Bir düşünce yakamı bırakmaz hiç: Yazmam gerek, yazmam gerek, yazmam gerek diye tekrarlayıp dururum. Bir hikaye ya da romanı mı bitirdim, nedense hemen bir başkasını, sonra bir üçüncüsünü onun ardından da bir dördüncüsünü yazmak zorundayımdır... Konaklama yerlerinde dinlenmeden at değiştiren bir yolcu gibi durmaksızın yazarım, başka türlü davranmak da elimde değildir. Bunda güzel ya da aydınlık olan ne var, sorarım size? Of, ne saçma bir hayat bu!
Artık bir çocuk olmadığımı biliyordum, fakat yetişkin de değildim. Çocukluğun o mükemmel aldırmazlığıyla, yetişkinliğin acıları ve hayal kırıklığı arasında kalmıştım. Eskiden olduğu gibi cahil ve mutlu olmak istiyordum. Fakat çocukluğun bittiğini biliyordum.