• Sabah her şey iyiydi ya neden şimdi boğuluyormuş gibi hissediyorum. Canım çok acıyor.
  • - Böyle bir şaheser hakkında ne inceleme ne de yorumda bulunmak haddime bile değil ama içimden geçenleri belirtmek istedim..

    Nihat: "Ne istediğini bilsen canın sıkılmaz!" dedi.
    Ömer, yalvarır gibi cevap verdi: "Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım..."
    Nihat güldü: "Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır..

    - İçimizdeki Şeytan'ı nasıl incelemeye başlar ki insan? Yazarın bu kalemi, büyüleyici kelimeleri ve duygular arasında geçişindeki pürüzsüzlüğü karşısında çok fazla kelime var söyleyebileceğim ama resmen hepsi içimde gelgit oluşturuyor. Hangisini seçeceğim konusunda kararsızlıklar yaşıyorum. Sanırım şu ana kadarki en zor incelemem bu olacak.

    - Ömer, Macide, Emine Teyze, Galip Amca, Semiha, Bedri, Nihat ve diğerleri..
    Bu karakterleri yazar kitabın içinden alıp bizim mahallemize yerleştirmemiş bence, her okuduğumuz karakteri özümseyeceğimiz kelimelerle bizim içlerimize yerleştirmiş..
    Her karakterde içimizdeki şeytana ait izlere rastlıyoruz o yüzden aslında her karakter biraz da bizi anlatıyor diyebilirim.

    - Ömer.. Seni ilk tanıdığım andan itibaren içindekilerin çok farklı olduğunu hissetmiştim. Vapurda Nihat'a ''Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını yaşıyorum.'' dediğin andan ve sonrasından itibaren izah etmeye çalıştığın o duygu yoğunluğundan başlayarak en son sayfaya kadar hep senin yanındaydım. Daha güzel şeyleri nasıl yaşayabilirdin diye merak ediyorum ama bunun imkanı olmadığını ikimiz de bu kitabı okuyan herkeste gayet iyi biliyordu. Seni düşününce aklıma gelen ilk şey Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar kitabındaki ''Hikmet Benol'' karakteri oldu. Hisleriniz, kafanızın içindeki cümleler, hareketlerin.. Hepsi ama hepsi neredeyse onunla benzer. Kesinlikle bir kan bağınız olmalı. O da yoksa can bağınız var ve hislerinizle birbirinize bağlı olduğunuza eminim diyebilirim..

    - Macide.. O kadar saf ve temiz duygular içinde hiç beklemediği anda vuruluyor. Öyle kelime salvoları var ki vurulmazsa ayıp olurdu zaten. Öyle güzel cümlelerin ve duyguların var ki, insanların hayatı yaşadığı duygular kadar güzel olsa diye düşünüyoruz ama olmuyor maalesef. Öyle kırılma noktaları oluyor ki insan kendinden de, ne kadar büyük olursa olsun duygularından da vazgeçebiliyor. Bu sanki kaderin bize kurduğu bir paradoks gibi. Mektubunda anlattıkları eminim hepimizin içine dokunan ve kabullenemediğimiz, hayatımızı esir eden gerçeklerle dolu.

    - Bedri.. Tekrar karşılaşmak istediğim karakter.. Şaşırmadım doğrusu. Yazarın duygularını en belirgin şekilde hissettiğim karakter sendin. Patlamalarında çok şey gizli. Çok şey biriktirmiş ve bunların açığa çıkmasını dört gözle bekledim. Ne kadar berrak bir şekilde anlatıyordun içimize dokunacak şeyleri. En etkileyici şeylerdi belki senin kelimelerin. Az ama öz.

    - Bahsetmek istediğim temel karakterler bunlar, diğerleri hakkında da söylenecek çok şey var ama onları ve kitap hakkındaki düşüncelerimi şimdi genel olarak anlatmak istiyorum.

    - Bu kitabı okumaya başladığımda başta duygusal şeylerin anlatıldığı, aşık genç, mahallenin güzel kızı gibi şeylerden bahsetmeye devam edip sonunun da duygusal bir birleşmeyle ve mutlulukla sonlanacağı izlenimine kapılıyorsunuz. Kapılmayın. Savrulacaksınız çünkü. Duygu denizi sizi içine alıp sağa sola savuracak. Duygular ön planda. Karşılıklı olarak veya sadece akıldan geçen düşsel duygular..Duygusal ve derin psikolojik tahlilleri ile ''Stefan Zweig'' i anımsattı bana yazar. O anın duygusunu harika bir şekilde içimize işletecek kelimeleri seçmek için özenli bir çalışma halinde olması gerekli(diye düşündüm). Söz konusu Sabahattin Ali olunca hiçte şaşılacak bir şey değil ama..

    - Kitabın içinde birden fazla kitap gizli ve hepsini okumuş gibiydim resmen. İnsanın içindeki şeytanın başına ne gibi belalar açabileceği(bütün karakterler açısından), nasıl bizi uçurumların kenarına getirip, itip itmemek konusunda kararsız kalıp hislerimizin bizimle dalga geçtiği, avucuna alıp oynattığı bir kitap oldu. En aydınından en cahiline, en fakirinden en zenginine nasıl içimizdeki insafın da(bizi kötülüğe sürüklediği) kötülüğün de belirli şartlar oluştuğunda açığa çıkabileceğini gördük. Benim kitap hakkındaki görüşüm ''Aslında hepimiz içimizde bir şeytanla yaşıyoruz ve ortaya çıkarmak için uygun anı bekliyoruz...''

    - Fark ettiğim bir şey daha, bu kitapta aslında yazarın hayatının da çok büyük kesitleri var. Yaşadığı dönemdeki kendi sıkıntılarını esere, karakterlerin diliyle anlatmış. Çok ince bir dil kullanarak. Bedri'nin söyledikleri aslında hem okul müdürü hem de o anki yaşadıklarını açıklıyordu bizlere. Müdüre söyleyemediği şeylerin çoğu ve o an içinde tuttukları, sonradan söylediği her şey yazarın kendi sitemiydi aslında. ''Öyle sayfalar okuyorsunuz ki bir cümle gibi geliyor, ve öyle cümleler var ki, sayfalarca yazılsa anlatılamayacak gibi...''

    - Kitabın bana göre en can alıcı cümleleri ve anlatmak istediklerinin özeti..

    ''Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz. "

    - Sabredip okuyanlara teşekkür ederim.

    Bonus: https://i.hizliresim.com/mMqM3Y.jpg

    - Bu kitabı okumama vesile olan arkadaş grubuna çok teşekkür ederim. Onlar öyle güzel insanlar ki, birbirlerini sevmelerine ve sıcaklıklarını hissettirmelerine ne mesafeler ne zaman ne de başka şeyler engel olabiliyor. Hepsi birer karınca gibi resmen. Kendilerinden çok daha fazlasına gücü yeten ve bir araya geldiklerinde koloni oluşturacak kadar güçlü ve birbirine sımsıkı bağlı bir arkadaş grubu. Gülüşündeki samimiyet, duygusal derinlik, kararsızlık ve yaşadıkları zorluklar, birbirlerine umut oluşları ve ellerinin, yüreklerinin kenetlenip birbirini hiç bırakmayışları resmen bana bu dünyada hala güzel şeylerin barındığına ve yeşereceğine dair umut veriyor. Beni de aranıza katıp bu güzel kitabı okumamı sağladığınız için hepinize tek tek teşekkür ederim.
  • Bütün ömrümün özeti şu üç sözden fazla değil:Hamdım,piştim,yandım.
  • Ömrümün özeti sadece şu üç kelimedir.”

    “Hamdım, Piştim, Yandım.”
  • Bir farsça şarkı vardı. Mohsen namjoo'nun. Şöyle bir söz geçer orada;

    Bir ömür daha lazım ölümümüzden sonra
    Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik.

    25 yıllık ömrümün kısacık özeti.
  • Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

    Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sını ikinci okuyuşum. İlk okumam sonrası yazdığımdan daha detaylı ve toplu bir incelemeyi hakkettiğini düşündüğümden dolayı incelememi yineliyorum. Bundan sonra kitabı tekrar okur muyum? Bence mutlaka belirli bir süre sonra, tekrar okuma ihtiyacı duyuyacağım ve kitabı elime alacağım.

    İncelemeye geri dönecek olursam, ilk olarak kitabın nasıl yazdığı ve ilk kez nasıl yayınlandığı hakkında ufak bir bilgilendirme yapmak istiyorum.

    Öncelikle Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’sını askerlik yaptığı sırada ve bir kolu çatlak iken yazmış. Yazarken kolunun acısını dindirmek için kolunu sık sık sıcak suyu soktuğu söyleniyor. Yani, kitap oldukça zor şart altında yazılmış, belki de bu kadar güzel olmasına sebeptir.

    Kitap yayını ise 1940 yılında Hakikat gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlanmış. Üç yılı sonra, yani 1943 yılında Remzi Kitabevi tarafından ilk baskısı gerçekleşmiş.

    Kitabın kısa özeti, konusu, dili ve anlatımı konusunda o kadar çok değerlendirme var ki tekrar tekrar belirtmeye gerek olup olmadığına emin olamıyorum. Ama çok fazla uzun tutmadan, kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağım.

    İlk olarak kitaptan bir alıntı ile Kürk Mantolu Madonna hakkındaki genel düşüncemi sunmak istiyorum.

    ”Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu farkedince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım. ” ( sayfa 86 )

    Artık genel incelmeye başlayabilirim. Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı muazzam bir derinliğe, etkileyiciliğe ve kurguya sahip bir hikaye. Hikaye iki ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölümde, Rasim’in şans eseri bulduğu işte tanıştığı Raif Efendi’nin içindeki gizemi bulmaya çalışması anlatılıyor. Diğer bölümde ise bambaşka bir karakter ile karşımıza çıkan Raif Efendi ve Maria Puder’in naif aşkı anlatılyor. Kitabın asıl ilgi çekici kısmı ise tabiki babasının iş öğrensin diye Almanya gönderdiği ve gördüğü tablodaki kıza aşık olan Raif Efendi ile deli dolu bir karaktere sahip Maria Puder’in hikayesi.

    Sabahattin Ali’nin kitaplarında, bu kitapta da olduğu gibi ruhsal acı duygusu hakim. Kitapların yazıldığı dönem ve yazarın çektikleri buna sebep olmuş olabilir. Ancak, Sabahattin Ali’yi bu kadar başarılı kılan da bence budur. Bazen çektiğimiz acılar bizi öyle bir kişiliğe büründürür, öyle geliştirir ki kendimizi tanıyamayacak hale geliriz. Sabattin Ali’de böyle mi olmuştur, açıkçası bende bu hep soru işareti olarak kalacak.

    Kitabının dili ise biraz ağır, eski Türkçe kelimelerin olması kitabın dilini biraz ağır kılıyor. Ama öyle bir etkileyici ve derin anlatıma sahip ki kitap okurken sayfalar akıp gidiyor. Sonuna geldiğinizde ise üzülüyorsunuz. Kitabı ikinci kez okumama rağmen aynı acıyı tekrar tattım.

    Neyse çok fazla uzatmadan hala bu şaheseri okumadıysanız, mutlaka en kısa sürede alıp okumanızı öneririm. Şimdiden iyi okumalar.
  • Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir:
    Hamdım,piştim,yandım.
    Mevlana