• Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam.
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım.
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda.
  • İçimizin her an verdiği o 'Yaşa!' emri verilmez olduğu an ya tedbirlerimiz eksilir, kazadan ölürüz, ya mukavemetimiz eksilir, hastalıktan ölürüz.
  • "Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz."
  • -Yine mi Yalçın Bey? Bir kere de bitirin şu verdiğim kitapları, belki sonu tam da sizin istediğiniz gibi biter bir gün...
    -Hiç sanmıyorum Burak. Hem benim istediğim gibi bitse ne değişir ki? Hayatın içinde yaşadıklarımız değişmedikten sonra kitaplarda mutlu olsak ne yazar?
    -En azından mutlu olduğumuz bir yer bulmuş oluruz ve bence buna değer...
    Ahmet Batman
    Sayfa 21 - Destek Yayınları
  • Eğer dostluğumuz zaman ve mekân gibi şeylere bağlıysa, sonunda zamanı ve mekânı yendiğimizde, kendi dostluğumuzu da yıkmış oluruz.
  • Bilim ve sanatın diriltilmesi, ahlâkı düzeltmeye yardım etmiş midir?
    Rousseau 1749'da Dijon akademisinin ödüllü sorusuna (yukarıda yazdığım) istinaden yazıyor bu kitabı ve birinci oluyor. Cevabı ise, Hayır.

    Bir düşünsenize yıl M.Ö bilmem kaç bin... ne derdiniz, kaç sorumluluğunuz var? Bir barınak bulmuşsunuz, alıyorsunuz, topluyorsunuz yiyip içip yatıyorsunuz. Güzellik, zenginlik, çirkinlik, cehalet, entellektüellik bilmem ne, hiçbir şey yok. Aptalca siyasi tatışmalar, salak salak akımlar, boş edebiyatlar, türlü sanatsal etkinlikler hiçbir şey yok.

    Zaman geçiyor, yağmur yağıyor, seller akıyor, volkanlar patlıyor ve artık insanlar bir araya gelmeye başlıyor. Toplum olgusu oluşmaya başlıyor. X'i Y var etmeye başlıyor. Güzellik, çirkinlik, güçlü, zayıf gibi en temel kavramlar ortaya çıkarken buna paralel olarak kıskançlık, öfke, komplo gibi kavramlarda türüyor. Sonra, baktık işler çığırından çıkıyor katiller türüyor, güçlüler güçsüzleri eziyor, orman kanunları hüküm sürüyor, bizler de diyoruz ki "Bu iş böyle gitmez, bir sözleşme yapalım. Biz gücümüzü bir üst kimliğe vererek kendimizi sınırlayalım ve bir sözleşme oluşturalım böylelikle haklar dengesi oluşturmuş oluruz." Derken devlet dediğimiz kutsal varlığı kuruyoruuuz. Tabi sıkıntı yok, insanlar toplum olarak yaşamayı öğreniyor. Ortak kurallar, ortak çıkarlar devam ede dursun; insanlar, geçim derdinde ekiyor, biçiyor, yiyor, yatıyor. Gel zaman git zaman ortak değerler oluşyor, ortak bir kültür.
    Zaman geçtikçe insanın merak duygusuna istinaden gelişen araştırmalar, çok zenginleşen insanların sanatsal eğilimleri falan filan boş zamanlarında geliştiriyorlar da geliştiriyorlar. Tiyatro, opera, sinema, keman, bale, bilmem ne, pusula, kağıt barut, bıçak, balta, falan filan. Geliştikçe gelişiyor, geliştikçe gelişiyor. İnsan doğal halinden uzaklaştığı her adımda da ahlak, haz, değer azalıyor. Mesela klasik bir geyik vardır yaa. Yani biz geyik deriz ama gerçekten de öyle hissederiz ya da hissedemediğimizi dile vururuz. "NERDEEE O ESKİ BAYRAMLAR" bakınız bu adam 1750'de "bilimlerimiz ve sanatlarımız olgunlaşmaya doğru gittikçe, ruhlarımız bozulmuştur." Cümlesini kuruyor ve yıl 2018 hâlâ bozulma devam ediyor ve sürekli bir eski özlem mevcut, neden? Çünkü bilim ileriye gittikçe insanlık geride kalıyor. Bilim arttıkça lüks, lüks arttıkça sımarıklık artıyor. Yok olan tüm uygarlıkları araştırdığımızda ortak özellikleri, yok olmalarının arefelerinde aşırı lüks ve sefaya dalmalarıdır.
    Evet arkadaşlar, ben yazarın söylediklerine harfien katılıyorum. Diyor ki:
    "Boş ve anlamsız merakımızın sebep olduğu kötülükler, bu dünya kadar eskidir."
    Ve bunları söylerken, henüz yüzbinlerce Amerika yerlisi öldürülmedi, Çernobil patlamadı, atom icat edilmedi, Hiroşima ve Nagazaki yerindeydi, Nazi kampları kurulmamıştı. Milyonlarca altın harcanacak yapılan çalışmalara karşın, dünyanın başka bir yerinde milyarlarca insan açlığın pençesinde değildi.

    "Sokrates yaşasaydı eğer o doğru adam bizim boş bilimlerimizi de küçümserdi. Her taraftan üzerimize çullanan bu kitap yığınının artmasına yardım etmezdi."
    Diyor 28. Sayfada... doğru diyor yüzlerce kitap, hastalıklı ideolojiler, ahlaksızlık ve iç sıkıntısı vermekten başka ne işe yarar ki? Sorgulamak adı altında zihin bulandırıp olmadık şeyler türeten insanlar!! Ah o insanlar !! Diyor ki yazarımız;
    "Ama bu boş adamlar, parlak sözleriyle her yere erişirler; uğursuz yüzleriyle silahlı, dinin temelini sarsarak her yöne yayılırlar, Erdemi yok ederler. Din, vatan gibi eski sözleri hor görürler, bütün kurnazlıklarıyla, felsefelerini insanların değer verdikleri ne varsa onu baltalamaya, yıkmaya, çalışırlar. Ne imandan ne de Erdem'den nefret ettikleri için değil; asıl düşmanları, başkalarının hep birden inandıkları şeylerdir."

    Kitabı ikinci okuyuşum ön sözü vs. Atarsan toplam 37 sayfa felan. Ama 3700 sayfalık kitap yazılsa bu kadar yerinde ve ileri görüşlü tespitler yapılamaz diye düşünüyorum... fazla uzatmamak adına yarım kestim daha çoook söylenecek şey var bu kitabın üzerine abartısız söylüyorum hiçbir incelememde de böyle idda da bulunmadım ama bu kitap hakkında saatlerce tartışıp, sayfalarca yazabilirim. Hatta önümüzdeki ay istanbul okuma grubunda kitap önerisi olarak sunacağım...
  • "benim ilkem şu: son verme imkanımız olan bir zulmü veya yanlışı görüp de bir şey yapmazsak, suça ortak oluruz."
    Anna Sewell
    Sayfa 172 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları