Kayıp zamanlar atlası çıkardım kendime.
Her kırıldığım anıdan yitirilmiş bir parça, o parçaların oluşturduğu boşluğun kronolojik sıralaması.
Evet en çok burada kaybettim kendimi. En fazla burada hissizleşti canım. En ağır burada geri kazanamadığım anılar yaşadım. En garip burada yabancılık hissettim.
En son burada kendimi kaybettim. Her geçen zaman bizi bir yıl yaşlandırmaz. Her geçen zaman bizim canımızdan bir parça koparır gider. Kimi zamanlar daha büyük parçalar koparır. Yaşamak bedelini ödemektir. Canınla. Canımla çok bedel ödedim. En sonuncuyu benliğimle ödedim. Soruyorum ben kimim. Nereden geliyorum? Sahi yolum nereye düşüyor? Yarın kalkıp nereye gitmem gerekiyor? Gördüğüm parçalar, aynadaki yansımalar, yitirilip gitmiş bu ömür kimin?
Her sabah, sanki aynı yerde değil de bambaşka bedenlerin içinde uyanıyorum. Bir anda beni itivermişler. Rüyaların sonsuz dehlizinde ilerlerken bir anda dünyaya atıyorlar beni de, müsait olan, boş bulduğum ilk zihne yerleşiyor gibiyim.
Bu unutkanlık, bu boşluklar, bu hissizlik yalnızca bu şekilde açıklanabilir. Aksini aklım almıyor.
Senelerdir bu bedenin içinde, aynı şekilde, aynı isimle, aynı yüzle, aynı sorunlarla, hiçbir şeyi değiştirmeden yaşayan bensem. Eğer bu kişi hala bensem.. Hala ölmediysem. Hala kesip atamadıysam şu can damarını. Hala durdurmayı başaramadıysam kanamaya devam eden kalbi. Hala susturamadıysam aynı çığlıkları dinleyen zihni. Hala yıkamadıysam yalanlardan örülmüş duvarları. Hala öldüremediysem sahte bedenleri. Hala bulamadıysam yaşamın gerçeğini. “Yaşamak geçti üzerimden.” Bana da yazıklar olsun..!