• Sen nasılsın ömrüm?
  • İniyorum kulelerinden katil 
    iniyorum maktul minarelerden 
    taraçadan, bahçeden 
    ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden 
    ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte 
    değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor 
    açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane 
    canlıların korka korka uzandıkları zemin 
    ağzımda kef 
    iki gözIerimde mil 
    iniyorum kulelerinden 
    katil. 
    Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor? 
    Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan 
    beni çağırmaktadır? 
    Göklerin çökeltisinden başkaca soy 
    toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin 
    iniyorum kirli eteklerine 
    beni emziren kaltak şehrin 
    iniyorum ama indirilmedim 
    iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek 
    arada bir çehremi dalgalandıran karaltı 
    vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek 
    iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için 
    indiğim yerde beni bir bekleyen yok 
    indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim 
    puslu, çapraşık, koklanmamış 
    ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap 
    bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim 
    yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı 
    benimle açsaydı ağırdan 
    tükeniş faslını mızrap. 
    Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana? 
    Ne dökülüş inişimde, ne çakış… 
    Yalnızca o çetrefil 
    aralama zahmetine katlanarak 
    iniyorum kızları utandıran iç çekişle 
    erkekleri boğan kasvetle iniyorum. 
    Öfkemdi başlattı yolu 
    ısrara gerek var deyip durdu şehvetim 
    istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat 
    tarih onu tanımazlıktan geldi 
    bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım 
    belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra 
    ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın 
    sonunda yükü bıraktığıma yanacağım. 
    İniyor ve inliyorum 
    nereye bir kucak dolusu 
    sonluluk sorgusu getiriyorsam 
    oraya bir kucak da getiriyorum 
    bir kucak sadece genç ve diri değil 
    bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil 
    bir kucak sadece erkek ve vakur değil 
    bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil 
    bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil 
    bir kucak sadece gürbüz ve atak değil 
    bir kucak sadece üzgün ve dindar değil 
    bir kucak sadece temiz ve sevecen değil 
    bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil 
    bir kucak sadece cömert ve sıcak değil 
    bir kucak sadece sancılı ve keskin değil 
    bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil 
    bir kucak sadece öksüz ve çolak değil 
    bir kucak 
    sadece bir kucak 
    açılınca açıkları kapatan 
    acıkınca doyuran 
    ve doyurunca 
    nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü 
    darası alınmaz yüküm bu benim 
    kayda geçirilemez, narhı konulmaz 
    resmen ve alenen ifade usulü yok 
    gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır 
    dizimin dermanıdır o 
    buradan gelir cesaretim 
    bende bu kucak olduktan sonra 
    iyi veya kötü ne yapılabilir 
    kendi hayatı aleyhine 
    binlerce defa dolap 
    çevirmiş olan bana? 
    Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor 
    kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak 
    her sevincimi viran eden bu hayvan 
    yalanlar içinde boğulmamı önlüyor 
    ondan kurtulacak olursam biliyorum 
    beni yaşamakla coşturan 
    bir kaynak keşfederim 
    ondan kurtulduğum an 
    bütün boyutlarımı 
    kaybederim. 
    Önceleri, acemiyken 
    bu vaşak yokken daha yanıbaşımda 
    okul müdürü 
    veresiye satan bakkal 
    kapıcı ve akrabaları 
    dört ayrı ölümle ölmeyi öğren 
    demişlerdi bana 
    dört bucakmış 
    anlattıklarına bakılırsa dünya 
    omzun güneş kokuyor demişti 
    kısa eteklikli kız 
    o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. 
    İşte o zaman bildimdi 
    anladımdı o sıra 
    ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim 
    bu çuha, bu sicim elden çıkarsa 
    acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza 
    bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi 
    berbattır balkonda o güneşli sabahlar 
    biraz açılmak için açıldığınız kırların 
    aniden karşılaştığınız ırmakların 
    ürpertisi ahmakça 
    böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem 
    benden iki bakışık parça 
    çıkarmaya çabalayan boylam da berbat 
    ipekli libas giymem, altın takınmam 
    atımın eğerinde kaplan derisi yoktur 
    çehreme iyi baksalardı yırtılırdı 
    uykularının zarı 
    uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar 
    bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken 
    uykularına tutundular… 
    Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek 
    acılardır paylaşan çocukları 
    gün geldi paylaşıldı acılar 
    çocuklar paylaşıldı 
    bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım 
    gittim bir kuyudan su çektim 
    halka boynumdan geçti 
    geçti boynuma kemend 
    d harfine bak dedim 
    nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin 
    harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri 
    harf ol harfle birlikte kıyam et 
    harf of harfler ummanına bat 
    çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin 
    çünkü böndür altında kaldığım töhmet 
    uğradığım kinayeler bön ve berbat. 
    Evet, ilmektir boynumdaki ama ben 
    kimsenin kölesi değilim 
    tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya 
    tarantulaymış benim adım diyecek değilim 
    tam düşecekken tutunduğum tuğlayı 
    kendime rabb bellemiyeceğim 
    razı değilim beni tanımayan tarihe 
    beni sinesine sarmayan 
    tabiattan rıza dilenmeyeceğim. 
    Gittim su çektim en derin kuyudan 
    en hileli desteden 
    kendi kartımı çektim 
    yaktım belgeleri 
    bütün tanıkları yok etmek için 
    ricacıları öldürdüm 
    onlar bu dumanlı dünyanın 
    beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi 
    gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti 
    özüm gelinceye kadar bana temas etmişti 
    bu dokunuş parlatınca beni 
    benden biraz dünya 
    isteyen ricacıları 
    öldürdüm ve 
    kıtal bitti. 
    Yazık. 
    Yazık ki yazgımın boyası koyu. 
    İnilecek kadar indim. Hayfa. 
    Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura 
    eskilerin tayfası yine hep buradalar 
    hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar 
    havada hayza benzeyen aynı koku 
    binalara yaklaşırken eskisi gibi 
    sıklet artıyor 
    hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları 
    çocuk çığlıklarından 
    tanıyorum bunlar 
    bulutlara bakmak için penceresi evlerin 
    bu da deniz 
    hırs püsküren, toynak durduran deniz 
    rezeleri yerlerinden oynatan 
    vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz. 
    Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı 
    ufku muallâk deniz, bir yanımda 
    kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât 
    kimin yüzünü çevirdiysem 
    hüznü de sevinci kadar ıskarta… 
    Niye indim buraya ben? 
    Boşuna mıydı yol boyunca benliğime 
    musallat olan belâ? 
    Bir çevrim tamamlandı mı şimdi? 
    Yine mi döndüm başa? 
    Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak 
    kimse başa dönmemiştir, dönemez 
    hele sen geçtiğin o ormanlar 
    rüyalarındaki canavarlardan sonra 
    çok uzaksın o ilk 
    fırlatıldığın zamana. 
    Aldanma bunlar tayfa değil 
    burada doğdu hepsi 
    denize hiç açılmadılar 
    denizi sen kadar bile 
    tanıyan yoktur aralarında 
    her biri uzak bir beldeden geldi 
    sanılsın istiyor yosmalar 
    böylece saygın fahişeler 
    arasına katışacaklar 
    müptezel birer facire ofsalar da. 
    Tecimenler, onlar da sahi değil 
    onlar da olmayan tayfaların 
    gemilerinden çıkan malları 
    sattıklarına inandırmak istiyor 
    şehrin acemi insanlarını. 
    Sen ve yağmur. 
    Başa dönemezsiniz. 
    Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak 
    dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz 
    inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine. 
    Yağmur yalnız yağarken yağmurdur 
    sen yalnız senken sensin 
    burada kalamazsın ve başa dönemezsin 
    gitmek zorundasın 
    kovalanan bir Yahudi gibi 
    ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun 
    her şey çok yetersiz senin için 
    her şey sana çok fazla 
    ayıklarsan ayık durabiliyorsun 
    aranı açıyorsun kendinle 
    eşyayı araladıkça 
    uyanmanın bedeli serapları fedadır 
    uykuyu tadayım dersen 
    kâbusa dalmak pahasına. 
    Tarihe dersini vermen gerek 
    yoldan ayrılamazsın 
    yediremezsin sokulmayı kendine 
    tabiatın apışaralarına 
    ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu 
    durdurabiliyor seni 
    ne gürültülü bir havra. 
    Yükün ağır. 
    He’s so heavy 
    just because he’s your brother. 
    Kardeşlerin pogrom sana. 
    Dostlarının eşiğine varınca başlıyor 
    senin diasporan. 
    Herkesin bahanesi var, senin yok 
    günahlı bir gölgenin serinliğinde 
    biraz bekleyebilirsin, daha sonra 
    burada kalamazsın, başa dönemezsin 
    ama dön 
    Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön! 
    Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön! 
    Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön! 
    Eve dönmek 
    kendime sarkıntılık etmekten başka nedir? 
    orada, arada bir beni yoklar 
    intihara ayırdığım zamanlar 
    bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır 
    düzgün sabuklamalardan bana kalan.. 
    Evde 
    anlaşılmaz bir tını 
    bilmem nereden gelir 
    uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan? 
    bilemem Yahudi değilim 
    gizli bir yerde genizam yok 
    bilemem insan nerenin yerlisidir 
    ömrüm burada 
    bütün Yahudiler gibi 
    raflara doğru, çekmecelere 
    sahanlıklara doğru geçti 
    yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için 
    bir sıvaydım kendime kendi ellerimde 
    tıpkı Yahudiler gibi 
    buraların yerlisi ben değilim. 
    Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek 
    ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın 
    şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut 
    yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar 
    ben şarkıya dönünce 
    boğazlarındaki boğum insanların epriyecek 
    ve onun yerine her günkü işleri yaparken 
    kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı 
    kalbe gizlice batan kıymık geçecek 
    şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya 
    holokost neymiş meğer 
    herkes bilecek. 
    Kalbime döneceğim, ama hangi yolla? 
    Yedeğimdeki okunaksız 
    şarapla lekelenmiş, solgun harita 
    uyduruk bir şey mi bilmiyorum 
    yoksa sahiden definenin yeri 
    gösteriliyor mu orada? 
    Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir 
    kalbe dönmekle define bulmak arasında? 
    Lâkin ben inerken her dönemeçte 
    bir parçasını ele geçirdiğim 
    her molada, her zorlanışında nefesimin 
    her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın 
    bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir 
    nerelerde kıraçlaşır 
    rahminde levendane öcün tohumları yatan gece 
    güneşin şifa diye bilinen ışıkları 
    nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir… 
    Haritamda caddeyi ürpertiye açacak 
    bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok. 
    Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir 
    bir cenaze kalkarken yağan yağmurun 
    bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan. 
    Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı 
    ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için 
    hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde 
    canı sıkkın kızların yüzlerinden 
    döşünden ahı kalmış delikanlıların 
    dünyaya habire pörtleyeceğim 
    evlerin olanca tınısı dindiği zaman 
    kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları 
    fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından. 
    Yahudi değilsem bile 
    bende Yahudalık da mı yok- 
    Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?


    / İsmet Özel /