Ömrünün bu en güzel gecesini, ömrünün bu en korkunç
gününün takip etmesi mi kaçınılmaz? Neydi bu içinden çıkılmaz meseleler?
Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze
bakmayı zevk olmaktan çıkaran duygular ve üzüntüler?
Yalnız, gökyüzündeki yıldızlardan
çayın dibindeki çakıllara,
doğu tarafından kopup gelen bulutlardan
batı tarafındaki denize kadar uzanan
ve yayılan bu kocaman gecenin içinde, yapayalnızdı.
Içimizde bir daralma hissi ve depresyonla mücadele ediyorsak, yalnızlıgımızdan an be an ölmekte isek, gerçekten kapımıza gelen bir komşumuz yoksa, telefonlarımız çalmıyorsa, eş- dost bizi çoktan terk ettiyse, hiçbir sebep olmamasına rağmen, hep bir umur içimizde baş vermeye hazır bir şekilde bizi rahatsız ediyorsa ve biz gerçekten güneşe hasret kaldiysak ve "yaşamı yaşamayı" gerçekten özlediysek, gölgeden çıkmalıyız.
Çünkü biz “gölgede duruyoruz." Gölgede duran biziz.
Güneş, alabildiğince her yerde. Siz harekete geçmezseniz, hep o gölgede kalacaksınız. Ve bir gün bakacaksınız ki; “Yaşamadığınız Yaşamın" güneşi, gecenin kollarına sarmalanmakta. Ve siz, artık isteseniz de güneşe yürüyemeyeceksiniz. Güneş ufuktan çoktan gitmiş olacak.