Hayatım, bakışlarının ışığı, sen, oradasın, elveda sayfalardaki aşkım, elveda sevgili seyyahım, hoşça kal yaşadığım en güzel sürpriz isyanım hiç eksilmedi, umutsuzluğum korkunç, umudum daha da büyük, beni asla susturamayacaksınız, bırak beni zavallı cellat, kimseye ihtiyacım yok, bazen yaşayanlardan haber alabilmek için ölülerin yanına gitmek gerekir, haberlerimi alacaksınız siz ölüm döşeğindekiler, bakalım unutulur muymuşum?
Ölmek biraz doğumu andırıyor, dünyaya geldiğimizde de çıplak ve savunmasızız. Kafa keserek, vücuttan ayırdıkları başı dünyaya getirdiklerini sanıyorlar, yeni doğanı dışarı çıkarıyor ve doğumu taklit ediyorlar, kan fışkırıyor, kafa çıkıyor, ha gayret, ıkın biraz, işte, geliyor, bravo… Bir kız, ah çok yazık. Doğum ve giyotin, dehşet aynı…
-Bir eleştirmen şöyle yazdı: İyi bir tiyatro eseri çıkarmak için insanın çenesinde sakalı olmalı.
-Ben de şöyle diyorum, diye cevap verdi Olympe: Sizin gibi bir adamı ortaya çıkarmak için bir kadına ihtiyaç vardır, güzel sanatların cinsiyeti olmaz.
-Beni pohpohlamayın dostum, bu talihsiz kusuru tek başıma yaşıyorum zaten… Öfkeli bir karakter ve fazla hassas bir kalple doğmuşum. İkisi de bana çok zarar verdi. Ama gülünç olmamayı başardım, çünkü kusurlarımın fazlasıyla farkındayım.