insanlığın ebedî saadeti uğrunda canım feda olsun... Dostlarım intikamımı almaya sakın kalkmasınlar!... Bu noktaya son derece dikkat edilmesini isterim!"
  • Bu sana yazma imkanı bulduğum belki de son fırsat, bu nedenle kısaca ifade etmeliyim ki, inan tek üzüntüm geri dönemememin sana, Bert'e ve Mat'e vereceği acıyı düşünmek. Bana gelince, kaderime razıyım. Zaferin sonunda hayatta kalırsam şan ve başarı kazanacağım, eğer ölürsem bu, şerefli bir son olacak.

    Albay John Monash 4. Tugay Komutanı, Anzak Kuvvetleri,
    Eşine Mektup, 24 Nisan 1915